Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
ABDÜLKADİR YILMAZ VE DİĞERLERİ (4) (2021/52171)
- Yaşam hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; bir yer altı maden ocağında meydana gelen birçok kişinin ölümü ve pek çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturması kapsamında kamu görevlisi olan bazı şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar | Süre Aşımı | — |
| Yaşam hakkı | Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar | İhlal | Gereği için gönderme (İdare), Manevi tazminat |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ABDÜLKADİR YILMAZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (4) |
|
(Başvuru Numarası: 2021/52171) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Yüksel GÜNARSLAN |
|
Başvurucular |
: |
1. Abdülkadir YILMAZ 2. Ahmet AKDAĞ 3. Elif YILMAZ 4. Gülşen EJDAR 5. Hacer YAVAŞ 6. Katriye YILMAZ 7. Mefaret AKDAĞ 8. Nagihan YILMAZ 9. Nurcan AKDAĞ 10. Onur YILMAZ 11. Yiğit Ahmet AKDAĞ |
|
Vekili |
: |
Av. Murat Kemal GÜNDÜZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; bir yer altı maden ocağında meydana gelen birçok kişinin ölümü ve pek çok kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olaya ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturması kapsamında kamu görevlisi olan bazı şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve ekleri ile Ahmet Mutluer ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2021/6982, 21/11/2023) kararına ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar başvuruyu ilgilendirdiği ölçüde özetle şöyledir:
5. Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) adına ruhsatlı olup S... A.Ş. (yüklenici Şirket) tarafından işletilen ve Manisa'nın Soma ilçesi Eynez mahallesi Karanlıkdere mevkiinde yer alan yer altı maden ocağında 13/5/2014 tarihinde saat 15.00 sıralarında meydana gelen faciada aralarında başvurucuların yakınları S.A. ve İ.Y.nin de olduğu 301 kişi ölmüş, çok sayıda kişi dumandan doğrudan etkilenerek yaralanmıştır. Başvurucuların olayla bağlantısı ekli 1 sayılı listede belirtilmiştir.
6. Olaydan haberdar olması sonrasında Soma Cumhuriyet Başsavcılığı (Soma Başsavcılığı) konuyla ilgili olarak derhâl bir ceza soruşturması başlatmıştır.
A. Genel Soruşturma Hükümlerine Göre Yürütülen Soruşturmayla İlgili Süreç
1. Soma Başsavcılığınca Fezleke Düzenlenmesine Kadar Olan Süreç
7. Olayı çevreleyen koşulların ve olayın meydana gelmesinden sorumlu olanların tespiti için Soma Başsavcılığı, profesör ünvanına sahip iki maden ve bir elektrik mühendisi ile A sınıfı bir iş güvenliği uzmanından bir bilirkişi heyeti oluşturmuştur. Bu heyetle olaydan bir gün sonra olayın meydana geldiği yer altı maden ocağı incelenmek istenmiş ancak arama ve kurtarma çalışmalarının devam etmesi nedeniyle inceleme yapılamamıştır. 16/5/2014 tarihinde maden ocağına tekrar gidilmiştir. Bu kez kurtarma faaliyetlerini sürdüren maden ocağı yetkililerinden ve tahlisiye ekiplerinden bilgi alınmış, ocak gazlarının ölçüm kayıtlarının tutulduğu bilgisayar verilerine ulaşılmış, yer altı ocağına ait kroki ve haritalar elde edilmiştir. Tahlisiye ekipleri tarafından gerekli şartların sağlanması neticesinde soruşturmada görevli Cumhuriyet savcıları ile bilirkişi heyeti, kurtarma çalışmalarına katılmış bir maden mühendisi eşliğinde ocağın kulikar malzeme girişi olarak tabir edilen ocak ağzından maden ocağına girip ilk incelemeyi yapmıştır.
8. Söz konusu inceleme neticesinde yapılan tespitlere göre ocak girişinden sonraki 1.000 metrelik bölümdeki ana galeri yolunun jeolojik yapısı taştır. 1.000 metrede U2 olarak tabir edilen elektrik trafosu bulunmaktadır. 1.000 metreden sonra ocak içinde yangının ilk belirtisi olan kömür nakil bandı tamamen yanmıştır. Taşlarda yanmaya bağlı islenme mevcuttur. Tahta tahkimatların yanması üzerine taşlar yer yer tabana düşmüştür. Tabanda soğutma çalışmalarının belirtisi olarak su bulunmaktadır. Tabandaki su bazı yerlerde 30-40 cm derinliğine sahip küçük göletler oluşturmuştur. Elektrik kablolarının yüzeyleri, içindeki bakır kablo görünecek şekilde yanmıştır. Ocakta ilerledikçe sıcaklık artmaktadır. Biraz daha ilerlendiğinde kısmı göçükler görülmüştür. Bu göçüklerden ancak eğilerek geçilebilmiştir. Ana galeride yol üzerinde kullanılan tahta tahkimatlar yanıktır ve kısmen yenilenmiştir. Olayın meydana geldiği yer olduğu düşünülen ve ada olarak tabir edilen yerde soğutma çalışmaları devam etmektedir. Burada sıcaklık, çelik bağlar arasındaki tahta tahkimatlar soğumadığından iyice artmıştır. 1.400 metrede revire giden kısım tamamıyla göçmüştür. A ve H panolarına giden yol ise açıktır. Maden ocağı içinde devam etmek artık mümkün değildir.
9. 17/5/2014 tarihli bilirkişi ön raporuna göre ilk aşamada olayın meydana gelmesinde kusurlu olanlar teknik nezaretçi, işletme müdürü, saha sahibi, Şirketin iş güvenliği baş mühendisi, Şirketin yönetim kurulunun başkanı ve vardiya amirleridir.
10. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından olay tarihinden önceki iki yıl içinde olayın meydana geldiği madende yapılan denetimlere ait tüm bilgi ve belgeler istenmiştir.
11. Gaz oranlarının uygun değerlere ulaştığı değerlendirilince 16/7/2014 tarihinde kapalı olan ocak giriş barajları tahlisiye ekipleri denetiminde yıkılmış ve havalandırma fanları çalıştırılarak kısmi hava akışı sağlanmıştır. Ocağa giren tahlisiye ekipleri gaz ölçümü yapmış ve yangının yer altında devam ettiğini ancak ocağın bazı bölümlerine girilebileceğini tespit etmiştir. Temiz havanın olay yerine ulaşması sonucunda yangının artarak devam etme olasılığının yüksek olmasına, metan içeriğinde kontrol dışı artışlar yaşanabilecek olmasına, bu nedenle grizu patlama tehlikesinin artarak devam etmesine rağmen soruşturmada görevli bir Cumhuriyet savcısı ile bilirkişi heyeti, iş sağlığı ve güvenliği için gerekli takımı temin ederek soruşturma kapsamında alınan ifadelerde olayın çıkış noktası olarak beyan edilen ve göçük olduğu tahlisiye ekiplerince belirlenen bölgedeki durumu incelemek için ocağa girmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde kazanın başlangıç yeri olarak tahmin edilen bölgenin hâlen yanmakta olduğu, burada CO değerlerinin çok yüksek olduğu ve yoğun duman nedeniyle ocakta daha fazla ilerlemenin mümkün olmadığı saptanmıştır. Gerekli örnekler alındıktan sonra keşif sonlandırılmıştır.
12. Bilirkişi heyeti kazayla ilgili raporunu 5/9/2014 tarihinde tamamlamıştır. Sözü edilen raporda maden ocağındaki havalandırma, sensör ölçümleri, elektrik dağıtım hatları ve trafolar ile ilgili değerlendirmelerde bulunularak maden kazasının pek çok ihmal ve kusurun bir araya gelmesi sonucu oluştuğu, kazanın önlenebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Rapora göre olayda vefat eden kişilerin ölüm sebebine ve bu boyutta bir CO zehirlenmesi meydana gelebilmesini sağlayacak CO konsantrasyonuna -yer altı ocağının boyutları gözönüne alındığında- tek başına bant, ahşap tahkimat ve PVC boru yangınının neden olması mümkün değildir. Olayda U3 trafosu etrafında topuk olarak bırakılan kömürün kontrolsüz bir şekilde kendiliğinden yanması sonucu oluşan karbonmonoksit temiz hava girişine ulaşmıştır. Temiz hava ile temas ederek kendiliğinden yanan kömür tam yanmaya dönüşmüştür. Bu yangın 4 No.lu kömür nakil bandının bulunduğu yola sirayet ederek bu bölümdeki ve 3 No.lu kömür nakil bandının bulunduğu yoldaki bant, ahşap tahkimat, PVC borular ve elektrik kablolarını tutuşturmuştur. Su ile soğutma çalışmaları sonucu zehirleyici ve boğucu gazlar açığa çıkmıştır. Nitekim olay sonrası diğer yangınlar söndürüldükten sonra kurtarma faaliyetleri esnasında kömür yangınının devam etmekte olduğu 16/5/2014 tarihinde maden ocağına yapılan ilk keşifte saptanmıştır. 16/7/2014 tarihinde yapılan keşifte de uzun bir süre madenin kapalı kalmış olmasına rağmen kömürün olayın meydana geldiği bölgede yanmaya devam ettiği tespit edilmiştir.
13. Bilirkişi heyeti 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini üstlenen Şirketin 7/10/2009 tarihinde TKİ'ye yaptığı sözleşme devri ile ilgili başvurusunda üretim çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim yapılamamasını ve yüksek su gelirini gerekçe gösterip ileride telafisi mümkün olmayacak problemlerle karşılaşılacağına değinerek işi devretmek istediğini dikkate almış, maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığının TKİ ve kömür üretim işini devralan yüklenici Şirket tarafından bilindiği kanaatine varmış, bu doğrultuda olayın meydana gelmesinden sorumlu olanları belirlemiştir.
14. Bilirkişi raporunun kusur değerlendirmesine ilişkin ilgili kısmı şöyledir:
“...
2. Havalandırma şekli ve yöntemi, yangın tehlikesi olan bir yer altı ocağı için uygun değildir. Ocağın bazı bölümlerinde seri havalandırma yöntemi uygulanmaktadır. Yani, ocaktaki kirli havanın en kısa yoldan dışarı atılmasını sağlayacak paralel yol bağlantıları kurulmamıştır. A ve H panoları ile K ve S panoları bağımsız kirli hava çıkışına sahiptir. Ancak 140 panosunda kirlenen hava temiz havaya karıştırılarak bu panolara iletilmekte, K panosunda yeniden kirlenen hava S panosuna gönderilmekte, S panosunda 3 ayak seri olarak (bir ayakta kirlenen hava diğer ayağın temiz havası olarak kullanılıyor) havalandırılmaktadır. Aynı durum H panosunun 2 ayağı ve çok sayıda baca üretiminde de görülmektedir. Yangın çıkması durumunda, mevcut CO maskelerinin kullanım süreleri de düşünüldüğünde, temiz havaya çıkış yapılabilecek bir mesafe söz konusu değildir. Bu durum, ölümlerin yüksek olmasının nedenlerinden birisidir.
Maden ocaklarında işletme projelerini inceleyerek çalışma izni veren ve her yıl üretim faaliyet raporlarını denetleyen bir kurum olarak, havalandırma planını bu hali ile kabul etmesi ve üretime izin vermesi nedeni ile;
a- Maden İşleri Genel Müdürü;
b- 2010 yılından olay tarihine kadar [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM [Maden İşleri Genel Müdürlüğü] kontrol ve denetleme elemanları,
asli kusurludur,
...
3. [Şirket] tarafından hazırlanan ve TKİ Genel Müdürlüğünce onaylanan 1. Revize Projesinin 20. sayfasında 2.18 başlığı altında verilen değerlendirmede, metan sorunu ile uğraşılan bu tür ocaklarda çalışanların en kısa ve en kolay yolla yerüstüne naklinin çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bunun sağlanması için yeni bir planlama ile yeryüzüne bağlantılı galerilerin sürülmesi kararlaştırılmış, bu konuda 03.12.2010 tarihinde 7231 muhaberat no ile TKİ Müessese Müdürlüğünden izin istendiği belirtilmiştir. 08.12.2010 tarihli TKİ Müessese Müdürlüğü oluru ile birisi acil çıkış galerisi olmak üzere iki ayrı galeri en temiz hava girecek olup, yeni sürülecek galeri ile de hava çıkışı sağlanacağı belirtilmiştir. Ancak 1. Revize projesi Plan 2’de gösterilen bu galeri, üretim sınırlarında yapılan değişiklik neticesinde üretim rezervi içerisinde kalarak rezerv zayiatının engellenmesi amacıyla oluşturulmamıştır. Olay esnasında kaçışı sağlayacak böyle bir yolun, iş güvenliği göz ardı edilerek ve sadece kömür rezervi düşünülerek iptal edilmesi nedeni ile;
a- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;
b- TKİ İşletme Dairesi Başkanı, asli sorumludur.
4. 1. Revize projesinde, sözleşmede belirlenen 1.500.000 ton/yıl üretimin gerçekleştirilebilmesi için, yer altı ve yerüstü çalışanların sayısı 2226 kişi olarak verilmiştir. Bu kapasitenin sağlanması için birisi yedek olmak üzere 2 adet 2500 m3/dakika kapasiteli vantilatör kullanıldığı beyan edilmiştir. 2012 yılında gerçekleştirilen kömür üretimi 3.816.015 ton, 2013 yılında ise bu rakam 3.566.457 ton’dur ve 2014 yılındaki havalandırma ölçümlerinin yapıldığı defterlerde, ocak çıkış havası debisinin 1980 m3/dakika civarında olduğu saptanmıştır. Bazı ayaklarda ölçülen hava hızlarının, sınır değer olan 0.5 m/sn’ nin altında olduğu saptanmıştır. 2014 yılının Mart ayında, hak ediş dosyasından alınan sigortalı olarak prim yatırılan toplam işçi sayısı 3367 olarak belirlenmiştir. Üretimin iki katından fazlasına çıkarılmış, çalışan sayısının artırılmış olmasına rağmen, havalandırma sisteminin aynen korunmuş olması iş sağlığı ve güvenliği yönünden çok büyük bir ihmali ortaya koymaktadır.
...
Revize projeyi onaylayan, ancak üretim ve havalandırma uygulamasını kontrol etmeyen,
e- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;
f- TKİ İşletme Dairesi Başkanı;
g- TKİ- ELİ Kontrol Baş Mühendisi, asli kusurludur.
...
9. [Şirket], Eynez yer altı kömür sahasının bazı bölümlerinde, tek bir bacadan üretim yapılması nedeniyle tehlikeli olduğu için kullanımı sakıncalı olan Kara Tumba yöntemiyle üretim yapıldığı, imalat planlarında ve hak edişlerde verilen planlarda görülmektedir.
Yeraltında çalışan sayısının artmasına ve risk faktörünün yükselmesine neden olan bu yöntemin, daha fazla kömür kazanılması için kullanılmasına izin veren ve bunları denetleme ve güvenli olmadığı için durdurma yetkisine sahip olmasına rağmen gerekli müdahaleyi yapmayan;
...
e- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;
f- TKİ İşletme Dairesi Başkanı;
g- Teknik Nezaretçi, asli kusurludur.
10. ... 2013 ve 2014 yılları Termin Takip kayıtları incelendiğinde, aylar ve yıllar bazında programlanan üretimden 2-2,5 kat fazla üretim yapıldığı anlaşılmaktadır (2013 yılı için programlanan üretim 1.500.000 Ton, gerçekleşen üretim 3.566.456 Ton). Bu sonuçlar, işletmede ‘Üretim Zorlaması’ olduğunu ve işçilerin ifadelerinde de belirttiği gibi fazla çalışmaya zorlandıkları savını doğrulamaktadır. Üretim zorlaması beraberinde alınması gereken tedbirlerin alınmamasına ve tehlikeli çalışma koşullarının oluşmasına yol açmıştır.
Üretim zorlamasını gerçekleştirmesi nedeni ile;
a- İşveren:
b- İşveren Vekilleri;
c- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;
d- TKİ İşletme Dairesi Başkanı; asli kusurlu,
...
15. Çalışılan kömür damarlarının yangına müsait oluşu dikkate alınarak özellikle terk edilen eski üretim alanlarının kontrolünün yapılarak kömür yangınlarına karşı gerekli önlemler alınmamıştır. Uygulanan üretim yöntemi, göçük içerisinde çok fazla yanmaya müsait kömür bırakmaya meyilli olması nedeniyle, yangına elverişli kömür ocakları için uygun değildir. Bu yöntem ile üretime karar veren ve bunu onaylayarak üretimin devam etmesini sağlayan;
a- İşveren;
b- İşveren Vekilleri;
c- TKİ İşletme Dairesi Başkanı; asli kusurludur,
İşletme projesine onay veren,
d- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletme Projelerini inceleyen, denetleyen ve onay veren yetkili MİGEM kontrol ve denetleme elemanları; asli kusurludur,
Takibini yapan ve iş güvenliği açısından denetleme ve işi durdurma yetkisi olan;
e- 2010 yılından olay tarihine kadar, [yüklenici Şirketin] Eynez İşletmesinde denetim yapan ÇSGB İş Teftiş Kurulu İş Müfettişleri, tali kusurludur.
...
20. Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından, önce P... A.Ş.’ne daha sonra [yüklenici Şirkete] ‘Hizmet Alım Sözleşmesi ile Verilen ihale Konusu 15.000.000 Ton Kömür Üretim işi’ 4857 sayılı iş Kanunu hükümleri açısından muvazaalı (hileli) olarak görülmektedir. Konuya ilişkin olarak hem Sayıştay KİT raporlarında, hem de TKİ tarafından yayımlanmış olan 2013 yılı Faaliyet Raporunda bu duruma dikkat çekilmiştir.
Asli görevi kömür işletmeciliği olan, gerekli bilgi birikimi ve teknik personel desteğine sahip Türkiye Kömür işletmeleri’nin, asıl işi olan yer altı kömür üretimini, hizmet alım sözleşmesi ile iş güvenliğini göz ardı ederek, maliyet kaygısıyla alt işverene devretmesi nedeniyle;
a- TKİ Yönetim Kurulu Başkanı;
b- TKİ İşletme Dairesi Başkanı, asli kusurludur.”
15. Faciada yakınlarını kaybedenlerin bazıları ve başvurucular, Soma Başsavcılığına verdikleri dilekçelerde olayın meydana gelmesinde TKİ Yönetim Kurulu Başkanı ile üyelerinin, TKİ İşletme Dairesi Başkanının, TKİ İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürünün, ELİ Müessese Müdürü ile yardımcılarının, yer altı kontrol şube müdürü ile müdür yardımcısının, ELİ Kontrol Baş Mühendisleri ile kontrol mühendislerinin, Maden İşleri Genel Müdürü ile bu kurumun denetim ve kontrol elemanlarının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı ile 2010 yılından itibaren olay yerinde denetim yapan iş müfettişlerinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı enerji kalitesi kıstasları denetimini yapan yetkililerin, yüklenici Şirketin maden ocağını işletmeye başladığı tarihten sonraki yönetim kurulu başkanları, üyeleri ile hissedarlarının, yüklenici Şirketin genel müdürü ile işletme müdürü ve müdür yardımcılarının, iş güvenliğinden sorumlu baş mühendis ile mühendislerin, iş güvenliği uzmanlarının, ocak daimî nezaretçisinin, teknik nezaretçilerin, ocak havalandırma mühendisinin, sensör kayıtlarından sorumlu teknik personelin, gaz ölçümünden sorumlu mühendislerin, teknikerlerin ve vardiya amirlerinin de kusuru olduğunu iddia etmiştir.
16. Yürüttüğü soruşturma sonucunda Soma Başsavcılığı, aralarında ELİ'de görevli bazı kontrol baş mühendisleri ile mühendislerin de bulunduğu 45 kişi hakkında -ki ELİ Müdürlüğü çalışanları dışındakiler yüklenici Şirketin hissedarı, yöneticisi veya çalışanıdır- olası kastla öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma ya da taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçlarını işledikleri iddiasıyla Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açılması için fezleke düzenleyip soruşturma evrakını Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığına (Akhisar Başsavcılığı) göndermiştir. Fezlekede olayın bilirkişi raporunda belirtilen şekilde meydana geldiği iddia edilmiş ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler çerçevesinde şüphelilere suç isnadında bulunulmuştur.
2. Fezlekenin Düzenlenmesinden Sonraki Süreç
17. Akhisar Başsavcılığı 23/2/2015 tarihinde Soma Başsavcılığınca hazırlanan fezlekedeki hukuki nitelendirme çerçevesinde 45 şüpheli hakkında iddianame düzenlemiştir. Ayrıca maden ocağında daimî nezaretçi olmaları nedeniyle olaydan sorumlu olduğu iddia edilen üç kişi hakkında bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan cezalandırılmaları talebiyle düzenlenen ikinci iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası 23/2/2015 tarihli iddianameyle açılan kamu davasıyla birleştirilmiştir.
18. Ceza Mahkemesi 5/2/2016 tarihinde hepsi akademik ünvana sahip maden, jeoloji, iş güvenliği, iş hukuku veya ceza hukuku alanında uzman olan kişiler ile bir elektrik mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti refakatinde keşif yapmıştır.
19. Bilirkişi heyeti raporunu 15/8/2016 tarihinde Ceza Mahkemesine sunmuştur. Söz konusu raporda başka hususlar yanında şu tespitlere yer verilmiştir:
i. Olayın meydana gelmesindeki temel neden eski imalattan sızan/üflenen gazlar ve yanıcı gazların tutuşmasına bağlı olarak bant üzerinde taşınan kömürlerin, lastik konveyör (taşıyıcı, bir malzemenin bir noktadan başka bir noktaya aktarılmasını sağlayan düzenek) bandının, ortamdaki kömür tozlarının, elektrik kablolarının, ağaç tahkimatın (maden yatağında açılan bir kanalın çökmesini önlemek amacıyla sağlamlaştırma), mazot, yağ vb. ile plastik boruların yanması sonucunda oluşan gaz ve dumandır.
ii. Ocağın bir bölmesinde meydana gelen ve mücadelesi zor olsa da lokal kalabilecek olay; ani gelişmesi, olumsuz ocak yapısı ve mevzuata aykırı bazı uygulamalar nedeniyle facia boyutuna ulaşmıştır.
iii. Büyük payın yüklenici Şirket üst düzey yetkili idari ve teknik elemanlarında olduğu ön koşuluyla Soma Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporundaki kusur atıfları yerindedir.
iv. Yetki ve statüleri dikkate alındığında yüklenici Şirketteki görevleri elektrik baş mühendisi, hazırlık üç vardiya amiri, mekanize ayak üç vardiya amiri, klasik ayak vardiya mühendisi, mekanize ayak vardiya mühendisi, vardiya mühendisi, vardiya teknikeri ya da gaz izleme personeli olan yirmi üç sanığın ve ELİ kontrol mühendisi olan beş sanığın olayın meydana gelmesinde kusuru vardır.
v. Ocaktaki riskten haberdar olan TKİ, ruhsat sahibi sıfatıyla ilgili kanun ve hizmet işleri şartnamesine göre ocağı denetlemekle yükümlüdür. ELİ tarafından görevlendirilen Kontrol Baş mühendisleri E.K. ve A.O. revize plan/projelerdeki havalandırmayı düzenleyecek ek yeni açıklıklar (ikinci yol) oluşturulması beklenmeden S panosunda riskli havalandırmayla yoğun üretim faaliyetlerine izin vermeleri, üretim miktarının kısa bir zaman içinde ciddi bir yatırım yapılmadan önemli miktarda artmasıyla ilgilenmemeleri, işletme projesinde yer almayan işletme yöntemlerinin (tumba bacaları) uygulanmasına izin vermeleri, iş güvenliğiyle ilgili eksikliklerin (Bu eksiklikler havalandırma, gaz izleme sistemi, yangınla mücadele ve tahlisiye gibi konulara ilişkindir.) tamamlanması ve hatalı uygulamaların düzeltilmesi için girişimde bulunmamaları ve son olarak kullanılan makine ve donanımların bir bölümünün alev sızdırmaz olmamasına göz yummaları nedeniyle kusurludur. ELİ'de görevli kontrol mühendislerinin olayın meydana gelmesine etki eden ihmalleri bulunmamaktadır. Sorumluluğun kontrol ve denetimle görevli üst düzey görevliler bakımından da araştırılması gerekir. Bu konuda dava dosyasında yeterli bilgi yoktur.
20. Yaptığı yargılama sonucunda bilinçli taksirle veya taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birden fazla kişinin yaralanmasına neden oldukları gerekçesiyle on dört sanığın süreli hapis cezalarıyla cezalandırılmasına karar veren Ceza Mahkemesi, olayın meydana gelmesinde taksir derecesinde dahi olsa kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle diğer sanıkların beraatine karar vermiştir.
21. Ceza Mahkemesi 12/7/2018 tarihinde denetim görevlerini ihmal ettikleri gerekçesiyle kazanın yaşandığı ocağa ilişkin asli denetim görevi bulunan kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.
22. Cumhuriyet savcıları ve başvurucular dâhil bir kısım katılan ile mahkûm olan sanıklar tarafından yapılan istinaf başvurularını 18/4/2019 tarihinde inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) olayın meydana gelmesinde ve neticenin doğmasındaki temel kusurların maden ocağına daha önce eski imalat sahalarında biriken, oturma ve göçme nedeniyle ocağın içine doğru püsküren yoğun zehirli gazlar ve ocakta çıkan yangın nedeniyle oluşan zehirli gazların ocağın içine girmesinin engellenememesi ve tahliyesinin sağlanamaması ile işçilerin bu zehirli gazlardan korunamamaları ve zamanında tahliyelerinin sağlanamaması noktasında toplandığı tespitinde bulunmuş; bazı sanıklar hakkında kurulan hükümlerde bulunan güvenlik tedbirleriyle ilgili bölümleri çıkarıp istinaf başvurusuna konu karardaki bazı ifadelerle yazım hatalarını da düzelterek istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
23. İstinaf Dairesince verilen karar İzmir Bölge Adliyesi Cumhuriyet savcısı, mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar ve/veya sanık müdafileri ve bir kısım katılan vekilince temyiz edilmiştir.
24. Temyiz taleplerini 30/9/2020 tarihinde karara bağlayan Yargıtay 12. Ceza Dairesi (Temyiz Dairesi) oybirliğiyle bazı sanıklar yönünden kurulan hükümlerin bozulmasına, bazı sanıklar hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin ise reddine karar vermiştir. Temyiz Dairesine göre bazı sanıklar olası kastla öldürme suçundan 301 kez, olası kastla yaralama suçundan 162 kez mahkûm edilmelidir.
25. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı (Yargıtay Başsavcılığı) 8/1/2021 tarihinde somut olayda olası kasta ilişkin koşulların oluşmadığı gerekçesiyle Temyiz Dairesince verilen karara itiraz etmiştir.
26. Temyiz Dairesi 18/1/2021 tarihinde oyçokluğu ile Yargıtay Başsavcılığının itirazını kabul edip dört sanık hakkında verilen bozma kararını kaldırmış, bu sanıklardan üçü hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerini reddetmiş, taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan süreli hapis cezasına mahkûm edilen bir sanığın bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan mahkûm edilmesi gerektiği gerekçesiyle bu sanık hakkındaki hükmün bozulmasına karar vermiştir.
27. Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyan Ceza Mahkemesi 16/6/2021 tarihinde aleyhine bozma kararı verilen sanığı bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan süreli hapis cezasına mahkûm etmiş; 30/9/2020 tarihli bozma kararı doğrultusunda da üç sanık hakkında yeniden hüküm kurmuştur.
28. Temyiz Dairesi 4/4/2022 tarihinde oyçokluğuyla iki sanık hakkında kurulan hükümleri doğrudan, başka iki sanık hakkında kurulan hükümleri ise güvenlik tedbirleriyle ilgili kısımları düzelterek onamıştır.
B. Haklarında Soruşturma İzni İstenen Kişilere İlişkin Soruşturma
29. Soma Başsavcılığı 27/5/2014 tarihinde görevlerini ihmal ettikleri yönünde şüphe oluştuğu gerekçesiyle maden ocağının denetimini yapan görevliler ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni istemiştir.
1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Görevlileriyle İlgili Süreç
30. 26/8/2014 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı 15/8/2014 tarihli ön inceleme raporuna dayanarak haklarında ön inceleme yürütülen iş sağlığı ve güvenliği genel müdürü ile iş başmüfettişi, iş müfettişi veya iş müfettiş yardımcısı olan on iki kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Soma Başsavcılığı ve olayda vefat eden bazı kişilerin bir kısım yakını bu karara Danıştay Birinci Dairesi (Birinci Daire) nezdinde itiraz etmiştir.
31. Birinci Daire 4/12/2014 tarihinde, 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda yer alan iş müfettişleriyle ilgili tespitlere işaret ederek eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir.
32. (Kapatılan) Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığında (Teftiş Kurulu) görevli bir başmüfettiş, iki müfettiş ve üç müfettiş yardımcısınca hazırlanan 28/7/2015 tarihli ön inceleme raporunda, ön inceleme için öngörülen yasal süre içinde yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmasının mümkün olmadığı ancak soruşturma aşamasında alınan 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporundaki kusur tespitlerinin genel ve hukuki yönden mesnetsiz olduğu belirtilerek teknik değerlendirmeler yanında hukuki değerlendirmeler de yapabilecek uzman kişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinin maden kazasını incelemek üzere görevlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir. Ayrıca kazanın asıl oluş nedeni ve bu nedenin ortaya çıkmasında sorumluluğu olanlar hakkında yeterli delil ve emareye ulaşılamadığından soruşturma izni verilmemesi gerektiği açıklanmıştır.
33. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı 7/9/2015 tarihinde, 28/7/2015 tarihli ön inceleme raporunu esas alarak soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Bu karara Soma Başsavcılığı ile olayda vefat eden bazı kişilerin bir kısım yakını itiraz etmiştir.
34. Ön incelemedeki tespitlerden hareket eden Birinci Daire maden ocağının denetlendiği, iş sağlığı ile güvenliği yönünden herhangi bir eksiklik tespit edilmediği ve haklarında ön inceleme yapılanların eylemleri ile maden kazasının meydana gelmesi arasında doğrudan illiyet bağı kurulamadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara yönelik itirazları 10/12/2015 ve 14/4/2016 tarihlerinde reddetmiştir.
35. Başvurucuların yaptığı Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2) ([1. B.], B. No: 2016/13649, 29/1/2020) başvurusunda Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin bilirkişi raporları ile tespit edilen ihmalinin ceza hukuku sorumluluğu doğurup doğurmadığını, doğurmakta ise bu ihmaller ile ortaya çıkan netice arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusundaki değerlendirmelerin soruşturma makamlarınca yapılması gerektiğini, adli sürecin sona erdirilmesinin etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmadığını değerlendirerek yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, başvurucular vekiline 14/3/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.
36. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararına istinaden ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkında verilen soruşturma izni verilmemesi kararı kaldırılmıştır.
2. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Görevlileriyle İlgili Süreç
37. Soma Başsavcılığı 30/9/2014 tarihinde, 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporuna istinaden olay tarihinden geriye doğru son iki yıl içinde denetlemede görev almış olup da daha önce haklarında soruşturma izni verilen kişiler dışında kalan ancak 2010 yılından sonra ilgili maden ocağına ilişkin işletme projelerini inceleyen, denetleyen veya onay veren görevliler ile Maden İşleri Genel Müdürü, TKİ Yönetim Kurulu Başkanı ve TKİ İşletme Dairesi Başkanı hakkında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından soruşturma izni istemiştir. Anılan yazıdan söz konusu soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın içeriği tespit edilememiştir.
38. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı 25/11/2014 tarihinde haklarında ön inceleme yürütülen Maden İşleri Genel Müdürü, Maden İşleri Genel Müdür Yardımcısı, iki Daire Başkanı, iki müdür, üç mühendis, maden tetkik heyetinin on beş üyesi ve TKİ Yönetim Kurulu Başkanı ile TKİ'de İşletme Daire Başkanlığı görevini yürüten iki kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Karara Soma Başsavcılığı itiraz etmiştir.
39. Birinci Daire 19/3/2015 tarihinde meydana gelen maden kazasının birden fazla bakanlığı ve kamu kurumunu ilgilendirmesi nedeniyle şikâyet konusunun Teftiş Kurulunca incelenmesi gerektiğini belirtip maden kazasının meydana gelmesinde sorumluluğu olan tüm kamu kurumları ve bakanlıklar ile illiyet bağı olan kamu görevlilerinin belirlenmesi, illiyet bağı belirlenen kamu görevlilerinin ifadelerinin alınması, bu kişilerin olayın meydana gelmesindeki sorumluluk ve kusurlarının ortaya konulması lüzumuna işaret ederek soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir. Söz konusu kararda ayrıca 4/12/2014 tarihli karar (bkz. § 31) uyarınca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkında yürütülecek ön incelemenin de Teftiş Kurulunca yapılması gerektiği belirtilmiştir.
40. Yukarıda anılan Teftiş Kurulu raporuna (bkz. § 32) istinaden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı 18/8/2015 tarihinde, 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda eksiklikler bulunması, kırk beş günlük ön inceleme süresinde yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasının mümkün olmaması sebebiyle kazanın asıl oluş nedeni ile bu nedenin ortaya çıkmasında sorumluluğu olanlar hakkında yeterli delil ve emareye ulaşılamadığı gerekçesiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışanları da dâhil haklarında ön inceleme yapılan tüm kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Soma Başsavcılığı karara itiraz etmiştir.
41. Birinci Daire 10/12/2015 tarihinde;
i. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışanları hakkında verilen kararın yetkisizlik nedeniyle kaldırılmasına,
ii. TKİ İşletme Dairesinin Başkanları hakkında verilen kararın anılan görevlilerin genel soruşturma hükümlerine tabi olmaları sebebiyle kaldırılmasına,
iii. Eylemin ocağın işletilmesiyle ilgili ihale süreciyle sınırlı olması ve ocakta kaza ve ölüm olayları meydana gelmesiyle eylem arasında doğrudan illiyet bağının bulunmaması nedeniyle TKİ Yönetim Kurulu Başkanı yönünden soruşturma izni verilmemesine dair karara yapılan itirazın reddine,
iv. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının diğer çalışanları hakkında verilen kararın ise eksik inceleme nedeniyle kaldırılmasına karar vermiştir.
42. Anılan karar üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ön inceleme yapılması için dosyayı Teftiş Kuruluna göndermiştir.
43. Teftiş Kurulu, Birinci Dairenin 10/12/2015 tarihli kararıyla ilgili gerekliliklerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yerine getirilmesi gerektiği gerekçesiyle ön inceleme dosyasını iade etmiştir.
44. 28/12/2016 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Birinci Daire kararıyla kaldırılan 25/11/2014 tarihli soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın dayanağı olan ön inceleme raporundaki tespitleri gözönünde bulundurarak haklarında ön inceleme yürütülen Maden İşleri Genel Müdürü, Maden İşleri Genel Müdür Yardımcısı, iki Daire Başkanı, iki şube müdürü, üç mühendis ve maden tetkik heyetinin on dört üyesi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Soma Başsavcılığı, Ceza Mahkemesince alınan 15/8/2016 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere de değinerek anılan karara itiraz etmiştir.
45. Birinci Daire 15/6/2017 tarihinde Soma Başsavcılığının itirazını kabul ederek 28/12/2016 tarihli soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir.
46. Anılan karar üzerine yürütülen ön incelemede bir yüksek maden mühendisi, bir yüksek elektrik mühendisi ve bir maden mühendisinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.
47. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı 22/8/2019 tarihinde haklarında ön inceleme yürütülen TKİ ya da Maden İşleri Genel Müdürlüğünde görev yapan otuz kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Sözü edilen kararda öz itibarıyla Soma Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunun olayın meydana geldiği ocağın genel mevzuat açısından eksiklikleri hakkında düzenlendiği, olayın nasıl meydana geldiği, nedeni ve seyri konusunda bilimsel ve birbiriyle çelişmeyen herhangi bir tespit içermediği, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yılda bir kez kendi mevzuatı açısından eksikliklerin tespiti ve giderilmesi yönünden denetim yaptığı, sürekli hareket hâlinde dinamik bir yapıya sahip olan yer altı ocağında iş sağlığı ve güvenliği için ocak verilerinin güncel ve daha sık periyotlarla değerlendirilmesi, yüklenici Şirketin istihdam ettiği teknik personelin ocağın zehirli gazlardan etkilenebilmesi hususunu gözeterek öncelikle üretime ara verip ocak çalışanlarını tahliye etmesi, daha sonra da yangının havayla temasının kesilmesi için müdahalede bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Yine kararda kazanın TKİ Genel Müdürlüğünün onay işlemleriyle sonuçlandırılan uygulama projesinin tatbikinden veya işletme projesindeki herhangi bir eksiklikten kaynaklanmadığı belirtilmiştir.
48. Soma Başsavcılığı karara 11/9/2019 tarihinde itiraz etmiştir. İtirazın ilgili kısmı şöyledir:
“... Ancak madencilik faaliyetlerini düzenleyen 3213 Sayılı Maden Kanununda madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, bulunduğu yerin mülkiyeti ile ilgili olmadığının hükme bağlandığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki madenlerde işletmeye elverişli ekonomik cevherin bulunması durumunda ruhsatların verilmesi, denetimi, projelerin incelenmesi ile ilgili madencilik faaliyetlerinin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının da Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğü, yine 3154 Sayılı Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunun 9. maddesine göre faaliyetlerin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etmek görevinin Maden İşleri Genel Müdürlüğüne verildiği, yine Maden Kanununun 29. maddesinde işletme faaliyeti, projesine ve kanunun ilgili hükümlerine göre yürütüldüğü, işletme projesine aykırı faaliyette bulunulması ve faaliyetlerin can ve mal güvenliği açısından tehlikeli bir durum oluşturduğunun tespit edilmesi halinde maden üretimine yönelik faaliyetlerin durdurulacağının belirtildiği, bu hükümler gereğince [M]İGEM’e işletme projesi, onay ve yerinde proje uygunluk incelemelerinde can ve mal güvenliği açısından denetim yetkisinin verildiğinin anlaşıldığı,
İşletme yönetimi tarafından maden ocağında bulunan S panolarının mevcut havalandırma sisteminin risk içerdiği öngörülerek bu doğrultuda Haziran 2011 tarihli ek uygulama revize projesi düzenlendiği, ancak bu projenin fiili olarak uygulamaya geçirilemediği, riskli havalandırma sistemine rağmen bu panolarda üretime devam edildiği, bu durumun ise mevcut riskleri daha da arttırdığı, bizzat yüklenici firma tarafından riskli olduğu öngörülen ve ek revize uygulama projesi ile yapılması planlanan S panolarının paralel havalandırma sistemi ile çalışmasına dair yapılan uygulama projesine rağmen bu doğrultuda projelendirilen ikinci havalandırma yolunun açılmış olması halinde S panosunda vefat eden 269 işçinin vefatının önüne geçilebileceğinin, konuya ilişkin alınan bilirkişi raporlarında tespit olunduğu, ayrıca bahse konu maden kazası olayına ilişkin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nce yürütülen 2015/58 Esas sayılı görülen yargılama kapsamında mahkemece bu yönde kanaat oluştuğu, bahsedilen hususlar kapsamında S panolarındaki eksikliğin giderilmeksizin faaliyetlere devam edilmesi sebebiyle ilgililerin meydana gelen olayda ihmal suretiyle kusurlu bulundukları yönünde şüphe oluştuğu,
İlgili kurumca düzenlenen ön inceleme raporunun aksine maden ocağında meydana gelen kazanın anlık gelişen eksiklik veya çalışanların hatalı davranışları sebebiyle olmadığı, 2011 yılından beri devam eden havalandırma sorununun bulunduğu, sorunun genel olarak üretim miktarındaki hızlı artış sebebiyle oluşan yapısal ve yönetimsel nedenlerden kaynaklandığı, artan üretime rağmen üretim artışı sebebiyle açığa çıkan zehirli gazlar ve kömür tozları sebebiyle ocak havasının hızla kirlenmesi üzerine oluşan riski bertaraf etmek amacıyla gündeme gelen Haziran 2011 tarihli ek uygulama revize projesinin hayata geçirilmeyerek aynı havalandırma planı ve yapısı üzerinden üretime devam edildiği,
Yer altı ve Yer üstü Maden İşletmelerinde Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğinin C bölümü 2 maddesi uyarınca yer altı maden ocaklarının yer üstüne bağlayan havalandırma ve kaçamak amacıyla kullanılmaya elverişli en az iki ayrı yol ve ocağa uygun bir havalandırma sisteminin olmasının gerektiği, ocağın genel havalandırmasının cebri olarak aspiratör ile yapılmasının zorunlu olduğu, ayrıca ocaklarda üretim panosunda havalandırmanın yönünün aşağıdan yukarıya [doğru] olmasının gerektiği, bu durumun Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporlarında da belirtildiği, bu halde maden ocağında havalandırma hususunda riski azaltacak sistemin uygulamaya geçirilmesi anlamında yeterli çabanın gösterilmediği, bu durumun kazanın meydana gelen sonucu üzerinde olumsuz etki doğurduğu,
MİGEM tarafından bahse konu maden ocağında yapılan denetim sonucunda 26/02/2014 tarihli düzenlenen denetim raporunda yer altı ocağının yer üstüne üç ayrı yolla bağlandığı, havalandırmanın mekanik olarak yapıldığı, ocak içerisinde gaz sensörlerinin olduğu ve merkezi olarak takibinin yapıldığı, herhangi bir tehlike durumunda yer altı trafosunun otomatik olarak kesildiği, tahkimat sisteminin yeterli olduğu, alev sızdırmaz özellikte teçhizatın kullanıldığı, maden kanunu kapsamında izinlerin mevcut olduğu, proje yönünden can ve mal güvenliğini tehlikeye sokacak bir durumun olmadığı, faaliyetlerin projeye uygun yürütüldüğünün tespit edildiği, bahse konu raporun düzenlenme tarihinden kısa bir süre sonrasında meydana gelen kazanın sonuçları karşısında, MİGEM tarafından denetimin yetersiz ve özensiz olduğu ve ocaktaki sorunları tam manasıyla tespit edecek mahiyette olmadığının görüldüğü, bu konuda denetimi gerçekleştirenlerce denetim görevi noktasında ihmalin bulunduğunun anlaşıldığı,
Her ne kadar ilgili kamu kurumunca düzenlenen ön inceleme raporunda hizmet sözleşmesi gereği madende oluşacak sağlık ve güvenlik risklerine karşı meydana gelecek sonuçlardan yüklenicinin sorumlu olduğu belirtilmiş ise de; madencilik kanunu, madencilik faaliyetleri uygulama yönetmeliği dikkate alındığında ilgili kurumun madencilik faaliyetlerinin yürütülmesinde denetim noktasında sorumluluğunun bulunduğunun açıkça anlaşıldığı, iş ve işçi sağlığı yönünden yüksek risk ve tehlike içeren yer altı madenciliği faaliyetleri karşısında sorumluluğun sadece yükleniciye atfedilmesinin hukuki anlamda bir değer ifade etmediği, bu anlamda Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin bahse konu maden ocağı kazası olayına ilişkin yürütmüş olduğu kovuşturma işlemleri sonucunda vermiş olduğu kararında yasa kapsamında denetim görevi bulunan kurumlar hakkında meydana gelen kazada denetim görevlerinin ihmal edilmesi yönünden gereğinin takdir ve ifası için Cumhuriyet Başsavcılığı’mıza suç duyurusunda bulunulduğu [anlaşılmaktadır.]”
49. Soma Başsavcılığınca yapılan itirazı 11/12/2019 tarihinde inceleyen Birinci Dairece şu sonuçlara ulaşılmıştır:
i. Maden İşleri Genel Müdürünün, genel müdür yardımcısının, daire başkanlarının, üç mühendisin ve TKİ Yönetim Kurulu Üyelerinin eylemleri ile olay arasında illiyet bağı bulunmamaktadır. Ayrıca TKİ Yönetim Kurulu Üyelerinin eylemleri ocağın işletilmesiyle ilgili ihale süreciyle sınırlıdır. Bu nedenle itiraz sözü edilen kişiler yönünden reddedilmelidir.
ii. TKİ Yönetim Kurulu Başkanı hakkında aynı eylemler yönünden yapılan ön inceleme sonunda soruşturma izni verilmemesine ilişkin karar verilmiş, bu karara Soma Başsavcılığınca yapılan itiraz 10/12/2015 tarihinde reddedilmiştir. Dolayısıyla bu kişi yönünden yapılan itiraz hakkında karar verilmesine gerek bulunmamaktadır.
iii. Maden tetkik heyeti üyelerinden 2010 yılı ile olay tarihi arasında sahada denetim yapan kişilere isnat edilen eylemler, bu kişiler hakkında soruşturma yapılmasını gerektirecek niteliktedir. Bu sebeple anılan kişiler yönünden soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın kaldırılması gerekir.
50. Başvurucular 22/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
51. Soma Başsavcılığı, Birinci Dairenin haklarındaki itirazı reddettiği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı personeli olan on dört çalışan hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle 17/8/2023 tarihinde işlemden kaldırma kararı vermiştir.
52. Öte yandan Soma Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesinin Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2) kararında belirtilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri ile Birinci Dairenin 11/12/2019 tarihli kararı sonrasında haklarında soruşturma işlemlerine başladığı maden tetkik heyeti üyeleri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlemiştir. 14/12/2023 tarihli iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Asliye Ceza Mahkemesi) görülmüştür. Yargılama sürecinde Asliye Ceza Mahkemesi bazı sanıklar hakkında beraat kararı vermiş, diğer bazı sanıklar hakkında verdiği mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasını ise geri bırakmıştır. Söz konusu yargılama inceleme tarihi itibarıyla istinaf kanun yolu aşamasında devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
53. Ulusal hukukla ilgili bilgiler Aysel Gezer ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, §§ 88-113) kararında yer almaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
54. Anayasa Mahkemesinin 12/3/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
55. Başvurucular maden faciasının meydana gelmesindeki kusurları bilirkişi raporlarıyla açıkça ortaya konan kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, bu kararın kendilerine tebliğ edilmediğini, Soma Başsavcılığının karara yaptığı itirazın Birinci Daire tarafından -bir kısım kamu görevlisi yönünden- isnat edilen eylemler ve olay arasında illiyet bağı bulunmadığı şeklindeki soyut gerekçeyle reddedildiğini beyan ederek yaşam hakkının usul boyutunun, adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
56. Bakanlık görüşünde, somut olaya ilişkin yargısal süreçler özetlendikten sonra konuya ilişkin ilkelerin Naziker Onbaşı ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/18224, 9/5/2018) ve Mehmet Ali Emir ve diğerleri ([GK], B. No: 2014/16482, 17/1/2019) kararlarıyla belirlendiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte başvurucuların soruşturma izni verilmemesi kararının kendilerine tebliğ edilmemesi nedeniyle itiraz haklarını kullanamadıkları yönündeki iddia ile ilgili olarak Soma Başsavcılığının itirazı üzerine kararın hukuka uygunluğunun Birinci Daire tarafından değerlendirildiği, yaşam hakkı kapsamında yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, ilgili içtihatların ve somut olayların kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
B. Değerlendirme
57. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların iddialarının özü, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliğine ilişkin olduğundan mevcut başvuruda ileri sürülen bütün iddialar Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmiştir.
58. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama … hakkına sahiptir."
59. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. TKİ Yönetim Kurulu Başkanı Yönünden
60. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür (Deniz Baykal [2. B.], B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32). 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
61. Birinci Daire 11/12/2019 tarihli kararında TKİ Yönetim Kurulu Başkanı hakkında aynı eylemler yönünden yapılan ön inceleme sonunda soruşturma izni verilmemesine ilişkin karar verildiğini ve bu karara Soma Başsavcılığınca yapılan itirazın 10/12/2015 tarihinde reddedildiğini belirterek bu kişi yönünden aynı eylemlere ilişkin olarak yapılan 11/9/2019 tarihli itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Gerçekten de TKİ Yönetim Kurulu Başkanı hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin 18/8/2015 tarihli karara yapılan itirazın 10/12/2015 tarihinde reddedilmesiyle adli sürecin bu kişi yönünden sona erdiği anlaşılmaktadır. Anılan süreç başvurucular vekiline 14/3/2020 tarihinde tebliğ edilen Abdülkadir Yılmaz ve diğerleri (2) kararında ayrıntılı olarak açıklandığından başvurucuların Birinci Dairenin 10/12/2015 tarihli kararını en geç 14/3/2020 tarihinde öğrendikleri kabul edilmelidir. Bu itibarla itirazın reddine ilişkin nihai kararın öğrenilmesinden itibaren otuz günlük bireysel başvuru süresi geçtikten sonra 22/11/2021 tarihinde gerçekleştirilen bireysel başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Diğer Kamu Görevlileri Yönünden
62. Başvuruda başkaca bir kabul edilemezlik nedeni bulunmamakla birlikte başvurucuların yakınlarının ölümüne kasten sebebiyet verildiğine ilişkin bir iddia olmadığından ve başvurucular soruşturma izni verilmemesi nedeniyle bireysel başvuruda bulunduklarından bireysel başvuru yapılmadan önce hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolların tüketilip tüketilmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi yargısal süreçte alınan bilirkişi raporlarının dünyanın en büyük ölümcül maden kazalarından biri olan olayın hem yüklenici Şirketin bazı yetkilileri ile çalışanlarının hem de bazı kamu makamları ile kamu görevlilerinin muhakeme hatası veya dikkatsizliği aşan ağır ihmalleri sonucu meydana geldiğine işaret ettiği gerekçesiyle başvurucuların aynı maden faciasına ilişkin olarak farklı kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi üzerine yaptıkları diğer bir başvuruda etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün somut olayda ceza soruşturması yürütülmesi gerektirdiği sonucuna ulaşmıştır. Buna göre hukuk ve/veya idare mahkemelerinde açılan ya da açılacak tazminat davalarının başvuruya herhangi bir etkisi olmayıp başvuru yollarının tüketilmesi konusunda başvuruda bir eksiklik yoktur (Ahmet Mutluer ve diğerleri, §§ 132-136). Somut başvuruda da anılan kararda kabul edilebilirlik yönünden yapılan değerlendirme neticesinde ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
63. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bağlamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını sağlayabilecek, yaşam hakkına yönelik müdahaleler ile bu müdahalelerden doğan sorumluluğu tespit edebilecek ve mağdurlara uygun telafi sunabilecek etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin dâhil olmadığı olaylar yönünden de geçerlidir (Asuman Şahin ve diğerleri [GK], B. No: 2021/14318, 23/10/2025, § 78; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 38).
64. Etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü, kasıtlı öldürme ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları ile yaşamın kasıtlı olarak tehlikeye atıldığı durumlarda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütülmesini gerektirir. Kasıtsız olarak ölüme sebebiyet verilmesi veya yaşamların kasıtsız olarak tehlikeye atılması durumunda ise mağdurlar için hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması, yükümlülüğünün yerine getirilmesi için yeterlidir (bkz. Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 62, 63). Bununla beraber etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü kastın söz konusu olmadığı bazı istisnai hâllerde de ceza soruşturması yürütülmesini gerektirebilir. Bu hâllere;
i. Kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliği aşan bir kusurunun olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların bireylerin yaşamı için oluşan riskleri bertaraf etmek için yetkileri dâhilinde gerekli ve yeterli önlemleri almadıkları durumlar (Mehmet Ali Emir ve diğerleri [2. B.], B. No: 2012/850, 7/11/2013, § 51; Dilek Genç ve diğerleri [GK], B. No: 2014/3944, 1/2/2018, § 63) ile kamu görevlisi olmayan kişilerin hukuki sorumluluklarını pervasızca ihmal etmeleri sonucu yaşamın tehlikeye atıldığı veya ölümün gerçekleştiği hâller (Asuman Şahin ve diğerleri, § 79),
ii. Ölümün sağlık durumunun ciddiyeti bilinen ya da bilinmesi gereken hastaya gerekli acil sağlık hizmetinin sunulmaması sonucu meydana geldiği ya da sağlık hizmetlerinde var olan ve yetkililerce bilinen veya bilinmesi gereken ancak ortadan kaldırılması için gerekli önlemlerin alınmadığı sistemsel veya yapısal bir işlevsizliğin hastanın sağlık hizmetlerinden yoksun kalarak ölmesine neden olduğu durumlar (Ayhan Keçeli ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/24231, 23/2/2022, § 85; benzer yöndeki değerlendirme için ayrıca bkz. Kenan Sayın [1. B.], B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47) örnek gösterilebilir.
65. Anılan yükümlülük, şüpheli ölüm vakasının söz konusu olduğu hâller ile yaşamı tehlikeye atan olayların gerçekleşme koşullarının belirsiz olduğu hâllerde de ceza soruşturması yürütülmesini gerektirir. Öte yandan bahsi geçen hâllerde yürütülen ceza soruşturmasında ölüm vakasının veya yaşamın tehlikeye atılmasının kasıtlı olarak meydana getirilmediği saptanırsa, önceki paragrafta belirtilen istisnai durumlardan biri olmadıkça ve kasıtlı olmayan eylemlerle yapılan müdahaleden doğan sorumluluk belirsiz bırakılmadıkça mağdurlar için hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli kabul edilebilir (Asuman Şahin ve diğerleri, § 80).
66. Etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 98).
67. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin belirli bir makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir bir durumdur (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş [2. B.], B. No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106). Nitekim Anayasa'nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında- kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu hüküm altına alınmıştır (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 107).
68. Soruşturma izni verilmesinin gerekip gerekmediği konusunda yapılması gereken ön inceleme -sözü edilen izin usulünün ihdas edilme amacı dikkate alındığında- sadece ceza soruşturması yürütülmesini gerekli kılan bir durumun olup olmadığının tespitine yöneliktir. Bu nedenle soruşturma izni usulünün ceza soruşturmasının işleyişini geciktirecek ve soruşturma etkili olarak yürütülmesine engel olacak şekilde ya da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimini oluşturacak şekilde uygulanmamalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Naziker Onbaşı ve diğerleri, § 70).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
69. Somut olayda başvurucuların yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda olayın meydana geldiği maden ocağındaki havalandırmanın şekli ve yönteminin yangın tehlikesi olan bir yer altı ocağı için uygun olmadığı teknik ayrıntılarıyla açıklandıktan sonra maden ocağının işletme projelerini inceleyerek çalışma izni veren ve her yıl üretim faaliyet raporlarını denetleyen kurumun (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) genel müdürünün de havalandırma planını bu hâli ile kabul etmesi ve üretime izin vermesi nedeniyle asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ceza Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda da Soma Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporundaki kusur değerlendirmelerinin yerinde olduğu ve sorumluluğun kontrol ve denetimle görevli üst düzey görevliler bakımından da araştırılması gerektiği ifade edilmiştir (bkz. §§ 19/iii-v).
70. Soma Başsavcılığının talebi üzerine yürütülen ön inceleme neticesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Bu kararda genel olarak soruşturma evresinde alınan bilirkişi raporunun olayın meydana geldiği ocağın genel mevzuat açısından eksiklikleri hakkında düzenlendiği, olayın nasıl meydana geldiği, nedeni ve seyri konusunda bilimsel ve birbiriyle çelişmeyen herhangi bir tespit içermediği, facianın engellenmesini sağlayacak tedbirleri alma sorumluluğunun yüklenici Şirkete ait olduğu, uygulama projesinin tatbikinin veya işletme projesindeki eksikliklerin kazaya neden olmadığı belirtilmiştir.
71. Soma Başsavcılığı bu karara yaptığı itirazında facianın anlık gelişen eksiklik veya çalışanların hatalı davranışlarından kaynaklanmadığı aksine 2011 yılından itibaren mevcut olan havalandırma sorunu gibi hızlı üretim artışı sebebiyle oluşan yapısal ve yönetimsel nedenlere bağlı olarak meydana geldiği belirtilmiştir.
72. Soma Başsavcılığının soruşturma izni verilmemesi kararına yaptığı itiraz Maden İşleri Genel Müdürü, genel müdür yardımcısı, daire başkanları, üç mühendis ve TKİ Yönetim Kurulu Üyeleri yönünden bu kişilerin eylemleri ile olay arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca TKİ Yönetim Kurulu Üyelerinin eylemlerinin ocağın işletilmesiyle ilgili ihale süreciyle sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Birinci Dairenin bu kararıyla anılan kamu görevlileri yönünden adli süreç sona ermiştir. Oysa Soma Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporunda facianın meydana gelmesinde ve ölü sayısının artmasında maden ocağının sürekli hareket hâlindeki dinamik yapısından kaynaklanan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin eksikliklerin yanı sıra havalandırma, işçi tahliyesi, üretim yöntemi ve kapasitesi gibi konulara ilişkin 2010 yılından itibaren devam eden yapısal sorunların da etkili olduğu belirtilmiştir. Anılan raporda bu yapısal soranlara ilişkin denetim ve kontrol yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmeyen kamu görevlilerinin asli kusurlu olduğu tespitine yer verilmiştir. Bu yöndeki tespitler kovuşturma evresinde alınan bilirkişi raporu ile desteklenmiş, bu nedenle Ceza Mahkemesi sorumluluğu olabilecek diğer kamu görevlileri için suç duyurusunda bulunmuştur. Öte yandan Birinci Daire illiyet bağı ile ilgili değerlendirmede bulunsa da ceza hukuku anlamında eylem ile sonuç arasında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığını tespit edecek makam soruşturma makamlarıdır. Bu sebeple kamu görevlilerinin bilirkişi raporları ile tespit edilen ihmallerinin ceza hukuku sorumluluğu doğurup doğurmadığı, doğurmakta ise bu ihmaller ile ortaya çıkan netice arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı olup olmadığı konusundaki değerlendirmelerin soruşturma makamlarınca yapılmasına müsaade edilmeden adli sürecin sona erdirilmesi etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bir kez daha ifade etmek gerekir ki bireylerin hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşam hakkının ihlaline neden olabilir.
73. Olayda etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi gerektiğine yönelik bu tespit ilgili kamu görevlileri hakkında yürütülecek adli sürecin mutlaka bir dava açılması ya da açılan davanın belli bir hükümle sonuçlanması gerektiği anlamına gelmeyip sorumluların tespit edilmesini ve hesap vermelerini sağlayacak uygun araçların etkili şekilde kullanılması gerekliliğine işaret etmektedir.
74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
75. Başvurucular; ihlalin tespiti, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gereğinin yapılması ve her biri için ayrı ayrı 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
76. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 55, 57).
77. İncelenen başvuruda Birinci Dairenin Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda Birinci Dairece yapılan incelemenin niteliği itibarıyla yargılama faaliyeti olmadığı dikkate alınarak yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre yapılması gerekenlere hükmedilmelidir. Bu sebeple isnat edilen eylem nedeniyle ilgililer hakkında soruşturma yapılması maksadıyla soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın kaldırılması ve başvurucuların yaptığı itirazın kabulü için kararın bir örneğinin Birinci Daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekir (soruşturma izni verilmemesi nedeniyle verilen ihlal kararının sonuçlarının ortadan kaldırılması için 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca kararın bir örneğinin idari yargı merciine gönderildiği başvuru için bkz. Derya Özben ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/9516, 21/9/2023).
78. Öte yandan olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara taleple bağlı kalınarak müştereken net 220.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın TKİ Yönetim Kurulu Başkanı yönünden süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kamu görevlileri yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli işlemler yapılmak üzere Danıştay Birinci Dairesine (E.2019/1533, K.2019/1895) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara net 220.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
EK 1
BAŞVURUCULAR İLE ÖLEN YAKINLARI ARASINDAKİ YAKINLIĞI GÖSTERİR LİSTE
|
Başvurucu Abdülkadir Yılmaz |
İ.Y.nin babası |
|
Başvurucu Elif Yılmaz |
İ.Y.nin eşi |
|
Başvurucu Gülşen Ejdar |
İ.Y.nin kardeşi |
|
Başvurucu Hacer Yavaş |
İ.Y.nin kızı |
|
Başvurucu Katriye Yılmaz |
İ.Y.nin annesi |
|
Başvurucu Nagihan Yılmaz |
İ.Y.nin kızı |
|
Başvurucu Onur Yılmaz |
İ.Y.nin oğlu |
|
Başvurucu Ahmet Akdağ |
S.A.nın babası |
|
Başvurucu Yiğit Ahmet Akdağ |
S.A.nın oğlu |
|
Başvurucu Mefaret Akdağ |
S.A.nın eşi |
|
Başvurucu Nurcan Akdağ |
S.A.nın annesi |
AYM, ABDÜLKADİR YILMAZ VE DİĞERLERİ (4), B. No: 2021/52171, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 195–214
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.