Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
MUSTAFA DEMİR (2021/57121)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, disiplin soruşturması neticesinde sözleşmeli astsubay olunamayacağına ilişkin olarak tesis edilen işleme karşı açılan iptal davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Mahkemeye erişim hakkı (idare) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
MUSTAFA DEMİR BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/57121) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Eren Can BENAKAY |
|
Başvurucu |
: |
Mustafa DEMİR |
|
Vekili |
: |
Av. Dilan COŞKUN |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, disiplin soruşturması neticesinde sözleşmeli astsubay olunamayacağına ilişkin olarak tesis edilen işleme karşı açılan iptal davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Ankara'da er olarak görev yapmaktayken bir yıl süreli sözleşmeli astsubay alımlarına başvurmuştur. 1/11/2020 tarihinde başvurusu kabul edilerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı Zırhlı Birlikler ve Eğitim Merkezi Komutanlığı (Komutanlık) emrinde 45 günlük eğitimine başlamıştır.
3. 27/11/2020 tarihinde başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma sonucunda 2016 yılında Şanlıurfa'da PKK/KCK terör örgütünün kırsal alanında bulunan şahıslar için kurye/iş birlikçilik faaliyetlerinde bulunduğu yönünde istihbari bilgi elde edilmiştir. Komutanlık Sınıf Okulu Yüksek Disiplin Kurulu 8/12/2020 tarihli işlemle başvurucunun astsubay olamayacağına karar vermiş; kararda başvurucunun yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsediğini gerekçe olarak göstermiştir. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali istemiyle 20/1/2021 tarihinde dava açmıştır.
4. Ankara 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 21/5/2021 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Dava dosyasının incelenmesinden, davacının Zırhlı Birlikler ve Eğitim Merkezi Komutanlığı emrinde yedek subay adayı olarak eğitime başlamasının ardından hakkında yapılan arşiv araştırması sonucu '2016 yılında Şanlıurfa'da PKK/KCK terör örgütünün kırsal alanında bulunan şahıslara kurye/iş birlikçilik faaliyetlerinde bulunduğu' yönünde istihbari bilgi elde edilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı, Sınıf Okulu Yüksek Disiplin Kurulu'nun kararıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle 'subay olamaz' kararı verildiği, bu karara dayanılarak Kara Kuvvetleri Komutanının Olur'u ile kalan askerlik hizmetinin er olarak tamamlatılmasına karar verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, 7179 sayılı Askeralma Kanunu'nda ve ilgili Yönetmelikte, tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü ideolojik görüşü benimsemiş olduğu tespit edilenler hakkında subay olamaz kararı verilerek kalan askerlik hizmetlerinin er olarak tamamlatılacağı hükme bağlanmış ve bu konuda idareye takdir yetkisi tanınmıştır.
Yürütülen kamu hizmetinin önemi ve özelliği dikkate alındığında idarenin bu konuda sahip olduğu takdir yetkisinin kullanımı konusunda elde ettiği bilgilerin niteliğini değerlendirmesinin önemi de ortaya çıkmaktadır."
5. Başvurucu, karara karşı 27/7/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 14/10/2021 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.
6. Başvurucu, nihai kararı 5/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 6/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
7. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
8. Başvurucu, 2016 yılında hakkında tespit yapılan kişinin kendisi değil ağabeyi olduğunu belirterek ağabeyinin fiilleri nedeniyle kendisinin sorumlu tutulmasından şikâyet etmiştir. Disiplin soruşturması sürecinde kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini, herhangi bir belge paylaşılmadığını ifade ederek terör örgütüyle irtibatlı olduğuna dair somut bir tespit yapılmaksızın, mahkeme kararlarında yeterli gerekçe gösterilmeden davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mahkemeler tarafından uyuşmazlıkla ilgili varılan sonuç ve kullanılan takdir yetkisinin sebeplerinin gerekçelendirildiği, bu nedenle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığı hususunun dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme kararlarının gerekçelerinin başvurucuya ceza yargılaması anlamında suç isnat etmek, başvurucunun suçlu olduğunu ifade veya ima etmek anlamına gelmeyeceğinden masumiyet karinesinin ihlal edilmediği dile getirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
10. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da uygulanır (Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem [2. B.], B. No: 2015/7942, 28/5/2019, § 28; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 67). Somut uyuşmazlıkta suç isnadına bağlı bir yargılamanın mevcut olmadığı hususunda tereddüt yoktur. Bununla birlikte uyuşmazlığın niteliği itibarıyla medeni hak ve yükümlülükler kapsamında görülüp görülemeyeceği değerlendirilmelidir.
11. Devletin bir bireye salt egemenlik yetkisini kullanarak tanıdığı hak ya da yüklediği yükümlülüklerin medeni hak ve yükümlülük kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmek gerekir. Askerlik ve askere alma işlemleri de devletin egemenlik yetkisinin tezahürü olan ve müdahaleye kapalı bulunan çekirdek alanını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'da vatandaşlık bağından kaynaklanan, kamusal bir hak ve ödev olarak düzenlenen askerlik hizmetinin medeni hak ve yükümlülük kapsamında olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bir kişinin zorunlu askerlik hizmeti yükümlüsü olup olmadığı, kimlerin bu hizmeti yerine getirmekten muaf tutulacağı ya da muafiyet şartlarının ne olacağı, bu hizmetin hangi statüde ve ne kadar süre ile yerine getirileceği, askere sevk işlemlerinin hangi yöntem izlenerek ve ne şekilde yürütüleceği, bu süreçteki uygulamaların ne olacağı gibi meseleler özü itibarıyla askerlik hizmeti yapma yükümlülüğüne ilişkin olduğundan medeni hak ve yükümlülük kapsamında değildir. Buna göre askerlik yükümlülüğünü konu alan ya da askere alma kararlarına ilişkin olan iş ve işlemler nedeniyle açılan davalardaki yargılama süreçleriyle ilgili adil yargılanma şikâyetlerinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı dışında olduğunun kabul edilmesi gerekir (Yusuf Gürkan [GK], B. No: 2014/11067, 18/10/2017, § 35).
12. Başvuru konusu olayda başvurucu, askerlik görevini er olarak yerine getirmekteyken meslek edinebilmek amacıyla bir yıl süreli sözleşmeli astsubay alımlarına başvurmuş; başvurusu kabul edilerek eğitime başlamıştır. Daha sonra başvurucu hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda başvurucunun astsubay olamayacağına karar verilmesi üzerine başvurucu bireysel başvuruya konu yargılamayı başlatmıştır. Dolayısıyla burada başvurucunun askerlik statüsünü nasıl gerçekleştireceğine dair bir işlemden ziyade meslek edinebilmek için yaptığı başvuru, bireysel başvurunun konusunu oluşturmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığın niteliği itibarıyla başvuru, medeni hak ve yükümlülükler kapsamında görülerek başvurucunun adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanabileceği değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak başvuru, gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
14. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
15. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
16. Mahkeme, dava konusu işlemi hukuka uygun kabul ederken başvurucu hakkında elde edilen istihbari bilgiye dayanmış; istihbari bilgiyi aktarmakla birlikte herhangi bir şekilde değerlendirmemiştir. Başvurucunun kurye/iş birlikçilik faaliyetlerinde bulunduğu sonucuna nasıl ve ne şekilde ulaşıldığı, buna dair başvurucu hakkında soruşturma ya da kovuşturma bulunup bulunmadığı, başvurucunun bu duruma ilişkin disiplin soruşturmasındaki savunmasının ve beyanlarının neler olduğu ve neden kabul edilmemesi gerektiği kararda açıklanmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkındaki tespitin yapacağı görevi hangi nedenle olumsuz etkileyeceği ortaya konulmamıştır.
17. Öte yandan başvurucu 2016 yılında hakkında tespitlerde bulunulan kişinin kendisi değil ağabeyi olduğunu ve ağabeyinin fiillerinden ötürü sorumlu tutulmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Esasa etkili ve önemli olan bu iddia Mahkeme tarafından değerlendirilmemiştir. Mahkeme tespit edilen şahsın ağabey mi yoksa başvurucunun kendisi mi olduğunu, ağabey olması hâlinde neden bu kişinin fiilinden başvurucunun sorumlu tutulması gerektiğini kararında açıklamamıştır. Ayrıca bir kişinin akrabalarının davranışlarından sorumlu tutulamayacağı hususu hukuk devleti ilkesinin evrensel prensiplerindendir. Başkasının yaptıklarından sorumlu tutulmak, insanı hür ve irade sahibi bir varlık olarak kabul etmemek demektir. Hukuk devletinde bir kimsenin başkalarının fiillerinden sorumlu tutulması kanunda öngörülen çok istisnai hâller dışında kabul edilemez. Çağdaş hukuk sistemleri bireyin özerkliğini esas alarak ona haklar bahşetmekte ve sorumluluklar yüklemektedir. Bir kimsenin hukuken ve fiilen davranışlarını kontrol etme gücüne ve yükümlülüğüne sahip olmadığı başka bir bireyin fiillerden dolayı kamu otoritelerinin yaptırımına maruz kalması bireysel özerklik düşüncesiyle bağdaşmamaktadır (Sebiha Kaya [GK], B. No: 2018/34124, 20/5/2021, § 54).
18. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıfla değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli şekilde karşılanması gerekir. Eldeki olayda Mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Bölge İdare Mahkemesi tarafından ise bu karara atıfla herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.
19. Sonuç olarak başvurucu hakkında elde edilen verilerin idari işlemi neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı görülmüştür. Yargılama mercileri başvurucu hakkında elde edilen bilgileri değerlendirmediğinden başvurucunun disiplin soruşturmasının sonucuna ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturulamamıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
21. Başvurucunun masumiyet karinesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekteyse de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
24. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (E.2021/126, K.2021/843) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, MUSTAFA DEMİR, B. No: 2021/57121, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 231–236
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.