Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
KÜRŞAT SOYASLAN (2021/41108)
- Kötü muamele yasağı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin sevk edildiği hastanede ellerine takılı olan kelepçe çıkarılmaksızın tedavisinin yapılmış olması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Kötü muamele yasağı | İnfaz kurumunda güç kullanımı | İhlal | Yeniden soruşturma, Manevi tazminat |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
KÜRŞAT SOYASLAN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/41108) |
|
|
|
Karar Tarihi: 21/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Mustafa Erdem ATLIHAN |
|
Başvurucu |
: |
Kürşat SOYASLAN |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin sevk edildiği hastanede ellerine takılı olan kelepçe çıkarılmaksızın tedavisinin yapılmış olması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuruya konu olayın yaşandığı tarihte hükümlü sıfatıyla ceza infaz kurumunda barındırılmakta olan başvurucu, Isparta Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) hitaben yazmış olduğu 18/12/2020 tarihli dilekçe ile, barındırılmakta olduğu koğuşta iki kişinin bayılması nedeniyle 10/12/2020 tarihinde yapılan COVID-19 testinin pozitif çıktığını, kendisinin şeker hastalığı ve böbrek yetmezliğinden muzdarip olması nedeniyle ve kronik rahatsızlıkları olanların tedavilerinin hastanede yapılması yönündeki Bakanlık kararı gereğince Isparta Şehir Hastanesine sevk edildiğini, hastanede kaldığı altı gün boyunca güvenlikten sorumlu jandarma personelince "Savcı emri." denilerek -tuvalet ihtiyacını giderdiği ve yemek yediği anlar dışında- elleri yatağa kelepçelenmiş şekilde tutulduğunu, bu nedenle şahsi temizliğini yapamadığı gibi namaz ibadetini de yerine getiremediğini ve bu durumun insan onuruna aykırı olduğunu belirterek jandarma görevlilerinden şikâyetçi olmuştur.
3. Başsavcılıkça gerçekleştirilen soruşturma kapsamında ceza infaz kurumuna yazılan yazıyla başvurucunun şikâyete konu ettiği olaya ilişkin detaylı araştırma yapılarak bilgi verilmesi istenmiş ve ceza infaz kurumundan gelen cevabi müzekkerede jandarma personelinin iş ve işlemlerine ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiş olmasına rağmen 3/3/2021 tarihinde meçhul şüpheliler hakkında görevi ihmal suçunun işlendiğine dair soyut iddia dışında delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
4. Başvurucunun anılan Başsavcılık kararına itirazını inceleyen Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılık kararında jandarma görevlilerine ilişkin bir açıklamada bulunulmadığı ya da bir karar verilmediğine işaret ederek 23/3/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına hükmetmiştir.
5. Yeniden soruşturma işlemine başlayan Başsavcılık, herhangi bir araştırma yapmaksızın 24/3/2021 tarihinde bir önceki karar gerekçesini tekrar ederek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yapmış olduğu itiraz Sulh Ceza Hâkimliğince 7/4/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. İtirazın reddi kararı başvurucuya 9/4/2021 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 26/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
6. Başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten geçici olarak muaf tutulmasına ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına Komisyonca karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
7. Başvurucu; COVID-19 hastalığı nedeniyle sevk edilerek yatırılmış olduğu hastanede kaldığı süre boyunca -tuvalet ihtiyacını giderdiği ve yemek yediği anlar dışında- elleri yatağa kelepçelenmiş şekilde tutulması nedeniyle kişisel temizliğini yapamadığını ve ibadetini yerine getiremediğini, insanlık onurunun kırıldığını, kendisini kelepçeli tedaviye zorlayan kamu görevlileri hakkında yaptığı şikâyet üzerine başlatılan soruşturmanın ise etkili bir şekilde yürütülmediğini belirterek kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, konuya ilişkin süreç ve insan hakları yargısı içtihadı sunulmuş; adli makamların tespitinden ve ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
8. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiştir.
9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
10. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış, aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâlleri veya olağanüstü hâllerde de kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
11. Anayasa’nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı ve bu kişilere gerekli duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (Turan Günana [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 39).
12. Hukuka uygun olarak tutulan bir kişinin kaçmasının ya da kendisine veya başkasına zarar vermesinin önlenmesi için kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlara başvurulması, makul ölçüde gerekli olanın ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermemesi durumunda genellikle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmaz. Tutmanın haksız olduğunun sonradan anlaşılması da sonucu değiştirmez. Bununla birlikte kelepçe gibi hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı, somut olayın koşulları nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi aranan asgari ağırlık derecesine ulaşabilir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede tutulanın mahkûm olduğu suçun ağırlığı, adli sicil kaydı ve şiddet geçmişi ile tutumu; muamelenin kamusal niteliği, süresi ve tutulanın fizik sağlığı ile ruh sağlığı üzerindeki etkileri gibi hususlar dikkate alınabilir. Muayene sırasında hareket kısıtlayıcı araçların kullanımı konusunda yapılacak değerlendirmede muayenenin kapsam ve mahiyeti de gözetilebilir (Leyla Akyıldız [GK], B. No: 2019/24131, 20/3/2025, §§ 58, 59).
13. Anayasa’nın 17. maddesi; “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103).
14. Somut olayda başvurucu, elleri kelepçeli olarak tedavisinin yapılmasının insanlık onuruna aykırı olduğundan şikâyetçidir. Başvurucu 18/12/2020 tarihli dilekçesinde de bu durumdan yakınmış, yer ve tarih belirterek olay anlatımını yapmıştır. Başsavcılık ise başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak ceza infaz kurumuna müzekkere yazmış, jandarma personelinin hastane ortamında yapmış olduğu iş ve işlemlere ilişkin herhangi bir bilgi içermediği görülen cevabi müzekkereyle yetinerek -başvurucunun itirazı üzerine Sulh Ceza Hâkimliği tarafından gerçekleştirilen değerlendirmede bu eksikliğe işaret edilmek suretiyle ilk kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kaldırılmış olmasına rağmen- herhangi bir soruşturma işlemi gerçekleştirmeksizin kolluk görevlilerine atfedilebilecek kusur bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
15. Başsavcılıkça 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı araçların kullanılması" başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "Hiçbir halde zincir veya demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar; a) Yetkili Makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek amacıyla, b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbi nedenlerle, c) Diğer kontrol usullerinin yetersizliği halinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin onayı ile kullanılabilir." düzenlemesi gözönünde bulundurularak olaya ilişkin olarak başvurucunun hastaneye sevkinden önceki süreçte kaçma veya kendisi ya da başkalarına zarar verme riski olup olmadığına dair ceza infaz kurumu yetkililerince yapılmış bir değerlendirme olup olmadığı ya da görevli jandarma personeli tarafından aynı konulara ilişkin olarak yapılan değerlendirmeleri içerir bir tutanak bulunup bulunmadığı, olay anında herhangi bir güvenlik zafiyeti oluşup oluşmadığı, başvurucunun kaçmaya çalışması, kendisine veya başkasına zarar verme tehlikesinin oluşması gibi bir durumun yaşanıp yaşanmadığı gibi hususların belirlenerek başvurucunun kelepçenin çözülmesi talebinin reddedilmesine gerekçe olarak bireyselleştirilmiş güvenlik riskinin somut olgularla ortaya konulması ve tehlikelilik değerlendirmesi yapılması gerektiği hiç düşünülmemiştir. Başsavcılıkça araştırılması gereken bu konuda başvurucunun mahkûm olduğu suçun ağırlığı, adli sicil kaydı ve şiddet geçmişi ile tutumu, muamelenin kamusal niteliği, süresi ve gerçekleştirilecek muayenenin kapsam ve mahiyeti ile başvurucunun fizik sağlığı ile ruh sağlığı üzerindeki etkisinin de dikkate alınması gerekmektedir.
16. Kaldı ki somut olayda güvenlik riski oluşması hâlinde bu riskin bertaraf edilebilmesi için farklı seçeneklerin bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi şarttır. Hastanede tedavinin gerçekleştirildiği bölümün fiziksel koşullarının -örneğin bulunduğu kat, pencere olup olmadığı gibi özelliklerin de- belirlenerek jandarma görevlilerinin bulunduğu olay yerinde farklı yol ve yöntemler saptanarak güvenlik önlemi alınmasının mümkün olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
17. Somut olayda muayene ya da tedavinin kelepçeli şekilde yapılması için haklı bir sebebin ve başvurucunun kelepçeli şekilde tedaviye zorlanmasını gerektirecek somut bir güvenlik kaygısının bulunup bulunmadığı belirlenememektedir. Yürütülen soruşturmada ilgili jandarma görevlilerinin kimlik tespiti yapılmamış, ifadeleri alınmamış, olayın yaşandığı yerde varsa kamera kaydı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Buna göre başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edilmiş olduğu iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek özenli ve yeterli bir soruşturma yürütüldüğü söylenemeyecektir.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
19. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilk elden Anayasa Mahkemesince incelenmesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu nedenle anılan iddia hakkında bu aşamada inceleme yapılamamıştır.
III. GİDERİM
20. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
21. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
22. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı varılan sonuçtan bağımsız olup şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturma ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
23. Başvurucuya manevi zararları karşılığında net 165.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
24. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Isparta Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2021/3688) GÖNDERİLMESİNE,
Ç. Başvurucuya net 165.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, KÜRŞAT SOYASLAN, B. No: 2021/41108, 21.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 261–265
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.