Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
MEHMET ALPER ERDEM (2021/60413)
- Kötü muamele yasağı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin sevk edildiği hastanede ellerindeki kelepçe çıkarılmaksızın diş operasyonu yapılması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kötü muamele yasağı | İnfaz kurumunda güç kullanımı | İhlal | Yeniden soruşturma, Manevi tazminat |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
MEHMET ALPER ERDEM BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/60413) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Mustafa Erdem ATLIHAN |
|
Başvurucu |
: |
Mehmet Alper ERDEM |
|
Vekili |
: |
Av. Dudu ERTUNÇ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin sevk edildiği hastanede ellerindeki kelepçe çıkarılmaksızın diş operasyonu yapılması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması suçu nedeniyle mahkûm edilmiş olup olay tarihi itibarıyla hükümlü sıfatıyla İskenderun T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmaktadır.
3. Başvurucu 28/2/2019 tarihli dilekçeyle 24/1/2019 ve 21/2/2019 tarihlerinde Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesinde geçirdiği ameliyatların ellerindeki kelepçeler çıkarılmaksızın, başında ve açık olan oda kapısının önünde birer jandarma görevlisi olmak üzere gerçekleştirildiğini, bu durumun insan onuruna aykırı olduğunu belirterek elleri kelepçeliyken ameliyat olmasına sebep olan kamu görevlilerini şikâyet etmiştir. İnfaz hâkimliğine hitaben yazdığı bu dilekçenin İnfaz Kurumunca gönderildiği İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 1/4/2019 tarihinde yetkisiz olduğuna karar vermiş ve şikâyete ilişkin soruşturma işlemleri Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yerine getirilmiştir.
4. Başsavcılıkça gerçekleştirilen soruşturma kapsamında kolluğa yazılan yazılarla başvurucunun ameliyatını yapan sağlık görevlilerinin tespit edilerek bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerinin alınmasının istenmesiyle yetinildiği görülmüştür. Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığının soruşturma kapsamında dosyaya kazandırılan 16/5/2019 tarihli yazısında; başvurucuya doktor öğretim üyesi M.B. ve araştırma görevlisi B.Ç. tarafından diş implant uygulaması yapıldığı, uygulamanın hastanın bilinci açık olarak ve lokal anesteziyle gerçekleştirildiği, diş implant uygulamaları esnasında görevli personel ve hasta yakınlarının hastanın yanına gelebildikleri, asepsi (bakteri, virüs, mantar, parazit gibi hastalık yapıcı maddelerin bulunmaması veya bu maddelerle temas edilmemesi durumuna verilen ad) ilkelerine uyulduğu sürece bunun tıbbi açıdan bir sorun olmayacağı, bu nedenle işlemler sırasında ameliyathanede asker bulunmasının sorun oluşturmayacağı, başvurucunun işlem sırasında görevli askerlerden dışarı çıkmalarını talep edip etmediğinin bilinmediği, işlem yapılan odanın kapısının ise görevli personel ile iletişim kurulabilmesi amacıyla her zaman açık tutulduğu, yapılan işlem ağız bölgesinde olduğundan hastanın kelepçeli olmasının tedaviyi etkilemeyeceği, kelepçelerin çıkarılmasının görevli askerin sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir.
5. Başvurucuya implant tedavisi uygulayan doktor öğretim üyesi M.B. ve araştırma görevlisi B.Ç. kollukta verdikleri ifadelerde iki implant öncesi hazırlık aşamasında işlem yapıldığını, lokal anestezi uygulayarak gerçekleştirdikleri bu işlemler sırasında başvurucunun ellerinin önden kelepçeli olduğunu ancak bu durumun ne yaptıkları işlemi ne de hastanın sağlığını olumsuz etkilediğini, güvenlik güçlerince başvurucuya kelepçe takılmasının onların inisiyatifinde olmadığını, odadaki güvenlik personelinin hastanın hemen yanında olmayıp hijyen ortamı sağlanarak görevlilerin refakatinde işlemlerin yapıldığını beyan etmiştir.
6. Başsavcılık 5/8/2019 tarihinde meçhul şüphelilerin kanundan doğan görevlerini ifa ettikleri, bu sebeple görevi kötüye kullanma suçunun oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
7. Başvurucunun kelepçeleri çıkarılmaksızın tedavisinin yapılması nedeniyle şikâyetini dile getirdikten sonraki tarihte iki defa daha aynı şekilde işlem yapıldığı ve sonraki iki olay nedeniyle yaptığı ikinci şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma sonucunda da kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini öğrendiği, bu operasyonlardan birinde kolundan kan almaya çalışan bir hemşirenin kelepçe nedeniyle zorlandığı, kendisinin canının yandığı, uygulanan muamele nedeniyle utanç duyduğu ve stres yaşadığını belirterek anılan karara yaptığı itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 29/7/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. İtirazın reddi kararı başvurucuya 22/11/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 8/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
10. Başvurucu; dişindeki rahatsızlık nedeniyle yapılan operasyonlar sırasında talep etmesine rağmen ellerindeki kelepçelerin çıkarılmaması, işlemlerin yapıldığı sırada odanın içinde ve açık olan kapısında kolluk görevlilerinin bulunması nedeniyle insanlık onurunun kırıldığını, kendisini kelepçeli şekilde tedaviye zorlayan, buna hoşgörü gösteren kamu görevlileri hakkında yaptığı şikâyet üzerine başlatılan soruşturmanın ise etkili şekilde yürütülmediğini belirterek kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, konuya ilişkin süreç ve insan hakları yargısı içtihadı sunularak adli makamların tespitinden ve ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir nedenin olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiştir.
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
14. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (Turan Günana [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).
15. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi için kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlara başvurulması, makul ölçüde gerekli olanın ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermemesi durumunda genellikle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmaz. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmez. Bununla birlikte kelepçe gibi hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı, somut olayın koşulları nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi aranan asgari ağırlık derecesine ulaşabilir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede tutulanın mahkûm olduğu suçun ağırlığı, adli sicil kaydı ve şiddet geçmişi ile tutumu; muamelenin kamusal niteliği, süresi ve tutulanın fizik sağlığı ile ruh sağlığı üzerindeki etkileri gibi hususlar dikkate alınabilir. Muayene sırasında hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı konusunda yapılacak değerlendirmede muayenenin kapsam ve mahiyeti de gözetilebilir (Leyla Akyıldız [GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025, §§ 58, 59).
16. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
17. Somut olayda başvurucu, elleri kelepçeli olarak tedavisinin yapılmasının insanlık onuruna aykırı olduğundan şikâyet etmiştir. Başvurucu 28/2/2019 tarihli dilekçesinde de bu durumdan yakınmış, Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına itiraz dilekçesinde geçirdiği operasyonlardan birinde kolundan kan almaya çalışan bir hemşirenin kelepçe nedeniyle zorlandığını ve bu sırada canının yandığını (bkz. § 7) ileri sürmüşse de bireysel başvuruda bu iddiasını yinelememiş; uygulamanın ortaya çıkardığı herhangi bir fiziksel sonuç ya da acıdan bahsetmemiştir. Başsavcılık, implant tedavisini gerçekleştiren sağlık çalışanlarının bilgisine başvurmuş ve işlemlerin yapıldığı hastaneden konuya ilişkin bilgi toplayarak kelepçe kullanılmasının yasal olarak mümkün olduğu ve kolluk görevlilerine atfedilebilecek kusur bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
18. Başsavcılık, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı araçların kullanılması" başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar; a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için, b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle, c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle kullanılabilir." düzenlemesini gözönünde bulundurmadan kelepçe kullanılmasının yasal olarak mümkün olduğu gerekçesiyle sonuca gitmiştir. Başsavcılığın bu yaklaşımı, olayla ilgili olarak görevli jandarma personeli tarafından düzenlenen bir tutanak bulunup bulunmadığı, olay anında herhangi bir güvenlik zafiyeti oluşup oluşmadığı, başvurucunun kaçmaya çalışması, kendisine veya başkasına zarar verme tehlikesi gibi bir durumun yaşanıp yaşanmadığı hususlarının belirlenerek başvurucunun kelepçenin çözülmesi talebinin reddedilmesine gerekçe olarak bireyselleştirilmiş güvenlik riskinin somut olgularla ortaya konmasını ve tehlikelilik değerlendirmesi yapılmasını olanak dışında bırakmıştır. Kaldı ki incelenen olayda güvenlik riski oluşması hâlinde bu riskin bertaraf edilebilmesi için farklı seçenekler bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi şarttır. İmplant işleminin yapıldığı bölümün fiziksel koşulları (bulunulan kat, pencere olup olmadığı gibi özellikler) bilinemediğinden jandarma görevlilerinin olay yerinde farklı yol ve yöntemler belirleyerek güvenlik önlemi almasının mümkün olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
19. Bunun yanında Başsavcılık, implant tedavisinin yapıldığı hastanenin ilgili birimince yazılan cevabi yazı ile uygulamayı gerçekleştiren sağlık çalışanlarının bilgi sahibi sıfatıyla verdiği hastanın kelepçeli olmasının tedaviyi etkilemeyeceği bilgisi ile yetinerek sonuca gitmişse de güvenlik risklerinin belirlenmesinde hekimin herhangi bir ehliyeti ya da görevi olmadığı gibi kolluk görevlilerinin de kelepçe kullanılmasının muayene ve tedavi imkânını ortadan kaldırıp kaldırmayacağını değerlendirmede bir görevi yoktur.
20. Hükümlüler kural olarak kelepçe takılmaksızın muayene ve tedavi edilmelidir. Haklı bir neden olmaksızın muayene ya da tedavinin kelepçeli şekilde yapılması kötü muamele olarak nitelendirilebilir. Başvuru konusu olayda muayene ya da tedavinin kelepçeli şekilde yapılması için haklı bir sebebin ve başvurucunun kelepçeli şekilde tedaviye zorlanmasını gerektirecek somut bir güvenlik kaygısının bulunup bulunmadığı belirlenememektedir. Yürütülen soruşturmada ilgili jandarma görevlilerinin ifadesi alınmamış ve yukarıda da ifade edildiği üzere yasal mevzuat muayene sırasında kelepçe takılmamasını öngördüğü hâlde Başsavcılık ilgililerin yasal görevlerini ifa ettikleri sonucuna varmıştır. Buna göre başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek özende ve yeterli bir soruşturma yürütüldüğü söylenemeyecektir.
21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
22. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilk elden Anayasa Mahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu nedenle anılan iddia hakkında bu aşamada inceleme yapılamamıştır.
III. GİDERİM
23. Başvurucu; ihlalin tespiti ile 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
25. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
26. Başvurucuya manevi zararları karşılığında talebine bağlı kalınarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2019/5600) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, MEHMET ALPER ERDEM, B. No: 2021/60413, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 239–244
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.