Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
HATİCE TÜRKEL KAPLAN (2021/44842)
- Yaşam hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, ceza infaz kurumunda hastalığa bağlı ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Tıbbi ihmal veya sağlık hizmetlerine erişememe sonucu ölüm | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
| Yaşam hakkı | Devletin gözetimi altında meydana gelen ölüm | İhlal Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
HATİCE TÜRKEL KAPLAN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/44842) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Soner GÖÇER |
|
Başvurucu |
: |
Hatice Türkel KAPLAN |
|
Vekili |
: |
Av. Bülent AKBAY |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hastalığa bağlı ölüm nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucunun eşi A.K., hakkında yürütülen bir soruşturma sebebiyle 15/8/2016 tarihinde tutuklanarak İskenderun T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu/Kurum) konulmuştur. Bahsi geçen İnfaz Kurumunda önce tutuklu, akabinde ise hükümözlü olarak tutulan A.K.nın cezası 24/12/2019 tarihinde kesinleşmiş ve A.K. hükümlü sıfatıyla tutulmaya devam olunmuştur.
3. İnfaz Kurumunca tutulan sağlık dosyasında yer alan tıbbi kayıtlara göre Kurumda tutulmaya başladığı tarihten itibaren farklı tarihlerde kimi yakınmaları nedeniyle Kurum revirinde ve bazen sevk edildiği hastanelerde tedavileri yapılan A.K. 20/7/2020 ve 21/7/2020 tarihinde İnfaz Kurumu revirine başvurmuş, kendisine alerjik rinit tanısı konularak ilaç reçete edilmiş, ayrıca İskenderun Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi) sevk edilerek 27/7/2020 tarihinde muayenesi sağlanmıştır. A.K. 30/7/2020 tarihinde tekrar İnfaz Kurumu revirine başvurmuş, yine aynı tanıyla kendisine ilaç reçete edilmiştir.
4. A.K. 7/8/2020 tarihinde fenalaşması üzerine nefes darlığı şikâyetiyle 112 Acil Servis aracılığıyla Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Gerekli tetkik ve tedavisi yapılan A.K. 18/8/2020 tarihinde tekrar İnfaz Kurumuna alınmıştır. A.K. sağlık durumu dikkate alınarak 1 numaralı revir odasına yerleştirilmiştir.
5. A.K. 21/8/2020 günü tekrar hastaneye sevk edilmiş, tetkik ve tedavisinin ardından bir hafta sonra kontrol edilmek üzere İnfaz Kurumuna alınmıştır. 28/8/2020 günü tekrar Devlet Hastanesine sevk edilen A.K.nın muayenesi, sevk edildiği göğüs cerrahisi uzmanı doktorun izinde olması nedeniyle yapılamamış ve A.K. tekrar İnfaz Kurumuna alınmıştır. A.K. sağlık durumu dikkate alınarak 4 numaralı revir odasına yerleştirilmiştir. 2/9/2020 günü tekrar Devlet Hastanesinin Göğüs Cerrahisi Polikliniğine sevk edilen A.K.nın bu kez tetkik ve tedavileri yapılmış, uzman hekim tarafından bir ay sonra kontrole getirilmesi istenmiştir.
6. 23/9/2020 günü itibarıyla 11 numaralı odaya yerleştirilmiş olan A.K. 4/10/2020 tarihinde fenalaşması üzerine Devlet Hastanesinin Acil Polikliniğine sevk edilmiştir. Tetkik ve tedavisi yatış yapılmak suretiyle takip edilen A.K.ya 5/10/2020 ve 8/10/2020 tarihlerinde biyopsi işlemi uygulanmış, PET çekimi yapılmış; 26/10/2020 tarihinde taburcu edilerek tekrar İnfaz Kurumuna alınmış ve 7 numaralı revir odasına yerleştirilmiştir.
7. Bu arada başvurucu, İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) İlamat Bürosuna verdiği 20/10/2020 tarihli dilekçesi ile A.K.nın cezasının infazının durdurulmasını talep etmiştir. Başsavcılık aynı gün İnfaz Kurumuna yazdığı bir yazı ile A.K.nın sağlık durumunun infaz kurumunda kalmasına engel teşkil edip etmediği veya hayati tehlikeye sebep olup olmadığı, bu kapsamda infazın geri bırakılmasının gerekip gerekmeyeceği hususlarında rapor alınmak üzere A.K.nın hastaneye sevkini istemiştir. Bunun üzerine İnfaz Kurumunca 21/10/2020 tarihinde cezanın infazının ertelenmesi işlemlerine başlanmıştır.
8. A.K. 30/10/2020 tarihinde tekrar Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine sevk edilmiş, bu poliklinikçe yapılması gereken tetkiklerin kliniklerinde yapılamadığı gerekçesiyle Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Üniversite Hastanesi) Tıbbi Onkoloji Bölümüne sevki yapılmıştır. Bunun üzerine A.K. 2/11/2020 tarihinde adı geçen Üniversite Hastanesine götürülmüştür. Üniversite Hastanesinin ise patolojik değerlendirme yapılması için Adana Şehir Hastanesi (Şehir Hastanesi) Onkoloji Bölümüne sevk etmesi üzerine A.K. 4/11/2020 günü Şehir Hastanesine nakledilmiş, ayrıca akciğerinden alınan patoloji örnekleri de Şehir Hastanesi laboratuvarına teslim edilmiştir. Tetkik ve muayenelerinin ardından A.K. aynı gün tekrar İnfaz Kurumuna alınmıştır.
9. A.K. 6/11/2020 tarihinde hem tedavi sürecinin planlanması hem de cezasının ertelenmesinin gerekip gerekmediği yönünde değerlendirme yapılmak üzere tekrar Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Onkoloji Polikliniğince yapılan tetkikler sonucunda A.K.ya akciğer kanseri tanısı konularak kemoterapi planlanmış, kemoterapi ilaçları reçete edilmiş, diğer taraftan sağlık kurulu öncesi muayene işlemleri tamamlanmıştır. A.K. aynı gün tekrar İnfaz Kurumuna alınmıştır.
10. 9/11/2020 tarihinde 1. kür kemoterapi almasına karar verilen A.K. belirtilen tarihte Devlet Hastanesine götürülmüş ve kendisine kemoterapi işlemi uygulanmıştır. İşlem sonrası A.K. aynı gün tekrar İnfaz Kurumuna alınmış ve R-7 numaralı karantina odasına yerleştirilmiştir.
11. Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunca cezanın ertelenmesi yönünden yapılan inceleme neticesinde 9/11/2020 tarihli kurul raporu düzenlenmiştir. Raporda 4. evre kanser hastası olan A.K.nın %80 oranında engelli olduğu, kemoterapi aldığı dönemde enfeksiyon kapma riski bulunduğu, uygun ortamda tutulması gerektiği, bu nedenle kemoterapi aldığı dönemde cezasının infazının hayati risk teşkil edeceği, ayrıca bu dönemde başkalarının yardımına ihtiyaç duyacağı belirtilmiştir (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden incelenen infaz dosyası içeriğinden anılan raporun İnfaz Kurumuna ne zaman ulaştığı anlaşılamamakla birlikte daha sonra Başsavcılığa hitaben yazılan bir yazının içeriğinde raporun imzalarının tamamlanmasının ardından 10/11/2020 tarihinde İnfaz Kurumuna ulaştığı ve aynı gün 10/11/2020 tarihli ve 2020/30118 sayılı yazı ekinde Başsavcılığa iletildiği belirtilmiştir.).
12. 10/11/2020 günü akşam saatlerinde fenalaşması üzerine 112 Acil Servis aracılığıyla Devlet Hastanesinin Acil Polikliniğine sevk edilen A.K., aynı akşam tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir.
13. Olaya ilişkin olarak Başsavcılıkça resen başlatılan soruşturmada, aynı gün icra edilen ölü muayene işleminde kesin ölüm sebebinin tespit edilememesi üzerine bir gün sonra otopsi işlemi yapılmıştır. Yapılan otopside kişinin ölümünün akciğer kanseri ve sonrasında gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu bildirilmiştir.
14. Soruşturma sırasında başvurucunun ve A.K.nın babası K.M.K.nın istinabe yoluyla ve kolluk marifetiyle beyanları alınmıştır. Başvurucu; eşi A.K.nın İnfaz Kurumuna alınmadan önce herhangi bir rahatsızlığı bulunmadığını ancak 2020 yılının Mayıs ayından itibaren aşırı kilo kaybı şikâyeti ile defalarca revire başvurduğunu, devam eden süreçte defalarca hastaneye sevk edildiğini ve nihayetinde 15/10/2020 günü A.K.ya akciğer kanseri teşhisi konduğunu ifade etmiştir. Başvurucuya göre bu süreçte eşi kendi ihtiyaçlarını tek başına göremez bir hâle gelmiş, kendisi ve diğer aile efradınca infazın durdurulması talebinde bulunulmasına rağmen tekerlekli sandalyeye mahkûm olan eşi İnfaz Kurumunda tutulmaya devam edilmiş, taleplerine herhangi bir yanıt verilmemiştir. Başvurucu, eşinin vefatında kusuru olan görevlilerden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. A.K.nın babası K.M.K. ise oğlunun İnfaz Kurumuna alınmadan önce herhangi bir rahatsızlığı bulunmadığını ancak 2020 yılı Eylül ayından itibaren rahatsızlandığını öğrendiğini ifade ederek oğlunun vefatında kusuru olan görevlilerden şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.
15. Başsavcılıkça 24/3/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda A.K.nın ölümünün akciğer kanseri ve sonrasında gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin otopsi raporunda bildirildiği, başvurucunun beyanlarından da A.K.nın tedavisinin izlendiği ve sürekli hastanelere götürüldüğünün sabit olduğu, böylece ölümün meydana gelmesinde bir başka şahsa yüklenecek bir kusur bulunmadığı gerekçelerine yer verilmiştir.
16. Başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı sulh ceza hâkimliği nezdinde itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde A.K.ya akciğer kanseri teşhisi konulmasına rağmen infaza olumsuz ceza infaz kurumu koşullarında devam edildiği, tedavisinin gerekli şekilde yaptırılmadığı, birçok kez İnfaz Kurumu ile hastaneler arasında tedavisi tamamlanmadan dolaştırıldığı ileri sürülmüştür. Başvurucuya göre A.K. hayatını tek başına idame ettiremeyecek hâle gelmesine rağmen uygun koşullar sağlanmadığı gibi ne gerekli tedavisi yaptırılmış ne de infaz durdurulmuştur. Başvurucu, Başsavcılıkça gerekli bilgi ve belgeler istenmeden eksik inceleme neticesinde soyut gerekçelerle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini iddia etmiştir.
17. İskenderun 2. Sulh Ceza Hâkimliği 2/7/2021 tarihli kararı ile itirazın reddine karar vermiştir.
18. Başvurucu, nihai kararı 14/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 12/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
19. Başvurucu; eşi A.K.nın sağlık bakımından olumsuz ve kalabalık koğuşlarda tutulma nedeniyle kanser hastalığına yakalandığını, kanser teşhisi konulmasından önce ve teşhis sonrasında her ne kadar birçok kez hastaneye sevk edilmiş ise de tedavisinin yapılabileceği imkânlara sahip hastanelere sevk edilmemesi ve tedavisi tamamlanmadan tekrar ceza infaz kurumuna konulması nedeniyle rahatsızlığının giderek ilerlediğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre hastalığının ilerlediği dönemde A.K. hayatını tek başına idame ettiremeyecek raddeye gelmesine rağmen gerekli idari tedbirler alınmamış, dahası infazı durdurulmamış, sağlıksız ve kalabalık koşullarda ölüme terk edilmiştir. Başvurucu, yaşam hakkı başta olmak üzere kanun önünde eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının, cezaların yasallığı ilkesinin, adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, A.K.nın ceza infaz kurumu tarafından tutulan sağlık dosyasında yer alan tıbbi kayıtlar özetlenmiş ve Başsavcılıkça 20/10/2020 tarihinde cezanın infazının ertelenmesi şartlarının oluşup oluşmadığı hususunda işlemlere başlandığı, A.K.nın işlemler devam etmekteyken vefat ettiği ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca ölüm olayı sonrası Başsavcılıkça resen soruşturmaya başlandığı, İnfaz Kurumunca da disiplin soruşturması açıldığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, disiplin soruşturması sonucunda ise disiplin cezası verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, başvurucunun Bakanlık aleyhine idare mahkemesi nezdinde açtığı tazminat davasının ise derdest olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı tazminat davasının işbu bireysel başvurunun incelenmesine engel olmadığını ileri sürerek başvuru formunda dile getirdiği iddialara benzer yönde beyanlarda bulunmuştur.
21. Başvuru, yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir. Şikâyetlerin bir kısmı İnfaz Kurumuna yönelikken diğer kısmı sağlık kuruluşlarına ilişkindir. Başvurucu ayrıca yürütülen ceza soruşturması bakımından da iddialarını dile getirmiştir. Bu nedenle başvuru, yaşam hakkı yönünden üç başlık hâlinde incelenmelidir.
A. Sağlık Kuruluşlarının Uygulamaları Bakımından Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, eşi A.K.nın kanser teşhisi konulmasından önce ve teşhis sonrasında her ne kadar birçok kez hastaneye sevk edilmiş ise de tedavi tamamlanmadan geri gönderildiğini ileri sürmüştür.
23. Kasıtlı öldürme ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunsa da kasıtlı olmayan eylemler açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu bakımdan genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbi ihmal sonucu ortaya çıktığı iddia edilen, bir başka ifadeyle tedavinin kusurlu, yanlış veya gecikmiş olması ya da sağlık çalışanlarının tedavi sırasındaki koordinasyon eksiklikleri sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında da etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük; mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasıyla yerine getirilmiş sayılabilir (Ayhan Keçeli ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/24231, 23/2/2022, § 84; bazı farklılıklarla birlikte bkz. Nail Artuç [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 62-64).
24. Ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı ilgili kişi veya kurumlar aleyhine adli ya da idari yargı önünde açılacak davalarla uğranılan zararların tazmini mümkündür. Başvuru konusu olayda Türk hukuk sisteminde mevcut -sağlık kuruluşları ve personeli yönünden- hem ilgili personelin veya idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu olan tam yargı davası açma imkânı mevcuttur. Bakanlık görüşü ile başvurucunun Bakanlık görüşüne verdiği yanıt içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla başvurucu Adalet Bakanlığı aleyhine bir tazminat davası açmıştır. Açılan bu davanın akıbeti konusunda başvurucu tarafından bireysel başvuru dosyasına bilgi sunulmadığı gibi Sağlık Bakanlığı aleyhine açılıp nihayete eren bir tam yargı davasından da bahsedilmemiştir. Bu nedenle müteveffanın hastalığına ilişkin teşhis ve tedavi işlemleri sırasında ihlale neden olduğu ileri sürülen eylemler açısından sağlık kuruluşları yönünden kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketildiğinden söz edilemeyecektir.
25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. İnfaz Kurumu Uygulamaları ve İnfaz Erteleme Prosedürü Bakımından Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu; A.K.nın hastalığa yakalanmasında, hastalığın teşhisi sürecinde ve özellikle sağlık kuruluşlarına sevklerde, hastalığın ilerlemesinde infaz kurumu personelinin ihmali olduğunu, ayrıca gerekli olmasına rağmen infazın ertelenmediğini ileri sürmüştür.
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
28. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).
29. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin, yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması gerekir (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36).
30. Anılan ödev, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarının ve sağlıklarının korunması için bu kişilerin tıbbi tedavilerine özen gösterilmesini de içerir. Uygun bir tıbbi tedavinin sağlanması konusundaki eksiklikler yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal edebilir (Murat Karabulut [2. B.], B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43). Bununla birlikte özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).
31. Olayda akciğer kanseri olan A.K. akciğer kanseri ve sonrasında gelişen komplikasyonlar sonucu hayatını kaybetmiştir. İnfaz Kurumunda tutulan A.K.nın yakınmaları doğrultusunda önce İnfaz Kurumu hekimliğinde, ihtiyaç hâlinde de Kurum dışındaki sağlık kuruluşlarına sevkinin yapılması suretiyle tetkik ve tedaviye ulaşma imkânı sağlandığı anlaşılmaktadır. Kimi zaman yatarak tedavi görmesi de sağlanmıştır. A.K.nın hastalığa yakalanmasında İnfaz Kurumu koşullarının etkili olduğu yolunda bir veri bulunmadığı gibi sağlık kuruluşlarından döndükten sonra genellikle revir odalarında barındırıldığı da gözetildiğinde hastalığın ilerlemesinde ve ölüm sonucunda İnfaz Kurumunda tutulma koşullarının etkili olduğu yolunda bir veri de bulunmamaktadır. Kaldı ki başvurucunun koşullarla ilgili bir şikâyeti de söz konusu değildir. Hastalığın vahametinin anlaşılması ile birlikte infazın ertelenmesi gerekip gerekmeyeceğine dair prosedürün de gecikmeksizin başlatıldığı ancak infazın ertelenmesi gerekeceğine dair raporun İnfaz Kurumuna ulaştığı gün -ve erteleme prosedürü hâlen yasal olarak sürmekteyken- A.K.nın hayatını kaybettiği görülmüştür. İnfaz Kurumunca ve infaz savcılığınca A.K.nın yaşamının ve sağlığının korunması için tetkik ve tedavisine gerekli özen gösterilmiş, makul ölçüler çerçevesinde ve tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde tedbirler alınmıştır.
32. Açıklanan gerekçelerle infaz kurumu uygulamaları ve infaz erteleme prosedürü bakımından Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.
C. Yürütülen Ceza Soruşturması Bakımından Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu; ölüm olayına ilişkin soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğini, kamu davası açılması gerekmesine rağmen kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ileri sürmüştür.
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
35. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 43, 95; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 97).
36. Etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği hâllerde yürütülen soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmesi, soruşturma makamlarının olaya karışan kişilerden bağımsız olması, soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, soruşturmanın veya sonuçlarının gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmesi gerekir. Ayrıca soruşturma sonucunda alınan karar; soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalıdır (Cemil Danışman, §§ 98-100; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99). Sözü edilen soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında sorumlular ile sorumlulukları tespit etmektir (Cemil Danışman, § 97; Narin Kurt [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 91).
37. İncelenen olayda ölüm olayına ilişkin resen ve derhâl soruşturma işlemlerine başlanmıştır. Soruşturma neticesinde ölümünün akciğer kanseri ve sonrasında gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, ayrıca A.K.nın tedavisinin layıkıyla izlendiği gerekçeleri ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Etkili bir yargısal sistem kurmak şeklindeki usul yükümlülüğü, var ise ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesi suretiyle yerine getirilmiştir. Ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek deliller tespit edilmiş, soruşturma makul bir özen ve süratle yürütülmüş, ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılımı sağlanmıştır. Ayrıca soruşturma sonucunda alınan karar da soruşturmada elde edilen bulguların nesnel ve tarafsız bir analizine dayandırılmıştır.
38. Açıklanan gerekçelerle yürütülen ceza soruşturması bakımından Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Sağlık kuruluşlarının uygulamaları bakımından yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. İnfaz kurumu uygulamaları ve infaz erteleme prosedürü bakımından yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Yürütülen ceza soruşturması bakımından yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının infaz kurumu uygulamaları ve infaz erteleme prosedürü bakımından maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM ve Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının yürütülen ceza soruşturması bakımından usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 12/3/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucunun eşine, hükümlü olarak bulunduğu infaz kurumunda 15.10.2020 tarihinde yapılan bir tetkik sonucunda akciğer kanserinden şüphelenilmiştir. Bu gelişme üzerine başvurucu, 20.10.2020 tarihli dilekçeyle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak eşinin sağlık durumunun ciddiyeti nedeniyle cezasının infazının ertelenmesini talep etmiştir. Başsavcılık söz konusu talebi değerlendirmek üzere 21.10.2020 tarihinde infaz kurumuna yazı yazarak hükümlünün sağlık durumunun infazın ertelenmesini gerektirip gerektirmediğinin tespit edilmesini istemiştir. Bunun üzerine infaz kurumu tarafından gerekli işlemlerin başlatıldığı anlaşılmaktadır.
2. Bununla birlikte başvurucunun eşi ancak 30.10.2020 tarihinde hastaneye sevk edilebilmiştir. Sevk edildiği sağlık kuruluşunda gerekli tetkiklerin yapılamaması nedeniyle 2.11.2020 tarihinde başka bir hastaneye götürülmüş, ancak burada da patolojik değerlendirme gerçekleştirilemediğinden 4.11.2020 tarihinde bir başka sağlık kuruluşuna sevk edilmiştir. Nihayet 6.11.2020 tarihinde başvurucunun eşine akciğer kanseri teşhisi konulmuştur. 9.11.2020 tarihli sağlık kurulu raporunda hastalığın dördüncü evrede olduğu, başvurucunun eşinin %80 oranında engelli bulunduğu ve kemoterapi sürecinde enfeksiyon kapma riskinin yüksek olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca hastanın uygun koşullarda tutulması gerektiği, bu çerçevede kemoterapi gördüğü dönemde cezanın infazının sürdürülmesinin hayati risk oluşturabileceği ifade edilmiştir. Söz konusu sağlık kurulu raporu 10.11.2020 tarihinde Başsavcılığa ulaşmıştır. Ancak aynı gün infaz kurumunda fenalaşan başvurucunun eşi acilen sevk edildiği hastanede vefat etmiştir.
3. Somut olayın kronolojisi incelendiğinde, Başsavcılığın infazın ertelenip ertelenmeyeceği hususunda infaz kurumuna yazı yazdığı 21.10.2020 tarihi ile hükümlünün hastaneye sevk edildiği 30.10.2020 tarihi arasında dokuz günlük bir sürenin bulunduğu görülmektedir. Bu gecikmenin hangi idari veya fiilî sebeplerden kaynaklandığı dosya kapsamından açık biçimde anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte ağır ve hayati nitelik taşıyabilecek bir hastalık şüphesinin bulunduğu durumlarda hükümlünün süratle uzman sağlık kuruluşlarına sevk edilmesi gerektiği açıktır. Bu bağlamda dokuz günlük sürenin makul bir süre olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
4. Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Anayasa Mahkemesi içtihadında yaşam hakkının yalnızca devletin bireylerin yaşamına kasıtlı olarak son vermekten kaçınmasını gerektiren negatif bir yükümlülük doğurmadığı, aynı zamanda devletin yetki alanı içinde bulunan bireylerin yaşamını korumaya yönelik pozitif yükümlülükler de yüklediği kabul edilmektedir. Mahkeme, özellikle devletin gözetimi altında bulunan kişilerin yaşamının korunması bakımından kamu makamlarının daha yüksek bir özen yükümlülüğü altında bulunduğunu vurgulamaktadır. Nitekim Mahkeme birçok kararında ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanmasının ve ciddi sağlık sorunlarının varlığı hâlinde gerekli tedbirlerin zamanında alınmasının devletin pozitif yükümlülüklerinin bir parçası olduğunu belirtmiştir (Murat Karabulut [2. B.], B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43).
5. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer şekilde, devletin gözetimi altında bulunan kişilerin yaşamının korunması bakımından kamu makamlarının özel bir sorumluluk taşıdığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre tutuklu veya hükümlülerin ciddi sağlık sorunlarının bulunması hâlinde yetkili makamların gerekli tıbbi tedaviye zamanında erişimi sağlaması ve sağlık durumunun gerektirdiği tedbirleri gecikmeksizin alması gerekir. Aksi hâlde devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğinden söz edileme (Gülay Çetin/Türkiye, B. No: 44084/10, 5/3/2013).
6. Somut olayda başvurucunun eşinin ağır bir hastalığa yakalanmış olabileceğine dair güçlü emarelerin bulunmasına rağmen sağlık kuruluşuna sevkin dokuz gün gecikmiş olması, kamu makamlarının gerekli sürat ve özeni göstermediğini ortaya koymaktadır. Bu gecikme, hastalığın teşhis edilmesi ve buna bağlı olarak cezanın infazının ertelenmesi sürecinin de gecikmesine yol açmıştır. Nitekim sağlık kurulu raporunda hastalığın ileri evrede olduğu ve cezanın infazının hayati risk oluşturabileceği açıkça ifade edilmiştir.
7. Başvurucunun eşinin daha erken bir tarihte sağlık kuruluşlarına sevk edilmesi hâlinde hastalığın niteliği ve evresi daha erken tespit edilebilecek, sağlık kurulu raporunun hazırlanması ve buna bağlı olarak infazın ertelenmesi süreci daha kısa sürede tamamlanabilecekti. Bu durumda başvurucunun eşinin cezasının infazı sağlık kurulu raporu doğrultusunda ertelenebilir ve kişinin yaşamının son dönemini ailesiyle birlikte geçirebilmesi mümkün olabilirdi. Dolayısıyla kamu makamlarının gerekli sürat ve özeni göstermemeleri, hükümlünün yaşamının son günlerini insan onuruna uygun koşullarda geçirebilme imkânını ortadan kaldırmıştır (Benzer değerlendirmeler için bkz. Murat Karabulut, §§ 83-84).
8. Çoğunluk görüşünde, hastalığın ciddiyetinin anlaşılmasının ardından infazın ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin sürecin gecikmeksizin başlatıldığı ifade edilmiştir. Ancak bu değerlendirme yapılırken Başsavcılığın talimatından sonra hükümlünün hastaneye sevk edilmesine kadar geçen dokuz günlük süre dikkate alınmamıştır. Oysa yaşam hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülükleri yalnızca belirli işlemlerin başlatılmasıyla sınırlı olmayıp bu işlemlerin makul bir sürat ve özenle yürütülmesini de gerektirir.
9. Bu nedenle somut olayda infaz kurumu ve ilgili makamlar tarafından gerekli özenin makul ölçüler içinde gösterildiği söylenemez. Özellikle ağır ve ölümcül bir hastalık şüphesinin bulunduğu bir durumda sağlık hizmetlerine erişimin geciktirilmesi ve infazın ertelenmesine ilişkin sürecin etkin bir şekilde işletilmemesi, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır.
10. Açıklanan gerekçelerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun ihlal olmadığı yönündeki kararına katılmadım.
|
KARŞIOY
1. Sayın Çoğunluk tarafından, başvurucunun eşi A.K.'nın ceza infaz kurumunda tutulduğu sırada akciğer kanserine yakalanması ve bu süreçte cezasının ertelenmemesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Aşağıda açıklanan gerekçelerle bu sonuca katılmıyorum.
2. Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca devlet, özgürlüğü kısıtlanan kişilerin kendi başlarına sağlıklarını koruyamayacak durumda oldukları için idare, sadece bir başvuru veya talep gelmesini beklemeden, elindeki bilgiler doğrultusunda kendiliğinden (resen) harekete geçmek durumundalar.
3. Somut olayda İnfaz Kurumunca, Ekim ayı boyunca A.K.'nın tekrarlayan acil sevkler, biyopsi ve PET çekimi gibi ağır klinik bulgularla hastaneye nakledildiğini ve 4. evre kanser şüphesi bilinmektedir. Buna rağmen infazın ertelenmesi yönündeki idari sürecin, kurum tarafından kendiliğinden değil, başvurucunun 20/10/2020 tarihli dilekçesi üzerine başlatılmış olması, idarenin bu aşamalarda hareketsiz kaldığını göstermektedir.
4. Çoğunluk, erteleme sürecinin hemen başlatıldığını kabul etse de rapor talebi ile raporun çıktığı tarih arasındaki yaklaşık üç haftalık kritik süreci yeterince dikkate almamıştır. Oysa ölümcül ve hızlı ilerleyen bir hastalıkta bu kadarlık bir bürokratik bekleme süresini "gecikmesiz" kabul etmek mümkün değildir.
5. A.K., cezasının ertelenmesini içeren sağlık raporunun cezaevine ulaştığı gün yaşamını yitirmiştir. Süreçlerin yasal olarak devam etmesi tek başına yaşam hakkını koruduğunu göstermez; önemli olan zamanında sonuç alınabilmesidir.
6. Başvurucu, eşinin hastalığı ilerlediği için kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve tekerlekli sandalyeye bağımlı hâle geldiğini belirtmiştir. Oysa cezaevinin bakım ve erişilebilirlik imkânlarını doğrudan ilgilendiren bu konuyla ilgili dosyada hiçbir inceleme bulunmamaktadır.
7. Çoğunluk görüşü, sağlık kuruluşları ve infaz kurumu hakkındaki şikâyetleri birbirinden ayırarak incelemiştir. Oysa hastaneye sevk ve tedavi süreçleri fiilen infaz kurumunun koordinasyonunda yürüdüğünden, bu iki kurumun kusurunu birbirinden bağımsız ele almak hukuken doğru değildir. Anayasal olarak önemli olan, devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü bütüncül olarak yerine getirmesidir; kurumlar arasındaki iş bölümü aksaklıkları başvurucunun hak arama özgürlüğünü engellememelidir.
8. Açıklanan gerekçelerle, müteveffanın sevk ve teşhis süreçlerindeki gecikmeler, idarenin resen harekete geçmedeki pasifliği ve %80 engelli ile 4. evre kanser hastası olduğu sabit olan kişinin infaz erteleme prosedürünün hayatını kaybetmeden önce zamanında sonuçlandırılamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİ kanaatinde olduğumdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
|
AYM, HATİCE TÜRKEL KAPLAN, B. No: 2021/44842, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 175–185
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.