İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

AYHAN BOZKAYA (2021/57788)

  • Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (ceza)Süre Aşımı—
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.)İhlalYeniden yargılama
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıTutukluluk (süre)Süre Aşımı—
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıMahkumiyete bağlı tutmaAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıAİHM kararlarına uyulmamasıAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYHAN BOZKAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/57788)

 

Karar Tarihi: 11/2/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Hüseyin Özgür SEVİMLİ

Başvurucu

:

Ayhan BOZKAYA

Vekili

:

Av. Hüseyin AYGÜN

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 30/11/2021 ve 13/12/2021 tarihlerinde yapılmıştır. 2021/59861 numaralı başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2021/57788 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2021/57788 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararına Konu Ceza Davası Süreci

5. Dörtyol'da PKK silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15/10/2003 tarihinde Kürkçüler E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) ait hizmet aracına uzun namlulu silahlarla saldırılması sonucunda bir jandarma erinin şehit olup iki erin de yaralanması olayıyla ilgili olarak Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştır. 19/11/2003 tarihinde de Dörtyol'daki otoban üzerinde örgüt mensuplarıyla örgüte gıda, giyim vb. malzemeler taşıyan kişilerin buluşacakları yönünde alınan istihbarat doğrultusunda yapılan gözetlemeler sırasında yol üzerinde bir otomobilin durduğu, olay yerine gelen dört örgüt mensubundan ikisinin malzemeleri aldığı, diğer ikisinin de otomobile binip gittikleri tespit edilmiş; kolluk görevlilerinin teslim olmaları yönünde çağrıda bulunması üzerine çıkan çatışmada M. ve A. kod adlı iki örgüt mensubu mühimmatları ve otomobilden aldıkları malzemelerle birlikte ölü ele geçirilmiştir. 20/11/2003 tarihinde durdurulan otomobilde bulunan dört kişiden birinin başvurucu, diğerlerinin de Y.A., Ö.D. ve N.A. oldukları tespit edilmiş; bu kişiler yakalanarak gözaltına alınmıştır. Otomobilde yapılan aramada Kalaşnikof marka tüfek ile içinde mermiler bulunan şarjör, tabancalar, el bombaları, dinamit lokumları, 16 adet C-4 patlayıcı, bomba fünyeleri vb. ele geçirilmiştir.

6. 15/10/2003 tarihli olaya dair kolluk tarafından yapılan araştırma kapsamında 16/10/2003 tarihinde kollukta bilgi sahibi sıfatıyla ifadesi alınan Ö.F.Y.;

 i. Olay günü saat 19.05 sıralarında arkadaşı M.E. ve ona ait otomobille Adana'dan Ceyhan'a giderken olay yerine geldiklerinde yol kenarında ellerinde Kalaşnikof marka tüfek olan iki kişi gördüğünü, bu iki kişinin sola dönüş yapmak üzere duran jandarma aracına seri olarak ateş ettiğini,

 ii. Arkadaşıyla korkup otomobili durdurduktan sonra koltuk aralarında yattıklarını, sonra da geri gidip kaçmaya başladıklarını, saat 19.45 sıralarında telefonuyla jandarmayı arayıp haber verdiğini, geri giderlerken bu iki kişiden birinin kendilerine doğru alev topu şeklinde bir cisim fırlattığını, bu cismin önlerine düştükten sonra alev dağıtarak patladığını,

 iii. Gördüğü kadarıyla ateş eden bu iki kişiden kendilerine göre önde olanın 30 yaşlarında ve 180 cm boyunda, küt bıyıklı, kısa saçlı, kot pantolonlu, kahverengi kemerli, mavi beyaz çizgili gömlekli ve esmer; ikinci kişinin ise yaklaşık 175 cm boyunda, ilk kişiden biraz daha kilolu, kot pantolonlu, sıfır yaka hâkî tişörtlü olduğunu, ikinci kişiyi net göremediği hâlde ilk tarif ettiği kişiyi otomobillerinin farının aydınlatması nedeniyle daha net görebildiğini söylemiştir.

7. Başvurucunun soruşturma evresinde kollukta, kendisine yaptırılan yer gösterme işleminde, Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığında ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği sorguda alınan ifadelerinde müdafii hazır bulundurulmamıştır. Başvurucu, kollukta alınan ifadesinde;

 i. "Hüseyin" kod adıyla örgütte yer aldığını, 19/11/2003 tarihli çatışmada ölen M. kod adlı örgüt mensubuyla eylem yapmak için Adana'ya gittiklerini, kendisini Adana'dan gelen M. kod adlı örgüt mensubunun amcası olan H.K.nın aracıyla götürdüğünü, Adana'da H.K. ile Ş.K.nın evinde kaldıklarını, burada H.K.ya para verip kendilerine telefon ve SIM kart almasını söylediklerini, aynı gün H.K.nın kendilerine telefon ve kart alıp teslim ettiğini,

 ii. Nasıl bir eylem yapmaları gerektiği hususunda H.K.ya danıştıklarını, H.K.nın da eylem için otomobile ihtiyaçları olduğunu söyleyince Almanya'da ikamet eden ve kendisi gibi örgüt mensubu olan babası H.B.ye telefon açıp 1.000-1.500 avro civarında paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyip parayı Ceyhan'da bulunan İ. ya da Z. Bankasından birinin şubesine H.K. adına yatırmasını istediğini, bir gün sonra kendisini arayan babasının parayı yatırdığını söylemesi üzerine H.K.nın parayı alıp döndüğünü,

 iii. H.K.nın bu para ile otomobil aldığını, hep birlikte otomobille Adana'da gezip nasıl bir eylem yapabileceklerini düşündüklerini, diğer örgüt mensubu Ş.K.nın jandarma aracına eylem yapmayı teklif ettiğini, Ş.K.nın İnfaz Kurumu yakınında bulunan A. Petrol adlı işyerinde çalıştığını, bu nedenle o işyerine gidip keşif yaptıklarını, olay günü eylem yapmak için yanında M. kod adlı örgüt mensubu, M.Ku. ve H.K. olduğu hâlde olay yerine geldiklerini, M.Ku.nun Ş.K.nın çalıştığı işyerinde bekleyip jandarma aracı geldiğinde onlara haber vermekle, H.K.nın da eylem sonrası kendilerini otomobille kaçırmakla görevli olduğunu,

 iv. Saat 19.30 sıralarında M.Ku.nun kendisini arayıp aracın geldiğini söylediğini, o esnada olay yerinde bulunan evlerden birinin sahibiyle karşılaşıp ona "Biraz sonra burada savaş olacak, silahlar patlayacak, jandarma vuracağız, defol evine git." diye bağırdığını, araç geldikten sonra M. kod adlı örgüt mensubuyla jandarma aracına silahla ateş edip el bombası attıktan sonra kendisinin H.K.yı arayıp çağırdığını, H.K.nın bir saat sonra gelmesi üzerine hep birlikte olay yerinden kaçtıklarını,

 v. Antalya'da eylem kararı aldıktan sonra A. kod adlı örgüt mensubundaki Kalaşnikof marka tüfeği alıp B. kod adlı N.A. ile birlikte N.A.nın babası Y.A.ya ait otomobille yola çıktıklarını, kısa süre sonra yolda otomobildeki mühimmatla birlikte yakalandıklarını söylemiştir.

 vi. Başvurucu, Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde ise Kuzey Irak'ta örgütün gerçekleştirdiği eylemlere katıldığını kabul etmekle birlikte Türkiye'de bir eyleme karışmadığını savunmuştur. Başvurucu, tutuklanması talebiyle sevk edildiği sorguda verdiği ifadesinde ise örgüt mensubu olduğunu ve örgütte "Hüseyin" kod adını kullandığını kabul etmesinin yanı sıra İnfaz Kurumu aracına yönelik silahlı saldırıya da katıldığını söylemiştir.

8. Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun kolluktaki ifadesinde adı geçen ve olaya ilişkin hakkında soruşturma yürütülen kişilerden H.K. da 25/10/2003 tarihinde müdafii hazır bulundurulmaksızın soruşturma evresinde alınan ifadesinde;

 i.   M. kod adlı örgüt mensubunun kendisinin yeğeni olduğunu, bu kişiden uzun zamandır haber alamadığını, olaydan önce bu kişinin kendisini ev telefonundan araması üzerine onunla iletişim kurduğunu ve kendisine ulaşabilmesi için kullanmakta olduğu 05...08 numaralı hattan arayabileceğini söylediğini,

 ii.   Olaydan önce M. kod adlı örgüt mensubunun talebi üzerine aldığı 05...45 ve 05...97 numaralı SIM kartları Ş.K.nın evinde bekleyen "Hüseyin" ve M. kod adlı örgüt mensuplarına verdiğini, olaydan önce gözcülük yapan M.Ku.ya kendi adına kayıtlı 05...21 numaralı hattı verdiğini, olay günü her iki örgüt mensubunu otomobille olay yerine getirip onlardan haber beklemek üzere eve döndüğünü, bir süre sonra M.Ku.nun kendisini telefonla arayıp şifreli şekilde eylemin gerçekleştiğini söyleyip yanına geldiğinde onda bulunan SIM kartı geri aldığını, saat 20.00 ila 20.30 sıralarında M. kod adlı örgüt mensubunun kendisini telefonla arayıp yerlerini söylediğini, sonra da bu kişileri olay yerinden alıp götürdüğünü,

 iii.   Yakalandığında üzerinde ele geçirilen 05...39, 05...97, 05...08 numaralı SIM kartlarına ilişkin olarak 05...39 numaralı kartın kayınpederi M.D. adına kayıtlı olduğunu ancak bu telefonu oğlu M.K.nın kullandığını ve telefon bozulunca oğlunun kartı kendisine verdiğini, 05...97 numaralı SIM kartı yeğeni olan M. kod adlı örgüt mensubunun isteği doğrultusunda getirttiğini ve eylem sırasında bu kartı kullandığını, 05...08 numaralı SIM kartın da yeğeni Ş.K.ya ait olup onun telefonu bozulduğu için kartı kendisinin kullandığını, eylemde kullanması için M.Ku.ya verdiği 05...21 numaralı SIM kartı ondan teslim aldıktan sonra kaybettiğini, olay sırasında kullanması için M. kod adlı örgüt mensubuna 05...38 numaralı SIM kartı verdiğini, olay sırasında da bu kişinin kendisini söz konusu hattan aradığını, telefonunda kayıtlı olan 05...54 numaralı hattı da kendisine ulaşması için yine bu örgüt mensubunun söylediğini, bu hattın o tarihte Amanos kırsalında bulunan örgüt mensupları tarafından kullanıldığını beyan etmiştir.

9. Başsavcılık, İnfaz Kurumu aracına saldırı ve sonrasında Amanos kırsalında yaşanan silahlı çatışma eylemleriyle ilgili olarak aralarında başvurucu ile H.K., M.Ku., Ş.K., N.A. ve bu kişilerin kollukta alınan beyanlarında isimlerini verdikleri toplam on bir kişi hakkında 23/12/2003 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianameye konu kişilerin soruşturma evresinde alınan ifadeleri doğrultusunda Başsavcılığın 15/10/2003 tarihli olaya dair değerlendirmesinde;

 i. Başvurucu; H.K., N.A., Ş.K. ile M. kod adlı örgüt mensubunun jandarma aracına saldırı yapmayı kararlaştırdıktan sonra ertesi gün keşif çalışmalarına başladıkları, bu toplantıda M.Ku.ya gözcülük, H.K.ya eylem sonrası otomobille olay yerinden örgüt mensuplarını kaçırma, Ş.K.ya jandarma aracının geliş gidiş saatlerinin tespiti, başvurucu ile M. kod adlı örgüt mensubuna da bizzat eylemi gerçekleştirme görevi verildiği,

 ii. H.K.ya ait 05...21 numaralı GSM hattının SIM kartının M.Ku.ya verildiği, 15/10/2003 tarihinde hep birlikte olay yerine geldikleri, eylemin yapıldığı yere bir kilometre kala başvurucu ile M. kod adlı örgüt mensubunun otomobilden indiği, H.K.nın M.Ku.yu Ş.K.nın çalıştığı A. Petrol adlı işyerine getirip oradan ayrıldığı, saat 19.30 sıralarında M.Ku.nun cep telefonuyla başvurucuyu arayıp jandarma aracının geldiğini bildirdiği, bunun üzerine başvurucu ile M. kod adlı örgüt mensubunun jandarma aracına çapraz ateş açtıkları, ardından da M. kod adlı örgüt mensubunun üzerindeki el bombasını aracın arkasına attıktan sonra olay yerinden kaçtıkları, H.K.nın telefonla M.Ku.yu aradığında M.Ku.nun eylemin gerçekleştiğini şifreli olarak söylediği, sonra da H.K.nın evine gelip kendisindeki SIM kartı H.K.ya teslim ettiği, başvurucu ile M. kod adlı örgüt mensubunun saat 23.30 sıralarında H.K.yı arayıp bulundukları yeri bildirmeleri üzerine H.K.nın da belirtilen yere gidip onları aldığı ve Dörtyol ilçesinin üst tarafına bırakıp Adana'ya döndüğü ileri sürülmüştür.

 iii. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca devletin egemenliği altında bulunan toprakların bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçundan cezalandırılması talebinde bulunmuştur.

10. Adana 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) görülen yargılamanın 16/3/2004 tarihli oturumunda müdafii ile birlikte hazır bulunan başvurucu, 1994 yılından beri örgüt mensubu olup örgüt içinde "Hüseyin" kod adını kullandığına dair ifadesini tekrar etmiş; buna ek olarak altı kişilik bir grupla birlikte 2003 yılının Nisan ayında Suriye üzerinden Amanos kırsalına geçtiklerini, 19/11/2003 tarihinde yakalanana kadar da Amanos kırsalında kaldıklarını, erzak bulmak için M. kod adlı örgüt mensubuyla birlikte onun amcası olan H.K. ile irtibata geçtiklerini ancak 15/10/2003 tarihinde gerçekleşen jandarma aracına yönelik saldırıyı gerçekleştirmediğini, soruşturma evresindeki ifadelerini kolluğun kendisine baskı yapıp tehdit etmesi nedeniyle o şekilde vermek zorunda kaldığını savunmuştur. Aynı celsede hazır bulunan sanık H.K. da soruşturma evresinde 15/10/2003 tarihli eyleme dair verdiği ifadesini benzer şekilde inkâr etmiştir. Diğer yandan sanıklardan M.Ku. da olayda gözcülük yapmadığını söyleyerek suçlamayı reddetmiştir.

11. Yargılama sırasında dosyanın devredildiği (kapatılan) Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK 250. madde ile görevli) devam eden yargılamanın 10/2/2005 tarihli celsesinde başvurucu müdafii 15/10/2003 tarihli olaydan sonra soruşturma evresinde tanık olarak ifadesi alınan Ö.F.Y.nin ateş edenlerden birini iyi gördüğüne ve eşkâlini bildirdiğine dair anlatımına atıfta bulunarak bu kişinin duruşmada hazır edilip başvurucuyla yüzleştirilmesini, ayrıca başvurucunun babası tarafından yapıldığı ileri sürülen para havalesinin ilgili bankalardan sorulup araştırılmasını talep etmiştir. Celse sonunda olayın özelliğine göre gelecek tanığın gerçekleri söylemeyeceği ve aradan uzun zaman geçmesi nedeniyle olayı hatırlamama ihtimali bulunduğu, hesapların incelenmesinin ise dosyaya katkı sağlamayacağı gerekçeleriyle başvurucu müdafiinin talepleri reddedilmiştir.

12. Yargılama sonunda Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi 22/12/2005 tarihinde verdiği kararla sanıklardan Ş.K.nın yakalanamaması nedeniyle dosyasının ayrılmasına, başvurucunun yanı sıra sanıklar N.A., H.K. ve M.Ku.yu atılı suçtan müebbet hapis cezasına mahkûm etmiş, temyiz edilen bu karar Yargıtay tarafından usuli nedenlerle bozulmuştur.

13. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince 22/6/2007 tarihli kararla başvurucunun yanı sıra sanıklar N.A., H.K. ve M.Ku. atılı suçtan önceki hüküm gibi müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesinde başvurucu da dâhil olmak üzere söz konusu sanıkların soruşturma evresinde verdikleri ifadeleri doğrultusunda 15/10/2003 tarihinde jandarma aracına iştirak hâlinde saldırıda bulunmak suretiyle vahim nitelikte eylem gerçekleştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anılan karar, Yargıtay incelemesinden geçerek 12/2/2009 tarihinde kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 18/8/2009 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. Başvurucu -diğerlerinin yanında- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları kapsamında kollukta müdafi yardımından faydalanamadığını, yargılamayı yürüten mahkemenin müdafi olmaksızın polis tarafından alınan ifadelerini mahkûmiyet kararında kullandığını belirterek bunu şikâyet konusu yapmıştır.

15. AİHM, Bozkaya/Türkiye (B. No: 46661/09, 5/9/2017) kararında başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkına dair şikâyetini kabul edilebilir bulmuş; başvurucunun kollukta müdafii hazır olmaksızın verdiği ifadelerin mahkûmiyette delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğini zedelediğine ve dolayısıyla Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

B. Başvurucu Hakkındaki Yeniden Yargılama Süreci

16. Başvurucu 24/12/2018 havale tarihli dilekçesiyle anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Dosyanın devredildiği Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/3/2019 tarihli ek kararıyla talebi kabule değer bulmuş ve yargılamanın yenilenmesi talebinin esası hakkında değerlendirme yapmak amacıyla dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesine karar vermiştir.

17. Yargılamanın 12/6/2019 tarihli ilk oturumunda müdafileri ile birlikte hazır bulundurulan başvurucu;

 i. Örgüte üye olduğunu kabul ettiğini ancak ihlal kararı öncesinde kesinleşen mahkûmiyet kararına dayanak olan jandarma aracına saldırma eylemini gerçekleştirmediğini, bu olayın gerçekleştiği tarihte Almanya'da olduğunu ve 2003 yılının Kasım ayında Türkiye'ye gelip yakalandığını,

 ii. Örgüt içinde "Hüseyin" yerine "Redur" kod adını kullandığını, kollukta alınan ifadesini baskı altında verdiğini, sorgu sırasında da yanlarında polisler olduğu için kolluk ifadesini tekrar etmek zorunda kaldığını,

 iii. Önceki yargılama sırasında olaya dair teşhiste bulunan Ö.F.Y.nin dinlenmesi talebini mahkemenin aradan uzun zaman geçtiği ve tanığın olayı hatırlamayacağı şeklinde soyut bir gerekçeyle reddettiğini, H.K.yı da tanımadığını ve babası tarafından H.K.ya para gönderilip gönderilmediğinin araştırılması talebinin de reddedildiğini beyan etmiştir.

18. Celse sonunda Mahkeme, Ö.F.Y.nin Mahkemede hazır edilerek tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasını ve H.K. ile başvurucunun babası arasında para transferi olup olmadığının araştırılmasını kararlaştırmıştır.

19. Yargılamanın başvurucunun da müdafileri ile birlikte hazır bulunduğu 20/9/2019 tarihli üçüncü celsesinde hazır edilen Ö.F.Y.nin tanık sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Tanığın ifadesi şöyledir:

   "Aradan uzun zaman geçtiği için çok net hatırlamamakla birlikte Adana'da bir yakınım ile yolculuk yaparken seyir halinde yolun sağına doğru yönelmiş iken iki tane askeri araç gördüm, bunların durduğunu fark ettim, hatırladığım kadarıyla vakit olarak hava tam karanlık değildi. Akşam üstü vakitleriydi. Olayın olmuş olduğu bölgede sol tarafta ceza evine giriş için cep vardı. Yolun sağı solu düz araziydi. Yolun bizim sağımızdan askeri araçlara doğru ateş açıldığını ve askeri araçların camlarının kırıldığını gördüm, derhal jandarmaya telefonla olayı bildirdim, araçlara bir saldırı olduğunu bildirip hızlı bir şekilde araçla olay yerinden ayrıldım. Sol tarafta taranan jandarma aracından başka az ilerde bir jandarma aracı daha vardı, orada biri var mı görmedim. Benim gördüğüm kadarıyla sağdan iki kişinin ateş ettiğini gördüm. Sol tarafta biri var mıydı görmedim. O tarihte vermiş olduğum ifadem geçerlidir. Gördüğüm şahısları bu gün yaş fizik ve şeklen tarif edemeyeceğim. Aradan çok uzun zaman geçti, çok net hatırlamıyorum."

20. Mahkemenin müzekkere gönderdiği banka şubelerinden gönderilen yazılarda, belirtilen tarih aralıklarında söz konusu para transferlerine dair kayıtların bulunmadığı, diğer yandan bankaların belge saklama yükümlülüklerinin de mevzuat gereği on yıl ile sınırlı olduğu belirtilmiştir.

21. İhlal kararı öncesi yapılan yargılama sonucunda hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen N.A.nın yargılamanın 18/12/2019 tarihli celsesinde hazır edilerek tanık sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Tanığa kollukta verdiği ifadesi sırasında M. kod adlı örgüt mensubu ile başvurucunun kendisine jandarma aracına eylem düzenlediklerini anlattıklarına dair ifadesi okunarak sorulduğunda araca saldırı yapıldığını radyodan duyduğunu, bunu kendisine örgüt mensuplarının anlatmadığını, başvurucuyu tanıdığını ve bu kişinin örgüt içinde "Hüseyin" kod adını kullandığını ve "Redur" şeklinde kod adı kullandığından haberdar olmadığını, kollukta ifadesi alınmadan önce polisler tarafından darbedildiğini beyan etmiştir. Başvurucu ise tanığın aleyhe beyanlarını kabul etmediğini söylemiştir. Celse arasında Mahkeme, H.K.nın beyanları doğrultusunda olayda kullanıldığı belirtilen 05...08, 05...45, 05...97 ve 05...38 numaralı GSM hatlarına ilişkin HTS kayıtlarının getirtilmesine dair Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK), ayrıca başvurucunun kollukta alınan ifadesinde olay anına dair anlatımında yer verdiği "Cezaevi kavşağının karşısında bulunan evde ikamet ettiği anlaşılan doğu kökenli Kürt vatandaşı olduğunu anladığını söylediği kişiye kızarak 'Biraz sonra burada savaş olacak, silahlar patlayacak, jandarma vuracağız, defol evine git.'" dediğini beyan ettiği kişinin araştırılması hususunda kolluğa müzekkere göndermiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmada söz konusu beyanda adı geçen kişinin E.K. olduğu ve Gaziantep'te ikamet ettiği tespit edilmiştir.

22. Yargılamanın 27/2/2020 tarihli celsesinde hazır edilen E.K. tanık sıfatıyla alınan ifadesinde jandarma aracına yapılan saldırıyı hatırladığını ancak olay günü kendisinin Adana'da olmayıp Gaziantep'te ev yaptırmakta olduğunu, o anda Adana'daki evde eşi ve çocuklarının bulunduğunu, olaydan sonra eşinin kendisine olayı haber verdiğini, ardından Adana'ya gidip eşiyle konuştuğunda kendisine herhangi bir teröristle konuştuğuna dair bir şey anlatmadığını söylemiştir. Başvurucu, bu celsede de M. kod adlı örgüt mensubunu tanıdığını ve o öldürülene kadar onunla birlikte olduklarını beyan etmiştir. Celse sonunda Mahkeme, başvurucu müdafiinin araştırılmasını istediği hususlar doğrultusunda, olayda kullanılan otomobilin ruhsat sahibinin ve E.K.nın eşinin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasını, başvurucunun olay tarihinde çekilen fotoğraflarının tanık Ö.F.Y.ye gösterilerek başvurucuyu teşhis edip etmeyeceğinin kendisinden sorulmasını, olay tarihinde İnfaz Kurumunun yakınında akaryakıt istasyonu bulunup bulunmadığının ve varsa bu işyerinde davanın sanıklarından Ş.K.nın çalışıp çalışmadığının araştırılmasını kararlaştırmıştır.

23. E.K.nın eşi olan B.K. 16/7/2020 tarihli celsede hazır edilerek tanık sıfatıyla alınan ifadesinde olay günü evde otururken dışarıdan gürültü duyduğunu ancak dışarı çıkıp bakmadığını, olay öncesinde ve sonrasında herhangi bir teröristle karşılaşmadığını, olay anında eşi E.K.nın da evde olmadığını söylemiştir.

24. Kolluk tarafından celse arasında Mahkemeye gönderilen 6/7/2020 tarihli yazıda İnfaz Kurumu yakınında ifadelerde belirtilen isme sahip bir akaryakıt istasyonu olmadığı, İnfaz Kurumuna yakın yerde K. Petrol adlı akaryakıt istasyonu olmakla birlikte bu işyerinin de dört yıldır faaliyet gösterdiği, öncesinde söz konusu işyeri ve bu işyerinde Ş.K.nın çalışıp çalışmadığı hususunda bir tespit de yapılamadığı belirtilmiştir. Tanık Ö.F.Y. de istinabe yoluyla alınan 23/10/2020 tarihli ifadesinde olayın üzerinden çok zaman geçtiği için başvurucuyu ve kendisine gösterilen fotoğraftaki kişiyi hatırlamadığını söylemiştir.

25. Yargılamanın 3/12/2020 tarihli celsesinde Mahkeme; başvurucuya celse arasında GSM operatöründen gönderilen HTS kayıtları doğrultusunda olay sırasında kullanıldığı değerlendirilen 05...97 numaralı hattın M.Ku.nun kullandığı 05...21 ve yine olaya katılan diğer kişilerin kullandığı değerlendirilen 05...38 numaralı hatlarla irtibatlı olduğuna, bu hattın olay saatlerinde M.Ku.nun kullandığı hattan arandığına, başvurucunun o tarihlerde Almanya'da olduğunu beyan etmesine rağmen hattın Adana yakınlarında sinyal verdiğine dair tespitlerle ihlal kararı öncesindeki yargılamanın 16/3/2004 tarihli celsesinde Amanos kırsalına 2003 yılının Nisan ayında geldiğine dair ifadesini okumuştur. Başvurucu ise söz konusu hattı kendisinin kullanmadığını ve olayın failleriyle irtibat kurmadığını, önceki yargılama sırasında verdiği ifadeleri aradan uzun zaman geçtiği için hatırlamadığını söylemiş ve yeniden yapılan yargılama sırasındaki savunmasının doğru olduğunu savunmuştur.

26. BTK'dan temin edilen GSM hatları üzerinde yapılan inceleme üzerine düzenlenen 3/3/2021 tarihli analiz raporunda başvurucunun kullandığı değerlendirilen dört ayrı GSM hattından 05...38 ve 05...97 numaralı iki hattan olay tarihinde karşılıklı irtibat kurulduğu, diğer iki hattan karşılıklı iletişim kurulmadığı belirtilmiştir.

27. Yargılamanın 9/3/2021 tarihli son celsesinde başvurucu, analiz raporunu kabul etmediğini söylemiştir. Yargılama sonunda Mahkeme, başvurucunun ihlal kararı öncesinde kurulan hüküm uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir:

   "Cezaevi aracının taranması olayında yer alan [H.K.nın] 25.10.2003 tarihli ifadesinde [S.K.] tarafından kendisine gönderilen [05...45 ve 05...97] numaralı GSM hatlarını Hüseyin Kod - Ayhan Bozkaya ve [M. kod adlı örgüt mensubuna] verdiğini beyan ettiği, [Ayhan da] kolluk ifadesinde [H.K.nın] kendilerine numarasını hatırlamadığı telefon kartlarını getirdiğini, olay günü [M.Ku.] isimli şahsa [Ş.K.nın] çalıştığı yol güzergahında bulunan benzin istasyonunda bekleyerek, cezaevi aracının geldiğini görünce kendilerini aramaları görevi verdiğini, saat 19:30 sıralarında [M.Ku.nun] kendisini arayarak aracın geldiğini söylediğini beyan ettiği, olay günü hükümlü Ayhan'ın kullandığı anlaşılan [05...97] numaralı hattın HTS kayıtlarında, [H.K.ya] ait olan fakat olay günü kullanması için [M.Ku.ya] verilen [05...21] numaralı hat tarafından olayın gerçekleştiği değerlendirilen 15/10/2003 tarihinde saat 19.55 de arandığı anlaşılmıştır. Dolayısı ile hükümlü Ayhan'ın kolluk ifadesinin hts kayıtları ile de teyit edildiği, kolluk beyanının HTS kayıtları ile somutlaştığı anlaşılmıştır. Hükümlünün kabul etmediği kollukta vermiş olduğu beyanlarını teyit edecek şekilde [M.Ku.] isimli kişinin [05...21] nolu hattan hükümlü Ayhan'ın kullandığı ... 0097 nolu hattan olay günü saat 19.55 de arayarak jandarma aracının geldiğini haber verdiğinin sabit olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu HTS analizlerinin hükümlünün kollukta alınan beyanlarını doğruladığı anlaşılmıştır.

   Yine hükümlünün yeniden yapılan yargılamada verdiği ifadesinde olay tarihinde Almanya'da olduğunu iddia etmesine rağmen kullandığı anlaşılan [05...97] nolu hattın olay tarihli baz bilgisinde hükümlünün Adana sınırları içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki Ekim ayında Almanya da olan birisinin, bir ay geçmeden Kasım ayında Türkiye'de ayrıntıları el koyma tutanağında belirtilen çok sayıda silal mühimmatla birlikte yakalanmasının ve yer göstermesi sonucu çok sayıda yaşam malzemesi ve mühimmatın ele geçirilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Almanya'dan henüz gelmiş olan birisinin araziyi bu kadar iyi bilmesinin de beklenemeyeceği, bu hususun bile tek başına hükümlünün yeniden yargılama sonrası verdiği ifadelerin doğru olmadığını, hükümlünün hazırlık aşamasında vermiş olduğu beyanların dosya kapsamıyla daha uyumlu olduğunu gösterdiği açıktır.

   Diğer yandan hükümlünün 27.02.2020 tarihli celsede ve 16/03/2004 tarihli duruşmada Amanos kırsalına geldikten sonra yakalanıncaya kadar Amanoslardan ayrılmadığını beyan ettiği, Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda iken Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesine yazdığı 11/12/2005 tarihli dilekçesinde ise, kendisinin [M. kod adlı M.K.] ile birlikte örgüte mali kaynak sağlamak bahanesiyle bir kez Adana'ya gittiklerini, Adana'da [M. kod adlı örgüt mensubunun] bir arkadaşının evinde 2-3 gün kaldıklarını kendisinin evden hiç ayrılmadığını, [M.K.nın] zaman zaman evden ayrıldığını belirttiği, duruşmada da dilekçesini doğruladığı, hal böyle iken aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu,

   Yine sanık mahkememizdeki savunmasında olayın gerçekleştiği tarihte Amanoslar bölgesinde bulunmadığını, Almanya'da bulunduğu iddia ettiği, ancak Adana Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde avukatı hazır olduğu halde vermiş olduğu ve sonraki yargılamalarda da inkar etmediği beyanlarında 2013 yılı Nisan ayında Amanoslar bölgesine geldiğini beyan ettiği, bu husus hatırlatılarak çelişki sorulduğunda, Adana Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki beyanını hatırlamadığını belirttiği görülmüştür. Görüldüğü üzere sanığın mahkemede müdafisi ile birlikte verdiği beyanlarının da kolluk ifadesinin bir kısımını teyit ettiği, mahkemelerdeki beyanları arasında dahi çelişki olduğu anlaşılmıştır.

   Ayrıca tanık [Ö.F.Y.nin] her ne kadar olaydan yaklaşık 17 yıl sonra talimatla alınan beyanında olayın üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle fotoğraftan sanığı teşhis edemeyeceğini beyan etmiş ise de, tanığın olaydan bir gün sonra 16/10/2003 tarihinde sanık henüz yakalanmadan önce kolluk tarafından alınan beyanında faillerden birinin mavi beyaz çizgili gömlekli diğer failin haki (askeri yeşil) renkli sıfır yaka tişört giydiğini beyan ettiği, sanığın olaydan yaklaşık 1 ay sonra yakalandığında çekilen dosya içerisinde yer alan fotoğrafında mavi beyaz çizgili 'V' yakalı kazak ve içerisinde sıfır yaka haki renkli tişört olduğunun görüldüğü, 18/10/2019 tarihli duruşmada yakalandığında yaklaşık 1 aydır üzerini değiştirmediğini ifade etmesi göz önüne alındığında tanığın beyanında geçen haki renkli tişörtlü failin hükümlü [başvurucu] olduğunun kabulü gerektiği, tanık bu beyanını hükümlü henüz yakalanmadan önce verdiğinden kolluk tarafından yönlendirme yapıldığından bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır.

   Yine hükümlü Ayhan Bozkaya kollukta baskı ve zorlamaya maruz kaldığı için kolluk ifadesini kabul etmediğini Adana Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve mahkememizde beyan etmiş ise de, hazırlık aşamasında savcılık ve Sulh Ceza Mahkemesinde emniyet ifadesinin doğru olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.

   Her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlünün sadece kollukta müdafisi olmadan vermiş olduğu beyanlara dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğuna karar vermiş ise de;

   1- Hükümlünün kollukta vermiş olduğu beyanının ayrıntılı olduğu, sadece davaya konu jandarma aracının taranması değil diğer bir kısım olaylar ve kendisinin terör örgütü PKK'ya katılımına ilişkin beyanlarda bulunduğu, bu beyanlarını savcılık makamında ve tutuklamaya sevk edildiği sulh ceza mahkemesinde de aynen tekrar ettiği ve kollukta vermiş olduğu ifadesinin doğru olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır. Yine hükümlü yakalandığında içinde bulunduğu araçta ve üzerinde 1 adet uzun namlulu silah, 4 adet el bombası, çok sayıda şarjör, 4 adet uzun namlulu silah şarjörü, 4 adet makinalı tabanca şarjörü, 1 adet baretta tabanca ve buna ait mermiler, 100 adet mermi, 16 adet dinamit lokumu, 31 adet elektririkli 40 cm lik kablolu fünye, 3 adet el bombası fünyesinin ele geçirildiği, aynı gün Ayhan Bozkaya ile birlikte söz konusu araçtan gıda malzemesi almak için kırsaldan inen ve davaya konu olayda jandarma aracının taranmasına karışan [M. kod adlı M.K.] ile Agit kod isimli örgüt mensuplarının çıkan çatışmada uzun namlulu silahlarıyla, 2 adet el bombası ve yaşam malzemeleri ile birlikte ölü olarak ele geçirilmesi,

   2- Jandarma aracının taranması eyleminde hükümlü Ayhan ve ölü geçirilen [M. kod adlı M.K.yı] aracıyla olay yerine götüren ve olaydan sonra olay yerinin yakınlarından yine aracıyla alan [H.K.nın] hazırlık ifadesinde olayı gerçekleştiren Ayhan Bozkaya ve [M.K.ya] ve gözcülük yapan [M.Ku.ya] verdiğini beyan ettiği hatların -yukarıda belirtildiği üzere- hts kayıtlarının yapılan incelemesinde, olay tarihinde olay yerinde baz bilgisi vermesi ve Ayhan'ın kolluk beyanındaki ' ...[M.Ku.] beni cepten arayarak jandarma aracının geldiğini haber verdi ...' söylemini doğrular nitelikte [M.Ku.nun] kullandığı [05...21] hattın Ayhan'ın kullandığı [05...97] nolu hattı tam olay saatinde aradığına ilişkin hts kaydı bulunması, bu anlamda [H.K.] ve Ayhan Bozkaya'nın emniyet ifadesinin teyit edilmesi,

   3- Ayhan Bozkaya'nın kendi içinde çelişkili beyanlarda bulunması, örneğin mahkememizde olay tarihinde Türkiye'de olmadığını, Almanya'da olduğunu iddia etmesine rağmen, inkar etmediği ve kabul ettiği Adana özel yetkili ağır ceza mahkemesinde -olayın gerçekleştiği 2003 yılı Ekim ayından önce- 2003 yılı Nisan ayında Hatay - Amanoslar bölgesine geldiğini beyan etmesi, bu çelişki hatırlatılınca da Adana'da verdiği beyanını hatırlamadığını söylemesi,

   4- Ayhan Bozkaya ele geçirilmeden önce olayı gören tanıklardan [Ö.F.Y.nin] yukarıda belirtildiği üzere giydiği elbiselerden sanığı bire bir tarif etmesi,

   5- Olay tarihi itibariyle ceza hukuku mevzuatımıza göre müdafi zorunluluğunun bulunmaması,

   Göz önünde bulundurulduğunda, Ayhan Bozkaya'nın emniyet beyanının somut delillerler de teyit edildiği ve yukarıda anlatıldığı üzere, olay tarihinde jandarma aracının taranması eylemine katılarak bir jandarma erinin şehit edilmesi ve iki jandarma erinin yaralanması eylemine müşterek fail olarak katıldığı ve üzerine atılı suçu işlediği hususunda tam bir vicdani kanaate ulaşılmıştır. "

28. Başvurucunun mahkeme kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurması üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi 4/10/2021 tarihinde başvurucu hakkındaki önceki hükmün aynen onaylanması yerine yeniden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu değerlendirmiş ve bu hususun bozmayı gerektirmeyeceği gerekçesiyle başvurucu hakkındaki önceki hükmün aynen onaylanması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Yargıtay kararında şu açıklamaya yer verilmiştir:

   "Oluş, sanık savunmaları, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre; aynı dosyada yer alan sanık [H.K.nın] hazırlık ifadesi ile HTS kayıtlarının sanığın soruşturma aşamasındaki (sorgu hakimliği dahil) ifadelerini doğrulaması, yine tanık [Ö.F.Y.nin] aşama beyanları bir bütün olarak nazara alındığında; yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayı gerçekleştirdiği, sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş[tir.]"

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. İlgili ulusal hukuk kaynakları için bkz. Yavuz Arslan [1. B.], B. No: 2014/16433, 9/11/2017, §§ 28-34.

B. Uluslararası Hukuk

30. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayin etme olanağından yoksunsa ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).

31. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının iddialarını şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotlarıyla elde edilen delillere başvurmadan ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 87).

32. İlke olarak şüpheliye gözaltına alındığı ya da tutuklandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM, kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik Krallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).

33. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, §§ 55, 56).

34. Mehmet Zeki Doğan/Türkiye (B. No: 3324/19, 13/2/2024) kararına konu olayda başvurucu, yeniden yargılama talebinin kabul edilmesinden sonra başlayan yargılamada ulusal mahkemelerin diğer sanıklardan baskı altında ve avukatlarının yokluğunda alınan delillere dayandığını, bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek AİHM’e ikinci defa bireysel başvuru yapmıştır. AİHM, esas incelemesi çerçevesinde öncelikle bir kararın kesinleşmesinden sonra ceza yargılamasının yeniden başlatılması durumunda, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamındaki tüm güvencelerin yeniden açılma nedeni ne olursa olsun bu yargılama bir suç isnadının belirlenmesiyle ilgili olduğundan yeniden başlatılan sonraki yargılamada tam olarak uygulanacağını ilke olarak ortaya koymuştur. AİHM, yargılamanın yenilenmesinin üç aşamadan oluştuğunu, üçüncü aşamada derece mahkemesinin ya önceki mahkûmiyeti onaylayacağını ya da bu mahkûmiyeti iptal edip yeni bir karar vereceğini belirtmiştir. AİHM'e göre Türk ceza muhakemesi hukukunda, yargılamanın yeniden başlatılması otomatik olarak önceki mahkûmiyet kararının iptalini gerektirmez yani mahkûmiyet kararı, mahkemenin mahkûmiyet kararını iptal edebileceği ya da onaylayabileceği üçüncü aşamanın tamamlanmasına kadar geçerliliğini korur. Bununla birlikte yargılamanın yenilenmesine ilişkin aşamalar sırasında mahkemeler, cezanın infazını askıya alabilir veya durdurabilir ve davanın yeniden incelenmesine kadar kişinin serbest bırakılmasına karar verebilir (Mehmet Zeki Doğan, §§ 58-60).

35. Bülent Bekdemir/Türkiye (B. No: 42881/18, 17/6/2025) kararına konu olayda;

 i. Kolluk görevlileri tarafından şüphe üzerine durdurulan başvurucunun üzerinde tabanca ile fişekleri, bağış makbuzu, el yazılı belgeler ve TKP-ML/TİKKO ile bağlantılı pankart ele geçirilmiştir.

 ii. Soruşturma sırasında önceki tarihte bir işyerine pankart asılıp havaya silahla ateş edilmesi eylemi sonucunda olay yerinde bulunan boş kovanların bir kısmının başvurucuda ele geçirilen tabancadan atıldığı, pankartlardaki parmak izlerinin başvurucuya ait olduğu ve başvurucuda ele geçirilen belgelerdeki yazıların da başvurucunun el yazılarıyla yazıldığı tespit edilmiştir.

 iii. Başvurucu; müdafii hazır bulunmaksızın kollukta alınan ifadesinde TKP-ML/TİKKO üyesi olup önceki tarihte pankart asma ve havaya silahla ateş etme eylemlerini kendisinin gerçekleştirdiğini, örgüt içinde kod adı kullandığını söylemiş ve örgüt adına gerçekleştirdiğini söylediği molotofkokteyli atma, pankart asma, işyerlerinden örgüt adına para isteme, yasa dışı yürüyüşlere katılma gibi diğer eylemlere ve bu eylemleri kimlerle gerçekleştirdiğine dair açıklamalarda bulunmuştur.

 iv. Başvurucunun beyanları doğrultusunda bazı kişiler örgüt üyesi oldukları ve beyanlara konu eylemleri gerçekleştirdikleri iddiasıyla yakalanıp gözaltına alınmış, bu kişilere yönelik adli işlemler sırasında örgüte ait silah ve bazı belgeler de ele geçirilmiştir. Ayrıca başvurucunun para istediğini söylediği işyerlerinin sahiplerinin bir kısmı da kendilerine gösterilen fotoğraflar üzerinden başvurucuyu örgüt adına kendilerinden para isteyen kişi olarak teşhis etmiştir.

 v. Kolluk görevlileri, yakaladıkları yedi kişiye işyerine pankart asılması olayıyla ilgili yer gösterme işlemi yaptırmış ve bu kişiler başvurucunun molotofkokteyli atarak yolu kapattığına dair anlatımlarda bulunmuştur.

 vi. Başvurucu müdafii, hazır bulunmaksızın Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde ise önceki beyanlarını inkâr ederek sadece yasal bir yürüyüşe katıldığını kabul etmiştir. Başvurucu, tutuklanması talebiyle sorguya sevk edildiğinde de kollukta alınan ifadesini işkence altında verdiğini söylemiştir.

 vii. Başvurucunun önceki beyanları ile bu beyanlardan hareketle elde edilen diğer deliller doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında terör örgütüne üye olma ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından kamu davası açılmıştır. Yargılama sırasında işyeri sahipleri önceki ifadelerini tekrar etmiş, başvurucu ise müdafii hazır bulunmaksızın verdiği ifadelerinin işkence altında alındığına dair savunmasını tekrar etmiştir.

 viii. Başvurucunun ilk ifadesi ve bu doğrultuda elde edilen diğer deliller doğrultusunda başvurucu hakkında birden fazla yağma suçundan da ek iddianame düzenlenmiştir. Yargılama sonucunda başvurucunun üzerine atılı tüm eylemleri gerçekleştirdiği ve bu eylemlerin örgütün sair efradı olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek başvurucunun bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yargıtay, başvurucunun örgüt adına vahamet arz eden olayları fiilen gerçekleştirdiği, dolayısıyla eylemlerin anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle mahkûmiyet kararını bozmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda başvurucunun diğer sanıklarla birlikte silahlı terör örgütünün üst düzey sorumlusu olduğunun, örgütün talimatları doğrultusunda eylemler yaptığının, sanıkların emniyet ve savcılık ifadeleri, teşhis ve yer gösterme tutanakları, yakalanan silah ve örgütsel dokümanlar ve dosyadaki diğer tüm mevcut delillerden anlaşıldığı belirtilerek silahlı terör örgütünün yöneticisi olarak anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan neticeten müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

 ix. Başvurucu, soruşturma evresinde müdafii hazır bulunmaksızın verdiği ifadelerin mahkûmiyet kararı açısından aleyhe delil olarak kabul edildiğini ileri sürerek temyiz kanun yoluna başvurmuş, Yargıtay bu kez mahkûmiyet kararını onamıştır (Bülent Bekdemir/Türkiye, §§ 5-30).

36. AİHM, Bülent Bekdemir/Türkiye kararında başvurucudan müdafii hazır bulundurulmaksızın alınan ifadenin, vahamet arz ettiği kabul edilen eylemlerin delillendirilmesinin temelini oluşturduğunu ve anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu bağlamında soruşturma evresi boyunca başvurucu aleyhindeki delil toplama sürecini şekillendirdiğini, bu nedenle önemli bir ispat değeri taşıdığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla AİHM, yargılamanın bütününü dikkate alarak mahkûmiyet gerekçesinde müdafi hazır bulunmaksızın alınan ifadelere dayanılması nedeniyle müdafiden yararlanma hakkına verilen zararın kararda doğrulayıcı delil olarak başvurucunun yakalandığı sırada üzerinde örgütsel materyaller ele geçirilmiş olmasına ve sonradan işyeri sahipleri tarafından teşhis edilmesine de dayanılması itibarıyla telafi edilemediğini belirterek ihlal sonucuna ulaşmıştır (Bülent Bekdemir/Türkiye, §§ 56-65).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Anayasa Mahkemesinin 11/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu; AİHM'in ihlal kararındaki değerlendirmeler doğrultusunda yeniden yapılan yargılama sonucunda elde edilen delillerle kendisinin kollukta müdafii hazır bulundurulmaksızın verdiği ifadelerin test edilerek doğrulanması gerektiğini ancak bu süreçte ilk kez toplanan delillerin tümünün kendi lehine olup soruşturma evresinde alınan ifadelerini doğrulamadığı gibi Mahkemenin gerekçesinde yeniden ihlale neden olan kolluk ifadesine dayandığını, bu bağlamda AİHM tarafından verilen ihlalin ve sonuçlarının giderilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde;

 i.   Başvurucunun şikâyetlerinin esas itibarıyla yargılamanın sonucuna, delillerin değerlendirilmesine, hukuk kurallarının yorumuna ve uygulanmasına ilişkin olduğu, Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasına göre kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça bu takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağını birçok kararında dile getirdiği, somut olayda dosyadaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak yapılan yargılama ve kurulan hükümde herhangi bir bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik olmadığı ifade edilmiştir.

 ii.   Diğer yandan Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararları sonrasında derece mahkemelerince yapılması gereken işlemlere dair değerlendirmeler içeren Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunulmuş ve somut başvuru açısından bu kararlarda yer verilen ilkelerin gözönünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

41. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

43. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü, norm Anayasa olup kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın 36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 51).

44. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkı 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm bireylere hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).

45. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin etkili bir şekilde korunması, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkündür. AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69). Nitekim AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu gibi pratikte de etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. 5271 sayılı Kanun'da bu konuda ilgili yargısal mercilere takdir hakkı tanımayarak kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir davanın yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görüleceği öngörülmüştür (Nihat Akbulak, [GK], B. No: 2015/10131, 7/6/2018, § 37).

46. Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel başvuru yoluyla incelemek, Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa Mahkemesince incelenmelidir. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı olacaktır (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

47. Somut olayda başvurucu, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin AİHM kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; Mahkeme, talebi kabul etmiştir. Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi sürecinde yeni deliller toplayarak ve bu delillere karşı başvurucunun müdafii huzurunda savunmasını alarak önceki hükmün onaylanmasına karar vermiş; karar temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu durumda Anayasa Mahkemesi tarafından incelenecek husus; AİHM'in ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesini talep eden başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddiaların etkili ve yeterli bir şekilde incelenip incelenmediği, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğidir.

48. Başvurucuya isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere ilişkin yeniden yapılan yargılama sırasında başvurucu, müdafi yardımından yararlandırılmış ve Mahkeme, başvurucu ile hükümlü H.K.nın soruşturma evresinde dile getirdikleri olguları test etmek amacıyla çeşitli delilleri de toplamıştır. Mahkemenin başvurucu hakkındaki yargılamanın yenilenmesine konu olan Yargıtayın "önceki hükmün onaylanması" şeklinde düzelterek onadığı mahkûmiyet kararı incelendiğinde başvurucunun yargılama aşamasında alınan beyanları arasında da birçok noktada çelişkiler bulunduğuna (bkz. § 27), bu kapsamda hükümlü H.K.nın soruşturma evresinde verdiği ifadelerin HTS kayıtlarıyla ve başvurucunun yargılama sırasında müdafii huzurunda verdiği 16/3/2004 tarihli ifadesiyle doğrulanmasına, başvurucu yakalandığı zaman üzerinde bulunan kıyafetlerin tanık Ö.F.Y.nin soruşturma evresindeki ifadesinde olaya karışan kişiler arasından net olarak görüp tarif ettiği kişinin kıyafetleriyle uyumlu olduğuna dair değerlendirmelere de yer verildiği görülmektedir.

49. Mahkeme, ayrıca başvurucunun soruşturma evresinde alınan ifadesini destekleyen -19/11/2003 tarihinde kolluk görevlileriyle girdiği silahlı çatışmada öldürülen M. kod adlı örgüt mensubunda ve başvurucunun olay sonrası yakalandığı otomobilde ele geçirilen mühimmatlar gibi- başka doğrulayıcı delillerin de bulunduğuna vurgu yapmış ve M. kod adlı örgüt mensubu ve hükümlüler H.K. ve M.Ku. ile birlikte hareket ederek 15/10/2003 tarihinde jandarma aracına yönelik saldırıyı gerçekleştirdiği kanaatine varmıştır (bkz. § 27).

50. Bununla birlikte 765 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarınca devletin egemenliği altında bulunan toprakların bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun müdafii hazır bulunmaksızın alınan beyanlarına yeniden yer verilmiştir. Dahası anılan gerekçeye bakıldığında bu beyanların vahim eylem olarak değerlendirilen 15/10/2003 tarihli eylem yönünden yürütülen soruşturmada başvurucuya ulaşılmasının temelini oluşturup muhakeme sürecinin seyrini doğrudan etkilediği ve bu beyanlar çerçevesinde yapılan araştırmalar doğrultusunda başvurucu aleyhine doğrulayıcı delil olarak değerlendirilen diğer delillere ulaşıldığını değerlendirmek mümkün görünmektedir. Bu bağlamda Mahkeme gerekçesinde başvurucunun müdafii hazır bulunmaksızın alınan ifadeleri dışında ve bu ifadelerden bağımsız olarak elde edilen diğer deliller doğrultusunda da anılan eylem yönünden şüpheli olarak tespit edilebileceğini ve hakkında mahkûmiyet kararı verilebileceğini ortaya koyamamıştır.

51. Diğer yandan başvurucu yakalandığında kendisinde örgütsel materyaller ele geçirilmesi de Mahkeme tarafından tek başına vahim nitelikte eylem olarak değerlendirilmediği gibi bu deliller vahim nitelik taşıdığı belirtilen 15/10/2003 tarihli eylem bakımından tek veya belirleyici delil olarak da kabul edilmemiştir. Dolayısıyla gerekçeye bakıldığında başvurucunun müdafii hazır bulunmaksızın alınan beyanlarından hareketle mahkûmiyet kararına konu suçun terör örgütüne üye olma vb. suçlar yerine olay tarihinde yürürlükte bulunan ve hüküm tarihi itibarıyla da başvurucu lehine olduğu kabul edilerek uygulanan, 765 sayılı Kanun'un 125. maddesinde düzenlenen Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçu olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle yargılamanın bütünü de gözetildiğinde başvurucu hakkında yeniden yapılan yargılama üzerine verilen mahkûmiyet kararında müdafii hazır bulunmaksızın verdiği ifadelere yeniden yer verilmesi ve tek veya belirleyici delil olmamakla birlikte yeniden bu ifadelere dayanılması suretiyle müdafiden yararlanma hakkına verilen zarar, başvurucunun yakalandığı sırada ele geçirilen örgütsel materyallerin yanı sıra bu ifadeleri desteklediği ve doğrulayıcı nitelikte olduğu kabul edilen delillere de dayanılması itibarıyla telafi edilememiştir.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

53. Başvurucunun bireysel başvuru formunda öz itibarıyla dahi olsa dile getirmeyip ilk kez Bakanlık görüşüne karşı beyanını içeren 18/9/2023 tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü;

 i.   AİHM, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmesi sürecinde hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yaşar Alat ([GK], B. No: 2021/65564, 21/11/2024) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

 ii.   Yeniden yargılama yapan Mahkeme heyetinin sürekli değişmesi, karar veren heyetin delillerle yüz yüze gelmemesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının da Ümüt Demir ([2. B.], B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31); Sinan Oğan ([2. B.], B. No: 2017/32685, 2/6/2020, § 29) ve Ferhat Yildeniz ([1. B.], B. No: 2017/20129, 15/12/2020, § 29) kararları doğrultusunda süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

54. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

55. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

56. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da -mahkemece hüküm kurulmadan önce dosyaya sunulan diğer delillerle hükmün kurulmasından sonra başvurucu hakkında dosyaya giren yeni deliller de dâhil olmak üzere- delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

57. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından da manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/214, K.2021/180) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

D. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, AYHAN BOZKAYA, B. No: 2021/57788, 11.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 03, sayfa 457–474

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.