Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
İBRAHİM YILDIRIM (2021/58113)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
İBRAHİM YILDIRIM BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/58113) |
|
|
|
Karar Tarihi: 6/5/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Hüseyin Özgür SEVİMLİ |
|
Başvurucu |
: |
İbrahim YILDIRIM |
|
Vekili |
: |
Av. Sedat Vefa BOSTAN |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, 1984 doğumlu olup bireysel başvuruya konu olayların geçtiği tarihte Mersin'in Mut ilçesinde komiser olarak görev yapmaktayken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmış; diğer yandan Mut Cumhuriyet Başsavcılığı anılan örgüte üye olduğu iddiasıyla başvurucu hakkında soruşturma başlatmış ve sonrasında düzenlediği fezleke üzerine soruşturmayı Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) yürütmüştür.
3. Başsavcılıkça başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlenmiştir. Anılan iddianamede, ByLock programını kullandığını kabul etmeyen başvurucunun bu programı örgütsel amaçla kullandığına dair tespite dayalı olarak atılı suçu işlediği kanaatine varılmıştır.
4. Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında Mahkeme, başvurucunun ByLock kullanımına dair ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın gönderilmesi ve örgütün emniyet mahrem yapılanmasına dair Türkiye genelinde yürütülen soruşturmalar kapsamında elde edilen veriler arasında başvurucu hakkında da bir tespit olup olmadığının bildirilmesi için adli makamlarla yazışmalar yapmıştır. Mersin İl Emniyet Müdürlüğü, Mahkemeye gönderdiği cevap yazısında başvurucunun kullandığı GSM hattı üzerinden yapılan ByLock tespitiyle ilgili olarak user-ID numarası ve buna bağlı verilerin çözümlenmesi çalışmalarının henüz sonuçlanmadığını belirtmiştir.
5. Mahkemenin talimatı üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü bir başka soruşturmada (mahrem imamlar) ele geçirilen dijital materyallerin çözümü neticesinde hazırlanan veri inceleme raporunu dosyaya sunmuştur. Anılan rapora göre başvurucu "A5" (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan kişi) olarak sınıflandırılmıştır.
6. Yargılama devam etmekteyken Bayburt Cumhuriyet Başsavcılığı, A.O. adlı kadın hakkında terör örgütüne üye olma suçundan yürüttüğü soruşturma sırasında bu kişinin kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla alınan ifadesini ve bu kişiye yaptırılan teşhis işlemine dair tutanağı başvurucuyla da ilgisi bulunduğu gerekçesiyle dosyaya sunmuştur. A.O. ifadesinde eşi R.O. ile örgütün emniyet mahrem yapılanmasında yer aldıklarını, örgüt adına 2010 ile 2015 yılları arasında Bayburt'ta faaliyetlerde bulunduğunu söylemiştir. A.O. ayrıca, başvurucunun eşi N.yi teşhis ederek 2013 ile 2015 yılları arasında örgüt adına N. ile ilgilendiğini, bu kişinin evine giderek ya da onu kendi evine davet ederek sohbet adı altında toplantı yaptığını, N.nin kendisine himmet vermediğini, ancak bu kişinin eşi aracılığıyla himmet verdiğini zannettiğini, kendisinin N.ye "A5" puanı verdiğini hatırladığını beyan etmiş ve N.nin Bayburt'ta oturduğu konutunun yerine dair açıklamalarda bulunmuştur.
7. Başvurucu, yargılama sırasında alınan savunmasında ByLock programını kullanmadığına dair aşamalardaki savunmalarını tekrar etmiştir. Buna ek olarak veri inceleme raporundaki tespitleri kabul etmediğini söylemiş; A.O.nun ifadesi kendisine okunup sorulduğunda da A.O.yu tanımadığını, kendisinin Bayburt'ta da görev yaptığını, eşi N. hakkında da ayrı yürütülen soruşturma sırasında adli kontrol tedbiri uygulandığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca A.O.nun duruşmada hazır edilip kendisinin örgütle irtibatı olup olmadığı, himmet verdiğine dair bilgiyi nasıl edindiği konusunda tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasını talep etmiştir. Mahkeme 30/1/2018 tarihli celse sonunda A.O.nun bir sonraki celsede hazır edilmesi için zorla getirme müzekkeresi düzenlemiştir.
8. Yargılamanın 17/4/2018 tarihli celsesine dair Duruşma Tutanağı'nda, kolluk görevlilerinin yaptığı araştırma sonucunda düzenledikleri tutanağa göre A.O.nun adresinde bulunamadığı, babasının beyanına göre bir ay önce aniden ortadan kaybolduğu, bu nedenle duruşmada hazır edilemediği belirtilmiştir. Celse sonunda Mahkeme A.O.nun bir sonraki duruşmada hazır edilmesinin sağlanması için kolluğa yeniden müzekkere yazılmasına karar vermiştir.
9. A.O.nun hükmün kurulduğu 29/5/2018 tarihli celsede de hazır edilememesi üzerine başvurucu müdafii, A.O.ya ulaşılamadığını ve bu kişinin başvurucuyu tanımadığından bahisle ifadesinin alınmasının davaya katkısı olmadığını söylemiştir. Başsavcılık da A.O.ya ulaşılamayıp adresinin de tespit edilemediğini, mevcut delillerle maddi gerçeğin ortaya çıktığını ifade ederek bu kişinin duruşmada hazır edilmesini beklemenin yargılamayı uzatacağı gerekçesiyle A.O.nun ifadesinin alınmasından vazgeçilmesini talep etmiştir. Başvurucu ve müdafii, tanığın başka dosyalarda da beyanına başvurulmak istendiği hâlde kendisine ulaşılamadığını ve başvurucunun da tanığı tanımadığını belirterek Başsavcılığın bu talebine itiraz etmemiş; Mahkeme verdiği ara kararıyla A.O.nun ifadesinin alınmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
10. Başsavcılık, bu celsede sunduğu esas hakkındaki mütalaasında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitler ve örgütün emniyet mahrem yapılanması içerisinde "A5" olarak kodlandığına dair veriler içeren rapor doğrultusunda terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu ve müdafii mütalaaya karşı savunmalarında ise talebe dayanak olan delillere yönelik aşamalarda dile getirdikleri itirazları yinelemiştir.
11. Yargılama sonunda Mahkeme; başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları ile ByLock sunucusuna ait IP numaraları arasındaki bağlantılara dair CGNAT kayıtları doğrultusunda ByLock programını kullandığı yönündeki değerlendirmeye, emniyet mahrem yapılanmasında "A5" olarak kodlandığına dair tespitler içeren veri inceleme raporuna ve A.O.nun kollukta alınan ifadesinde yer verdiği açıklamalara dayalı olarak başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir.
12. Başvurucu, -diğerlerinin yanı sıra- duruşmada hazır edilmeyen A.O.yu sorgulama imkânı bulamadığı ve bu kişinin beyanlarının doğru olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Daire) 22/11/2018 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı benzer itirazlar ileri sürerek temyiz kanun yoluna başvurmuş; (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi 27/5/2021 tarihinde Daire kararını onamıştır. Yargıtay kararında şu açıklamaya yer vermiştir:
"Tüm dosya kapsamı gözetilerek diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle, sanığın ByLock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının dosyaya gelmesi beklenilmeden karar verilmesi sonuca etkili bulunmamıştır."
13. Başvurucu, nihai hükmü 27/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 4/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
14. Komisyon; adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme ve sorgulama hakkı, gerekçeli karar hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan haklara ve ilkelere ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
15. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne esas alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanığa soru sorma imkânı elde edemediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun iddialarının öncelikle kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüş, ayrıca tanık sorgulama hakkına ilişkin değerlendirmeler içeren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunularak somut olayda ileri sürülen ihlal iddiasının da bu kararlarda yer verilen ilkeler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.
17. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.
18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
19. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021). Buna göre bir ceza yargılamasında sanığın, aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vardır. Hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılama yapılabilmesi bakımından gereklidir (AZ. M., § 55). Diğer yandan bir mahkûmiyet -tek veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise sanığın hakları Anayasa'nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Orhan Güleryüz, § 35).
20. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedene dayanmalıdır. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu olumsuzluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51). Bu kapsamda, hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanını destekleyen başka doğrulayıcı delillere dayanılması telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilebilir (Orhan Güleryüz, § 39). Mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkların -sanığın da onlara soru sormasına imkân sağlayacak ve sorulan sorulara verdikleri cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı elde edecek şekilde- Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla dinlenmesi telafi edici bir güvence olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Sorgulanmayan tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla savunma tarafına sağlanabilecek bir diğer telafi edici güvence ise sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve delillerini sunma imkânının tanınmasıdır (Orhan Güleryüz, § 40).
21. Başvuru konusu olayda incelenmesi gereken ilk sorun, duruşmada dinlenmeyen tanığın beyanının delil olarak kabul edilmesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Olayda A.O.nun kendisi hakkında ayrı yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla başvurucu aleyhinde verdiği, örgüt adına başvurucunun eşi N. ile ilgilendiği ve N.nin örgüte başvurucu aracılığıyla himmet verdiğini zannettiği yönündeki beyanı Mahkeme tarafından başvurucu ve müdafiine okunmuştur. Mahkemece A.O.nun tanık sıfatıyla ifadesi alınmak üzere duruşmada hazır edilmesi için müteaddit defa zorla getirme müzekkeresi yazıldığı ancak tüm çabalara rağmen tanığa ulaşılamadığı görülmüştür. Mahkeme, dört celse süren duruşma süresince tanıkla irtibat kurulamaması üzerine tanığın duruşmada dinlenmesinden vazgeçmiştir (bkz. § 9). Buna göre tanığın duruşmada hazır edilmesi için Mahkemenin makul bir çaba sergilemediğini söylemek mümkün gözükmemektedir. Bu itibarla başvurucunun hakkaniyete uygun yargılamanın önemli araçlarından olan tanık sorgulama veya sorgulatma imkânından yararlandırılmamasının geçerli bir nedene dayandığını gösterme yükümlülüğünün somut olayda Mahkemece ifa edildiği kabul edilebilir.
22. İkinci olarak hükmün tek veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun örgütün emniyet mahrem yapılanması içinde "A5" olarak kodlandığını gösteren veri inceleme raporuna, A.O. adlı kişinin kendisi hakkında ayrı yürütülen soruşturma sırasında şüpheli sıfatıyla alınan ifadesine ve ByLock tespiti açısından da CGNAT verilerine dayanmıştır (bkz. § 11). Yargıtay ise ByLock programını kullandığını kabul etmeyen başvurucunun bu programı kullandığını gösteren ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın bulunmadığı ancak suçun sübutu açısından diğer delillerin yeterli olduğu gerekçesiyle bu tutanağın getirtilmesine gerek olmadığı sonucuna ulaşarak hükmü onamıştır (bkz. § 12).
23. Yargıtay içtihadı uyarınca kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından -somut olayda da olduğu gibi- sadece Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtları yeterli delil olarak kabul edilmemektedir [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları].
24. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi Mehmet Emin Okyay ([GK], B. No: 2023/47320, 2/4/2026) ve Doğan Doğan ([GK], B. No: 2023/1011, 2/4/2026) kararlarında, kamu görevinden çıkarma tedbiriyle ilgili olarak gizli tanık Garson tarafından 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilen dijital materyallerde yer verilen kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte bir veri olup olmadığı hususunu incelemiştir. Kararlarda, dijital materyallerde yer verilen bazı verilerdeki hataların periyodik olarak güncellenmesinin verilerin genel güvenliğine zarar vermediği ve bazı kodlamalarda yer alan ibarelerin kişi hakkında ayrı bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı göz önüne alındığında veri inceleme raporlarının hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı vurgulanmıştır (Mehmet Emin Okyay, § 132; Doğan Doğan, § 132).
25. Anayasa Mahkemesi anılan kararlarında ceza mahkemeleri ile idare mahkemelerinin delil değerlendirme kapsam ve yorumlarının farklı olduğunu da açıkça ortaya koyduktan sonra gizli tanık Garson'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli bir veri olduğunu kabul etmiştir (Doğan Doğan, § 138). Bununla birlikte kararlarda, söz konusu veri inceleme raporlarındaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerektiği kabul edilmiştir (Mehmet Emin Okyay, § 139; Doğan Doğan, § 138). Bu bağlamda, ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içeren veri analiz raporları ile başka delillerle desteklenen veri inceleme raporlarının tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir ( Mehmet Emin Okyay, § 141; Doğan Doğan, § 140).
26. Somut olayda, başvurucunun örgütün emniyet mahrem yapılanması içerisinde yer aldığına dair tespit veri inceleme raporuna dayandırılmıştır (bkz. §§ 5, 11). Ancak gerekçeli kararda, veri inceleme raporundaki kodlamaların tutarlı ve denetime elverişli olup olmadığı hususunda veri analiz raporu veya başka delillerle desteklendiğine dair herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla, gerekçeli karar içeriği ve hükme esas alınan delillere ilişkin Yargıtay uygulaması gözönüne alındığında tanık A.O.nun "başvurucunun eşi olan N.nin örgüte başvurucu aracılığıyla himmet verdiğine" ilişkin beyanının başvurucunun terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği yönündeki kanaatin oluşmasında dikkate alındığı sonucuna ulaşmak mümkündür. Diğer bir ifadeyle sorgulama imkânı tanınmayan tanığın anlatımlarının mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
27. Son olarak duruşmada sınanmayan beyanların kullanılmasından dolayı savunma tarafının karşılaştığı sınırlamayı telafi eden karşı dengeleyici güvencelerin başvurucuya tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Diğer bir ifadeyle yargılama detaylı incelemelere tabi tutularak sorgulanmamış tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sanığa telafi edici güvenceler sağlayan bir usulün izlenip izlenmediği ortaya çıkarılmalıdır. Bu kapsamda hükme ulaşılırken sınanmamış tanık beyanını destekleyen başka doğrulayıcı delillere dayanılması telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilebilir. Somut olayda Mahkeme, gerekçeli kararında sorgulanmayan tanığın beyanını başka bir delille doğrulamamış; gerekçeli karara göre tanık A.O.nun esas itibarıyla başvurucunun eşi N.nin aleyhine olacak şekilde, başvurucunun eşi olan N.nin başvurucu aracılığıyla örgüte himmet verdiği ve örgütün mahrem yapılanmasında olduğunu söylediği, kendi eşi B.nin de başvurucuyla sohbet adı altında toplantılar yaptığı yönündeki beyanına delil olarak dayandığını belirtmiştir. Bununla birlikte anılan tanığın, başvurucunun örgüte himmet verdiğini zannettiğini söylemesi karşısında bu hususta doğrudan bir beyanda bulunmadığı gibi başvurucunun eşi olan N. ve A.O.nun eşi olan B.nin kendileri hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturma süreçlerinde A.O.nun ifadelerini doğrular nitelikte ifade verip vermedikleri veya dinlenip dinlenmedikleri hususunda Mahkemenin herhangi bir araştırma ya da değerlendirme yapmadığı da vurgulanmalıdır.
28. Sorgulanmayan tanığın beyanının güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla savunma tarafına sağlanabilecek bir diğer telafi edici güvence ise sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma ve delillerini sunma imkânının tanınmasıdır. Yargılama sırasında başvurucunun olayın kendi versiyonunu Mahkemeye açıklama, iddia ve delillerini sunma ve tanık beyanının güvenilirliğine ve doğruluğuna şüphe düşürme imkânı bulduğu anlaşılmıştır. Ancak tanığın başvurucunun da ona soru sormasına imkân sağlayacak şekilde dinlenmemesi nedeniyle başvurucu tanığı sorgulayamamış; sorulan sorulara verdiği cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı elde edememiştir. Bu yüzden tanığın gösterdiği reaksiyonlar konusunda Mahkemenin dikkati çekilememiş, tanığın beyanlarının güvenilirliği test edilememiştir. Mahkeme de tanığın beyanda bulunurken gösterdiği reaksiyonlarla ilgili olarak izlenim edinememiştir. Öte yandan hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanı dışında başka delillere de dayanılmasının beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyete temel alınan tanığı sorgulama imkânı tanınmaması nedeniyle savunma makamının maruz kaldığı sınırlamayı telafi ettiğini söylemek de mümkün gözükmemektedir.
29. Sonuç olarak güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanı belirleyici delil olarak hükme esas alındığı hâlde savunma tarafına karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda tanık A.O.nun duruşmada dinlenmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
31. Başvurucunun tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
32. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
35. Tanık sorgulama hakkı tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Musa Yılmaz Acar [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
Ç. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/151, K.2018/140) GÖNDERİLMESİNE,
D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, İBRAHİM YILDIRIM, B. No: 2021/58113, 06.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 599–606
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.