İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

İHSAN UYAR (2021/55928)

  • Mülkiyet hakkı
  • Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; taşınmaza yapılan el atmanın önlenmesi için açılan davanın reddine karar verilmesi ve üzerinde bırakılan yargılama giderleri nedeniyle mülkiyet hakkının, kanun yolu kapalı olarak karar verilmesi nedeniyle de hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıÖzel hukuk ilişkileriAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—
Hükmün denetlenmesini talep etme hakkıHükmün denetlenmesini talepKonu Bakımından Yetkisizlik—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İHSAN UYAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/55928)

 

Karar Tarihi: 3/3/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

İhsan UYAR

Vekili

:

Av. Müşteba AYDIN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; taşınmaza yapılan el atmanın önlenmesi için açılan davanın reddine karar verilmesi ve üzerinde bırakılan yargılama giderleri nedeniyle mülkiyet hakkının, kanun yolu kapalı olarak karar verilmesi nedeniyle de hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Kayseri'nin Yeşilhisar ilçesi Hacıbektaş Mahallesi'nde üzerinde iki katlı kargir ev bulunan taşınmazda yarı oranında hisseli maliktir.

3. Başvurucu; aynı yerde bulunan komşu taşınmaz maliklerince kendi taşınmazına tecavüzde bulunulduğu iddiasıyla Ankara 10. Noterliğinin 6/10/2020 tarihli ihtarnamesini göndermiş ve tecavüzün sonlandırılmasını istemiş, aksi hâlde müdahalenin meni davası açacağını ihtar etmiştir.

4. Başvurucu, ihtara uyulmadığını belirterek 3/11/2020 tarihinde Yeşilhisar Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) komşu parsel malikleri aleyhine dava açmıştır. Değerini 2.000 TL olarak gösterdiği bu davada 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesi uyarınca el atmanın önlenmesini, tecavüzlü garaj ve kömürlük girintilerinin, ağaçların, yapılan duvarın, merdivenin, giriş kapısının ve meskenine 1-2 metreye kadar döşenen kilit taşlarının kaldırılmasını, yıkılmasını ve duvarın bu şekilde yeniden yapılmasını talep etmiştir.

5. Davalılardan B.E. sunduğu cevap dilekçesinde; davadan evvel ağaçların kesildiğini, garaj ve kömürlük duvarının yıkım çalışmalarına başlandığını, kilitli parkelerin söküm işleminin tamamlandığını, ayrıca anılan yerin evveliyatında kooperatif olduğunu ve paylaşıldığını, kendisine düşen kısım için belediyeye başvurup sınırların başvurucunun babası huzurunda gösterilmesi sonrasında ağaçların dikildiğini ifade etmiştir. 1995 yılından sonra kendi taşınmazının sınırları içine garaj ve kömürlük yaptığını, hatta yaptığı merdiveni her iki tarafın kullandığını, başvurucunun 2020 yılında yaptırdığı ölçümde bir miktar taşma tespiti üzerine dava açıldığını, sorunun eski ve yeni kadastro tekniğinden kaynaklandığını ve bütün parsellerde bir miktar kayma tespit edildiğini ileri sürmüştür. Davalı B.E. sonuç olarak davanın konusuz kaldığını belirterek reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalılar da davanın reddini talep etmiş; ayrıca olayın kendileriyle ilgili olmadığını, hisseleri bulunması nedeniyle dava edildiklerini iddia etmiştir.

6. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan ön inceleme duruşmasında başvurucu vekili; davalı B.E.nin başvurucuya 10/12/2020 ve 30/12/2020 tarihlerinde ve kendisine de 30/12/2020 tarihinde mesaj gönderdiğini, bu mesajlarda haksız müdahalenin devam ettiğini ve saçakları kestiremediğini ifade ettiğini beyan etmiştir. Davalı B.E. ise yanlış yapılan ölçüm neticesinde bu müdahalenin olduğunu, mesajları kabul ettiğini ve müdahaleyi sonlandırdığını ifade etmiştir.

7. Asliye Hukuk Mahkemesince istinabe yoluyla 26/5/2021 tarihinde dinlenen tanık A.E.; kooperatif tarafından sınırlar belirlenmediğinden kendisinin de komşuları olan tarafların bahçeyi ortak kullandığını, davalıların fidan diktiğini, kömürlük, merdiven ve kapı yaptığını ancak geçen yaz belirtilen ağaçların kesildiğini, kömürlüğün ve deponun yıkılarak eski hâle getirildiğini ifade etmiştir. 3/6/2021 tarihli keşif sırasında dinlenen tanık A.C.; 1989 yılında kooperatif başkanlığı yaptığını, davaya konu taşınmazların bulunduğu evlerin hizasındaki bölgede bir veya bir buçuk metre kayma meydana geldiğini, sebebinin belediye fen memurlarının yanlış ölçümlerinden mi yoksa kadastrodan mı olduğunu bilmediğini açıklamıştır. Ayrıca anlaşmazlık sonrasında davalının 2020 yılının Eylül, Ekim ya da Kasım ayında betonu kestirdiğini ancak merdiveni ne zaman yıktığını hatırlamadığını, garaja ve kömürlüğe ilişkin duvarları betonu yıktırdıktan sonra kendi tarafına aldığını, başvurucunun arazisinin de bir buçuk ya da iki metre yola kaydığını belirtmiştir. Keşif sırasında dinlenen tanık S.K. ise, başvurucunun taşınmazın diğer maliki olduğunu, davalıya ait garaj ve kömürlüğün ne zaman yapıldığını bilmediğini, davalının 1995 yılında ölçüp yaptırdım dediğini ancak tarihini hatırlamadığını, kömürlük ve garajın 2020 yılında davalı B.E. tarafından yıkıldığını, tam tarihini bilmediğini dile getirmiştir. Ayrıca merdiven için kendisinin ve başvurucunun kayınbabasının izin verdiğini, merdivenin de garaj ve kömürlükle birlikte yıkıldığını vurgulamıştır.

8. Keşif sırasında Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan gözlemde dava konusu taşınmazın ortasında kuzey-güney yönünde bahçe duvarı ile çevrili olduğu, aynı zamanda duvar üzerinde çitin bulunduğu, çitin başvurucunun taşınmazına doğru devam ettiği belirtilmiştir. Bunun yanında başvurucunun taşınmazına sarkacak şekilde duvar saçağı bulunduğu, sarkan saçaklar yönünden müdahale bulunup bulunmadığının tespiti için fen bilirkişisine ölçüm ve yıkıldığı iddia olunan kömürlük ile garajın bulunduğu alan yönünden bilirkişiye fotoğraf çekimi yaptırıldığı ifade edilmiştir.

9. Keşif sonrası fen bilirkişisi tarafından düzenlenen 7/6/2021 tarihli bilirkişi raporunda davalı taşınmazın maliki tarafından başvurucu taşınmazı ile olan ortak sınırına yapılan bahçe duvarının ve kendi parseli içine yaptığı kömürlük ve garajın temel duvarlarında zeminde komşu parsele herhangi bir tecavüzünün bulunmadığı ifade edilmiştir. Bunun yanında raporda (A) harfi ile gösterilen garajın üstteki saçak kısmında 8,09 metre uzunluğunda 0,17 ila 0,21 metre enindeki kısmında 1,50 m²'lik ve (B) harfi ile gösterilen kömürlüğün üstteki saçak kısmında 3,04 metre uzunluğunda 0,06 ila 0,07 metre enindeki 0,20 m²'lik kısımlarda başvurucu taşınmazına taşma olduğu anlatılmıştır. Ziraat ve inşaat bilirkişisinin 11/6/2021 tarihli birlikte düzenledikleri raporda başvurucunun ortak sınıra panel tel çit çektiği, başvurucunun taşınmazına saçaklar nedeniyle yapılan 1,70 m²'lik tecavüzün beton kesici spiral ile kesilerek tecavüzün ve kötü görüntünün yok edilebileceği, 10 m³ toprak getirilip serilerek zemin düzensizliğinin ortadan kaldırılabileceği belirtilmiştir. Ayrıca spiral ile kesim bedeli 1.000 TL ve arazideki düzensizliğin giderim bedeli 1.000 TL olmak üzere sınır tecavüzünün önlenmesi için gereken değerin 2.000 TL olduğu açıklanmıştır.

10. Asliye Hukuk Mahkemesince 10/11/2021 tarihinde dava miktar yönünden kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle;

i. Ortak sınıra davacı olan başvurucu tarafından panel tel çit çekildiği, çekişmeli kısma taşan merdiven, garaj ve kömürlüğün tanık beyanlarına göre dava tarihinden yaklaşık otuz yıl evvel davalı B.E. tarafından yapıldığı, başvurucunun taşınmazı tahliye etmesi için davalılara ihtarname gönderdiği, ihtarnamenin 7/10/2020 tarihinde tebliğ edildiği, tahliye için on günlük süre tanındığı ve 3/11/2020 tarihinde bu davanın açıldığı ifade edilmiştir.

ii. Davalıların kullanımının otuz yıla yakın sürdüğü, başvurucunun dava tarihine kadar mezkûr kısımlara itirazının olduğuna dair dosyaya herhangi bir delilin ibraz edilmediği ve ihtarname ile muvafakatin geri alındığı belirtilmiştir. Davalı B.E.nin mezkûr kısma ilişkin tahliye için girişimde bulunduğu, ağaçların kesildiği, merdivenin, garaj ve kömürlük duvarının yıkıldığı ifade edilmiştir. Ancak tahliye için mevcut garaj ve kömürlüğün mezkûr taşınmazda kalan kısmının yıkılarak yeniden duvar yapılması gerektiği, yapılacak iş ve işlemlerin davalılarca sağlanması için ilçedeki bu işlemlerin icrasına yönelik şartlar da düşünüldüğünde gerekli teknik ekip ve elemanın temin edilerek yirmi beş gün içinde tüm tahliyenin sağlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldı ki davalılar tarafından anlaşmazlık çıktıktan sonra tahliyeye ilişkin iş ve işlemlere başlandığının alınan tanık beyanlarından anlaşıldığı ayrıca keşif tarihi itibarıyla da buna ilişkin tespit yapıldığı vurgulanmıştır.

iii. Davalının fen bilirkişi raporu ile mezkûr kısma taşan beton saçakların başvurucunun yerleştirdiği panel tel çite zarar verme ihtimali nedeniyle müdahale edilemediğini beyan ettiği ve 17-21 cm enindeki saçakların bir zararı varsa bu durumun da ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir. Davalının eyleminin komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşmadığı, davalılar tarafından 4721 sayılı Kanun'un 737. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen hoş görülebilecek dereceyi aşan bir kullanımın olmadığı ve başvurucunun dava konusu kısma davalıların el atmasının önlenmesi isteminin 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesinde zikredilen dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Son olarak hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki başvurucu taleplerinin hukuk düzenince korunmayacağı açıklanmıştır.

11. Başvurucu, nihai kararı 3/12/2021 tarihinde öğrendikten sonra 6/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; davalı B.E. tarafından kendisine gönderilen ve ön inceleme duruşmasında da kabul edilen 30/12/2020 tarihli mesajda haksız tecavüzü gidermek için 2/11/2020 tarihinde çalışmaya başladığını ifade ettiğini, dolayısıyla dava tarihinde uyuşmazlığa konu kısımların giderilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca gerekçeli kararda da ifade edildiği üzere tecavüzün devam ettiğini, mülkiyet hakkı sahibinin tecavüzün önlenmesini talep edebileceğini, hakkın kötüye kullanılması durumunun söz konusu olmadığını ve haklı olduğu davada toplamda 3.027,08 TL yargılama giderinin de üzerinde bırakıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

14. Başvurucunun bu şikâyetleri, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

15. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvurucunun hisseli malik olduğu taşınmazın ve üzerinde bırakılan yargılama giderinin mülk teşkil ettiği açıktır.

16. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklediği hususu, Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirir (Türkiye Emekliler Derneği [1. B.], B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

17. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin Turan [1. B.], B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

18. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda olayda tarafların birbirleriyle çatışan menfaatleri söz konusudur. Dolayısıyla tarafların karşı karşıya gelen menfaatleri çerçevesinde mülkiyet hakkını korumakla yükümlü olan devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı irdelenmelidir (Hüseyin Ak [1. B.], B. No: 2016/77854, 1/7/2020, § 53).

19. İkinci olarak başvurucuya mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye karşı etkili biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

20. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için mahkemelerin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

21. Son olarak ise başvurucunun mülkiyet haklarını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve somut olayın şartları gözönünde bulundurularak yargı mercilerine aittir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün şartları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari [2. B.], B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).

22. Olayda başvurucu, taşınmazına yapılan müdahalenin menini ve tecavüzlü kısımların kaldırılmasını talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, tanıkları dinlemiş; taşınmaz başında keşif yapmış ve keşif sonunda düzenlenen bilirkişi raporlarını dosya arasına almıştır. Davalılardan B.E. tarafından başvurucunun taşınmazına tecavüzlü olan 1,70 m²'lik saçaklar dışında kalan kısımların ortadan kaldırılması işlemlerine dava tarihinden önce başlandığını ifade etmiştir. Ön inceleme duruşmasında başvurucu vekilinin de saçakların kestirilememesi dışında kalan kısımlar yönünden müdahalenin devam ettiğine yönelik açık bir beyanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalının yaklaşık otuz yıldır taşınmazı bu şekilde kullandığına vurgu yapan Asliye Hukuk Mahkemesi, saçakların zararının ortaya konulamadığını ve davalının eyleminin komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşmadığını anlatmıştır. Bu nedenlerle 4721 sayılı Kanun'un 737. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen hoş görülebilecek dereceyi aşan bir kullanım olmadığını belirtmiş ve davanın aynı Kanun'un 2. maddesinde zikredilen dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını açıklamıştır.

23. Özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıkta kamu makamlarının taraf menfaatlerinin dengelenmesine ilişkin yasal düzenlemelere ve tedbirlere yer verip vermediği, bu düzenleme ve tedbirlerin etkili bir çözüm sağlama kapasitelerinin bulunup bulunmadığı ve somut olay açısından doğurduğu etkilerin mülkiyet hakkının korunmasına yeterli ve elverişli olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olarak etkili hukuki mekanizmalar kuran kamu makamlarının yapılacak yargılama sonunda bir davanın kazanılmasını garanti etmek gibi bir yükümlüğünün bulunmadığı da açıktır (Sınırlı Sorumlu Kavak Arsa ve Konut Yapı Kooperatifi [1. B.], B. No: 2019/39103, 18/4/2024, § 31).

24. 4721 sayılı Kanun'un "Komşu hakkı" başlıklı 737. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermenin yasak olduğu belirtilmiş ve maddenin son fıkrasında ise yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin hakların saklı olduğu kurala bağlanmıştır. Bunun yanında 4721 sayılı Kanun'un "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan kanun hükümlerini yorumlayan Asliye Hukuk Mahkemesinin karar gerekçeleri dikkate alındığında mahkeme kararının bariz bir takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği söylenemeyecektir (bkz. § 10).

25. Bireysel başvuruya konu yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlandığı ve kararlarda yer verilen tespit ve gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı sonucuna varılmıştır. Nihayet başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin mevcut olduğu da görülmüştür. Sonuç olarak davanın reddi nedeniyle üzerinde bırakıldığı belirtilen 3.027,08 TL yargılama gideri ile taşınmazına 1,70 m² taşan saçakların başvurucuya bir külfet yüklediği açık olmakla birlikte Asliye Hukuk Mahkemesi, davalının eyleminin komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla başvurucu üzerinde bırakılan külfetin aşırı ve olağandışı bir yük teşkil etmediği ve orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde yapılan müdahale yönünden mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, miktar yönünden kesin karar verilmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucunun şikâyeti, hükmün denetlenmesini talep etme hakkı kapsamında incelenmiştir.

28. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'da güvence altına alınmış olmakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvence içermediğini açıklamıştır. Anılan kararlarda medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının dışında kaldığı belirtilmiş ve bu bağlamda anılan hakka dair bir ihlal iddiasının incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkin bulunmasının şart olduğu ifade edilmiştir (birçok karar arasından bkz. E.Ç. [1. B.], B. No: 2019/2490, 3/12/2020, § 38; Y.E. [1. B.], B. No: 2020/5373, 2/3/2023, §§ 19-25; Turgut Öztop [2. B.], B. No: 2016/6023, 10/10/2019, §§ 47-54; Mustafa İlter ve Saime İlter [2. B.], B. No: 2021/5840, 14/1/2025, §§ 15-19; Jtı Tütün Ürünleri Sanayi A.Ş. [2. B.], B. No: 2019/42799, 11/12/2024, §§ 93-98).

29. Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde temyiz sınırına ilişkin kuralı hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırı bulup iptal etmişse de bireysel başvuruda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı -Anayasa'da güvence altına alınmış olmakla birlikte- Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollere göre medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı alanı) yönünden bir güvence içermemektedir. Nitekim yukarıda yer verilen kararlarda idari bir işlemin iptali için açılan ve istinaf kanun yolunda nihayete erdirilen yargılamada temyiz kanun yoluna gidilememesi şikâyet konusunu oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu yargılama süreçlerinin suç ve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebilecek şekilde ceza yargılamasına veya bir suç isnadına ilişkin bulunmadığını belirterek başvuruların konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Ömer Şanlı [1. B.], B. No: 2015/7304, 22/1/2019, §§ 43, 46).

30. Yukarıda yer verilen kararlarda da ifade edildiği üzere hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin bireysel başvuruda -Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu protokollerde bu hakkın düzenlenmemiş olması nedeniyle- incelenmesi mümkün değildir.

31. Açıklanan gerekçelerle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, İHSAN UYAR, B. No: 2021/55928, 03.03.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 672–678

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.