Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
A.Y. VE DİĞERLERİ (2021/52104)
- Yaşam hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, polis memurunun ateşli silahla ateş etmesi sonucu meydana gelen yaralanmadan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ve yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılması nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Yaşam hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkı | Kişi Bakımından Yetkisizlik | — |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Mahkemeye erişim hakkı (idare) | Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması | — |
| Yaşam hakkı | Yaşam hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkı | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
A.Y. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/52104) |
|
|
|
Karar Tarihi: 4/3/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan y. |
: |
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
|
Üyeler |
: |
Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Yüksel GÜNARSLAN |
|
Başvurucular |
: |
1. A.Y. 2. E.Y. 3. N.Y. 4. N.Y 5. R.Y 6. S.Y |
|
Vekili |
: |
Av. Vedat ÖZKAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, polis memurunun ateşli silahla ateş etmesi sonucu meydana gelen yaralanmadan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ve yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılması nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/10/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucular Nu.Y. ve Na.Y.nin oğlu, diğer başvurucuların ise kardeşi olan başvurucu A.Y. 9/11/2008 günü saat 14.00 sıralarında Adana'nın Şakirpaşa Mahallesi'nde ateşli silahla vurularak yaralanmıştır.
A. Ceza Soruşturması Süreci
6. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olaya ilişkin olarak resen soruşturma başlatmıştır.
7. Başvurucu A.Y.nin konuya ilişkin ifadesi kaldırıldığı sağlık kurumunda kolluk görevlileri tarafından mağdur sıfatıyla alınmıştır. Başvurucu 10/11/2008 tarihli ifadesinde olay günü internet kafeye gitmek üzere bir arkadaşının kullandığı, diğer bir arkadaşının ise yolcu olarak bulunduğu motosiklete üçüncü kişi olarak bindiğini, seyir hâlindeyken bir silah sesi duyduğunu ve sonrasında motorla birlikte yere düştüğünü, arkadaşlarının motosikleti olay yerinde bırakarak kaçtıklarını, kendisine ateş eden kişilerin motosiklet kullandığını ve muhtemelen iki kişi olduklarını beyan etmiştir.
8. Soruşturma kapsamında Şehit Özer Özkaya Polis Merkezi Amirliğinde polis memuru olarak görev yapan M.Y.nin ifadesi şüpheli sıfatıyla alınmıştır. Şüpheli M.Y. 10/11/2008 tarihli kolluk ifadesinde bir önceki gün işe gitmek için evden çıktığında arkadaşına ait olan ancak emaneten kendisinde bulunan R. marka motosikletin yerinde olmadığını fark ettiğini, bunun üzerine 155 ihbar hattını aradığını, görüştüğü görevlinin yönlendirmesiyle Şakirpaşa Polis Merkezi Amirliğine giderek ihbarda bulunduğunu beyan etmiştir. M.Y. devamında kendisiyle aynı yerde görev yapan polis memuru arkadaşı S.B.nin motosikletle yanına geldiğini, çalınan motosikleti bulmak için S.B. ile dolaşmaya başladıklarını, bu sırada motosikleti kendisinin kullandığını ve S.B.nin de arkasında oturduğunu ifade etmiştir. M.Y. bu şekilde seyir hâlinde bulundukları sırada S.B.nin çalınan motosikleti gördüğünü ve 155 ihbar hattını arayarak durumu bildirdiğini, sonrasında çalıntı motora yaklaşarak üzerindeki üç kişiye polis olduklarını söyleyerek üç kez "Dur!" ihtarında bulunduklarını, bu kişilerin ikaza rağmen hızlarını arttırarak kaçmaya başladığını, S.B.nin uyarı amacıyla havaya iki defa ateş açtığını, üç kişinin motosikletle kaçmaya devam etmesi üzerine S.B.nin bir kez daha ateş ettiğini, bu kişilerin bir süre görüş açılarından çıktığını, daha sonra motosikleti devrilmiş şekilde gördüklerini, üzerindeki iki kişinin kaçmış olduğunu ve yerde yatan bir kişinin yaralı olduğunu fark ettiklerini beyan etmiştir. Öte yandan Polis Merkezi Amirliğince düzenlenen görev listesine göre M.Y. olay tarihi olan 9/11/2008 günü saat 08.00-19.30 aralığında görevlidir.
9. Şüpheli S.B. alınan 10/11/2008 tarihli kolluk ifadesinde özetle olay günü görev değişimi sonrasında evinde istirahat ettiği sırada motosiklet ile M.Y.nin bulunduğu Şakirpaşa Polis Merkezi Amirliğine gittiğini, çalıntı motosikleti bulmak amacıyla beraber dolaşmaya başladıklarını, bu sırada motosikleti M.Y.nin kullandığını, bir süre sonra çalıntı motosikleti gördüğünü ve 155 ihbar hattını arayarak durumu bildirdiğini beyan etmiştir. Şüpheli S.B. ifadesinin devamında üzerinde üç kişi bulunan çalıntı motosiklete yaklaşarak "Dur, polis!" şeklinde üç defa uyarıda bulunduklarını, bu kişilerin hızlarını arttırarak kaçması üzerine beylik tabancasıyla havaya iki defa uyarı ateşi açtığını, bu kişilerin motosikletle kaçmaya devam etmeleri üzerine herhangi bir hedef gözetmeksizin uyarı amacıyla bir defa daha ateş ettiğini beyan etmiştir.
10. Olay yerinde bulunan iki adet kovan ile şüpheliler S.B. ve M.Y.nin tabancaları üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 10/11/2008 tarihli uzmanlık raporunda mermi kovanlarının S.B.ye ait tabancadan ateşlendiği tespitine yer verilmiştir. Yine olaydan sonra üçüncü kişilerce bulunarak kolluk görevlilerine teslim edilen bir adet kovana ilişkin düzenlenen 17/11/2008 tarihli uzmanlık raporunda da mermi kovanının S.B.ye ait tabancadan atıldığı belirtilmiştir.
11. İlgili kurumdan temin edilen kayıtların incelenmesi neticesinde düzenlenen 11/11/2008 tarihli "Kayıt Çözümü" isimli tutanağa göre polis memuru S.B. olay günü saat 14.02'de, polis memuru M.Y. ise hemen akabinde saat 14.03'te 155 polis ihbar hattını arayarak çalıntı motosikleti takip ettiklerini bildirmiştir. Yine anılan tutanağa göre aynı gün saat 14.03'te ihbar hattını arayan bir erkek şahıs olay yerinde yaralı bir kişinin olduğunu belirterek ambulans talep etmiştir. "Kayıt Çözümü"nde belirtildiği hâliyle polis memuru M.Y.nin 155 ihbar hattı operatörüyle gerçekleştirdiği görüşme şöyledir:
"Operatör: 155 Polis İmdat
Arayan: Abi biz az önce sabahleyin anons ettirmiş olduğumuz motor vardı ya
Operatör: Evet
Arayan: Onu bulduk şeyin üzerinde neydi Salı Pazarının ordan seyir halinde kaçtılar önümüzde şu an Salı Pazarından şey istikametine kaçtılar ııı yalnız durmadılar
Operatör: Durmadılar siz dur dediniz mi dur ihtarınıza mı uymadılar
Arayan: Dur ikazı çektik abi durmadılar
Operatör: Kaç kişiler
Arayan: Üç kişi motorun üzerindeler abi
Operatör: Üç kişi tamam
Arayan: Şu an onları kovalıyoruz abi
Operatör: Anlaşıldı plakanız kaç kodunuz
Arayan: Abi hayır hayır bizim kodumuz yok
Operatör: Ya
Arayan: Ben Polis Memuruyum benim sabahleyin motorum çalındı da
Operatör: Sen kendi arabanla mı peşine gidiyorsun
Arayan: He kendi arabamla peşine gidiyorum abi
Operatör: Tamam sen bilgi ver yine tamam mı
Arayan: Tamam abi"
12. Şüpheli S.B.nin ifadesi 20/11/2008 tarihinde Başsavcılıkta yeniden alınmıştır. S.B. ifadesinde öncekinden farklı olarak uyarı amacıyla havaya doğru iki kez ateş ettikten sonra üçüncüsünde dengesini kaybettiği için tabancanın namlusunun ileriye doğru yönelmiş olabileceğini ancak hedef gözetmeden uyarı amacıyla ateş ettiğini beyan etmiştir. S.B. aynı gün yapılan sorgunun ardından kasten yaralama suçundan tutuklanmıştır.
13. Olayı gören ve olay yerindeki boş kovanları kolluk görevlilerine teslim eden tanık U.E. 26/11/2008 tarihli savcılık ifadesinde yavaş şekilde seyreden her iki motosiklet arasında 3-4 metre mesafe bulunduğunu, daha sonra motosikletlerin gittiği istikametten bir patlama sesi duyması üzerine yola çıktığını, öndeki motosikletin en arkasındaki şahsın "Vuruldum!" şeklinde bağırdığını, bu sırada her iki motosiklet arasındaki mesafenin 10-15 metre kadar olduğunu, arkadaki motosikletten bir kişinin indiğini ve havaya doğru iki el ateş ettiğini beyan etmiştir.
14. Olay sırasında başvurucu A.Y. ile birlikte aynı motosiklette bulunan kişilerin kimlikleri tespit edilerek tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Tanık Ş.K. 28/11/2008 tarihli savcılık ifadesinde özetle E.A.nın kullandığı motosikletle çok ağır şekilde hareket hâlinde oldukları sırada üzerinde sivil giyimli iki kişinin bulunduğu bir motosikletin yaklaştığını, arkadaki şahsın bir buçuk metre mesafede elindeki tabancayı çıkararak "Yat!" şeklinde bağırdığını ve sonrasında ateş ettiğini beyan etmiştir. Aynı tarihte dinlenen diğer tanık E.A. ise motosikletle durdukları sırada üzerinde iki sivil şahsın bulunduğu motosikletin yarım metre kadar yaklaşarak durduğunu, arkadaki şahsın herhangi bir şey söylemeden bir metrelik mesafeden ateş ederek başvurucu A.Y.yi yaraladığını beyan etmiştir.
15. Başsavcılık S.B.nin silahla kasten yaralama suçundan, M.Y.nin ise silahla kasten yaralama suçuna yardım etmekten cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir. 2/12/2008 tarihli iddianamenin kabulüyle açılan dava Adana 15. Asliye Ceza Mahkemesince (Asliye Ceza Mahkemesi) görülmüştür. Asliye Ceza Mahkemesi eylemin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturabileceği değerlendirmesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Bu karar sonrasında yargılamaya Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) devam edilmiştir.
16. Adana Çukurova Devlet Hastanesince düzenlenen 2/3/2009 tarihli sağlık kurulu raporunda yaralanma nedeniyle başvurucu A.Y.nin vücut fonksiyonlarını %92 oranında kaybettiği belirtilmiştir. Yine Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 30/10/2009 tarihli raporunda yaralanmanın kişinin hayatını tehlikeye soktuğu ve olaya bağlı gelişen nörolojik tablonun iyileşme olanağı bulunmayan hastalık niteliğinde olduğu tespitlerine yer verilmiştir.
17. Ağır Ceza Mahkemesi 8/7/2014 tarihinde sanık M.Y.nin beraatine, sanık S.B.nin kanun hükmünü yerine getirirken sınırı aşmak suretiyle gerçekleştirdiği yaralama eylemi nedeniyle 7.500 TL adli para cezasıyla mahkûmiyetine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık [S.B.nin] hırsızlığa konu motosikleti kullanan [E.A.yı] yakalamak ve durmasını sağlamak amacıyla kendi kontrolünde bulunmayan motosikletin arkasında oturan mağdur katılanı rast gele yaptığı atış sırasında yaraladığı, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerden olan ve TCK.nun 24. maddesinde düzenlenen kanunun hükmünü yerine getirirken Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16. maddesine göre doğan silah kullanma yetkisini taksirle aştığı anlaşılmakla, sanığın TCK.nun 24. maddesi delaletiyle 27/1 maddesi gereğince TCK.nun 89/1, 89/3-a, 27/1, 62, 50 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir."
18. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 15/3/2016 tarihinde sanık M.Y. hakkında verilen beraat hükmünün onanmasına, diğer sanık S.B. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün ise bozulmasına karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Ek 4 ve 16. maddeleri kapsamında TCK.nun 24. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığı, sanığın özel iş kapsamında çalınan motosikleti aramaya çıktığı nazara alındığında takip ettiği motosiklette bulunan mağdurun isabet alıp yaralanabileceğini öngörmesine rağmen kayıtsız kalarak rastgele yaptığı atış üzerine isabet alan mağdurun yaralanması fiilini olası kast altında işlediği ve TCK'nun 86/1-3-e, 87/2-a, 21/2, 62 maddelerine göre cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu TCK'nun 27. maddesine yer verilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması, [bozmayı gerektirmiştir.]"
19. Bozma kararına uyarak yargılamaya devam eden Ağır Ceza Mahkemesi 27/9/2016 tarihinde sanık S.B.yi ise olası kasıtla silahla kasten yaralama suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... [M.Y.nin] olay günü kendisine ait motosikletin evinin önünden çalınması nedeni ile resmi mercilere başvuru yaptıktan sonra sanık [S.B.nin] temin ettiği motosiklet ile çalınan motosikletini aramaya başladığı, [M.Y.nin] kullandığı motosikletin arka kısmına sanık [S.B.nin] oturduğu, araştırma sırasında [M.Y.nin] kaybettiği motosikletin [E.A.] tarafından kullanıldığını gördükleri, motosiklette [E.A.nın] arkasında sırasıyla [Ş.K.] ve katılan [A.Y.nin] oturduğu, sanığın 'dur polis' şeklinde ikazda bulunması ve havaya 2 el ikaz atışı yapmasından sonra, [E.A.nın] motosikletin hızını artırarak kaçmaya çalıştığı, bu sırada hedef gözettiği yönünde yeterli delil bulunmayan sanığın rastgele ateş etmesi sonucu katılanın sırt bölgesi skapula altından isabetle yaralandığı olayda;
Tüm dosya kapsamı ve deliller değerlendirildiğinde, sanık [S.B.nin] motosiklette bulunan katılanın isabet alıp yaralanabileceğini öngörmesine rağmen kayıtsız kalarak rastgele atış yaparak katılan [A.Y.nin] olası kastla yaralanmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla, hakkında TCK.nun 86/1-3-e, 87/2-a, 21/2, 62 maddeleri uygulanmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın özel iş kapsamında çalınan motosikleti aramaya çıktığı anlaşılmakla, hakkında Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Ek 4 ve 16. maddeleri kapsamında TCK.nun 24. maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır."
20. Ağır Ceza Mahkemesinin olası kasıtla yaralama suçundan kurduğu mahkûmiyet hükmü Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30/11/2017 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
B. Tam Yargı Davası Süreci
21. Başvurucular olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini için İçişleri Bakanlığına yaptıkları başvurunun reddedilmesi üzerine Adana 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde idarenin hizmet kusuruna dayanarak tam yargı davası açmıştır. Başvurucular 13/7/2010 tarihli dava dilekçelerinde özetle görevli polis memurunun haksız ve hukuka aykırı eylemi sonucu başvurucu A.Y.nin %92 oranında engelli hâle geldiğini, idarenin yeterli eğitim ve donanım sağlamadan polisliğe kabul ettiği kişinin kusurlu davranışıyla meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu belirterek toplam 805.723,76 TL maddi ve manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucular anılan dilekçelerinde ayrıca yargılamanın duruşmalı olarak yürütülmesi talebinde bulunmuştur.
22. İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen 9/6/2011 tarihli bilirkişi raporunda davacıların olay nedeniyle uğradıkları maddi zararın toplam 425.957,59 TL olduğu belirtilmiştir.
23. İdare Mahkemesi 29/12/2011 tarihinde yaralama eyleminin görevi başında olmayan polis memurunca gerçekleştirilmesi nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... [D]avacı hakkındaki disiplin raporu ve Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 29.04.2010 günlü ve E.2009/54, K:2010/199 sayılı kararı dikkate alındığında, yaralama olayının polis memuru [S.B.] görevliyken meydana gelmediği, ilgilinin görevi dışında ve arkadaşının kullanımında olan bir motosiklete yönelik hırsızlık olayının, polis memurluğu sıfatı dışında ve kendisinin mesai sonrası istirahatta olduğu dönemde kişisel takibinin yapıldığı sırada meydana geldiği, bir başka anlatımla eylemin kamu görevlisinin görevi dışında ve özel yaşamı sırasında suç teşkil eden kişisel davranışından meydana geldiği, idarece yürütülen emniyet hizmetiyle ilgisi bulunmayan yaralama olayında idarenin sorumluluğunun bulunmadığı dolayısı ile de zararın davalı idarenin herhangi bir işlemi ya da eyleminden doğmadığı anlaşıldığından davacılarının tazminat taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun Ek 4. maddesinin, 1. fıkrasında; 'Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir.' hükmünün yer aldığı Mahkememizce görülse de, dava konusu olayda; anılan polis memurunun, görevli olmadığı bir zamanda doğrudan bir suçla karşılaşmasının değil de arkadaşına ait bir araca yönelik hırsızlık olayının kişisel takibinin yapılmasının ve bu eylemi sırasında suç teşkil eden bir eyleminin söz konusu olduğu, yani bahsi geçen yaralama olayının, anılan Kanun maddesi kapsamında bulunmadığı yönünde kanaat oluşmuştur."
24. Başvurucular bu karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Başvurucular temyiz dilekçesinde özetle polis memurlarının eyleminin idari nitelikte olduğunu ve İdare Mahkemesinin duruşmasız olarak yürüttüğü yargılama neticesinde verdiği kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
25. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 19/10/2015 tarihli kararıyla yasal koşulları oluşmasına rağmen duruşma yapılmaksızın karar verildiği gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
26. Bozma sonrası yargılama sonunda İdare Mahkemesi, ceza yargılaması sürecinde Yargıtay 1. Ceza Dairesince verilen 15/3/2016 tarihli bozma kararına değinmek suretiyle davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi 3/5/2016 tarihli kararında genel hatlarıyla bozma öncesindeki kararını tekrarlamıştır.
27. Başvurucular bu karara karşı dava konusu eylemin idari nitelikte olduğu iddiasıyla temyiz talebinde bulunmuştur. 10/6/2016 tarihli temyiz dilekçelerinde başvurucular, idari mercilere bildirilmiş ve soruşturma konusu olmuş hırsızlık suçunu araştıran iki polis memurunun birlikte gerçekleştirdikleri eylemin idari nitelikte olduğunu, olay sırasında 155 ihbar hattının arandığını ve tüm kolluk birimlerinin suçluların takibi ve yakalanmasına yönelik faaliyete katıldığını beyan etmiştir. Başvurucular S.B.nin mesaisi bitmesine rağmen hırsızlık olayının araştırılması kapsamında görevine devam ettiğini ve bu kapsamda mesaisi devam etmekte olan M.Y. ile birlikte hareket ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun ek 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca suçüstü hâlinde olaya müdahale eden polis memurlarının eylemlerinin görevde olmadıkları gerekçesiyle şahsi eylem olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını öne sürmüştür. Başvurucular son olarak idarenin yeterli eğitim ve donanım sağlamadan polisliğe kabul ettiği kişinin kusurlu davranışıyla meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu belirtmiştir.
28. Daire, yaralanma olayının polis memuru S.B.nin mesleki görevinin neden ve etkisine bağlı olarak gerçekleştiği ve anılan polis memurunun kendisine zimmetli demirbaş tabancasını kullanırken sergilediği dikkatsiz ve özensiz tutum nedeniyle hizmet kusurunun oluşmasına neden olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. 15/2/2017 tarihli bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 1. maddesinde; polisin, asayişi, kamu güvenliğini ve mesken masuniyetini, halkın ırz, can ve malını koruyacağı hüküm altına alınmış olup; aynı Yasanın 3233 sayılı Yasanın 7. maddesiyle değişik Ek-4 maddesinde de polisin, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tespit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkili olduğu, bu madde hükmü gereğince bir suça müdahale eden polise karşı işlenen suçların görevli memura karşı işlenmiş suç; müdahalede bulunan polisin işlediği suçların ise görevli memurun işlediği suç sayılacağı kurala bağlanmış, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün Ek-6 maddesinde ise; silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu yaralamaya sebebiyet veren, kendisini yaralayan ya da bu fiillerin başkaları tarafından işlenmesine neden olan memura 10 ay kısa süreli durdurma cezası verileceği belirtilmiştir.
...
Ayrıca, kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, yaptıkları eylem ve kusurların, idareden ayrılamaması nedeniyle görevle ilgili olarak işlenen 'görev kusuru' niteliğinde hizmet kusurunu oluşturmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; ... kovalamaca esnasında polis memuru [S.B.nin] görevi nedeniyle kendisine zimmetli demirbaş tabancası ile üç el ateş ettiği, mermilerden birinin çalınan motosikletin üzerindeki üç şahıstan biri olan ve arkada oturan davacılardan [A.Y.ye] isabet ettiği, ... polis memurları [S.B.] ve [M.Y.nin] motosikletin çalındığını kolluk birimlerine bildirmelerinin yanı sıra tüm arama ve takip aşamalarında 155 Polis İmdat telefonu üzerinden bilgilendirme yaptıkları ve bu bilgilendirmeler üzerine merkezden birimlere çalıntı motosiklete ilişkin anonslar geçildiği, davacılar tarafından [A.Y.nin] ağır yaralanması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ... 805.723,76 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı; polis memurları [S.B.] ve [M.Y.] hakkında yürütülen disiplin soruşturması neticesinde [S.B.nin] Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün Ek-6 maddesi gereğince on ay kısa süreli durdurma cezası ile tecziye edildiği, olay hakkında yürütülen ceza kovuşturması neticesinde ise Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27/09/2016 tarih ve E:2016/200, K:2016/318 sayılı kararı ile polis memuru [S.B.nin] yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmekle birlikte kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
... dosya içerisinde yer alan bilgi, belge, ifade tutanakları, olayın gelişimi, 2559 sayılı Yasanın 1. maddesinin polise yüklemiş olduğu sorumluluk, Ek 4. maddesinde sözü edilen 'hizmet branşı, yeri ve zamana bakılmaksızın bir suçla karşılaşıldığında' müdahale etmesi gerektiğini ve bu madde hükmü gereğince bir suça müdahalede bulunan polisin işlediği suçların görevli memurun işlediği suç sayılacağını öngören kural birlikte değerlendirildiğinde; davacılardan [A.Y.nin] yaralanmasının polis memuru [S.B.nin] mesleki görevinin neden ve etkisine bağlı olarak gerçekleştiği, anılan polis memurunun kendisine zimmetli demirbaş tabancasını kullanırken dikkatsiz ve özensiz tutumları nedeniyle hizmet kusurunun oluşmasına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, davacılardan [A.Y.nin] yaralanması olayı nedeniyle idarenin hizmet kusurunun varlığı kabul edilerek hüküm kurulması gerekirken, belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."
29. Davalı idare bozma kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Daire 19/3/2018 tarihinde söz konusu talebin reddine karar vermiştir.
30. Bozma sonrası yargılamada İdare Mahkemesi 3/5/2016 tarihli kararında ısrar ederek davanın reddine karar vermiştir. Başvurucular 25/5/2018 tarihli ısrar kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Başvurucular 5/7/2018 ve 12/7/2018 tarihli dilekçelerinde daha önceki temyiz başvurularında dile getirdikleri hususların yanı sıra mesleği gereğince sahip olduğu silahla ateş eden polis memurunun idarenin soruşturduğu bir olay kapsamında görevi devam eden diğer polis memuruyla aynı amaçla hareket etmesi nedeniyle yaralama olayının idari nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. İdare Mahkemesi ayrıca 946,20 TL tutarındaki yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve davalı idarenin yaptığı 89,20 TL tutarındaki masrafın davacılar tarafından ödenmesine karar vermiş ancak davalı idare lehine vekâlet ücreti ödenmesi konusunda hüküm kurmamıştır.
31. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (Kurul) 30/9/2018 tarihinde yaptığı inceleme neticesinde "Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklindeki gerekçeyle ısrar kararının onanmasına oyçokluğuyla (beş oya karşı altı oy) karar vermiştir.
32. Başvurucular vekilinin onama kararına yönelik karar düzeltme talebi Kurul tarafından 8/7/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
33. Başvurucular, nihai kararı 5/10/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
34. 2559 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Polis, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder."
35. 2559 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:
"Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir.
Bu madde hükmü gereğince bir suça müdahale eden polise karşı işlenen suçlar görevli memura karşı işlenmiş suç; müdahalede bulunan polisin işlediği suçlar ise görevli memurun işlediği suç sayılır."
36. 24/4/1979 tarihli ve 16618 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nün ek 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu yaralamaya sebebiyet veren, kendisini yaralayan ya da bu fiillerin başkaları tarafından işlenmesine neden olan memura 10 ay kısa süreli durdurma cezası, silahıyla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu ölüme sebebiyet veren ya da bu fiilin başkaları tarafından işlenmesine neden olan memura ise 24 ay uzun süreli durdurma cezası verilir. Ancak fiilin işleniş şekli, durumunun ağırlığı ya da zararın derecesine göre; 10 ay kısa süreli durdurma cezasını gerektiren halde 24 ay uzun süreli durdurma cezası, 24 ay uzun süreli durdurma cezasını gerektiren halde ise meslekten çıkarma cezası da verilebilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Anayasa Mahkemesinin 4/3/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
38. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak, geçimlerini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Yaşam Hakkıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
39. Başvurucular, iki polis memurunun idari mercilere bildirilmiş ve hakkında soruşturma başlatılmış bir hırsızlık olayını araştırdıkları sırada gerçekleştirdikleri ve idari nitelikte olduğu hususunda kuşku bulunmayan yaralama eyleminden kaynaklanan zararlarının tazmini talebiyle açtıkları davanın reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
40. Bakanlık görüşünde; öncelikle somut başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını karşılayıp karşılamadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde esasa ilişkin olarak yapılacak değerlendirmede ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
a. Başvurucu A.Y. Yönünden
41. Başvuruya konu olayda başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına neden olan polis memuru S.B. olay anında resmî olarak görevde değildir. Başvuruya konu tam yargı davasında da zararın davalı idarenin herhangi bir işlemi ya da eyleminden doğmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Bu durumda başvurucu A.Y.nin tam yargı davasının detaylı bir incelemeye tabi tutulmadığına ilişkin iddiasının hangi bağlamda ele alınacağının tespiti öncelikle devletin S.B.nin eyleminden sorumlu olup olmadığının tespitine bağlıdır. Zira devlet ancak görevlilerinin görevlerini yerine getirirken yürüttüğü eylemlerinden kaynaklanan insan hakları ihlallerinden dolayı sorumludur. Devletin, görevlilerinin resmî görevleri dışında gerçekleştirdikleri hukuka aykırı eylemlerden sorumlu tutulup tutulamayacağının belirlenmesi ise sözü edilen görevlinin davranışının niteliği de dâhil olayın gerçekleşme koşullarının tümünün değerlendirilmesini gerektirir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan benzer değerlendirme için bkz. Sašo Gorgiev/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, B. No: 49382/06, 19/4/2012, §§ 47, 48).
42. Tam yargı davası sürecinde idari yargı mercilerinin yaralama olayının gerçekleşme koşullarına ilişkin kabulü ceza yargılaması kapsamında verilen mahkûmiyet kararındaki tespitlere dayanmaktadır. Buna göre emaneten kendisinde bulunan motosikletin çalındığı hususunda resmî yollardan şikâyetçi olan polis memuru M.Y., aynı yerde görev yapan arkadaşı S.B. ile birlikte çalıntı motosikleti aramaya başlamıştır. Bir süre sonra çalıntı motosikleti gören polis memurları 155 ihbar hattını arayarak durumu ilgili birimlere bildirmiş ve hareket hâlindeki çalıntı motosikleti takip etmiştir. Anılan polis memurları bu esnada motosikletin üzerindeki kişilere "Dur, polis!" şeklinde uyarıda bulunmuştur. Bu kişilerin kaçmaya devam etmesi üzerine S.B. uyarı amacıyla havaya ateş açmak isterken başvurucu A.Y.yi vurarak ağır şekilde yaralamıştır.
43. Somut olayda İdare Mahkemesinin davanın reddi kararı, temel olarak polis memuru S.B.nin mesai sonrasında istirahatte bulunduğu sırada gerçekleştirdiği kişisel nitelikteki eylemin idarece yürütülen emniyet hizmetiyle ilgisinin bulunmadığı şeklindeki kabule dayanmaktadır. Bununla birlikte yaralama eylemini gerçekleştiren polis memuru S.B.nin, hakkında soruşturma başlatılmış olan bir hırsızlık suçuna konu motosikletle karşılaştığında 155 ihbar hattını aradığı, ihbar hattında görevli operatörün takibe son vermeleri yönünde bir uyarıda bulunmadığı, aksine konuya ilişkin bilgi vermeye devam etmelerini istediği, bu aramadan sonra motosikleti takip ederek hırsızlık suçu şüphelilerini polis olduğunu bildirmek suretiyle durdurmaya çalıştığı, durmayan şüphelilere yine üstlendiği kamu görevi nedeniyle kendisine verilen tabancayı kullanarak yaralama eylemini gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Somut olayın kendine has koşulları gözetildiğinde olay esnasında polis memuru gibi davranan S.B.nin silahlı güç kullanımının salt kişisel nitelikte bir eylem olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla başvurucu A.Y.nin polisin silahlı güç kullanımı nedeniyle hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı ve devletin bu eylemden sorumlu olduğu kabul edilmelidir.
44. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Somut olayda başvurucu A.Y. S.B.nin ateşlediği mermi nedeniyle hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Öyleyse başvurunun yaşam hakkı ve/veya bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi mümkündür.
45. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma şüphesiz cezai niteliktedir (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58). Öte yandan anılan durum, tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının da öngörülmesine engel değildir. Hatta Anayasa’nın 40. maddesi yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. ve 13. maddeleri uyarınca açılacak tam yargı davası bu tür durumlarda tazminata hükmetme imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölümler sebebiyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davası sürecine ilişkin şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür (kötü muamele yasağı yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, § 46). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin etkili başvuru hakkı yönünden inceleme yapabilmesi için ya yargılama makamlarının kamu görevlilerinin güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesini ihlal ettiğini en azından özü itibarıyla tespit etmeleri ya da ceza soruşturması üzerine süresi içinde yapılmış bir başvuruda söz konusu ihlalin Anayasa Mahkemesince saptanması gerekir (Aslı Leman Atlı [2. B.], B. No: 2018/4065, 5/10/2022, § 67).
46. Somut başvuruya konu olayla ilgili olarak yürütülen ceza yargılaması neticesinde polis memuru S.B. olası kastla silahla kasten yaralama suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, devletin S.B.nin eyleminden sorumlu olduğuna kanaat getirmiştir (bkz. § 43). Bu durumda S.B.nin eyleminden doğan zararların tazmini için açılan tam yargı davasının özenli ve detaylı bir incelemeye tabi tutulmadığına ilişkin iddia yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmelidir.
47. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
''Herkes, yaşama... hakkına sahiptir."
48. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde esas alınacak “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."
i. Kabul Edilebilirlik Yönünden
49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
(a) Genel İlkeler
50. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlar. Bunun için sözü edilen başvuru yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, eş ifadeyle başarı şansı sunması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad [2. B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61). Ayrıca etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılabilmesi kural olarak Anayasa’da teminat altına alınan ve ihlal edildiği yönündeki hakkın, özgürlüğün ya da yasağın ihlal edildiğine önceden karar verilmesi şartına bağlı değildir (Abdullah Yaşa, § 64).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
51. Başvurucu, bireysel başvuruda bulunurken olayın gelişimine ilişkin olarak adli ve idari yargı mercilerinin yukarıda özetlenen kabulüne yönelik herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Bununla birlikte başvurucu gerek tam yargı davası sürecinde gerekse bireysel başvuru kapsamında söz konusu yaralama eyleminin hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle somut başvuruda söz konusu iddianın idari yargı mercilerince yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının gerekliliklerine uygun olarak incelenip incelenmediği değerlendirilecektir.
52. Başvurucunun gerek dava dilekçesinde gerekse temyiz taleplerinde idarenin yeterli eğitim ve donanım sağlamadan polislik mesleğine kabul ettiği kişinin kusurlu davranışıyla meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu iddia etmiş olmasına rağmen yargısal süreçte adı geçen polis memurlarının gerekli eğitim ve donanımlara sahip olup olmadığı konusunda araştırma yapılmadığı gibi verilen hiçbir kararda bu iddiaya ilişkin herhangi bir değerlendirmeye de yer verilmediği görülmektedir.
53. Başvuruya konu olayda İdare Mahkemesinin yukarıda belirtilen değerlendirmesinin S.B.nin ateş etme eylemiyle sınırlı olarak ve bu kişinin olay sırasında istirahatli olduğu olgusu esas alınarak yapıldığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle davanın reddine ilişkin kararlarda görev listesine göre olay sırasında görevi başında olduğu anlaşılan (bkz. § 8) polis memuru M.Y.nin yaralanmanın meydana gelmesine olan etkisine ve her iki polis memurunun 155 ihbar hattıyla gerçekleştirdikleri görüşmelere dair herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği anlaşılmaktadır. Oysaki ceza yargılaması sürecinde dinlenen müşteki beyanları ile şüpheli ve tanıkların ifade tutanakları adı geçen polis memurlarının yaralama anına kadar birlikte hareket ettiklerini ortaya koymaktadır. Gerçekten de polis memuru S.B.nin hırsızlık suçuna konu motosikleti araştırmak ve sonrasında kesintisiz olarak takip etmek şeklindeki eylemleri polis memuru M.Y. ile birlikte yaptığı ve bu sırada iletişim kurdukları 155 ihbar hattından aksi yönde bir talimat gelmediği hususunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Dahası polis memuru S.B.nin kamu görevi nedeniyle sahip olduğu tabancasını ateşleyerek başvurucuyu yaraladığı sırada M.Y.nin kullandığı motosikletin arka tarafında oturduğu yine adı geçen polis memurlarının ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bütün bu hususlar birlikte gözetildiğinde başvurucunun temyiz taleplerinde davaya konu iddianın her iki polis memurunun eylemleri birlikte ele alınarak değerlendirilmesi gerektiğine yönelik itirazlarına rağmen olay sırasında görev yaptığı karakolda olması gereken, izinli veya istirahatli olduğu hususunda herhangi bir tespit bulunmayan polis memuru M.Y.nin yaralanma olayına ve dolayısıyla hizmet kusuruna etkisinin değerlendirilmemesi önemli bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.
54. Sonuç olarak İdare Mahkemesi; başvurucunun davanın sonucuna etki edebilecek bazı iddia ve itirazlarına yönelik herhangi bir değerlendirmede bulunmadan, olayın gerçekleşme koşullarının tümünü dikkate almadan, sadece ateş eden polis memurunun eylemiyle sınırlı bir inceleme yaparak ve hizmet kusuruna ilişkin iddiayı oldukça katı bir biçimde yorumlamak suretiyle davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi böylece başvurucunun maddi ve manevi tazminata ilişkin iddiaları yönünden teoride ve uygulamada etkili olan tam yargı davası yolunu etkisiz kılmıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Diğer Başvurucular Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edilmesi, bu ihlalden dolayı kişinin kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesi için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilen ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlaması gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün kabulü için yeterli değildir (aktarılan ilkeler için bkz. Fetih Ahmet Özer [1. B.], B. No: 2013/6179, 20/3/2014; Ayşe Hülya Potur [2. B.], B. No: 2013/8479, 6/6/2014).
57. Başvuru konusu olayda ihlal iddiası A.Y.nin polis memurunca açılan ateş sonucu yaralanması temelinde ileri sürülmüştür. İhlal iddiasına konu eylemin mağduru doğrudan şu anda hayatta olan A.Y.dir. Bu bağlamda hak ihlali iddiasına temel olan yaralanmanın doğrudan mağduru olmayan diğer başvurucuların yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı yönünden mağdur statüsünün bulunmadığı açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Borlukan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/40402, 23/10/2024, §§ 14-16).
58. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın A.Y. dışındaki başvurucular yönünden kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
59. Başvurucular, davanın reddi kararıyla yargılama giderleri ile aleyhe vekâlet ücreti ödemek zorunda bırakılmaları nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
60. Bakanlık görüşünde; öncelikle somut başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını karşılayıp karşılamadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esasa ilişkin olarak yapılacak değerlendirmede ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
61. Somut olayda başvurucuların iddiaları bir bütün olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
62. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında anayasal açıdan önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun’da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, § 55).
63. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür. Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır (K.V., § 57).
64. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleye ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu farklılığın da önemli olması gerekir. Kişisel önemin bulunması koşulu ise -başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 63-67).
65. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin sıklıkla uygulanmış açık bir içtihadının bulunduğu mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun genel bir soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önem taşımadığı sonucuna varılmıştır.
66. Diğer taraftan somut olayda başvurucular aleyhine toplam 1.035,40 TL yargılama masrafının ödenmesine hükmedilmiş, aleyhe vekâlet ücretine ise hükmedilmemiştir. Başvurucular, içinde bulundukları kişisel koşullara göre söz konusu tutarın kendilerine ciddi anlamda zarar verdiği ve kendileri için ne denli önemli olduğu hususunda herhangi bir açıklama yapmamıştır. Bu tutarın nispeten düşük olduğu gözetildiğinde başvurunun bu kısmının başvurucular açısından kişisel önemi olduğu kanaatine ulaşılamamıştır.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
68. Başvurucu A.Y., ihlalin tespiti ve ortadan kaldırılması ile birlikte 200.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
69. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
70. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
71. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
C. 1. Başvurucu A.Y. yönünden yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer başvurucular yönünden yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tüm başvurucular yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
Ç. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesine (E.2018/466, K.2018/468) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucu A.Y.nin tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucu A.Y.ye ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucu A.Y.nin Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
Ğ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, A.Y. VE DİĞERLERİ, B. No: 2021/52104, 04.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 05, sayfa 293–307
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.