İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ÖZGE BAYRAK (2021/53504)

  • Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan davanın reddedilmesi ve Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı bulunması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.)Açıkça Dayanaktan Yoksunluk—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖZGE BAYRAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/53504)

 

Karar Tarihi: 18/6/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Özge BAYRAK

Vekili

:

Av. Melda CANDAN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan davanın reddedilmesi ve Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı bulunması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Bursa Park Bahçe Sosyal ve Kültürel Hizmetleri (BURFAŞ) bünyesinde çalışmaktayken 23/4/2015 tarihinde ilave tediye haklarının ödenmemesi nedeniyle iş akdini feshetmiştir. Başvurucu 6/7/2015 tarihinde ilave tediye alacağı ve kıdem tazminatı için BURFAŞ (davalı) aleyhine Bursa 10. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun uyarınca davalının belediye iştiraki olduğunu, ilave tediye ödemesi yükümlülüğü altında bulunduğunu ileri sürmüştür.

3. Mahkeme 25/5/2016 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 19/10/2020 tarihli kararı ile anılan kararı bozmuştur. Kararın gerekçesinde özetle Yargıtay dairelerince benimsenen ortak görüşe göre belediyelerin hissedarı olduğu özel hukuk hükümlerine tabi şirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında kabul edilmediği, dolayısıyla bu şirketlerin işçilerine ilave tediye ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

4. Mahkeme, bozma kararına uymuş ve 23/3/2021 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun özel hukuk hükümlerine tabi şirket işçisi olduğundan ilave tediyeden yararlanma hakkı bulunmadığı, iş akdini ilave tediye ücretleri ödenmediği için fesheden başvurucunun kıdem tazminatına da hak kazanmadığı değerlendirmesi yapılmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi anılan kararı 13/9/2021 tarihinde onamıştır.

5. Başvurucu, nihai kararı 28/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 21/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

6. Başvurucu; işverenin ilave tediye ücreti ödemekle yükümlü olduğunu bildiğini, ücret bordrolarında bu alacak kalemini ikramiye olarak yansıttığını, hukuki ihtilafın yapılan ödemelerin ilave tediye mi yoksa ikramiye mi olduğunun belirlenmesi olduğunu ileri sürmüştür. Davalı şirketin çeşitli kamu kurumlarınca kamu kurumu olarak kabul edildiğini, kamu kurumu olma ayrıcalıklarından yararlandığını iddia etmiştir. Yargıtay dairelerinin lehe olan içtihatlarına aykırı karar verildiğini, dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Ayrıca emsal kararlara göre başka işçilerin haklarını aldığını, kendisinin alamamasının eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ifade etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun ihlal iddialarının mahiyeti gereği hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

8. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

9. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda yargılama mercilerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

10. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

11. Öte yandan mahkemelerin münferit bazı olaylarda farklı kararlar vermesi, kuralın öngörülebilir olma niteliğini yitirdiğinin söylenebilmesi için yeterli olmayıp içtihat farklılığının derinleşmiş ve müzmin hâle gelmiş olması gerekir. Ayrıca spesifik bazı olaylarda verilmiş farklı kararların bulunduğundan hareketle içtihat farklılığının derinleştiği ve süregelen bir boyut kazandığı da kabul edilemez. Anayasa Mahkemesinin bir konuyla ilgili olarak verilmiş tüm mahkeme kararlarını yeknesak hâle getirme gibi bir işlevi bulunmadığı gibi mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılıkları giderme ödevi de mevcut değildir (Selahattin Bayri [1. B.], B. No: 2018/32374, 15/9/2021, § 42).

12. Anayasa Mahkemesi Arda Sait Öktem ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2019/11052, 23/11/2021) kararında belediyenin hissedarı olduğu şirketlerde çalışanların ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açmış olduğu davaların Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirmiştir. Kararda devlet tarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruluşlardan olmayan belediyenin hissedarı olduğu, özel hukuk hükümlerine tabi şirketlerde çalışanların ilave tediyeden yararlanma hakkı bulunmadığına dair ilgili Yargıtay kararlarına yer verilmiştir (Arda Sait Öktem ve diğerleri, §§ 18, 19). Belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerde çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmadığı, zira belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığına ilişkin Yargıtay daireleri arasında görüş birliği bulunduğu ifade edilmiştir (Arda Sait Öktem ve diğerleri, § 47).

13. Bireysel başvuruya konu olayda da Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; belediyelerin hissedarı olduğu özel hukuk hükümlerine tabi şirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında kabul edilmediği, dolayısıyla bu şirketlerin işçilerine ilave tediye ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna varmıştır.

14. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararında vardığı sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçe sunmaktadır. Yapılan tespit ve varılan sonuç öngörülemez olmadığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği anlaşılmaktadır. Belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerde çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Aksine Yargıtay daireleri belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığına ilişkin görüş birliğine sahiptirler.

15. Başvurucu, kendisi ile aynı durumda çalışanların ilave tediye alacağına hak kazandığına ilişkin emsal kararlar bulunmasına karşın kendi davalarının reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Ayrıca işverenin ilave tediye ücreti ödemekle yükümlü olduğunu bildiğini, ücret bordrolarında bu alacak kalemini ikramiye olarak yansıttığını, hukuki ihtilafın yapılan ödemelerin ilave tediye mi yoksa ikramiye mi olduğunun belirlenmesi olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar, Mahkemece delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup Mahkemenin karar gerekçesinde bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

16. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 18/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ÖZGE BAYRAK, B. No: 2021/53504, 18.06.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 10, sayfa 115–118

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.