Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
Y.A. (2021/53566)
- Kötü muamele yasağı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; şüphelinin yakalama ve gözaltı sırasında fiziksel saldırıya uğraması, bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve gözaltı koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kötü muamele yasağı | Yakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımı | İhlal | Yeniden soruşturma, Manevi tazminat |
| Kötü muamele yasağı | Nezarethanenin fiziki koşuları | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
Y.A. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/53566) |
|
|
|
Karar Tarihi: 22/4/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Rıdvan DEMİR |
|
Başvurucu |
: |
Y.A. |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; şüphelinin yakalama ve gözaltı sırasında fiziksel saldırıya uğraması, bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve gözaltı koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, terör örgütü üyeliği kapsamında 26/4/2017 tarihinde evinde yapılan aramada gözaltına alınmış; tutuklandığı 4/5/2017 tarihine kadar gözaltında tutulmuştur. Başvurucu hakkında 26/4/2017 tarihinden itibaren 4/5/2017 tarihine kadar her gün adli muayene raporları aldırılmıştır. İlk dört güne ilişkin raporlarda başvurucuda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiş, 30/4/2017 tarihinde düzenlenen adli muayene raporunda "sol omuz üst bölgesinde 4x4 cm boyutunda ekimotik alanlar görüldüğü", 1/5/2017 tarihli raporda "önceki muayeneden farklı bulgu, darp cebir izi bulunmadığı", 2/5/2017 tarihli raporda "sol klavikula (omuzun üstünde yer alan kemik) üzerinde ciltte 2-3 adet yaklaşık 1 haftalık çizgisel yüzeysel sıyrıklar", 3/5/2017 tarihli raporda "darp cebir izi bulunmadığı" ifade edilmiştir.
3. Başvurucu, gözaltına alınırken ve gözaltında tutulurken uğradığını iddia ettiği fiziksel ve sözlü şiddete ilişkin olarak öncelikle sulh ceza hâkimliğindeki sorgusunda beyanda bulunmuştur. Başvurucu, akabinde 21/6/2017 tarihli suç duyurusu dilekçesinde iddialarını yinelemiştir. Anılan dilekçede başvurucu; gözaltına alınırken yere yatırıldığını, direnmediği hâlde polis memurlarının kendisine şiddet uyguladığını, gözaltında tutulurken sözlü şiddete maruz kaldığını, ifadesi alınırken çenesine yumruk atıldığını, boğazının sıkıldığını, gözaltı koşullarının kötü olduğunu, yerde yataksız bir şekilde yatmak zorunda kaldığını, sürekli ışığa maruz bırakıldığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca kendisine yönelik fiillerde bulunan bazı kolluk görevlilerinin adını vermiş, diğerlerini de teşhis edebileceğini bildirmiştir.
4. Başvurucunun suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) konuyla ilgili bir ceza soruşturması başlatmıştır. Başsavcılık, ilgili kolluk biriminde tahkikat yürütülmesini istemiştir. Ayrıca başvurucunun gözaltına alındığı sırada mı yaralandığı yoksa gözaltı esnasında mı yaralandığı konusunda bilirkişi görevlendirmesi yapmıştır. Başsavcılık, başvurucunun müşteki olarak ve arama sırasında hazirun sıfatıyla bulundurulan kişinin tanık olarak ifadesine başvurmuştur. Başsavcılığın ilgili kolluk birimine yazdığı müzekkere hakkında tekit yazılmasına rağmen kolluk birimince Başsavcılığa evrak gönderildiğine ya da Başsavcılık müzekkeresinin gereklerinin yerine getirildiğine dair bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır. Başsavcılık ayrıca başvurucuda yaralanma tespit edildiğini belirten iki doktoru da tanık olarak dinlemiştir. Başvurucu, soruşturma devam ederken hakkında tanzim edilen 4/5/2017 tarihli adli muayene raporunun da dosyaya kazandırılmasını talep eden bir dilekçe sunmuştur.
5. Başvurucu, müşteki olarak verdiği ifadede iddialarını tekrar etmiştir. Tanık olarak ifadesine başvurulan F.A. ise başvurucunun gözaltına alındığı yerde site yöneticisi olduğunu, arama yapılırken hazirun olarak bulundurulduğunu, kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik herhangi bir fiilinin olmadığını, başvurucuya karşı nezaketle davranıldığını belirtmiştir. Tanık olarak dinlenen doktorlar ise tespitlerinin üzerinden uzun bir zaman geçtiğini, tespit ettikleri bulguları rapora aynen yansıttıklarını işaret etmiştir. 30/4/2017 tarihli raporu düzenleyen doktor, diğer doktor ile aynı yeri tariflediğini, parmakla çizilmiş gibi sıyrıklar tespit ettiğini, genel ifadeler kullandığını beyan etmiştir. 2/5/2017 tarihli raporu düzenleyen doktor ise tespit ettiği bulguları rapora yansıttığını, olayın üzerinden uzun bir zaman geçtiğini, ayrıntıları hatırlamadığını ifade etmiştir.
6. Başvurucunun evinde yapılan aramaya ilişkin bir tutanak düzenlenmiştir. Hazirun F.A. ve S.D., başvurucu ve kolluk görevlileri tarafından imzalanan tutanakta başvurucunun direndiğine veya kendisine yönelik güç kullanıldığına dair bir olaydan bahsedilmemiştir. Anılan tutanakta, başvurucunun kendisini farklı bir kişi olarak tanıttığı, akabinde kendisine ait pasaportun bulunması üzerine gerçek kimliğini beyan ettiği belirtilmiş; evinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen paralara ilişkin bilgilerden söz edilmiştir.
7. Başvurucuda ortaya çıkan yaralanmaların yakalama ve arama sırasında mı yoksa gözaltında tutulduğu sırada mı ortaya çıktığının belirlenmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda adli tıp uzmanı tarafından hazırlanan raporda 30/4/2017 tarihli rapordaki bulguların künt ve sert bir cismin direkt havalesi ya da düşme, çarpma gibi künt bir travma sonucu meydana gelmiş olduğunun, 30/4/2017 ve 2/5/2017 tarihli raporlardaki bulguların gözaltında mı yakalama-arama sırasında mı oluştuğu yönünde tıbben ayrım yapılamayacağının, ekimozun rengine göre gerçekleşme zamanı ile ilgili kanaat bildirilebileceğinin, raporlardan durumun anlaşılmadığını belirttiği görülmüştür.
8. 25/7/2017 tarihinde başlatılan soruşturmaya ilişkin olarak Başsavcılık 19/10/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan kararda Başsavcılık, başvurucuda tespit edilen yaralanmaların yakalama ve arama sırasında mı yoksa gözaltında mı oluştuğuna ilişkin kesin bir belirlemenin yapılamadığını, başvurucunun toplanan tüm deliller ışığında soyut iddiası dışında gözaltında fiziksel şiddete maruz kaldığına ilişkin bir delilin elde edilemediğini belirterek sonuca ulaşmıştır.
9. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara başvurucunun yaptığı itiraz Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 8/9/2021 tarihinde reddedilmiştir.
10. Başvurucu, nihai kararı 19/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 16/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Komisyon başvurucunun adli yardım talebini kabul ederek başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Yakalama ve Gözaltı Sırasında Yapılan Muameleler Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
12. Başvurucu; yakalama ve gözaltı sırasında kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kaldığını, gerekmediği hâlde ters kelepçe uygulanarak yüzüstü yere yatırıldığını, akabinde bir kolluk görevlisinin diziyle sırtının üstüne yüklendiğini, gözaltında tutulurken de sözlü şiddet uygulandığını, ifadesi sırasında bir kolluk görevlisinin boğazını sıktığını ve çenesine yumruk attığını, başka bir kolluk görevlisinin kolunu büktüğünü, kendisine tekme attığını, söz konusu fiiller sebebiyle ortaya çıkan belirtilerin doktor tarafından tespit edilmediğinden bahisle adli muayene raporuna yansıtılmadığını belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisine sahip olduğunu, yapılacak incelemede önceki içtihatların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanda ihlal iddialarını yinelemiştir.
13. Başvurucunun iddiaları kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yakalama ve gözaltı sırasında yapılan muameleler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
16. İncelenen olayda Başsavcılık soruşturmayı üç yılı aşkın bir sürede bitirmiştir. Soruşturmaya konu olayın karmaşık olmadığı ve sonuçlandırılmamasının başvurucunun tutumundan kaynaklanmadığı da açıktır. Ayrıca Başsavcılık, başvurucunun kolluk görevlilerine ilişkin isim bildirmesine ve kendisine yönelik eylemlerde bulunan kolluk görevlilerini teşhis edebileceğini belirtmesine rağmen şüphelilerin tespiti için gerekli özeni göstermemiş; müzekkerelerine rağmen gerekli tahkikatı yapmayan kolluk birimlerinin harekete geçirilmesi için bir çaba ortaya koymamıştır. Başsavcılık, başvurucuda yaralanmalar tespit edildiğine ilişkin adli muayene raporlarının mevcudiyetine rağmen iddiaların soyut olduğunu belirtmiş ancak adli muayene raporlarındaki bulguların başvurucunun maruz kaldığını iddia ettiği eylemlerle uyumlu olup olmadığı ve tespit edilen bulguların ilk başta görülmeyip daha sonra ortaya çıkmış olup olmayacağı hususunda bilirkişi incelemesine başvurmamıştır.
17. 30/4/2017 tarihli raporda sol omuz üst bölgesinde 4x4 cm boyutunda ekimotik alandan söz edilmiştir. Bu nedenle adli tıp uzmanı tarafından hazırlanan raporda bulguların künt ve sert bir cismin direkt havalesi ya da düşme, çarpma gibi künt bir travma sonucu meydana geldiği belirtilmiştir. Ne var ki sözü edilen raporu düzenleyen doktor soruşturma kapsamında verdiği ifadesinde parmakla çizilmiş gibi sıyrıklar tespit ettiğini, genel ifadeler kullandığını, aslında 2/5/2017 tarihli raporu düzenleyen doktorun tarif ettiği yerlerden söz ettiğini ifade etmiştir. Bu durum karşısında bir adli tıp uzmanından 30/4/2017 tarihli rapordaki bulgulara neden olan husus hakkında yeni bir rapor alınması gerekirken bu gereklilik yerine getirilmemiştir.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
19. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya olanak verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Olayın aydınlatılması ise ihlal iddiaları ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmasına bağlıdır. Başvuruya konu olayda olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığından bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.
B. Gözaltı Koşulları Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucu, gözaltında yataksız bir şekilde yerde yatmak zorunda kaldığını, ışığa maruz bırakıldığını ve uyumasının engellendiğini, bir spor salonunda 150-200 kişinin bir arada gözaltında tutulduğunu, tuvaletlerin ve hijyenin yetersiz olduğunu belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
21. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
22. Gözaltı işleminden sonra salıverilen veya tutuklanan kişilerin, gözaltında tutuldukları yerin koşullarının kötü muamele oluşturduğuna ilişkin iddiaları hakkında tüketmeleri gereken başvuru yolu tazminat davasıdır (bkz. Nebahat Baysal Gül [2. B.], B. No: 2016/14634, 28/5/2019, § 23). Başvurucu, tazminat davası açmadan bireysel başvuruda bulunduğu için ihlal iddiası hakkında hukuk sisteminde mevcut başvuru yolunu tüketmemiştir.
23. Açıklanan gerekçelerle gözaltı koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
24. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden soruşturma yapılması yanında 500.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
26. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
27. Başvurucuya manevi zararları karşılığında net 165.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu maddi zararlarına yönelik herhangi bir delil sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Yakalama ve gözaltı sırasında fiziksel şiddete maruz kalınması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Gözaltı koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2017/125113) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 165.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, Y.A., B. No: 2021/53566, 22.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 23–28
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.