İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ZANA MAZAK (2021/58125)

  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, ceza infaz kurumunda gerçekleştirildiği iddia edilen detaylı arama üzerine yapılan şikâyet dolayısıyla yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kötü muamele yasağıÇıplak/detaylı aramaSüre Aşımı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ZANA MAZAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/58125)

 

Karar Tarihi: 18/6/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Zana MAZAK

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda gerçekleştirildiği iddia edilen detaylı arama üzerine yapılan şikâyet dolayısıyla yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu 18/12/1998 tarihinden bu yana ceza infaz kurumunda tutulmakta olup devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Başvurucu, güvenlik ve asayiş nedeniyle Şanlıurfa 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan nakledilerek 15/7/2020 tarihi itibarıyla Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) götürülmüştür. Hâlihazırda anılan Kurumda hükümlü olarak barındırılmaktadır.

3. Başvurucu, ceza infaz kurumuna giriş sırasında kendisine yönelik tutum ve davranışlara ilişkin birtakım iddialarda bulunmuştur. Başvuru formundaki açıklamalara göre yaklaşık 20 saat süren yolculuğun ardından Kuruma kabul işlemleri yapıldığını, kabul işlemlerinden sonra arama yapılacağının söylendiğini belirtmiştir. Saat 03.00 sıralarında kamera olmayan bir odaya alındığını, burada üç infaz koruma memuru tarafından elbiselerini çıkarması ve çıplak kalması konusunda uyarıldığını, bunun üzerine görevlilere başka bir ceza infaz kurumundan getirildiğini, hem fiziki hem cihazla arama yapılabileceğini, çıplak aramanın şüphe üzerine kurum müdürü ile doktor nezaretinde tutanak düzenlenerek gerçekleştirilebileceğini ifade etmiştir. Devamında görevlilerin bağırarak soyunması için dayattıklarını, kendisinin ise ilgili prosedür uygulanmadan soyunmayacağını söylemesi üzerine odanın kapısını kapattıklarını, üç dakika sonra aynı memurların gelerek yine soyunması gerektiğini söylediğini, soyunmaması üzerine üç infaz koruma memurunun üzerindeki elbiselerini sadece külodu kalacak şekilde çıkardığını, odada kamera olmadığını ancak odanın dışındaki kameraların açılarından odaya kapatılmasının, personelin ayrılıp tekrar gelmesinin, elbiselerinin bir sepet içinde odadan çıkarılıp yeniden getirilmesinin tespit edilebileceğini açıklamıştır. Başvurucu, hiçbir yasal gerekçe olmadan çıplak bırakılmasının aşağılama, küçük düşürücü ve rencide edici olduğunu, aşağılamak ve rencide etmek için zorla soyup çıplak bırakan üç memurdan şikâyetçi olduğunu Kurum aracılığıyla Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderdiği 20/7/2020 tarihli dilekçede beyan etmiştir.

4. Kurum müdürü, üst yazıyla başvurucunun dilekçesini sunarken Başsavcılığa hitaben birtakım açıklamalar yapmıştır. Bu kapsamda ilgili mevzuat hükümlerine aynen yer verdikten sonra mevzuat hükümlerinden aramaların her zaman ve gerektiğinde dış güvenlik görevlileri, kolluk kuvvetleri ve diğer kamu görevlileri ile ortaklaşa yapılabileceğini, aramayı kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirlerin alındığını belirtmiştir. Başvurucunun çıplak olarak arandığı, rencide edildiği ve benzeri keyfî uygulamalara maruz bırakıldığı yönündeki iddialarının gerçek dışı ve asılsız olduğunu, yapılan uygulamalarda insan onurunun ve saygının esas alındığını ifade etmiş; ayrıca ilgili kamu görevlileri hakkında görevini tam olarak yapması nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmadığı bilgisini vermiştir.   

5. Başsavcılık 12/8/2020 tarihinde görevi kötüye kullanma suçu bağlamında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş; kararda, üst yazıdaki bilgilere ve mevzuattaki düzenlemelere yer verdikten sonra olaya ilişkin açıklamalar yapmıştır. Bu kapsamda ceza infaz kurumunda başvurucu ile ilgili yürütülen iş ve işlemlerin kanun, tüzük ve mevzuat dâhilinde yürütüldüğüne, başvurucunun soyut iddiaları dışında Kurum görevlilerinin gereğini yapmakta ihmal ya da gecikme gösterdiğine veya kasten görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettiklerine dair kamu davası açmayı gerektirecek somut, tarafsız ve yeterli şüpheli oluşturan herhangi bir delilin dosyada mevcut olmadığına, kamu görevlilerine yüklenebilecek cezai yaptırım gerektiren atfı kabil kusur bulunmadığına, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların gerçeği yansıtmadığına, atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığına dayanmıştır. İtiraz yolu açık olmak üzere verdiği kararda kararın bir örneğinin başvurucuya tebliğ edilmesine de yer vermiştir.

6. Başvurucu 20/7/2020 tarihli suç duyurusuna ilişkin dilekçenin akıbetini Başsavcılıktan 26/7/2021 tarihinde verdiği dilekçe aracılığıyla öğrenmek istemiştir. Söz konusu dilekçe sonrasında başvurucunun Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı öğrendiği anlaşılmış ancak tebligatın yapılıp yapılmadığı bilgisine ulaşılamamıştır.

7. Başvurucu, yasal süresi içinde 3/8/2021 tarihinde itiraz yoluna başvurmuş; Cumhuriyet savcısının olay yeri incelemesi yapmadan, olay saatine dair kamera kayıtlarını incelemeden, olaya şahit kişiler ile muhatap personelin ifadesini almadan, şikâyet edilen kurumun resmî yazısını esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesinden yakınmıştır. Ayrıca ceza infaz kurumundaki üç personelin zorla, bağırıp çağırarak kendisini soyduğunu, görevlilerin bir iki dakika odada kalıp çıktığını, ikinci gelişlerinde eldiven ve koronavirüs tulumu giydiğini ve kapıyı kapattığını ileri sürmüştür. Son olarak makul, insani ve yasal aramaya karşı olmadığını, bugüne kadar hakkında bu yönde bir suçlama bulunmadığını, 27 yıldır ceza infaz kurumunda olduğunu, insanlık dışı, onur kırıcı, yasa dışı şekilde çıplak aramaya maruz kaldığını iddia etmiştir.

8. Başvurucunun itirazı Bolu Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 16/8/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Kararın bir suretinin başvurucuya Başsavcılıkça tebliğine dair karar da verilmiştir.

9. Başsavcılık 19/8/2021 tarihli üst yazıyla Bolu Sulh Ceza Hâkimliği kararının başvurucuya tebliğ edilmesini, tebliğ tebellüğ belgesinin Başsavcılığa gönderilmesini istemiştir.

10. Kurum tarafından düzenlenen 27/8/2021 tarihli tebliğ tebellüğ belgesi Başsavcılığa aynı gün üst yazıyla gönderilmiştir. Tebliğ tebellüğ belgesinde başvurucunun isminin yer aldığı kısmın altına "İmzadan imtina etmiştir." şeklinde bir kaşe vurulduğu, sadece tebliğ eden bir kurum personelinin sicil numarası ile imzasının yer aldığı görülmüştür. "İmzadan imtina etti ise sebebi" kısmı ise boş bırakılmıştır.

11. Öte yandan başvurucunun tetkik ve tedavisi için Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğine 26/8/2021 tarihinde sevk edilmesine karar verilmiştir. Başvurucunun 27/8/2021 tarihinde odası değiştirilmiş, 1/9/2021 tarihinde yine odası değiştirilmiş ancak 9/9/2021 tarihli kararla odası değiştirilmeden önceki yerde barındırılmaya başlamıştır. Bolu İnfaz Hâkimliğinin 3/9/2021 tarihli ve 7/9/2021 tarihli kararlarının başvurucuya tebliğ edilmesi için 9/9/2021 tarihinde düzenlenen tebliğ tebellüğ belgeleri için "İmzadan imtina etmiştir." şeklinde aynı personel tarafından belgeye kaşe vurulduğu görülmüştür.

12. Başvurucu, Başsavcılıkça yürütülen soruşturma ve karar numaralarını dilekçesinde belirterek tarafına bilgilendirme yapılmadığını beyan etmiş, Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinden itiraz başvurusunun akıbetini 8/11/2021 tarihinde dilekçe yardımıyla öğrenmek istemiştir. Başvurucu, aynı tarihli başka bir dilekçesinde de Bolu İnfaz Hâkimliği kararlarına ilişkin olarak Bolu Ağır Ceza Mahkemesinden benzer istemde bulunmuştur.

13. Bolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği, Kurum ile doğrudan yazışma yaparak kararın bir örneğinin tebliğ edilmesini 9/11/2021 tarihinde Kurumdan istemiştir. Düzenlenen tebliğ tebellüğ belgesine göre bu sefer Kurumun başka bir personeli 11/11/2021 tarihinde kararı başvurucuya tebliğ etmiş, başvurucu belgeyi imzalamıştır.

14. Başvurucu, nihai kararı 2021 yılının Kasım ayının ikinci haftasında tebliğ yolu ile öğrendiğini belirterek 30/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Anayasa Mahkemesi tarafından Kurumdan istenen bilgi ve belgelere göre başvurucunun   27/8/2021 tarihinde Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğine tedavi ve muayene amacıyla sevki yapılmış, aynı gün Kuruma dönmüştür. Başvurucunun İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 27/8/2021 tarihli kararına istinaden salgın tedbirleri kapsamında hastane dönüşü karantina altına alınması gerektiğinden B1.4-45 No.lu odadan alınarak B1.1-38 No.lu odaya yerleştirilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, bu odada 27/8/2021-1/9/2021 tarihleri arasında barındırılmıştır.

16. Komisyon, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

17. Başvurucu; bir ceza infaz kurumundan nakledildiğini, nakilden önce ceza infaz kurumunda arandığını, getirildiği ceza infaz kurumunda çıplak aranmasını gerektirecek bir durumun olmadığını ileri sürmüştür. Kamera kayıtlarına bakılmamasından, tanıkların dinlenilmemesinden şikâyet etmiş; ayrıca etnik kimliği ve ideolojik düşüncelerinden ötürü insan onuruna aykırı şekilde çıplak aramaya maruz kaldığını, tebligat işlemlerinin zamanında yapılmadığını, suçluların korunduğunu iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri hatırlatılmış, kötü muamele yasağına ilişkin genel ilkeler açıklandıktan sonra uygulamanın kuruma kabul edilen her tutuklu ve hükümlüye yapılan genel bir uygulama değil istisnai bir uygulama olduğu belirtilmiştir. İlgili kurumlardan temin edilen bilgi ve belgeler yazının ekinde sunulmuştur. Bu kapsamda temin edilen belgelere göre söz konusu arama sırasında başvurucuya detaylı arama yapılmadığı belirtilmiş; karantina döneminde de tebligat işlemlerinin yapıldığı, söz konusu kararın başvurucuya 27/8/2021 tarihinde tebliğ edildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlığın karantina odasında kaldığını doğruladığını, gerçeğe aykırı şekilde düzenlenen, imzadan imtina ettiği tutanak için bir açıklamada bulunmadığını, hukuka aykırı şekilde kendisine müdahale edildiğini ifade etmiştir.

18. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Yasin Yaman [1. B.], B. No: 2012/1075, 12/2/2013, §§ 18, 19). Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınmalıdır (Taner Kurban [2. B.], B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).

20. Bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliği, öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu [2. B.], B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir. Başvurucunun nihai kararın gerekçesini dava dosyasını incelemek suretiyle öğrenmesi mümkündür. Bu doğrultuda dosyadan suret alınması gibi hâllerde başvurucunun gerekçeli kararı öğrendiği kabul edilebilir. Başvurucuların nihai kararın gerekçesini öğrendiklerini beyan ettikleri tarih de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İlyas Türedi [1. B.], B. No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21, 22).

21. Olaydaki ilk uyuşmazlık, başvurucunun nihai kararın gerekçesini ilk olarak ne zaman öğrendiğine ilişkindir. Başvurucunun tebliğ dışında e-Devlet Kapısı uygulaması aracılığıyla internet üzerinden nihai kararı öğrendiği hususu tespit edilmemiştir. Başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulması dikkate alınarak nihai kararı en azından tebligat işlemleri aracılığıyla öğrendiğini kabul etmek gerekir.

22. Başvurucu 27/8/2021 tarihinde Bolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararının tebliğ edilmediğini, sürecin takipçisi olması üzerine nihai kararı 2021 yılının Kasım ayının ikinci haftasında tebliğle öğrendiğini ifade etmiştir. Kurum tarafından sunulan görüşte ise başvurucunun hastaneye getirilmesinden sonra karantina odasına alındığı, karantina döneminde de tebligat işlemlerinin yapıldığı, nihai kararın 27/8/2021 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmiştir.

23. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 19. maddesindeki düzenlemeye göre hükümlülere ait tebliğlerin yapılması, bulunduğu müessese müdür veya memuru tarafından temin edilmesini gerektirmektedir. Yukarıda değinildiği üzere Başsavcılık 19/8/2021 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden gönderdiği yazıda Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinin kararının başvurucuya tebliğ edilmesini istemektedir. UYAP evrak işlem kütüğüne bakıldığında da söz konusu yazı üzerine Bolu Sulh Ceza Hâkimliği kararının bir Kurum personeli tarafından 20/8/2021 tarihinde çıktısının alındığı, diğer bir deyişle nihai kararın yazdırıldığı görülmüştür.

24. Daha önce bahsedildiği üzere Kurum tarafından gönderilen yazı içeriğinde karantina döneminde de tebligat işlemlerinin yapıldığı bilgisi verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun hastane dönüşü karantina odasına alınması, tebliğ işlemlerinin yapılmasının önünde fiilî bir engel oluşturmamıştır. Bu durumda tartışılması gereken husus, gerçekten de başvurucunun nihai kararın tebliğ edilmesi için imzadan imtina edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Başvurucunun imzadan imtina ettiğinin kabul edilmesi hâlinde başvurucu, bunun sonuçlarına katlanmalıdır. Nitekim bireysel başvuru usulünde öğrenme tarihi dikkate alındığından tebliğ işlemi usulsüz bile olsa nihai kararın öğrenildiği ya da nihai karara erişilebildiği sonucuna varılabilir.

25. Başvurucunun imzadan imtina ettiği tek memur imzasıyla tespit edilmiştir. Mevzuatta memur vasıtasıyla tebliğin yapılabileceği kabul edildiğine göre imzadan imtina edilip edilmediği hususunda başka memurlarla ayrı bir tutanak düzenlenmesi zorunluluğu yoktur. Eldeki olayda ileri sürülen husus, ceza infaz kurumu çalışanlarının Kuruma giriş sırasında kötü muamelede bulunduğu iddiasına ilişkindir. Bu durumda incelenen olay bağlamında ve geniş anlamda düşünülecek olunursa Kurum çalışanları ile başvurucu arasında bir menfaat çatışması söz konusudur. Nitekim başvurucu, detaylı arandığını iddia ederken Kurum müdürü bu iddianın asılsız olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla başvuru konusu olayın şartları dikkate alınarak başka hususlara bakılmasında fayda vardır.

26. Başvurucu başvuru formunda takipçisi olduğu belgeyi imzalayacağını, imzalamaması için bir neden olmadığını beyan etmiştir. Bu durumda başvurucunun tebliğden imtina ettiğinin kabul edildiği tarihten sonraki tutum ve davranışlarına bakılabilir. Başvurucunun ceza infaz kurumu dosyasına UYAP üzerinden bakıldığında 27/8/2021 tarihinden 2021 yılının sonuna kadarki süre incelenmiştir. Buna göre başvuruya konu olan imzalamaktan imtina ettiği tebliğ tebellüğ belgesi dışında farklı tarihlerde yedi ayrı karar için düzenlenen tebliğ tebellüğ belgelerini de başvurucunun imzalamaktan imtina ettiğine dair aynı şekilde tespitler yapılmıştır hatta Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin bir kararının tebliğ edilmesi sırasında başvurucunun 19/11/2021 tarihinde kâğıda imza atarken kurumun iyi hâl değerlendirme sistemine ilişkin 19/11/2021 tarihli başka bir yazısına ise aynı tarihte imza atmadığı, aralarında başvurucunun da olduğu üç hükümlünün Başsavcılığın 4/11/2021 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını imzalamaktan imtina ettiği, dolayısıyla 27/8/2021 tarihinden 31/12/2021 tarihinin sonuna kadar yapılan incelemede başvurucunun bazı tebliğ tebellüğ belgelerini imzalamadığı ve imzalamaktan imtina ettiği, bazılarını ise imzaladığı görülmüştür. Bu hâlde başvurucunun imzadan imtina ettiği başka durumların da olduğu anlaşılmıştır. Karantina döneminde tebligat işlemlerine devam edildiği bilgisi de dikkate alındığında Kurum tarafından yapılmak istenen tebliğ işlemi esnasında başvurucunun imza atmaktan imtina ettiği olgusunu kaldıracak veya aksini düşündürecek başka bir hususun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/6/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Somut olayda, bireysel başvuruya konu nihai kararın başvurucuya ceza infaz kurumunda görevli bir infaz ve koruma memuru tarafından tebliğ edilmeye çalışıldığı, düzenlenen tebliğ tutanağında başvurucunun tebellüğden ve imzadan imtina ettiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, söz konusu tebligatı gerçekleştiren memurun başvurucunun daha önce kötü muamelede bulunduğu iddiasıyla Cumhuriyet başsavcılığına şikâyet ettiği kişi olduğu görülmektedir. Bu itibarla başvurucu ile tebligatı gerçekleştiren görevli arasında devam eden bir uyuşmazlığın ve menfaat çatışmasının bulunduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

2. Tebligat işlemlerinin, ilgililerin hak kaybına uğramasını önleyecek şekilde güvenilir ve denetlenebilir usullerle gerçekleştirilmesi hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma güvencelerinin bir gereğidir. Özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin dış dünya ile iletişimlerinin büyük ölçüde kurum personeli aracılığıyla sağlandığı dikkate alındığında, tebligat işlemlerinin tarafsızlığı konusunda ortaya çıkabilecek makul şüphelerin giderilmesi ayrıca önem taşımaktadır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetçi olduğu bir memur tarafından gerçekleştirilen ve başvurucunun da kabul etmediği ileri sürülen tebligat işleminin, süre hesabına esas alınırken ihtiyatla değerlendirilmesi gerekir.

3. Çoğunluk görüşünde bu hususun, başvurucunun geçmişteki tutum ve davranışları incelenerek çeşitli işlemlerde imzadan imtina ettiğinin tespit edildiği gerekçesiyle aşıldığı görülmektedir. Kuşkusuz başvurucunun daha önce de benzer şekilde davranmış olması somut olayın değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek bir olgudur. Ancak bireysel başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığının belirlenmesinde yalnızca başvurucunun davranışlarının değil, kamu makamlarının işlem ve tutumlarının da birlikte değerlendirilmesi gerekir.

4. Nitekim dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, kamu makamlarının da ilk tebligat işlemini kesin ve yeterli görmediklerini ortaya koymaktadır. Kararda da belirtildiği üzere başvurucu, yürütülen ceza soruşturmalarının akıbeti hakkında kendisine bilgi verilmediğini ileri sürerek ilgili mercilere başvurmuştur. Bunun üzerine sulh ceza hâkimliği, kararın başvurucuya tebliğ edilmesini ceza infaz kurumu idaresinden istemiştir. Ceza infaz kurumu idaresi de bu talep doğrultusunda kararı farklı bir personel aracılığıyla yeniden tebliğe çıkarmıştır.

5. Daha da önemlisi, ne sulh ceza hâkimliği ne de ceza infaz kurumu idaresi, daha önce düzenlenen ve başvurucunun imzadan imtina ettiği belirtilen tebliğ tutanağını yeterli kabul ederek işlem tesis etmemiştir. Aksine her iki merci de söz konusu tutanağın varlığına rağmen kararın başvurucuya yeniden ve başka bir görevli aracılığıyla tebliğini gerekli görmüştür. Bu yaklaşım, ilk tebligatın hukuki sonuçları bakımından kamu makamlarının da tereddüt taşıdığını veya en azından tebligatın başvurucuya usulüne uygun şekilde ulaştığının ayrıca teyit edilmesini gerekli gördüklerini göstermektedir.

6. Öte yandan ikinci tebligat işleminde başvurucunun tebliğ tutanağını imzaladığı, böylece tebligatın herhangi bir ihtilafa yer vermeyecek şekilde usulüne uygun olarak tamamlandığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun kararın içeriğinden fiilen haberdar olduğunun tereddütsüz biçimde ortaya çıktığı bu tarihin göz ardı edilerek, tarafsızlığı konusunda makul şüphe bulunan ilk tebligat işlemine dayanılması bireysel başvuru süresinin belirlenmesinde aşırı şekilci bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

7. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında da usul kurallarının uygulanmasında öngörülebilirliğin sağlanması ve kişilerin mahkemeye erişim hakkının özünün korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Süre şartları meşru bir amaca hizmet etmekle birlikte bu kuralların uygulanması, bireylerin yargısal denetim imkânını ortadan kaldıracak ölçüde katı ve şekilci sonuçlara yol açmamalıdır. Özellikle olayın kendine özgü koşullarının süre hesabı bakımından tereddüt oluşturduğu durumlarda, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını esas alan yorumun tercih edilmesi gerekir.

8. Bu çerçevede, başvurucunun şikâyetçi olduğu memur tarafından gerçekleştirilen ilk tebligat işleminin niteliği, kamu makamlarının daha sonra aynı kararın yeniden tebliğini gerekli görmeleri ve başvurucunun ikinci tebligatı imzalaması birlikte değerlendirildiğinde, bireysel başvurunun süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını zedeleyebilecek derecede katı ve şekilci bir yaklaşım oluşturabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

9. Açıklanan nedenlerle, başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunması yerine, diğer kabul edilebilirlik koşulları ile esas yönünden incelenerek bir sonuca bağlanmasının daha uygun olacağı kanaatine varılmıştır.

Üye
Engin YILDIRIM

​

​

​

​

​

​

KARŞIOY

1. Çoğunluğun, başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğu yönündeki kararına; dosyadaki çelişkili olguların yeterince tartışılmaması ve bunun sonucu olarak da Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "mahkemeye erişim hakkı"nı ölçüsüzce kısıtladığı gibi Anayasa'nın 141/3'te öngörülen "yeterli gerekçe" sunma yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle katılmıyorum.

2. Başvurucu 27.8.2021 tarihinde, kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye sevk edilip kuruma geri döndüğü gün, salgın tedbirleri kapsamında karantinaya alınmıştır. Tebligata konu tutanak da bu gün düzenlenmiştir. Uzun süredir hükümlü olarak infaz kurumunda bulunan başvurucunun hastane dönüşünde aynı gün karantina odasına yerleştirilmiş olması, o tarihte usulüne uygun bir tebligatı bilinçli olarak reddettiği yönündeki kabulün somut olay koşullarıyla bağdaşmamaktadır. Bu husus tek başına belirleyici olmasa da, tutanakla ilgili aşağıdaki açıklamalarla birlikte güvenilirliğine ilişkin ciddi bir kuşku doğurmaktadır.

3. Bu kuşkuyu güçlendiren bir başka olgu da tutanağın kendisindeki eksikliklerdir. Tebliğ tebellüğ belgesinde başvurucunun isminin altına "imzadan imtina etmiştir" kaşesi vurulmuş, ancak "imzadan imtina etti ise sebebi" hanesi boş bırakılmıştır. Tebligat Kanunu'nun aradığı asgari şekil şartı dahi karşılanmamış bir belgeye dayanılarak başvurucu aleyhine hak düşürücü bir sonuca varılması hukuken isabetli olmamıştır.

4. Ayrıca bu belgeyi kurumun kendi personeli tarafından ve en önemlisi de bu tebligat başvurucunun kötü muamele yaptığı iddiasıyla savcılığa şikayet ettiği memur tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Aralarında menfaat çatışması bulunan bir memur tarafından böyle bir tebligatın yapılması sorunlu bir durum olarak görülmelidir. Üstelik bu belge, kurumun kendi personeli tarafından herhangi bir tarafsız tanık ya da ikinci bir görevli imzası olmaksızın tek taraflı düzenlenmiştir. Böyle bir belgenin başvurucunun tutarlı ve baştan beri aynı yönde olan beyanları karşısında otomatik olarak üstün tutulması, silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmaz.

5. Bu tabloyu daha da anlamlı kılan bir gelişme vardır: Bolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun 8.11.2021 tarihli dilekçesi üzerine, 9.11.2021'de doğrudan kurumla yazışarak kararın yeniden tebliğ edilmesini istemiştir. Bu adım, ilk tebligatın kesin olarak geçersiz sayıldığı anlamına gelmese de, en azından derece mahkemesinin kendisinin dahi 27.8.2021 tarihli işlemin başvurucuya ulaştığından tam olarak emin olmadığını göstermektedir. Böyle bir tereddüdün bizzat kararı veren mahkemede var olduğu bir durumda, aynı işlemin Anayasa Mahkemesince başvuru süresinin kesin başlangıç noktası olarak kabul edilmesi Anayasal ilkelere uygun düşmemektedir.

6. Çoğunluk kararında, öğrenmenin yalnızca gerekçeli kararın tebliğiyle sınırlı olmayıp başka yollarla da (örneğin dosyadan suret alınması) gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır. Ancak somut olayda, başvurucunun 27.8.2021 tarihli tebligat dışında herhangi bir yolla kararı öğrendiğine dair dosyada hiçbir emare yoktur; aksine başvurucu, sürecin takipçisi olarak kararın akıbetini defalarca dilekçeyle sormuş, nihayetinde 11.11.2021 tarihinde kendisine yapılan tebligatla öğrendiğini tutarlı biçimde beyan etmiştir.

7. Ceza infaz kurumunda bulunan bir kişinin bilgiye erişimi tamamen idarenin elindedir; Kişi hiçbir zaman tebligatın ne zaman ve nasıl yapıldığını denetleme ve eksik bir işlemi anında ispat edebilecek konumda değildir. Böylesi bir asimetri karşısında, şekil şartları eksik ve güvenilirliği tartışmalı bir belgeye dayanarak belirsizliğin başvurucu aleyhine yorumlanması, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunmaktadır. Bu çelişkili olgular hiç tartışılmadan verilen bir kabul edilemezlik kararı, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen yeterli gerekçe standardını da karşılamamaktadır.

8. Açıklanan nedenlerle, başvurunun çoğunluk kararında belirtildiği şekilde süre aşımından reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını zedeleyecek katı ve şekilci bir yaklaşım olduğu, başvurunun diğer yönleriyle kabul edilebilir ve esastan incelenmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU

​

​

​

AYM, ZANA MAZAK, B. No: 2021/58125, 18.06.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 10, sayfa 119–127

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.