İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU VE TERZİBAŞIOĞLU PETROL TURİZM VE TİC. LTD. ŞTİ. (2021/5784)

  • Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ceza kovuşturması sonunda verilen müsadere kararı nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Yargılamanın sonucuna ilişkin iddialarKişi Bakımından Yetkisizlik—
Mülkiyet hakkıMüsadere ve elkoymaKişi Bakımından Yetkisizlik—
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Genel - HAGBİhlalYeniden yargılama
Mülkiyet hakkıMüsadere ve elkoymaİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU VE TERZİBAŞIOĞLU PETROL TURİZM VE TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/5784)

 

Karar Tarihi: 3/3/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ahmet Faruk TANYILDIZI

Başvurucular

:

1. Orhan Seyfi TERZİBAŞIOĞLU

2. Terzibaşıoğlu Petrol Turizm ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili

:

Av. Halil Volkan ARIKAN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ceza kovuşturması sonunda verilen müsadere kararı nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.   

2. Başvurucu Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu, diğer başvurucu Terzibaşıoğlu Petrol Turizm ve Tic. Ltd. Şti.nin (Şirket) yetkilisidir. Söz konusu Şirkete Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 13/3/1986 tarihinde 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesine göre akaryakıt istasyonu ve ikinci sınıf lokanta olarak kullanmak üzere Muğla'nın Sarayyanı Mahallesi'nde 12.000 m²lik orman alanı üzerinde 49 yıllığına intifa hakkı verilmiştir. Şirketin izin sahasını kullanım şartları 1986 tarihli taahhüt senedinde belirtilmiştir.

3. Söz konusu orman alanında izin amacı dışında orman tahdit sınırları içinde olacak şekilde sıralı ve düzenli fidan dikimi yapıldığı ve konteyner bulundurulduğu 11/7/2016 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü (İdare) müfettişleri tarafından tespit edilerek bunların kaldırılması için bildirimde bulunulmasına rağmen kaldırılmadığı gerekçesiyle Şirket yetkilisi başvurucu hakkında Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) 20/11/2019 tarihinde iddianame düzenlenerek orman alanlarının işgali, ormandan faydalanma ve orman içinde yerleşilmesi suçundan Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açılmıştır.

4. Başvurucu; yargılama sırasında alınan savunmasında ağaçların yeşillendirme amacıyla dikildiğini, ağaçlardan herhangi bir menfaat temin edilmediğini, ağaçların dikildiği sırada milletvekili olması nedeniyle taşınmazda bir faaliyette bulunmadığını, o tarihte yetkili olmadığını, palmiyelerin vefat eden ve Şirketin ortağı olan ablası M.T. tarafından 2003 yılında dikildiğini, görevinin sona erdiği 2007 yılından itibaren palmiyelerin budamasını, sulamasını ve çapalamasını kendisinin yaptığını ifade etmiştir.

5. Mahkemece keşif yapılarak alınan bilirkişi raporunda taahhüt senedi karşılığında 13/3/1986 tarihinde verilen "olur" ile Muğla-Köyceğiz kara yolunun 40+600 km'de tapuda Hazine adına orman olarak kayıtlı taşınmaz üzerinde 41 yatak kapasiteli ikinci sınıf otel, 120 kişilik ikinci sınıf lokanta, yıkama yağlama, benzin dolum istasyonu, akaryakıt pompası yapılması konusunda 49 yıllığına kullanım izni verildiği, vaziyet planında turizm tesis alanı olarak gösterilen lokanta binasının bulunduğu alanın doğusu ve batısında sıralı hâlde 15-20 yaş arasında 865 adet palmiye ve feliks ağaçlarının dikilmiş olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda ayrıca Orman Genel Müdürlüğünün 1995 yılında Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı makamına yazdığı yazıda izin sahasının doğusunda akaryakıt istasyonu yapılarak hizmete alındığı, batı kısmının doğal hâliyle korunması, park ve gezinti alanı olarak kullanılması gerektiği bildirilmesine rağmen keşif günü itibarıyla doğal hâliyle korunması gereken yerde boylu fidan yetiştiriciliği yapıldığı, palmiye feliks fidanlarının yerinde boylandırılarak ticari amaç için yetiştirildiği ve söz konusu alanın bu kısımlarının 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesine göre verilen iznin amacı dışında kullanıldığı tespit edilmiştir.

6. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 15/10/2020 tarihinde başvurucunun 6831 sayılı Kanun'un 93. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere intifa hakkı sahasında izne bağlı işleri izinsiz yaptığı gerekçesiyle 6831 sayılı Kanun uyarınca cezalandırılmasına, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB), beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar verilmiştir. Mahkeme, aynı kararda izin alanında bulunan 865 adet palmiye ve feliks ağacının 6831 sayılı Kanun'un 93. maddesinin üçüncü fıkrasının yollamasıyla 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca müsadere edilmesine hükmetmiştir.

7. Mahkeme gerekçesinde alınan bilirkişi raporunda intifa hakkı tanınan orman alanında izin kapsamında yer almayan fidan yetiştiriciliği yapıldığının tespit edildiği, ticari amaçla yapılan fidan yetiştiriciliği nedeniyle orman alanının işgali ve faydalanma suçunun oluştuğu belirtilmiştir. Mahkemece otel, lokanta ve benzinlik yapılması konusunda 49 yıllığına kullanım izni verildiği ve iznin tapuya intifa hakkı olarak işlendiği, Sarayyanı mevkiinde bulunan bu alanın orman tahdit sınırları içinde yer aldığı ifade edilmiştir. Mahkeme tarafından 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 818. maddesinde orman üzerinde intifa hakkına sahip olan kimsenin, ondan özel kanun hükümlerine uygun bir işletme planı çerçevesinde yararlanabileceğinin düzenlendiği, başvurucunun vaziyet planında ve taahhütnamede yer almadığı hâlde söz konusu alana tesis niteliğinde konteyner koyduğu ve palmiye ile feliks ağaçları dikip bunların bakımını yaptığı açıklanmıştır. Ayrıca İdarenin yapılan kontrolde konteynerin kaldırıldığının tespit edildiği, mahallinde yapılan keşifte sıralı hâlde 15-20 yaş arasında 865 adet palmiye ve feliks ağacının dikilmiş olduğunun belirlendiği, yetiştirildiği görülen palmiye ve feliks ağaçlarının çevrede doğal olarak yetişen bitkilerden olmadığı ve ticari amaçla alınıp satılmaya müsait niteliklerinin bulunduğu, 6831 sayılı Kanun'un 93. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere başvurucunun intifa hakkı sahasında izne bağlı işleri izinsiz yaptığı, orman alanında oluşmuş bir zarar tespiti bulunmadığı değerlendirilmiştir.

8. Başvurucu 28/10/2020 tarihinde HAGB kararına itirazda bulunmuştur. Başvurucu; itirazında suçun unsurlarının oluşmadığını, müsadereye konu edilen ağaçların 20 yıl önce dikildiğini, fidanların ticari amaçla dikildiğinin bilirkişi raporunda nasıl tespit edildiğinin belli olmadığını, bu konuda bir tespit yapılabilmesi için ticari defterlerin incelenmesi gerektiğini, 2011-2015 yılları arasında İdarece yapılan kontroller sonucu tutulan tutanakta bu durumdan söz edilmediğini, anılan ağaçların dikimine yönelik bir yanlışlığın bu kontrollerde belirtilmesi gerektiğini, suç işleme kastının bulunmadığını, ağaçların müsadere edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

9. Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 30/12/2020 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; HAGB kararının koşullarının oluştuğu, Mahkemece verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir.

10. Başvurucu, nihai kararı 4/1/2021 tarihinde öğrendikten sonra 28/1/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Başvurucu Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu Yönünden

1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

11. Başvurucu; yargılamada açık usulsüzlükler ve haksızlıklar olduğunu, ticari defterlerin incelenmesi talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, bilirkişilerin dinlenmediğini, delillerin gerekçeli kararda tartışılmadığını, savcı mütalaasının tutanağa geçirilmediğini, intifa hakkı sahibi olarak boş alanı yeşillendirmenin suç olmadığını, aynı eylemler nedeniyle verilmiş Yargıtay kararlarında orman işgal ve faydalanma suçunun oluşmadığının belirtildiğini, bu nedenlerle savunma hakkının, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, gerekçeli karar hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, temel hak ve hürriyetlerin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.

12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

13. HAGB kararına yapılan itirazın reddi kararı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından HAGB koşullarının oluştuğu hususuna dayandırılmıştır.

14. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Atilla Yazar ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Haklarında çeşitli suçlardan HAGB'ye karar verilmesinin başvurucuların ifade özgürlükleriyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bir bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, uygulamadan kaynaklanan anayasal sorunlarla ilgili kapsamlı değerlendirmeler yaparak somut tespitlerde bulunmuştur. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, usuli güvenceleri ortadan kaldırır şekildeki HAGB kurumu uygulamasının kanunilik ölçütünü sağlamadığı sonucuna vararak ihlal kararı vermiştir (Atilla Yazar ve diğerleri, § 174).

15. Anayasa Mahkemesi, Atilla Yazar ve diğerleri kararında, sanıkların HAGB kararını kabule ilişkin irade beyanlarının alınması usulündeki güvence eksikliğine ilk derece mahkemelerince verilen gerekçeli kararlarda sadece ilgili kanun hükmünün ya da başvuruculara isnat edilen söz ya da davranışın tekrarından ibaret ifadelere yer verildiğine yahut ilgisiz gerekçe içerdiğine dikkati çekmiştir. Ayrıca mahkemelerce izlenen usul ve yöntemin silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı, iddia karşısında savunma makamının sahip olduğu güvenceleri yeterince koruyamadığı ve onu dezavantajlı hâle getirdiği sonucuna varılmış; somut başvurularda müdafi yardımından yararlanma ve bu hakla bağlantılı olarak savunma için gerekli zaman ve kolaylığa sahip olma haklarına ilişkin güvencelerin sağlanmadığı belirtilmiştir (Atilla Yazar ve diğerleri, §§ 124-142).

16. Ayrıca itiraz merciileri genel olarak dosya üzerinden yeknesak şekilde ve sadece şekli şartlar yönünden inceleme yapmak suretiyle karar vermiş, bahse konu kararlar ilk derece mahkemelerince verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığına ve bu sebeple de itirazın reddedildiğine ilişkin bir cümleden ibaret gerekçelerden oluşmuştur. Böylelikle uygulamada HAGB kararlarına karşı itiraz merciilerinin davayla doğrudan ilgili olan hususları ayrıca değerlendirerek yeterli bir gerekçe ile cevap vermeleri gerekirken sistemsel olarak bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sonucuna ulaşılmıştır (Atilla Yazar ve diğerleri, § 155).

17. Nitekim Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı fıkrasında yer alan ve HAGB kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kurala ilişkin yapılan başvuruda anılan kuralı bireysel başvuru kapsamında görünür hâle gelen hususları gözönünde bulundurarak anayasallık denetimine tabi tutmuş ve kuralın itiraz kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesi ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesi imkânının sağlanmadığı sonucuna ulaşarak iptaline karar vermiştir (AYM, E.2021/121, K.2022/88, 20/7/2022).

18. Akabinde Anayasa Mahkemesi; HAGB kurumuna dair daha önce yaptığı tespit ve değerlendirmeleri de gözönünde bulundurarak 1/6/2023 tarihinde E.2022/120 sayılı dosyada 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle eklenen (5) numaralı fıkranın birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Anılan cümlenin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan aynı maddenin (5) numaralı fıkranın ikinci ve üçüncü cümleleri ile (6), (7), (8), (9), (10), (11), (12), (13) ve (14) numaralı fıkralarının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptaline hükmetmiştir. Bu kararla iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılabileceğini öngören ve bunun şartlarını düzenleyen tüm kurallar iptal edilmiştir (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023, §§ 22-56).

19.   Anayasa Mahkemesinin HAGB ile ilgili iptal ve ihlal kararları birlikte değerlendirildiğinde başvurucu hakkındaki yargılamanın adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere uygun şekilde yürütülmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda izah edilen iptal ve ihlal kararlarında varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu; 20 yıl önce dikilmiş ağaçların suç unsuru gibi gösterildiğini, sınırsız yetkiyi kapsayan intifa hakkına müdahale eder nitelikte ve orantısız olarak müsadere kararının verilmesinin hatalı olduğunu, itirazlarının hem maddi olay hem de hukuki yönden değerlendirilmesi gerekirken itiraz merci tarafından matbu ifadelerle reddedildiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

23. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Süleyman Başmeydan ([GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/7/2014 tarihli ve E.2014/6-66, K.2014/365 sayılı kararının ilgili kısımlarına atıf yapılarak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması nedeniyle hükmün henüz hukuken varlık kazanmaması ve beş yıllık denetim süresi gözönünde bulundurulduğunda hak kayıplarına neden olunmasının önüne geçilebilmesi amacıyla HAGB kararı verilen durumlarda -5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyalar hariç olmak üzere- müsadereye konu eşyanın denetim süresi içinde ve gerektiğinde belirlenecek şartlar dâhilinde yediemin sıfatıyla sanığa teslimine karar verilip verilemeyeceği hususunun ayrıca mahkemelerce değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Süleyman Başmeydan, § 59).

24. Kararda; kanun koyucunun müsadere kararı için farklı bir usul veya kanun yolu düzenleyebileceği gibi HAGB kararları yönünden de müsadereye ilişkin farklı bir mekanizma da öngörebileceği ancak yapılan düzenlemenin ve uygulamanın Anayasa'nın 35. maddesinde öngörülen mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin gerekliliklere uygun olması ve bu çerçevede yeterli usul güvencelerini içermesinin zorunlu olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu her hâlde temyiz imkânı tanımak durumunda değilse de böyle bir imkânın tanınmış olması hâlinde askıya alınması, diğer bir deyişle müsaderenin hukuka uygun olup olmadığı hususunun kesinleşmesinin geriye bırakılması belirli güvenceleri içermediği takdirde müdahaleyi ölçüsüz kılacağı, Anayasa Mahkemesi müdahalenin mülk sahibine aşırı bir külfete yol açmaması için mülkün kullanımının geçici olarak da olsa sahibine bırakılması veya bunun mümkün olmadığı durumlarda tazminat ödenmesi gibi mülk sahibinin zararını giderici yolların mevcut olup olmadığını tespit etmek durumunda olduğuna, nitekim benzeri mahiyette elkoyma ve müsadere tedbirleri yönünden 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda el konulan eşyanın bazı durumlarda iadesi veya tasfiyesi ile tasfiye hâlinde mülk sahiplerinin haklarının tazmini yönünden etraflı düzenlemelerin mevcut olduğuna vurgu yapılmıştır (Süleyman Başmeydan, § 62).

25. Kararda ayrıca mülkiyet hakkına müsadere yoluyla yapılan müdahalenin keyfî veya hukuka aykırı olup olmadığının ileri sürülebileceği bir yol olarak öngörülen temyiz kanun yoluna başvuru imkânının askıya alınarak HAGB kararı ile müsadere kararının infazına girişilmesinin -yol açılan belirsizlik ve yeterli güvencelerin sağlanmadığı dikkate alındığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (Süleyman Başmeydan, § 63).

26. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyalar hakkında HAGB kararı ile bağ kurulmadan müsadere kararı verilebilmesi mümkün olabilir. Bu bilgiler ışığında somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucu Şirket Yönünden

28. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesine göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamusal eylem veya işlemden başvurucunun kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir (Onur Doğanay [2. B.], B. No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 42-45).

29. Olayda başvurucu Şirketin ihlal iddialarına konu ceza yargılamasına taraf olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucu Şirketin ihlale neden olduğunu ileri sürdüğü işlemden kişisel olarak etkilenmediği ve mağdur sıfatının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu gerçek kişi; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

32. Anayasa Mahkemesi müsadere tedbirine ilişkin yargısal süreç yönünden HAGB kararı verildiği takdirde ortaya çıkan belirsizliğe işaret ederek söz konusu tedbirin HAGB kararının kesinleştirilmesiyle birlikte infazına girişilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve HAGB kararının koşullarının oluşup oluşmadığıyla ilgili olarak sınırlı denetim yapılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

33. Anayasa Mahkemesinin Atilla Yazar ve diğerleri kararında temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması için (itiraz yolunun etkinleştirilmesi ya da istinaf/temyiz kanun yollarının açılması gibi) birtakım yasal düzenlemeler yapılması ve böylelikle HAGB kararlarının Anayasa Mahkemesince ilk elden incelenmesinin önüne geçilmesi gerektiği belirtilerek bu konuda tespit edilen yapısal sorunun giderilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi verilmiştir (Atilla Yazar ve diğerleri, § 177).

34. Anayasa Mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının iptaline ilişkin norm denetimi kararında ise Atilla Yazar ve diğerleri kararında belirtilen eksikliklerin (Atilla Yazar ve diğerleri, §§ 123-173) bütünüyle giderilmesine yönelik olarak kanun koyucu tarafından gerekli değişikliklerin yapılmadığı, HAGB kurumunun mevcut hâliyle -bireysel başvuru kararlarında da işaret edildiği üzere- kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önlemekte yetersiz kaldığı, temel hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki doğurduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında müsaderenin HAGB kararı verilmesi durumunda hangi aşamada infaz edileceğine ilişkin ise açık bir kanun hükmünün bulunmadığı belirtilmiş, Süleyman Başmeydan kararında kanun koyucunun müsadere kararı için farklı bir usul veya kanun yolu düzenleyebileceği gibi HAGB kararları yönünden de müsadereye ilişkin farklı bir mekanizma da öngörebileceği yönündeki değerlendirmesine de değinilmiştir (AYM, E.2022/120, K.2023/107, 1/6/2023).

35. Nitekim 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) ve (12) numaralı fıkraları değiştirilmiştir. Maddenin (5) numaralı fıkrasında HAGB'nin, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edeceği belirtilmiştir. Öte yandan anılan maddenin (12) numaralı fıkrasında aynı Kanun'un 272. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere HAGB kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.

36. Anayasa Mahkemesi 7499 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) ve (12) numaralı fıkraları değiştirildikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki kuralı inceleyerek kuralın iptaline karar vermiştir. Kararda; kanun koyucunun 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle birlikte müsadere bakımından farklı bir usul öngördüğünü, yine anılan değişiklik sonrasında HAGB'nin uygulanması sanığın kabulüne bağlı değilse de kuralın da yer aldığı maddenin (12) numaralı fıkrasında HAGB kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmek suretiyle esasa ilişkin hukuka aykırılık iddiaları yönünden de kanun yolunda denetim imkânının getirildiğini, bu bağlamda sanığın kanun yolundan ve adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinden feragat etmesini gerektirir bir hükme yer verilmediğini vurgulamıştır (AYM, E.2024/98, K.2025/149, 10/7/2025, § 58).

37. Bununla birlikte anılan kararda, önceki iptal kararında belirtildiği şekilde HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu hususta yasama organınca Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararındaki tespitleri gözetilerek bir düzenlenmenin yapılmadığı, kuralın iptal edilen hükümle kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi anlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar yönünden aynı sonuçları doğuracağı, bu nedenle kuralın Anayasa'nın 17. maddesinin devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı ve Anayasa'nın 17. maddesine aykırı olduğundan iptaline, ayrıca kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir (AYM, E.2024/98, K.2025/149, 10/7/2025, §§ 59, 60).

38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

39. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu şirket yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucu Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Başvurucu Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/400, K.2020/280) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu gerçek kişinin tazminat talebinin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucu gerçek kişiye ÖDENMESİNE, başvurucu şirketin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucu gerçek kişinin Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU VE TERZİBAŞIOĞLU PETROL TURİZM VE TİC. LTD. ŞTİ., B. No: 2021/5784, 03.03.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 664–671

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.