Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
MEHMET KILINÇ (2021/52413)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
- Suçta ve cezada kanunilik
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyete esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, mahkûmiyete esas alınan belge hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma imkânının sağlanmaması suretiyle usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, savunma tanıklarının dinlenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle de tanık dinletme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) | İhlal Olmadığı | — |
| Suçta ve cezada kanunilik | Suçta ve cezada kanunilik | İhlal Olmadığı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Sözlü yargılanma hakkı (aleni yargılanma, duruşmada hazır bulunma vs.) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
MEHMET KILINÇ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/52413) |
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Hüseyin Özgür SEVİMLİ |
|
Başvurucu |
: |
Mehmet KILINÇ |
|
Vekilleri |
: |
Av. Önder ALKURT Av. Barış ANTÜRK |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyete esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, mahkûmiyete esas alınan belge hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma imkânının sağlanmaması suretiyle usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, savunma tanıklarının dinlenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle de tanık dinletme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, doktor olup bireysel başvuruya konu olayların geçtiği tarihte Kahramanmaraş'ta aile hekimi olarak görev yapmaktadır. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), bu ilde faaliyet göstermekle birlikte Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasıyla (FETÖ/PDY) irtibatlı oldukları değerlendirilen işletme, vakıf ve derneklerle bu yerlerde görev alan kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır. Örgütün il imamı olduğu değerlendirilen Ö. oğlu R.Ç. hakkında yapılan araştırmada bu kişinin yurt dışında bulunduğu tarihlerde kendisine izinli sayılması için farklı tarihlerde birçok kez doktor raporu düzenlendiği ve R.Ç.nin bu raporları görev yaptığı okullara sunduğu tespit edilmiş, rapor düzenleyen kişiler arasında başvurucunun da yer aldığının belirlenmesi üzerine başvurucu söz konusu soruşturmaya şüpheli olarak dâhil edilmiştir.
3. Soruşturma sürecinde başvurucunun, Ö. oğlu R.Ç.ye yurt dışında olduğu 27/5/2013 ve yurt dışına çıkış yaptığı 9/10/2013 tarihlerinde üçer günlük, ayrıca yine yurt dışında olduğu 21/10/2013 tarihinde de iki günlük rapor düzenlediği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun örgütle irtibatlı olduğu değerlendirilen Kahramanmaraş Sağlıklı Hayat Derneğinin (SAHA-DER) üyesi olduğu, bu derneğin sonradan adını Küresel Doktorlar Derneği olarak değiştirdiği ve 8/12/2015 tarihinde feshedildiği belirlenmiştir. Başvurucu soruşturma evresinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde;
i. Ö. oğlu R.Ç.yi tanıdığını, onunla bazen bir camide karşılaştığını, R.Ç.nin bu camide vaaz da verdiğini, ayrıca kendi çalıştığı aile sağlık merkezine ara sıra geldiğini, hatırladığı kadarıyla bel rahatsızlığı olduğunu, onu birkaç kez muayene edip ona reçete düzenlediğini,
ii. Soruşturmaya konu doktor raporlarını kendisinin düzenlediğini ancak o raporları Ö. oğlu R.Ç.yi görüp muayene etmeden düzenlemediğini, raporların ne şekilde düzenlendiğini hatırlamadığını, iş yoğunluğu nedeniyle Ö. oğlu R.Ç. gelmediği hâlde ya da kendi bilgisi dışında rapor düzenlenip kendisine imzalatılmış olabileceğini, muayene olmaya gelen kişilerin kimlik tespitlerini kendisinin yapmadığını, Ö. oğlu R.Ç.nin bilgisi dâhilinde ya da bilgisi olmadan bir başkasının kendisini Ö. oğlu R.Ç. olarak tanıtıp rapor almış olabileceğini,
iii. SAHA-DER'de bir dönem görev aldığını, bu derneğe doktorların üye olduğunu, kendisi gibi doktor olan Ö.Ö.nün de bu dernekte başkanlık yaptığını, dernek hakkında başka bir bilgisinin olmadığını, FETÖ/PDY ile hiçbir irtibatının olmadığını beyan etmiştir.
4. Ö. oğlu R.Ç. soruşturma evresinde yakalanmış ve üzerinden kendisiyle aynı ad ve soyadına sahip A. oğlu farklı bir kişiye ait kimlik ele geçirilmiştir. Ö. oğlu R.Ç. soruşturma evresinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde;
i. Üzerinde ele geçirilen kimliğin amcasının oğlu ve aynı zamanda kayınbiraderi olan kişiye ait olduğunu, bu kişi kendisine misafir olarak geldiği zaman kimliğini evde unuttuğunu, kimliği geri vermek üzere yanında taşımakta olduğu sırada yakalandığını,
ii. Öğretmen olarak görev yaptığını, görev yaptığı yerlerde müftülüklerden izin aldıktan sonra camilerde dinî konularda vaaz da verdiğini, kendisinin aile hekiminin Ö.Ö. olduğunu, başvurucuyu da tanıdığını, yurt dışında olduğu zamanlarda kimliğini gönderip doktor raporu almış olabileceğini ancak üzerinden geçen zaman itibarıyla bu raporları ne şekilde aldığını hatırlamadığını söylemiştir.
5. A. oğlu R.Ç. soruşturma evresinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; Ö. oğlu R.Ç.nin kendisinin eniştesi olduğunu, bu kişinin evine misafir olarak gittiğini, sonradan Ö. oğlu R.Ç.nin kendisini telefonla arayıp kimliğinin evde kaldığını söylediğini, bu kişinin kolluk görevlileri tarafından arandığını bilmediğini ve kimliğini kullanması için ona vermediğini savunmuştur.
6. Başsavcılık soruşturmanın tamamlanması nedeniyle başta Ö. oğlu R.Ç. olmak üzere aralarında başvurucuyla aynı yerde görev yapan doktor Ö.Ö. ve A. oğlu R.Ç. ile başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında 23/6/2016 tarihinde iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede;
i. Ö. oğlu R.Ç.nin -diğerlerinin yanı sıra- terör örgütü üyeliği suçu ile başvurucu, Ö.Ö. ve başka doktorlar tarafından kendisi adına düzenlenen sahte raporlar nedeniyle resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediği,
ii. A. oğlu R.Ç.nin yakalanmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini Ö. oğlu R.Ç.ye vermek suretiyle suçluyu kayırma suçunu işlediği,
iii. Ö.Ö.nün terör örgütü üyeliği suçu ile Ö. oğlu R.Ç.ye düzenlediği doktor raporları nedeniyle resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediği,
iv. Başvurucunun da örgütle irtibatlı SAHA-DER'e üye olmak ve Ö. oğlu R.Ç.nin yurt dışına çıkış yaptığı veya yurt dışında olduğu tarihlerde izinli sayılmasına ilişkin üç ayrı sahte doktor raporu düzenlemek suretiyle terör örgütü üyeliği, resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediği sonucuna ulaşılmıştır.
7. Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılama sırasında Başsavcılık, Ö. oğlu R.Ç.den ele geçirilen cep telefonu üzerinde yapılan dijital veri incelemesine dair raporu ve başvurucunun Bank Asyadaki hesap hareketlerine dair tespitleri içeren belgeleri dosyaya sunmuştur. Anılan raporda, Ö. oğlu R.Ç.nin başvurucunun kullanımındaki GSM hattına "S.A. DR Bey. Bugün ve yarın 2 gün rapor rica ediyoruz" şeklinde gönderdiği ve bu kişinin isim ve T.C. kimlik numarasını da içeren kısa mesajın (SMS) bulunduğu tespit edilmiştir. Başsavcılığın söz konusu rapor doğrultusunda başvurucu hakkında tutuklama kararı verilmesini talep etmesi üzerine Mahkeme 16/8/2016 tarihinde ara celse açarak başvurucuyu duruşmada hazır etmiştir. Bu celsede başvurucu önceki beyanlarına ek olarak;
i. 17/25 Aralık sürecinden sonra dernekten ayrılmak isteyip ismini hatırlamadığı bir kişiye istifa dilekçesi sunduğunu ancak süreci takip etmediğini, derneğin faaliyetlerine katılmadığını,
ii. Davaya konu sağlık raporlarını ne şekilde düzenlediğini hatırlamadığını, aile sağlık merkezine gelen kişilerin kayıtlarını orada çalışan sekreterlerin yaptığını,
iii. Çocuklarının okullarının Bank Asya ile çalıştığını, Bankanın okul ödemelerinde avantaj sağlaması nedeniyle bu Bankada hesap açtığını, 17/25 Aralık sürecinden sonra da hesabını kapatmadığını, hesapta genelde 10.000 TL ile 12.000 TL arası mevduat bulundurduğunu ve okul taksitlerini bu mevduat üzerinden ödediğini beyan etmiştir.
iv. Başvurucu ayrıca Ö. oğlu R.Ç.nin SMS gönderdiği numaranın kendisine ait olduğunu, onun telefonunda tespit edilen "2 günlük rapor rica ediyoruz" şeklindeki mesajdan haberinin olmadığını ve böyle bir mesajı hatırlamadığını söylemiştir.
8. Yargılamanın 8/9/2016 tarihli beşinci celsesinde başvurucu ile sanık Ö. oğlu R.Ç. hazır bulunmuştur. Ö. oğlu R.Ç. sahte doktor raporu düzenlenmesi hususundaki savunmasında;
i. Öğretmen olduğu için diyanet ile ilgili işlerde izin alamadığını, bu nedenle öğretmenlik görevi üzerinden yurt dışına gidemediğini, dolayısıyla tanıdığı arkadaşlarından kendisine rapor vermelerini talep ettiğini ancak üzerinden zaman geçtiği için söz konusu raporları ne şekilde aldığını hatırlamadığını, bu konuda söyleyecek sözü olmadığını, yurt dışında olduğu süre içinde de rapor almış olabileceğini,
ii. Başvurucuya iki kez muayene olmak için gittiğini ancak onunla örgüt toplantılarında ya da himmet adı altında para toplanan ortamlarda karşılaşmadığını, yurt dışına çıktığı zamanlarda yanına pasaportunu alıp kimliğini Türkiye'de bıraktığını ancak doktor raporlarının kendisine ait kimlik kullanılarak alınıp alınmadığını da bilmediğini söylemiştir. Başvurucu ise hastayı görmeden rapor düzenlemediğine dair savunmasını tekrarlamıştır.
9. Yargılamanın 9/9/2016 tarihli altıncı celsesinde başvurucu ve A. oğlu R.Ç. hazır bulunmuştur. Yargılama sırasında A. oğlu R.Ç. başvurucuya gösterildiğinde başvurucu, bu kişinin Ö. oğlu R.Ç.nin ismini veya kimliğini kullanarak kendisine muayene olmaya gelmediğini söylemiştir. A. oğlu R.Ç. de başvurucudan diğer sanık Ö. oğlu R.Ç. adına sahte doktor raporu aldığına dair bir anlatımda bulunmamıştır. A. oğlu R.Ç. yargılamanın 8/2/2017 tarihli dokuzuncu celsesinde de önceki savunmalarına ek olarak başvurucuyu tanımadığını, Ö. oğlu R.Ç. ile de akrabalık bağı dışında samimiyeti olmadığını ve bu kişi adına sahte raporu kendisinin almadığını beyan etmiştir.
10. Başsavcılık, terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında ayrı soruşturma yürütülen H.K.nın 5/5/2017 tarihinde kollukta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesini Mahkemeye sunmuştur. H.K. ifadesinde; tarih öğretmeni olduğunu, 2010 yılında bir yıl süreyle örgüte mensup tıp doktorlarına SAHA-DER'de sohbet verdiğini, bu sohbetlere katılan kişilerden birinin de başvurucu olduğunu, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişilerin sohbetlere düzenli olarak geldiklerini, sohbetlere katılan kişilerden zaman zaman himmet adı altında para da alındığını, kendisinin 2011 yılında örgüt içinde aldığı bu görevi bıraktığını ileri sürmüştür.
11. Yargılama sırasında sanık Ö.Ö. Mahkemeye 17/8/2017 tarihli dilekçe ile başvuru yaparak etkin pişmanlık hükümleri kapsamında beyanda bulunmak istediğini söylemiştir. Mahkeme 24/8/2017 tarihli celsede Ö.Ö.nün ifadesini yeniden almıştır. Ö.Ö.nün beyanlarının ilgili kısımları şöyledir:
i. Doktor olarak 2009 yılında Kahramanmaraş'a tayin olduktan sonra SAHA-DER'e gitmeye başladığını, burada sohbet adı altında haftalık toplantılar yapıldığını, dernek başkanlarının göstermelik olarak seçildiğini, derneğin aslında örgüt tarafından yönetildiğini, daha sonra SAHA-DER'in örgüt yapılanması içindeki büyük bölgelerden olan "Yavuz Selim Bölgesi"ne bağlı olduğunu öğrendiğini, büyük bölgenin altında esnaflar, uzman hekimler ve pratisyen hekimler olmak üzere alt bölgeler olduğunu, uzman hekimlerin imamının U.K., pratisyen hekimlerin imamının da H.K. adlı öğretmen olduğunu, SAHA-DER'de özellikle uzman hekimlere yapılan sohbetlerde ilahiyatçıların sohbet abiliği yapmasının istendiğini, uzman hekimlere yapılan haftalık cemaat sohbetlerine sohbet abisi olarak ilahiyatçı A.nın geldiğini, bununla beraber sanık Ö. oğlu R.Ç.nin de uzman hekimlerin sohbet abiliğini yaptığını, kendisinin bir kişiyle yaşadığı sorun nedeniyle bu sohbetlere 2013 yılının Mayıs ayından itibaren gitmeyi bıraktığını, sohbetleri bırakıncaya kadar da Ö. oğlu R.Ç.nin sohbet abiliği yapmaya devam ettiğini, bildiği kadarıyla bu kişinin 2016 yılına kadar da bu sohbetlere devam ettiğini,
ii. 2014 yılından sonra örgütün Kahramanmaraş'taki yapılanmasının il imamına bağlı üç büyük bölge imamı ve bu büyük bölge imamlarına bağlı üç küçük bölge imamı olarak değiştiğini duyduğunu, SAHA-DER'de yapılan cemaat sohbetlerine birçok kişinin davet edilerek yelpazenin geniş tutulduğunu, sonrasında bu katılımcılar arasından burs ya da himmet verebileceklerin tespit edilip bu kişilerden en yakın arkadaşları aracılığıyla burs ya da himmet alındığını, dolayısıyla bu kişilerin bir süre sonra mütevelli sohbetlerine iştirak ettiklerini, yaklaşık bir yıl düzenli burs verenlerin sonrasında mütevelli olarak adlandırıldığını, sohbet abilerinin topladıkları himmetleri doktorlardan sorumlu olan örgüt abisine, onların da parayı derneğin genel sekreteri olan F.A.ya verdiklerini,
iii. 2013 yılının Haziran ayına kadar SAHA-DER başkanı olarak görev yaptığını, uzman hekimlerin sohbetlerine aralarında başvurucunun da olduğu kişilerin katıldığını, kendisinin de bu grupta yer aldığını, bildiği kadarıyla bu kişilerin 2016 yılına kadar sohbetlere devam ettiklerini, tüm bu bilgileri F.A.dan aldığını, sohbete kimlerin gelip gittiğini sorduğunda bahsettiği isimleri söylediğini, bu sohbetlerin hemen hemen hepsinin SAHA-DER'de olduğunu, derneğin de zaten sohbet yeri olarak düzenlendiğini,
iv. Kendisinin 2013 yılında aylık 150 TL civarında himmet verdiğini, himmeti dernek başkanı olması sebebiyle F.A.ya elden teslim ettiğini, isimlerini verdiği kişilerin hepsinin de himmet verdiğini, doktorların da genelde aylık 150 TL civarında himmet verdiğini, himmet veren kişilerin bu parayı zekât olarak gördüğünü,
v. Kendisinin Ö. oğlu R.Ç.nin aile hekimi olduğunu, bu kişinin aynı zamanda kendisinin sohbet abisi de olduğunu, bu nedenle ona güvenerek onun talebi doğrultusunda dava konusu doktor raporlarını düzenlediğini, rapor tarihlerinde onun yurt dışında olup olmadığını bilmediğini, başvurucunun da Ö. oğlu R.Ç.yi kendisinin sohbet abisi olması nedeniyle tanıdığını, onun başvurucudan da benzer şekilde rapor almış olabileceğini ama bu konuda bilgisinin olmadığını söylemiştir.
12. Mahkeme celse arasında bu örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı bir dosyada yargılanmakta olan Y.S.nin 1/11/2017 tarihli celsede etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği dilekçe üzerine alınan ifadesini, başvurucuyla ilgili de anlatımlarda bulunduğu gerekçesiyle dosya arasına almıştır. Y.S.nin söz konusu ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:
i. Öğretmen olarak görev yaptığı sırada 2013 yılının Ağustos ayında Kahramanmaraş'a tayin olduğunu, 2015 yılının Ocak ayında N.P. ile tanıştığını, bu kişinin örgütle iltisaklı kolejde çalıştığını ve doktorlarla sohbet yaptığını söyleyip kendisinden de aile hekimleriyle sohbet yapmasını isteyince bu teklifi kabul ettiğini,
ii. Aralarında başvurucunun da bulunduğu doktorlarla 2015 yılının Şubat ayı sonlarında sohbet yapmaya başladığını, bu sohbetlerin SAHA-DER'de haftada bir gün yapıldığını, sohbetlerde Risale-i Nur ile Kur'an-ı Kerim okunduğunu ve Fetullah Gülen'in vaazlarının dinlendiğini, bu kişilerin düzenli olmamakla birlikte 2016 yılının Haziran ayına kadar sohbetlere katılmaya devam ettiklerini söylemiştir.
13. Yargılamanın 8/11/2017 tarihli on üçüncü celsesinde Mahkeme, duruşmada hazır bulunan başvurucuya celse arasında dosyaya sunulan Y.S.nin ifadesini ve on birinci celsede başvurucunun yokluğunda aldığı Ö.Ö.nün ifadesini okumuştur. Başvurucu; ifadesinde Y.S.yi tanımadığını ve kendisi aleyhinde verdiği ifadeleri kabul etmediğini söylemiştir. Bu celsede hazır bulunan Ö.Ö.ye başvurucu müdafi aracılığıyla sorulduğunda Ö.Ö., ifadesi okunan Y.S.yi tanımadığını, Ö. oğlu R.Ç. de celse arasında beyanı alınan Ö.Ö.nün kendisi aleyhinde verdiği ifadeyi kabul etmediğini belirtmiştir.
14. Başvurucu müdafi celse arasında sunduğu 17/1/2019 tarihli dilekçesinde, aile sağlık merkezinde hasta kaydının doktorlar yerine orada çalışan diğer görevliler tarafından yapıldığına dair savunmasını tekrar ederek anılan yerde görev yaptıklarını söylediği görevlilerin duruşmada hazır edilerek tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasını ve suça konu raporlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Yargılamanın 18/1/2019 tarihli son celsesinde Başsavcılık Y.S. hakkında ayrı yürütülen soruşturma kapsamında Y.S.nin şüpheli sıfatıyla alınan ifadesini dosyaya sunmuştur. Duruşma tutanağında, söz konusu kişinin bu ifadesinde başvurucunun adının geçmediği belirtilmiştir. Diğer yandan Mahkeme, yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle başvurucu müdafiinin tanık dinletme talebini reddetmiştir.
15. Yargılama sonunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan 6 yıl 3 ay hapis, zincirleme suretiyle resmî belgede sahtecilik suçundan da 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, nitelikli dolandırıcılık suçundan beraatine; diğer yandan Ö. oğlu R.Ç.nin -terör örgütü üyeliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının yanı sıra- zincirleme suretiyle resmî belgede sahtecilik suçuna azmettirmeden de 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucunun mahkûm olduğu suçlara dair gerekçeler şöyledir:
i. Terör örgütü üyeliği suçu açısından;
- Başvurucunun örgütle iltisaklı SAHA-DER'e üye olduğu, 1/6/2006 tarihinde açtığı Bank Asya hesabında 2013 yılının Aralık ayı itibarıyla 780 TL bulunmasına karşın 2014 yılının Ocak ayında bu miktarın 10.780 TL'ye yükseldiği ve mevduatın 2016 yılının Temmuz ayına kadar hesapta tutulduğu tespitlerine yer verilmiştir.
- Kararın "Yazılı Deliller" başlıklı kısmında, aynı Mahkemede Y.S. hakkında görülen diğer davada bu kişinin örgüt içinde sohbet abisi olarak faaliyette bulunduğuna, kendisinin sohbet grubunda başvurucunun da yer aldığına ve bu sohbetlerin 2015 yılından 2016 yılının Haziran ayına kadar devam ettiğine ilişkin anlatımlarda bulunduğu belirtilmiştir.
- H.K., Y.S. ve sanık Ö.Ö.nün anlatımları doğrultusunda 17/25 Aralık sürecinden önceki ve sonraki dönemlerde 2016 yılına kadar doktorların yer aldığı örgütün sohbet gruplarına katıldığı, himmet verdiği ve mütevelli sohbetlerine de katıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Gerekçede ayrıca başvurucunun örgütle iltisaklı KALİDA adlı dernekte de üyeliğinin bulunduğu ve kapatılana kadar bu derneğin denetim kurulu asil üyeliği ile yönetim kurulu yedek üyeliği görevlerinde bulunduğu, diğer delillerle birlikte ele alınan bu hususun da başvurucu aleyhine değerlendirildiği belirtilmiştir.
- Söz konusu eylemler itibarıyla başvurucunun çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk unsurlarını içerecek şekilde örgüt hiyerarşisine tabi olmak suretiyle atılı suçu işlediği kanaatine ulaşılmıştır.
ii. Resmî belgede sahtecilik suçu açısından Ö. oğlu R.Ç. tarafından başvurucunun kullanımındaki telefon hattına kendisinden iki günlük rapor rica edildiğine dair kısa mesaj gönderildiği ve yurt dışı giriş çıkış kayıtlarına göre bu kişinin yurt dışına çıkış yaptığı veya yurt dışında bulunduğu tarihlerde başvurucunun Ö. oğlu R.Ç.yi muayene etmeksizin ve teşhis de belirtmek suretiyle üç farklı tarihte gerçeğe aykırı sağlık raporu düzenlediği, bu suretle atılı suçu işlediği değerlendirilmiştir.
16. Başvurucu; mahkûmiyet kararlarına karşı -diğerlerinin yanı sıra- Bank Asya hesap hareketlerinin mutat bankacılık faaliyeti olduğuna, KALİDA adlı derneğe üye olmadığı hâlde bu yönde hatalı tespitte bulunulduğuna, beyanları hükme esas alınan H.K. ile Y.S.nin duruşmada tanık olarak ifadelerinin alınmadığına, ayrıca son celsede Y.S.nin soruşturma evresinde alınan ifadesinde adının geçmediği belirtilmesine rağmen kendisi hakkında ifade verdiğinden bahisle haberdar olmadığı ifadenin hükme esas alındığına dair itirazlar ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
17. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi (Daire) 17/7/2019 tarihinde başvurucunun terör örgütü üyeliği suçu yönünden istinaf talebini temyiz kanun yolu açık olmak üzere esastan reddetmiş; resmî belgede sahtecilik suçu yönünden ise başvurucunun kamu görevlisi olması nedeniyle atılı suç yönünden soruşturma izni alınmadan yargılama yapılmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin kabulü ile bu suçtan verilen mahkûmiyet kararını kesin olmak üzere bozmuştur.
18. Başvurucu, Dairenin terör örgütü üyeliği suçu yönünden verilen esastan ret kararına karşı istinaf kanun yolu başvurusunda ileri sürdüğü itirazları tekrarlayarak temyiz kanun yoluna başvurmuş; (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi (Yargıtay Dairesi) 29/6/2021 tarihinde Dairenin esastan ret kararını onamıştır. Anılan kararda, başvurucunun SAHA-DER üyesi olmasına karşın maddi hata sonucu yine örgütle iltisaklı KALİDA adlı derneğe de üye olduğuna dair tespitte bulunulmasının ve hakkında yürütülen ayrı soruşturmada başvurucu yönünden de anlatımlarda bulunmakla birlikte bu beyanları başvurucuya okunmayan H.K.nın ifadelerinin de hükme esas alınmasının dosyadaki diğer deliller gözetildiğinde sonuca etkili görülmediği değerlendirilmiştir.
19. Başvurucu, terör örgütü üyeliği suçundan verilen ve Yargıtay Dairesinin kararıyla kesinleşen mahkûmiyet kararını 17/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 13/10/2021 tarihinde 2021/52413 numaralı bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Resmî belgede sahtecilik suçundan verilen bozma kararı üzerine Mahkeme 30/7/2019 tarihinde başvurucu hakkında soruşturma izni verilmesi hususunda dosya suretinin Kahramanmaraş Valiliği İl İdare Kuruluna (Kurul) gönderilmesine ve bu konuda bir karar verilene kadar yargılamanın durmasına karar vermiştir. Kurulun 16/10/2019 tarihli soruşturma izni verilmesi kararı üzerine Mahkeme yargılamaya devam etmiştir. Yargılamanın 16/9/2020 tarihli ikinci celsesinde başvurucu; aile sağlığı merkezinde gün içinde yoğun olarak birçok hastayla ilgilendiğini, hasta geldiği zaman kimlik tespitini kendileri yerine diğer sağlık görevlilerinin yaptığını, kimseyi muayene etmeden rapor düzenlemediğini savunmuş ve burada çalışan sağlık görevlileri ile adına rapor düzenlenen Ö. oğlu R.Ç.nin duruşmada hazır edilerek tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasını talep etmiştir. Mahkeme ise ara kararıyla başvurucunun talebini, dosyadaki delil durumunu ve anılan raporların düzenlendiği tarihin üzerinden geçen zamanın uzun olduğunu değerlendirerek reddetmiştir. Yargılama sonunda Mahkeme 23/12/2020 tarihinde atılı suçtan yeniden başvurucunun önceki mahkûmiyet gerekçesiyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
21. Başvurucu; Mahkeme kararına karşı -diğerlerinin yanı sıra- hükme esas alınan SMS'ye ilişkin olarak yargılama sırasında savunmasının alınmadığını, duruşma sırasında kendisine Ö. oğlu R.Ç.nin telefonunda tespit edilen mesajın sorulduğunu, kendisinin de bu mesajı hatırlamadığını söylediğini, bu mesajın kendi telefonunda bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu mesajın kendi aleyhine değerlendirilemeyeceğini, konuya ilişkin tanıklarının hukuka aykırı olarak dinlenmediğini ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Daire 18/2/2022 tarihinde istinaf talebini kesin olmak üzere reddetmiştir.
22. Başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçundan verilen ve Daire kararıyla kesinleşen mahkûmiyet kararını 21/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 15/3/2022 tarihinde 2022/32503 numaralı bireysel başvuruda bulunmuştur.
23. Komisyon 2021/52413 numaralı bireysel başvuru yönünden adli yardım talebinin kabulüne, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, terör örgütü üyeliği suçu yönünden adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, resmî belgede sahtecilik suçu yönünden de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Ayrıca aralarında bağlantı bulunması nedeniyle süresi içinde yapılan 2022/32503 numaralı başvurunun süresinde yapılan 2021/52413 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Terör Örgütü Üyeliği Suçu Yönünden Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu; beyanları hükme esas alınan Y.S. ile H.K.yı sorgulayamadığını ve soruşturma evresinde alınan ifadesi dosyaya sunulan Y.S.nin bu ifadesinde kendisinin adının geçmediğini belirtmesine karşın içeriğinden haberdar olmadığı bir ifadenin hükme esas alındığını beyan ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra ihlal iddiaları incelenirken konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile bu içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
26. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bağlamında incelenmiştir.
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
28. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).
29. Başvuru konusu olayda incelenmesi gereken ilk sorun, beyanları Mahkemece delil olarak kabul edilen tanıklar H.K. ve Y.S.nin duruşmada dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Mahkeme, farklı bir dosyada terör örgütü üyeliği suçundan sanık olarak yargıladığı Y.S. ile beyanlarına gerekçeli kararda yer verdiği H.K.nın kovuşturma evresinde Mahkeme huzurunda dinlenmelerine yönelik herhangi bir işlem yapmamıştır. Diğer taraftan gerekçeli kararda bu tanıkların duruşmaya getirilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili bir değerlendirme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğü somut olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak, hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
30. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.
31. Bu durumda öncelikle başvurucunun Y.S.nin dosyaya sunulan ifadesinde kendisinin adının geçmediği hususu son celseye ilişkin duruşma tutanağında açıkça belirtilmiş olmasına karşın içeriğinden haberdar olmadığı bu ifadenin kendi aleyhinde delil olarak hükme esas alındığına dair itirazı değerlendirilmelidir. Yargılamanın son celsesine ilişkin duruşma tutanağında, Y.S.nin soruşturma evresinde verdiği ifadesinin Başsavcılık tarafından dosyaya sunulduğu ancak bu ifadede başvurucunun adının geçmediği belirtilmiştir (bkz. § 14). Fakat bu kişinin kendisi hakkında dava açılması üzerine yürütülen yargılama sırasında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği dilekçe üzerine Mahkemece yargılama sırasında alınan ifadesi de celse arasında dosyaya alınmıştır (bkz. § 12). Y.S. Mahkemede verdiği ifadesinde başvurucu hakkında da anlatımlarda bulunmuş ve Mahkeme bu ifadeyi başvurucuya 8/11/2017 tarihli on üçüncü celsede okumuştur. Başvurucu da Y.S.yi tanımadığını ve ifadesinde dile getirdiği iddiaları kabul etmediğini söylemiştir (bkz. § 13). Diğer yandan gerekçeli kararda Y.S.nin Mahkemede verdiği ifadenin "yazılı delil" olarak hükme esas alındığı belirtilmiştir (bkz. § 15). Dolayısıyla Y.S.nin kendisi hakkında ayrı yürütülen soruşturma sırasında verdiği ifadesi yerine Mahkemede yargılama sırasında verdiği ve içeriği başvurucuya okunan ifadesinin başvurucu açısından hükme esas alındığı açıktır.
32. Diğer yandan Mahkeme mahkȗmiyet kararında başvurucunun örgütle iltisaklı SAHA-DER'e üye olmasına, Bank Asya hesap hareketlerine ve aynı davanın birden çok celsesinde birlikte hazır bulunduğu sanık Ö.Ö.nün kovuşturma evresinde alınan ifadesinde ve duruşmada sorgulamadığı tanıklar Y.S. ile H.K.nın başvurucunun 17/25 Aralık sürecinden önceki tarihlerde örgütün sohbet adı altındaki toplantılarına katılıp bu toplantılarda himmet adı altında para verdiğine, bu eylemlerine anılan süreçten sonra 2016 yılına kadar da devam ettiğine dair suçlayıcı beyanlarına dayanmıştır. Buna ek olarak Mahkeme, başvurucunun yine örgütle iltisaklı KALİDA adlı derneğe de üye olduğuna ve bu derneğe ait kurullarda görev aldığına yönelik tespitte bulunmuştur (bkz. § 15). Yargıtay Dairesi ise onama kararında hükme esas alınan bu deliller arasındaki KALİDA derneğine üyelik ve bu dernekte görev almaya dair tespitlerin maddi hatadan kaynaklandığı, ayrıca yargılama sırasında başvurucuya okunup diyeceklerinin sorulmaması nedeniyle tanık H.K.nın ifadesinin delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 18).
33. Hakkında ayrı dava açılan Y.S. Mahkemede verdiği ifadesinde 2015 yılının Şubat ayı sonlarından 2016 yılının Haziran ayına kadar doktorlara sohbet verdiğini beyan etmiştir (bkz. § 12). Benzer şekilde davanın -başvurucunun sorgulama imkânı bulduğu- diğer sanığı Ö.Ö. de Mahkemece 24/8/2017 tarihli ara celsede alınan ifadesinde, aralarında başvurucunun da yer aldığı sohbet grubuna kendisinin de dâhil olduğunu, başvurucunun katılıp aynı zamanda himmet adı altında para da verdiği bu toplantıların 2016 yılına kadar devam ettiğini söylemiştir (bkz. § 11). Mahkemenin gerekçeli karar içeriği ve Yargıtay Dairesi kararında H.K.nın başvurucuya okunmayan ifadesinin dikkate alınamayacağına dair açıklaması birlikte değerlendirildiğinde, Y.S.nin beyanının yanı sıra sanık Ö.Ö.nün Y.S. ile benzer nitelikteki ifadesinin de başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu yönündeki kanaatin oluşmasında dikkate alındığı anlaşılmıştır (bkz. § 15). Bu kapsamda duruşmada sorgulanamayan tanık Y.S. ile H.K.nın beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren tek veya belirleyici nitelikte delil olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanıkların beyanlarının tek veya belirleyici delil olarak mahkûmiyette kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle tanık sorgulama hakkıyla ilgili uygulanan testin üçüncü aşamasına dair bir inceleme yapılmamıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Terör Örgütü Üyeliği Suçu Yönünden Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu, işlendiği iddia edilen tarihte suç olarak düzenlenmeyen eylemlere dayalı olarak cezalandırılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde, konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra ihlal iddiaları incelenirken mevzuat hükümleri ile bu içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
37. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
39. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104; Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).
40. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 61).
41. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; Adnan Şen, § 107; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (Ahmet Aslan [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).
42. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).
43. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).
44. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (Ahmet Aslan, §§ 50-51; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 50).
45. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-19, 51).
46. Bu sebeple Yargıtay FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymayı ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, § 13).
47. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-13, 19; ayrıca bkz. Adnan Şen, § 114; İlhami Aksu [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21).
48. Yargı makamlarının değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli bir şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54).
49. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).
50. Yargıtay; sanıkların FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı dernek, sendika ve diğer sivil toplum örgütlerine üyeliklerinin örgütün nihai amacını bildiğini, örgütle organik bir bağ kurarak örgütün hiyerarşisine dâhil olduğunu tek başına göstermediğini kabul etmiştir [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2021 tarihli ve E.2020/5713, K.2021/2837; 22/3/2021 tarihli ve E.2020/1864, K.2021/2227; 9/10/2019 tarihli ve E.2019/1326, K.2019/5918; 19/10/2020 tarihli ve E.2019/5604, K.2020/5065 sayılı kararları]. Yargıtay, sanıkların sadece FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı derneklerde üyelik kayıtlarının bulunmasının terör örgütüne yardım suçunu oluşturmayacağına [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 7/4/2021 tarihli ve E.2020/6785, K.2021/2588 sayılı kararı], sendika ve dernek üyeliğine dair eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşmadığına ve örgüt hiyerarşisine dâhil olduğunu göstermediğine [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/6/2021 tarihli ve E.2019/9574, K.2021/4104; 17/3/2021 tarihli ve E.2019/8868, K.2021/2169 sayılı kararları], terör örgütüne müzahir derneğin organlarında yer almalarının tek başına örgüt hiyerarşisine dâhil olduğunu göstermediğine [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 16/3/2021 tarihli ve E.2020/5437, K.2021/2637 sayılı kararı] karar vermiştir.
51. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).
52. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Gürcan Balık kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında mutat işlemlerin dışında kalan, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz. Gürcan Balık, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösteren, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı görülmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 31/10/2024 tarihli ve E.2022/6934, K.2024/12842; 31/10/2024 tarihli ve E.2022/6932, K.2024/12841; 23/9/2024 tarihli ve E.2022/4850, K.2024/10337; 25/6/2024 tarihli ve E.2022/2510, K.2024/8435; 11/3/2024 tarihli ve E.2024/1427, K.2024/3513; 23/1/2024 tarihli ve E.2022/15442, K.2024/1007 sayılı kararları).
53. Eldeki olayda Mahkemenin başvurucunun Bank Asya hesap hareketleri ile örgütle iltisaklı derneğe üye olmasının yanı sıra özellikle 17/25 Aralık sürecinden önce başlamakla birlikte bu süreçten sonraki dönemlerde de 2016 yılına kadar doktorların yer aldığı örgütün sohbet gruplarına katılmaya devam edip bu toplantılarda diğer örgüt mensuplarına himmet adı altında para verdiğine, ayrıca mütevelli sohbetlerine de katıldığına dair tanık Ö.Ö.nün beyanına delil olarak dayandığı anlaşılmıştır. Buna göre gerekçeli kararda; başvurucunun süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik taşıyan söz konusu eylemleriyle örgüt hiyerarşisine dâhil olmayı tercih ettiği tespitlerini yapmıştır (bkz. § 15).
54. Bununla birlikte hükme esas alınan diğer delillere ilişkin Yargıtay uygulamaları karşısında başvurucunun 2016 yılına kadar doktorların ve örgüt içinde mütevelli konumundaki kişilerin sohbet adı altında yaptıkları toplantılara katılıp bu toplantılarda himmet adı altında para verdiğine ilişkin delillerin mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte olduğunun kabul edilmesi gerekir.
55. Anayasa Mahkemesi Mehmet Yılmaz ([2. B.], B. No: 2018/34325, 27/1/2021) kararına konu olayda başvurucunun FETÖ/PDY'nin esnaf mütevellisi isimli oluşumunun içinde bulunduğuna ve örgütün ideolojisinin aşılanması, örgüte eleman kazandırılması ve örgüte finansal destek sağlanması amacıyla düzenlenen örgütsel toplantılara 2006 yılından beri sürekli olarak katıldığına dair tanık beyanlarının ve haklarında FETÖ/PDY soruşturması yürütülen örgüt üyeleriyle irtibatının bulunduğuna ilişkin tespit ile dosya kapsamındaki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik ihlal iddialarını adil yargılama hakkı kapsamında ele almıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların mahkemece delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğunu, yargı mercilerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığını, bu durumda ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğunu değerlendirmiş ve başvurucunun bu yöndeki ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşmıştır (Mehmet Yılmaz, §§ 35-48).
56. Böylelikle anılan Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları da gözetildiğinde Mahkemenin dosya kapsamındaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulünün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.
57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Resmî Belgede Sahtecilik Suçu Yönünden Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
58. Başvurucu; adına sahte rapor düzenlediği kabul edilen Ö. oğlu R.Ç.nin kendisine gönderdiği belirtilen ve bu kişiye ait cep telefonunda ele geçirildiği açıklanan kısa mesaja ilişkin dijital verinin yargılama sırasında kendisine okunmadığını, haberdar olmadığı ve içeriğine karşı diyecekleri sorulmayan bu verinin atılı suç açısından aleyhinde delil olarak değerlendirildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
59. Bakanlık görüşünde, konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra ihlal iddiaları incelenirken mevzuat hükümleri ile bu içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
60. Başvurucunun iddiaları silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.
61. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen iddialara ilişkin birçok başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Kararlarda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin Anayasa Mahkemesi tarafından incelendiği, başvuruculara delillerini sunma ve inceletme noktasında mahkemelerce uygun imkânların tanınması gerektiği, tarafların dinlenilmemesi ve taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesinin yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabileceği vurgulanarak ilgili Anayasa kurallarının yorumlandığı anlaşılmaktadır (Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §§ 32-37; Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 42-48; Ramazan Tosun [1. B.], B. No: 2012/998, 7/11/2013, §§ 34-42; Yüksel Hançer [1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 18-19; Muharrem Keserci [2. B.], B. No: 2012/575, 8/5/2014, §§ 43-55; Ahmet Teyit Keşli [2. B.], B. No: 2013/2237, 18/9/2014, §§ 55-65; Abdulselam Tunç [1. B.], B. No: 2013/6986, 5/11/2014, §§ 56-66; Gürhan Nerse [2. B.], B. No: 2013/5957, 30/12/2014, §§ 33-40; Aziz Ağırlı [1. B.], B. No: 2013/1377, 25/3/2015, §§ 32-43; Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/8756, 15/4/2015, §§ 37-48; Targan Tolga Yungul [2. B.], B. No: 2013/1386, 16/4/2015, §§ 23-31; Durmaz Oto. Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1020, 7/5/2015, §§ 22-35; Fahri Gösteriş [1. B.], B. No: 2013/1297, 13/4/2016, §§ 27-37; Zekayi Çelebi [1. B.], B. No: 2014/5633, 18/5/2016, §§ 25-30; Özgür Murat Engin [1. B.], B. No: 2014/7806, 21/9/2016, §§ 38-44; Laleş Çeliker [2. B.], B. No: 2013/8413, 21/4/2016, §§ 24-31; Cezair Akgül [1. B.], B. No: 2014/10634, 26/10/2016, §§ 27-31; Gökay Dayan [2. B.], B. No: 2014/12206, 21/9/2017, § 21; Ruhşen Mahmutoğlu [1. B.], B. No: 2015/22, 15/1/2020, § 56).
62. Başvuru konusu olayda Ö. oğlu R.Ç.nin telefonunda yapılan inceleme sonucunda tespit edilen SMS'nin içeriği Başsavcılık tarafından Mahkemeye sunulduktan sonra açılan ara celseye ilişkin duruşma tutanağına göre söz konusu mesajın açıklanarak mesaj içeriğine karşı başvurucudan diyeceklerinin sorulduğu ve başvurucunun da böyle bir mesajı hatırlamadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır (bkz. § 7). Böylece başvurucunun kovuşturma evresinde içeriği kendisine okunan bu dijital veriye karşı itirazlarını sunma imkânı bulduğu açıktır. Aynı zamanda başvurucu, yargılama neticesinde hükmolunan mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna da başvurmuştur. Diğer bir ifadeyle başvurucuya mahkûmiyet kararına esas alınan dijital veriye itiraz etme fırsatı hem duruşmada hem de istinaf aşamasında tanınmış; başvurucu bu veriyle ilgili karşı argümanları yargı makamlarına sunma imkânı elde etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun usule ilişkin haklarda diğerlerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin söz konusu kısa mesaj içeriğinden ibaret dijital veriden haberdar olup rapora ilişkin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Resmî Belgede Sahtecilik Suçu Yönünden Tanık Dinletme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
64. Başvurucu, tedavi için aile sağlığı merkezine gelen kişilerin muayene öncesi kimlik kontrolü ve kayıt işlemlerini yapan görevliler ile adına rapor düzenlendiği belirtilen Ö. oğlu R.Ç.nin duruşmada hazır edilerek tanık sıfatıyla ifadelerinin alınması talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
65. Bakanlık görüşünde, konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra ihlal iddiaları incelenirken mevzuat hükümleri ile bu içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
66. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme hakkı bağlamında incelenmiştir.
67. Anayasa Mahkemesi benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık dinletme hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.
68. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında davet edilmelerinin ve dinlenilmelerinin sağlanmasını isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenilmek üzere çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, kural olarak yargılama mercilerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenilmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın aynı şartlar altında ve silahların eşitliği ilkesine uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenilmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı, § 47; Ahmet Zeki Üçok [1. B.], B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70; Ali Fırtına [1. B.], B. No: 2014/14575, 6/7/2017, § 27).
69. Yukarıda belirtildiği üzere tanıkların dinlenmek için çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi kural olarak mahkemelerin takdir yetkisindedir. Başvurucunun gösterdiği tanıkların dinlenilmeme sebebinin suça konu raporların düzenlendiği tarihler ile Dairenin bozma kararı sonrası devam eden duruşmaların yapıldığı tarih arasında geçen sürenin uzunluğu ve davanın geldiği aşama olduğu belirtilmiştir (bkz. § 20). Bu kapsamda Mahkemece söz konusu talebin -reddedilme sebebi nazara alındığında- yargılamayı uzatmak amacıyla yapıldığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurucunun dinlenilmesini istediği tanıkların kendisi adına rapor düzenlenen Ö. oğlu R.Ç. ile aynı aile sağlığı merkezinde hasta kayıt işlemlerini yapma görevini yerine getiren görevliler olduğu anlaşılmıştır.
70. Diğer yandan adına doktor raporu düzenlenen Ö. oğlu R.Ç. Dairenin bozma kararı öncesinde başvurucu ile birlikte yargılanmış ve kovuşturma evresinde alınan ifadelerinde aradan çok zaman geçtiği için raporlarını ne şekilde aldığını hatırlamamakla birlikte yurt dışında olduğu tarihlerde izinli sayılabilmek için tanıdığı arkadaşlarından kendisine rapor vermelerini talep ettiğini ve bu konuda söyleyecek sözü olmadığını beyan etmiştir. Mahkeme resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet kararı verirken bu ifadenin ötesinde başvurucu tarafından suça konu üç raporun düzenlendiği tarihlerde Ö. oğlu R.Ç.nin yurt dışına çıkış yaptığına ya da yurt dışında olduğuna dair kayıtlara ve bu kişinin başvurucudan kendisi için iki günlük rapor istediğine dair kısa mesaj içeriğine de dayanmıştır. Başvurucunun da 16/8/2016 tarihli ara celsede kendisine okunan bu mesajı hatırlamadığının ötesinde yargılama sırasında bu kısa mesajın içeriğine ve yurt dışı giriş çıkış kayıtlarına yönelik bir itirazı da olmamıştır (bkz. § 7).
71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Diğer İhlal İddiaları
72. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü;
i. Yargılama ve kanun yolu incelemesi yapan makamların doğal hâkim güvencesine sahip, tarafsız ve bağımsız olmamaları nedeniyle kanuni hâkim güvencesi ile bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mustafa Başer ve Metin Özçelik ([1. B.], B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133) ve Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 183-197) kararları, her iki mahkûmiyet kararının sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların yanıtsız bırakılması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 77-79) ve Yasemin Ekşi ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 53-59) kararları, istinaf ve temyiz aşamalarındaki duruşma taleplerinin reddedilmesi nedeniyle sözlü yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Nevruz Bozkurt ([1. B.], B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32) ve Feyyaz Bayram ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararları ve her iki suçu işlediğine yönelik oluşan şüphenin Mahkemece aleyhine yorumlanmak suretiyle haksız olarak mahkûmiyet kararı verilmesi dolayısıyla yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddiasının da Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna,
ii. Yargılamanın uzun sürmesi dolayısıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının da Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Terör örgütü üyeliği suçu yönünden tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Terör örgütü üyeliği suçu yönünden suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Resmî belgede sahtecilik suçu yönünden silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Resmî belgede sahtecilik suçu yönünden tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 1. Terör örgütü üyeliği suçu yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Terör örgütü üyeliği suçu yönünden Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 2022/32503 numaralı bireysel başvuru dosyası yönünden yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından 2021/52413 numaralı bireysel başvuru dosyası yönünden adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, MEHMET KILINÇ, B. No: 2021/52413, 29.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 02, sayfa 570–587
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.