İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ÖZLEM BİRSEV (2021/55498)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, avukata verilen uyarma cezasına karşı açılan davada sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Gerekçeli karar hakkı (idare)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖZLEM BİRSEV BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/55498)

 

Karar Tarihi: 18/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Özlem BİRSEV

Vekili

:

Av. Ferhat CANBEDİR

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, avukata verilen uyarma cezasına karşı açılan davada sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapmaktadır. Başvurucunun alacaklı vekili olarak yürüttüğü icra takibinde borçla herhangi bir ilgisi olmayan borçlunun anne ve babasının cep telefonlarına alacağın tahsili için mesaj göndererek psikolojik baskı uyguladığı gerekçesiyle İzmir Barosu Yönetim Kurulu (Baro) tarafından başvurucu hakkında disiplin soruşturması açılmasına karar verilmiştir. Disiplin soruşturması sonunda Baro 12/7/2019 tarihinde başvurucunun uyarma cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, karara karşı itiraz etmiş; Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu (TBB) tarafından 28/12/2019 tarihinde itirazın süre yönünden reddedilmesi üzerine 3/3/2020 tarihinde iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde, cezanın hukuka aykırılığından bahsetmesine karşın TBB'nin süre yönünden itirazın reddine yönelik kararına dair herhangi bir açıklama yapmamıştır.

3. Ankara 16. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 30/12/2020 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Bakılan davada, 1136 sayılı Kanunun 157. maddesi uyarınca disiplin kurulu kararlarına karşı, Cumhuriyet Savcısı ve ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kuruluna itiraz edebileceği, İzmir Barosu Disiplin Kurulu'nun 12/7/2019 tarih ve E:2018/265, K:2019/241 sayılı kararının davacıya 7/8/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafından bu karara karşı en geç 6/9/2019 tarihinde itiraz edilmesi gerekirken itiraz dilekçesinin 9/9/2019 tarihinde verildiği, bu bakımdan itiraz başvurusunun süresinde yapılmadığı anlaşıldığından, davacının İzmir Barosu Disiplin Kurulunun 12/7/2019 tarih ve E:2018/265, K:2019/241 sayılı kararına yaptığı itirazın süre yönünden reddine ilişkin Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunun 28/12/2019 tarih ve E:2019/1120, K:2019/1176 sayılı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öte yandan, davacının alacaklı vekili olduğu İzmir 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/4344 sayılı dosyası üzerinde yürüttüğü icra takibi sırasında, borçla herhangi bir ilgisi olmayan borçlunun anne ve babasının cep telefonlarına alacağın tahsili için mesaj göndererek psikolojik baskı uyguladığı yönündeki eylemi nedeniyle yargılandığı Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24/12/2018 tarih ve E:2018/321, K:2018/707 sayılı kararında borçlunun anne ve babasına 'Bugün evinize hacze geliyoruz, kızınız hakkında dava açıldı, yakalama kararı çıkartılıyor, ceza alacak. Arabanıza haciz koyacağız, evinizden mal kaldıracağız' şeklinde sözler söylendiği, yine aynı mahiyette mesajlar atıldığı ve davacının kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu işlediği tespitleri dikkate alındığında, davacı hakkında verilen uyarma cezasının esası itibariyle de hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır..."

4. Başvurucu, karara karşı 18/3/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 21/10/2021 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiş; kararda, Mahkeme tarafından başvurucu hakkında verilen uyarma cezasının esası itibarıyla hukuka uygun olduğu sonucuna vardığını belirtmiştir.   

5. Başvurucu, nihai kararı 9/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 24/12/2018 tarihinde başvurucunun kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sabıkasız olması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutumu dolayısıyla hükmün geri bırakılması hâlinde suç işlemekten çekineceği yönünde olumlu kanaat oluşması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Kararda, başvurucunun nisan ayında dört, mayıs ayında yedi kez mesaj gönderdiği, alacağın tahsili amacıyla olsa dahi hiç kimsenin bu şekilde insanları rahatsız etme ve mesajlarla korkutup tehdit etme hakkı olmadığı, mesajların alacağın normal yollardan tahsili boyutunu aşarak kişilerin huzur ve sükûnunu bozacak boyuta ulaştığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, karara 16/1/2019 tarihinde itiraz etmiş; Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi 25/1/2019 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

7. Başvurucu, Mahkemece verilen kararda suçlu ilan edilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmasına karşın Bölge İdare Mahkemesince bu iddia değerlendirilmeden karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, TBB'den elde edilen belgelerin ekte gönderildiği ve yapılacak incelemede dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

8. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

9. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

10. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

11. Başvurucunun uyarma cezasına yaptığı itiraz, süresinde olmadığı gerekçe gösterilerek TBB tarafından reddedilmiştir. Mahkeme verilen bu kararın hukuka uygun olduğunu kabul etmekle birlikte uyarma cezasını esastan da değerlendirmiştir. Cezaya yapılan itiraz süresinde değilken yani mevcut bir usul kuralına uyulmamışken neden aynı zamanda esastan bir değerlendirme yapılması gerektiği karardan anlaşılamamaktadır. Mahkeme, usul kuralına riayet edilmediğini açıkça kabul etmiş; cezanın esasına karşı değerlendirme yapmış ancak neden bu değerlendirmeyi yaptığını açıklamamıştır. Mahkeme tarafından süresinde yapılmayan bir itiraz sonucunda verilen cezanın hukuka uygun olup olmadığının neden gösterilmesi gerektiğine kararda yer verilmesi kararın anlaşılabilirliği açısından önemlidir.

12. Başvurucu, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan hapis cezası almasına karşın hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Başka bir deyişle başvurucu hakkında hukuken kesinleşmiş bir hapis cezası yoktur. Ceza mahkemesine yansıyan olguların idarece veya yargı makamlarınca değerlendirilmesi sonucu hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü bulunmayan kişi hakkında idari işlem ve yaptırım uygulanması veya bu idari işlem veya yaptırımın hukuka uygun bulunması doğrudan masumiyet karinesini ihlal etmez ancak burada kritik olan mesele, bireylerin masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için idarenin veya yargı makamlarının ceza mahkemesinin kesinleşmemiş suçluluğa dair hükmüne dayanmaksızın kendilerinin olay ve olguları yorumlayarak idari anlamda bir sonuca ulaşmaları gerekliliğidir. Temel olarak masumiyet karinesi suçlu muamelesi görmemeyi hedefler (Salih Taş [2. B.], B. No: 2019/15835, 11/1/2023, § 39). Mahkeme ise burada başvurucunun attığı mesajlara bağlı olarak doğrudan kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu işlediğini belirtmiş ve kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanmış ancak kullandığı ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu durumda verilen HAGB kararı anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.

13. Öte yandan Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi kararına dayanmakla birlikte bu hususu değerlendirmemiştir. Oysa Mahkemece ceza yargılamasına konu olay ve olguların irdelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni ilgili ve yeterli gerekçeyle ortaya konulmalıdır.

14. Ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin uyarma cezasına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel yoktur. Mahkeme tarafından ceza yargılamasında yer alan verilerin uyarma cezasına olan etkisi ortaya konulmalıdır. Olaya bakıldığında ise Mahkeme yalnızca Ağır Ceza Mahkemesi kararından bahsetmiş, ceza yargılamasında yer alan olguların uyarma cezasına olan etkisini irdelememiş, ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgeleri değerlendirmemiştir.

15. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazlar, kanun yolu merci tarafından gerekçeli şekilde karşılanmalıdır. Somut olayda Mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Bölge İdare Mahkemesi tarafından ise bu karara atıf yapıldığı ancak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.

16. Sonuç olarak cezaya karşı süresinde itiraz etmeyen başvurucuya verilen cezanın neden esastan değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca başvurucu hakkında elde edilen verilerin başvurucuya verilen cezayı neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı görülmüştür. Yargılama mercileri başvurucu hakkında elde edilen bilgileri -açıklanması geri bırakılan hükme saygı göstererek ve başvurucunun ceza yargılamasına konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancını yansıtmadan- herhangi bir şekilde değerlendirmediğinden başvurucunun hakkında verilen cezanın hukuka aykırı olduğuna dair iddiaları yeterli şekilde açıklığa kavuşturulamamıştır.

17. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

18. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddiası hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

19. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

20. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

21. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

22. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,   

C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 16. İdare Mahkemesine (E.2020/572, K.2020/2381) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ÖZLEM BİRSEV, B. No: 2021/55498, 18.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 114–118

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.