Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
AZZA ALSAYEDA ALGENDI VE MOHAMMEDSHERIEN KHALIDI GHAZNAWİ (2021/38367)
- Yaşam hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; yaşanan terör saldırısı sonucu meydana gelen ölüm olayı ve olaya ilişkin açılan tazminat davasının etkili ve hızlı yürütülmemesi, hükmedilen tazminatın yetersiz olması nedeniyle yaşam hakkının, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Yaşam hakkının ihlalinin tespit edilmesine rağmen tazminat davasının etkisizliği | İhlal Olmadığı | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
AZZA ALSAYEDA ALGENDI VE MOHAMMEDSHERIEN KHALIDI GHAZNAWİ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/38367) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Soner GÖÇER |
|
Başvurucular |
: |
1. Azza Alsayeda ALGENDI 2. Mohammedsherıen Khalıdı GHAZNAWİ |
|
Vekili |
: |
Av. Işıl CANAZ YILMAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yaşanan terör saldırısı sonucu meydana gelen ölüm olayı ve olaya ilişkin açılan tazminat davasının etkili ve hızlı yürütülmemesi, hükmedilen tazminatın yetersiz olması nedeniyle yaşam hakkının, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/8/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. İstanbul'da bulunan R. isimli gece kulübünde 1/1/2017 tarihinde gerçekleşen silahlı saldırıda 39 kişi hayatını kaybetmiş, 79 kişi ise yaralanmıştır. Başvurucuların kızı, Suudi Arabistan Krallığı uyruklu L.M.S.G. de bahsi geçen saldırıda hayatını kaybetmiştir.
A. Olayın Failleri Hakkında Yapılan Soruşturma ve Kovuşturma Süreci
6. Olaya ilişkin olarak yürütülen soruşturma neticesinde 59 sanık hakkında başvurucuların kızı L.M.S.G.nin öldürülmesi eylemi de dâhil olmak üzere muhtelif suçlardan (kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, kasten öldürmeye yardım, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olma, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet) kamu davası açılmıştır. İcra edilen kovuşturma neticesinde İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi L.M.S.G.ye yönelik eylemleri nedeniyle sanık A.M.nin tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile sanık İ.M.nin ise tasarlayarak kasten öldürme suçuna yardımdan 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, diğer sanıkların ise atılı suçtan beraatine karar vermiştir.
7. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesince istinaf talepleri reddedilmiştir. Temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi 16/1/2024 tarihli kararı ile sanık A.M.nin tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair hüküm ile diğer sanıkların atılı suçtan beraatlerine yönelik hükümleri onamış ancak sanık İ.M.nin tasarlayarak kasten öldürme suçuna yardımdan 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmü, adı geçen sanığın düzenlenen silahlı saldırı eyleminin hazırlık, planlama, organizasyon ve icrası aşamalarında yer aldığına ve araç suçlara katıldığına ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkûmiyete yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın atılı suçlardan beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Bozma sonrası adı geçen sanık hakkında yürütülen kovuşturma sürecine ilişkin dosyada bilgi yoktur.
8. Yargıtay 3. Ceza Dairesi bahsi geçen kararında olayı şöyle kabul etmiştir:
i. Tacik asıllı, Özbekistan vatandaşı olan sanık A.M. 2014 yılında Afganistan/Veziristan bölgesinde DEAŞ/IŞID terör örgütüne katılmış; 2016 yılı Ocak ayında bir grup şahısla birlikte yasa dışı yollardan Türkiye'ye Van sınırından giriş yapmış, buradan ailesi ile birlikte İstanbul'a gelmiş, Kayseri, İstanbul, Konya'da yaşadıktan sonra eylemden on beş gün önce ailesi ile birlikte Konya'dan İstanbul'a gelmiştir. Adı geçen sanık, ailesi ile birlikte eylem tarihine kadar Kayaşehir'deki DEAŞ/IŞID terör örgütünün madafa evi olarak tabir ettiği hücre evinde Yusuf kod isimli sanık İ.M. ve ailesi ile birlikte ikamet etmiştir.
ii. Sanık A.M. 25/12/2016 tarihinde Telegram isimli internet tabanlı anlık mesajlaşma uygulaması üzerinden haberleştiği, terör örgütünün Suriye'deki çatışma bölgelerinde aktif faaliyet yürüten Abu Şüheda kod isimli örgüt mensubundan "31/12/2016 tarihinde İstanbul'da yılbaşı gecesi DEAŞ terör örgütü adına silahlı eylem yapma" talimatı almış; aynı gün yine Telegram üzerinden haberleştiği, terör örgütü bünyesinde Suriye Rakka'da faaliyet gösteren Rahova kod isimli örgüt mensubu ile yaptığı konuşma sonucu eylemi gerçekleştirme kararı almış, bunun üzerine yine Telegram üzerinden haberleştiği terör örgütünün Türkiye'deki eylemlerini organize eden Ebu Cihad kod isimli terör örgütü üyesi, sanığa kendisi ile 26/12/2016 günü başka bir örgüt üyesinin Telegram üzerinden irtibata geçeceğini söyleyerek irtibat kuracak kişinin Telegram kullanıcı adını vermiştir.
iii. Sanık 26/12/2016 günü Telegram üzerinden haberleştiği terör örgütü üyesi ile Başakşehir ilçesi Kayaşehir 14. bölge otobüs durağında buluşmuştur. Kimlik bilgileri tespit edilemeyen örgüt üyesinden eylemin Taksim Meydanı'nda 31/12/2016 tarihinde yılbaşı gecesi Kalaşnikof marka otomatik AK-47 tüfek ve el bombaları ile gerçekleştirileceği talimatını, ayrıca Ebu Cihad kod isimli terör örgütü üyesi tarafından gönderilen ses kaydını içeren hafıza kartını teslim almıştır. Gelen örgüt üyesi ayrıca eyleme kadar yalnız olarak kalması gerektiğini söyleyerek A.M.ye günlük ev kiralaması için 700 TL vermiştir. Hafıza kartı içinde yer alan Rusça ses kaydının tercüme edilmesi neticesinde kaydın eylem talimatı içerdiği anlaşılmıştır.
iv. Sanık 27/12/2016 tarihinde günlüğü 100 TL'den bir rezidansta üç günlük daire kiralamıştır. Sanığın e-postalarının incelenmesi sonucu 27/12/2016 tarihinde saat 23.57'de bir veda videosu çektiği, video kaydında istihşad (intihar) eylemi yapacağı, oğluna da büyüdüğünde kendisi gibi istihşad eylemi yapması tavsiyesinde bulunduğu tespit edilmiştir.
v. Sanık 28/12/2016 günü eylem yapma talimatı aldığı Taksim Meydanı'na giderek kullandığı cep telefonu ile öz çekim yapar gibi davranıp keşif amaçlı görüntü kayıtları yapmıştır.
vi. Sanık 29/12/2016 günü Telegram uygulaması üzerinden Ebu Cihad kod isimli örgüt üyesinden aldığı talimat üzerine kiraladığı konuta giderek eylem için gönderilecek silah ve mühimmatı beklemeye başlamış; gece geç saatlerde kimlik bilgisi ve açık eşkâli tespit edilemeyen terör örgütü üyesi bir şahıs daireye gelerek sanığa Kalaşnikof marka AK-47 tüfek, altı şarjör, mermi ve üç el bombası olduğunu söylediği, aslında ses bombası olan mühimmatı teslim etmiştir. 30/12/2016 günü sabah erken saatlerde silah ve mühimmatı getiren terör örgütü üyesi konuttan ayrılmıştır.
vii. 31/12/2016 günü sanık Telegram uygulaması üzerinden Ebu Muhammed kod ismini kullanan terör örgütü üyesi ile görüşerek içinde silah ve mühimmatların bulunduğu iki çantayı kendisinden alıp Zeytinburnu ilçesinde saklayacak bir araç göndermesini istemiş, isteğinin kabul edilmesi üzerine aynı gün kiraladığı dairenin bulunduğu bina önündeki otobüs durağına gönderilen bir araç içinde başka bir terör örgütü üyesine çantaları teslim edip "Ben sizi arayacağım, çantaları istediğim yere getirirsiniz." diyerek aracı ve şahsı göndermiştir.
viii. Sanık 31/12/2016 günü saat 19.00 sıralarında yanına silah almadan Taksim Meydanı'na keşif yapmak amacıyla gitmiş ancak meydana çıkan tüm yollar polis ekiplerince kapatıldığı için Zeytinburnu ilçesine ticari taksi ile döndüğü sırada yolda Telegram uygulaması üzerinden Ebu Cihad kod isimli örgüt üyesine Taksim'e polis engeli nedeniyle girmesinin imkânsız olduğunu bildirmiştir. Ebu Cihad kod isimli örgüt üyesi, Telegram uygulaması üzerinden sanığa iki hedef olduğunu söyleyerek fotoğraf göndermiş; fotoğrafın birinin Peygamber'e hakaret eden gazetenin Şişli ilçesindeki adresi olduğunu, diğerin ise R. isimli gece kulübü olduğunu söylemiştir. Ebu Cihad kod isimli örgüt üyesi bir süre sonra "Yılbaşı nedeniyle gazetenin muhtemelen kapalı olduğunu DEAŞ terör örgütünün hedefi R... olarak belirlediğini" ifade etmiştir.
ix. Aldığı talimat üzerine sanık ticari taksi ile Zeytinburnu ilçesinden yanında silah olmadığı hâlde R. isimli gece kulübüne hareket etmiş; yolculuğu sırasında gece kulübü ile ilgili görselleri internet ortamından araştırmış, ayrıca Ebu Cihad kod isimli örgüt üyesi gece kulübünün internet ortamındaki iç mekân görüntülerini sanığa göndermiştir. Ticari taksiden gece kulübünün önünde inen sanık, beş dakika kadar gece kulübünün çevresinde dolaşarak gözlem ve keşif yapmış; beyanına göre gece kulübünün önünde ve çevresinde polis ekipleri görmemesi üzerine eylemi gerçekleştirmeye karar vermiştir.
x. Yaptığı keşif faaliyeti sonrası yine ticari bir taksiye binen sanık Zeytinburnu'na gitmiş, Ebu Muhammed kod isimli örgüt üyesi ile Telegram üzerinden görüşerek içinde silah ve mühimmatların olduğu çantalarının Zeytinburnu'nda kameraların olmadığı bir yerde kendisine teslim edilmesini ve bunun için konum bilgisi gönderilmesini istemiş, bir süre sonra yine Telegram uygulaması üzerinden kendisine atılan Zeytinburnu'ndaki konuma gelen sanık buluştuğu örgüt üyelerinden silah ve mühimmatların olduğu sırt çantası ve diğer çantayı almıştır.
xi. Zeytinburnu ilçesinden ticari taksiye binen sanık gece kulübüne 10 metre kala ticari taksiden inmiş, Kalaşnikof marka AK-47 otomatik tüfeğin namlusuna mermi sürmüş ve ateşe hazır vaziyette eline alarak gece kulübünün giriş kapısına doğru koşarak harekete geçmiş, işyeri kamerasının saatine göre 01.18.12'de ateş etmeye başlamıştır. Sanık ilk olarak gece kulübü önünde bulunan görevli polis memuru B.Y.ye ateş etmiş, devamında işyerinin girişinde bulunan özel güvenlik görevlisine ateş ederek içeri girmiş, işletmede yeni yılı kutlayarak eğlenen insanların üzerine soğukkanlı şekilde otomatik tüfekle ateş etmeye başlamış, ses bombası atmış, tüm mermilerini yerde yatan yaralılar dâhil insanların üzerine boşaltmıştır. Mermilerinin tamamını kullanan sanık son ses bombasının pimini çekip yüzüne doğru tutarak elinde patlatmıştır. Sanık soruşturma aşamasında alınan ifadesi sırasında "Son bombayı istihşad (intihar) eylemi için kendime sakladım, cesedimin teşhis edilememesi için yüzüme yakın bir şekilde patlattım." şeklinde beyanda bulunmuştur. Ses bombasının yarattığı sersemliği üzerinden attıktan sonra ölü ve yaralıların arasından soğukkanlı şekilde çıkış kapısına doğru yürümüş, çıkış kapısı yakınlarında yere yatıp yaralı taklidi yaparak sürünür vaziyette gece kulübünden dışarıya çıktığında gece kulübünün kapısına gelen özel harekat polislerince yakalanmış, eylemin mağdurlarından zannedilip kollarından çekilerek kaldırıma oturtulmuştur. Serbest kalan sanık, sekmek suretiyle yaralı numarası yaparak gece kulübünden uzaklaşmaya başladığı sırada yaklaşık 10 metre kadar ileride sivil polis memurlarınca durdurularak gece kulübünde neler olduğu sorulmuş, sanık içeride bomba patlatıldığını söylemesi üzerine tekrar serbest bırakılmıştır. Yürüyerek biraz daha uzaklaşan sanık yaklaşık 100 metre mesafede ticari bir taksiye binerek olay yerinden uzaklaşmıştır.
xii. Sanık 16/1/2017 tarihinde Esenyurt ilçesinde saklandığı bir örgüt evinde yakalanmıştır. İnternet ortamında örgüt lehine yayımlanan bir videoda yapılan saldırı DEAŞ/IŞID terör örgütü tarafından üstlenilmiştir. Sanık, müdafii huzurunda soruşturma aşamasında alınan ifadelerinde silahlı saldırı eylemini gerçekleştirdiğini ikrar etmiştir.
B. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğince Yapılan Ön İnceleme Sonucu Düzenlenen Rapor ve Soruşturma İzin Süreci
9. Gerçekleşen terör saldırısında kolluk personelinin ihmali olup olmadığı hususunda İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğince ön inceleme yapılmış, tespit edilen bulgular ile ulaşılan kanaat 20/3/2017 tarihli ön inceleme raporu ile İstanbul Valiliğine bildirilmiştir. Bahsi geçen raporda tespit edilen bulgular ve ulaşılan kanaat şöyledir:
- Saldırı Öncesi Elde Edilen İstihbarat ve Alınan Tedbirler
i. Saldırı öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının 30/12/2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve 1. Ordu Komutanlığına gönderdiği iki ayrı yazıda DEAŞ terör örgütünün Türkiye'de yılbaşı gecesi İstanbul'da iki, Ankara'da ise bir noktada eş zamanlı saldırı planladığı, saldırının 31/12/2016 gece yarısından sonra düzenlenmesinin kararlaştırıldığı, İstanbul'da Taksim, Aksaray ve Karaköy'ün hedef alınabileceği, Taksim ve Aksaray'a intihar eylemcisi ile üç keskin nişancı, Karaköy civarına ise bilinmeyen sayıda silahlı intihar eylemcisinin konuşlandırılmasının planlandığı şeklinde teyide muhtaç bilgiler elde edildiği bildirilmiştir.
ii. Bu istihbarat yılbaşı tedbirlerinde dikkate alınmıştır. Yılbaşı gecesi alınacak emniyet tedbirleri ile ilgili olarak il emniyet müdür yardımcıları başkanlığında toplantı yapılmış ve il genelinde alınacak emniyet tedbir planı oluşturulmuştur. Bu plana göre eğlence yerlerinde gerekli emniyet tedbirleri artırılarak istihbarata azami önem verilecek; meydana gelmesi muhtemel terör eylemlerine karşı şüpheli çanta, paket, poşet ve şüpheli şahıslar üzerinde denetim ve kontroller sıkılaştırılacaktır. Yılbaşında huzuru bozmak için halkın yoğun olarak bulunduğu diskotek, gazino, bar, pavyon ve kafe gibi içkili eğlence yerlerine sansasyon amacıyla silahlı bombalı ve benzeri türden eylemler yapılabileceğinden bu gibi yerler üzerinde hassasiyetle durulacak, emniyet tedbirleri artırılarak denetimler sıkılaştırılacaktır.
iii. Yılbaşı tedbirleri kapsamında Beşiktaş ilçesinde de tedbir planlaması yapılmıştır. Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yılbaşı kutlamaları ile ilgili alınacak emniyet tedbirleri ve bu tedbirlerin icrasından sorumlu görevliler belirlenmiştir. Bu doğrultuda 31/12/2016 günü saat 15.00 ile 1/1/2017 günü saat 06.00 arasında faaliyet yürütmek üzere araç uygulama noktaları ile yaya arama, süzme ve devriye noktaları oluşturulmuştur. Saldırının gerçekleştiği gece kulübüne yakın üç ayrı bölgede yol uygulama noktası teşkil ettirilmiş, saldırı öncesi saldırganın ticari taksiyle geçiş yaptığı anlaşılan devriye ekipler amirliği karşısı otobüs durağı önü uygulama noktasında toplam on beş polis memuru, ayrıca saldırının gerçekleştiği gece kulübünün önü ile Kuruçeşme Parkı arasında yaya devriyesi olarak dört polis memuru görevlendirilmiştir.
iv. Diğer taraftan saldırının gerçekleştiği gece kulübünün işletmesini yapan şirketin ortakları alınan ifadelerinde, saldırıya yönelik olarak herhangi bir tehdit ve ihbar almadıklarını belirtmiştir. Saldırının gerçekleştiği gece kulübünün özel bir şirketten koruma ve güvenlik hizmeti aldığı ve 14 kişilik özel güvenlik ekibince korunduğu tespit edilmiştir.
- Saldırı Öncesinde Devriye ve Yol Kontrol Uygulama Tedbirleri
v. Yukarıda belirtildiği üzere saldırı yapılan mekâna yakın bir noktada yayalara dönük olarak yaya arama ve süzme faaliyeti sürdürülmüş, ayrıca yine saldırının gerçekleştiği mekâna yakın üç ayrı noktada araç arama uygulama işlemi yapılmıştır. Saldırı öncesi saldırganı getiren ticari taksi Ortaköy üzerinde ekipler amirliğinin önünde bulunan uygulama noktasına geldiğinde şoför yavaşlamış, iç lambasını yakmış, yavaş yavaş hareket hâlindeyken yol kontrolü yapan görevli polis memurunun el fenerini aracın içine tutarak devam etmesini işaret etmesi üzerine hiç durmadan yoluna devam etmiştir. Bu sırada yol kontrolünde bulunan diğer polis memurları başka araçları kontrol etmektedir.
vi. Saldırının gerçekleştiği gece kulübünün yakınında yaya arama ve süzme faaliyeti sürdüren polis memurlarından saldırı sırasında şehit olan polis memuru B.Y. saldırı öncesinde gece kulübü önünde ısınmaktadır.
- Saldırı Sonrası Alınan Tedbirler
vii. Saldırgan eylemini tamamladıktan sonra iki polis memuru, yanlarından geçen kişinin saldırgan olduğunu bilmemekle birlikte şüpheli bir durumun olduğunu anlamalarına rağmen saldırganın üzerini aramamış, kimlik kontrolü yapmamıştır. Bu nedenle ilk etapta saldırgan yakalanamamıştır.
- Sonuç
viii. Saldırı öncesi saldırganı taşıyan ticari taksinin içinde yabancı şahıs bulunduğu hâlde uygulama noktasından geçişi sırasında durdurulmaması nedeniyle uygulama noktasından sorumlu komiser yardımcısı ile sıra ile araç durdurma görevini yapan beş polis memuru hakkında soruşturma izni verilmesi gerekmektedir.
ix. Saldırının gerçekleştiği gece kulübünün yakınında yaya arama ve süzme faaliyeti sürdüren polis memurlarından saldırı sırasında şehit olan polis memuru B.Y.nin saldırı öncesi gece kulübünün önünde ısındığı anlaşıldığından devriyeden sorumlu komiser yardımcısı hakkında soruşturma izni verilmesi gerekmektedir.
x. Saldırı sonrası yanlarından geçen kişinin saldırgan olduğunu bilmemekle birlikte şüpheli bir durum olduğunu anlamalarına rağmen saldırganın üzerini aramamış, kimlik kontrolü yapmamış iki polis memuru hakkında soruşturma izni verilmesi gerekmektedir.
xi. Ayrıntılı olarak tespit edilen tedbirler ve alınan kararlara rağmen saldırganın ticari taksi ile yol uygulama noktasında durdurulmadan geçtiği dikkate alındığında sıralı amirler olan İstanbul il emniyet müdür yardımcısı, Beşiktaş ilçe emniyet müdürü, Beşiktaş ilçe emniyet müdür yardımcısı ile emniyet amiri olan kolluk personeli hakkında soruşturma izni verilmesi gerekmektedir.
10. İstanbul Valisince ön inceleme raporu üzerinde yapılan değerlendirme neticesinde;
i. Saldırı öncesi saldırganı taşıyan ticari taksi uygulama noktasından geçişi sırasında durdurulmamış ise de görev noktasının süzme arama noktası olduğu, noktadan geçen her aracın ya da kişinin aranmadığı, şüphe duyulan araç ya da kişilerin arandığı gözetildiğinde bu noktada görev yapan kolluk personelinin görevlerini yerine getirmekte herhangi bir ihmal ya da kusuru olmadığı, keza saldırının gerçekleştiği gece kulübünün yakınında yaya arama ve süzme faaliyeti sürdüren polis memurlarından sorumlu olan komiser yardımcısının denetleme görevini yerine getirdiği, her noktaya en az iki defa denetlediği gözetildiğinde kendisinin görevlerini yerine getirmekte herhangi bir ihmal ya da kusuru olmadığı, Beşiktaş ilçesinde 2016-2017 yılbaşı gecesi gerekli tedbirlerin alınması, uygulanması, denetlenmesi ve personelin bilgilendirilmesinden sorumlu olan sıralı amirler İstanbul il emniyet müdür yardımcısı, Beşiktaş ilçe emniyet müdürü, Beşiktaş ilçe emniyet müdür yardımcısı ile emniyet amirinin görevlerini yerine getirmekte herhangi bir ihmal ya da kusuru bulunmadığı görüldüğünden haklarında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.
ii. Saldırı sonrası yanlarından geçen kişinin saldırgan olduğunu bilmemekle birlikte şüpheli bir durum olduğunu anlamalarına rağmen saldırganın üzerini aramayan, kimlik kontrolü yapmayan iki polis memurunun saldırganın o anda yakalanamamasına sebep oldukları gözetildiğinde haklarında soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir.
C. Kolluk Personeli Hakkında Görevi İhmal Suçundan Yapılan Soruşturma ve Kovuşturma Süreci
11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı haklarında soruşturma izni verilmemesine karar verilen kolluk personeli hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş; buna mukabil haklarında soruşturma izni verilmesine karar verilen, saldırının hemen ardından saldırının faili A.M.nin gece kulübünden çıkması sonrası kendisini şüphe üzerine durduran ancak kimlik kontrolü ve üst aramasını yapmadan failin uzaklaşmasına izin veren iki kolluk görevlisi hakkında görevi ihmal suçundan iddianame düzenlemiştir.
12. Yapılan kovuşturma sonrasında İstanbul 42. Asliye Ceza Mahkemesi saldırı sonrasını kaydeden kameraların görüntü kalitesinin düşük olması ve görüntünün karanlık olması sebebiyle kolluk personelinin ve diğer şahısların yüzlerinin net olarak görülmediği, sanık kolluk görevlilerinin olayın faili olan şahsı serbest bıraktıklarına dair sanıkların savunmalarının aksini gösterir delil elde edilemediği gerekçeleriyle sanık kolluk görevlilerinin beraatine karar vermiştir.
13. Beraat kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmadığı için kararlar 18/6/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
D. Başvurucuların Açtığı Tam Yargı Davası Süreci
14. Başvurucular, olaya ilişkin maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle 28/2/2017 ve 14/4/2017 tarihlerinde idareye başvurmuştur. 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında teşkil edilen komisyonca manevi tazminat talebi reddedilmiş, maddi tazminat olarak da 33.620,30 TL ödenmesi teklif edilmiştir. Başvurucular teklifi kabul etmemiş ve sulhname imzalamamış, akabinde olayda idarenin hizmet kusuru olduğundan bahisle genel hükümler kapsamında maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle 28/8/2017 tarihinde İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği aleyhine tam yargı davası açmıştır.
15. Başvurucular, hizmet kusuruna dayanarak açtıkları bu davada medyaya yansıdığı kadarıyla saldırı öncesi çeşitli ihbar ve istihbarat olmasına, saldırının gerçekleştiği mekân civarında ekstra bir hareketlilik gözlemlenmesine rağmen yeterli güvenlik önlemi alınmadığını, mekânın güvenliğinin polisçe sağlandığını, kaldı ki idarenin oluşan zarardan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince de sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.
16. Yargılama sırasında verilen ara kararı ile bahsi geçen gece kulübünde yaşanan terör saldırısı öncesinde herhangi bir ihbar veya istihbarat olup olmadığının davalı idarelerden sorulmasına karar verilmiştir. İstanbul Valiliğinin 22/11/2019 tarihli ara kararı cevabında saldırısı öncesinde saldırıya ilişkin herhangi bir ihbar veya istihbarat olmadığı bildirilmiştir.
17. Yargılama neticesinde İstanbul 6. İdare Mahkemesi 14/2/2020 tarihli kararla dava konusu terör saldırısı ile ilgili herhangi bir ihbar ve istihbaratın emniyet müdürlüğüne iletilmediği, olay öncesinde ve sonrasında güvenlik tedbirlerinin en üst seviyede alındığı, olayda davalı idarenin hizmet kusuru olmadığı, nedensellik bağına dayalı kusursuz sorumluluk hâlinin somut olayda mevcut olmadığı sonucuna ulaşarak terör saldırıları nedeniyle oluşan zararın tazmininin 5233 sayılı Kanun'da düzenlenmesi nedeniyle bu düzenleme aşılarak maddi tazminata hükmedilemeyeceği, manevi zararın ise sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne karar vermiştir.
18. Taraflarca karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi 5/1/2021 tarihli kararla manevi tazminat yönünden istinaf istemlerinin reddine, maddi tazminat yönünden ise başvurucuların istinaf isteminin kabulü ile talebin kısmen kabulüne karar vermiş ise de karar, temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 26/4/2021 tarihli kararı ile bozulmuştur.
19. Bozma sonrası İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi 30/11/2021 tarihli kararla başvurucuların istinaf isteminin maddi tazminat yönünden, davalı idarelerin istinaf istemlerinin ise manevi tazminat yönünden kabulüne karar vermiştir. Kararda; dava konusu olay nedeniyle uğranılan maddi zararın genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında 5233 sayılı Kanun'un uygulanacağı, bu nedenle maddi zarar talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca 5233 sayılı Kanun'da açıkça manevi tazminat ödenmesini engelleyen bir hüküm bulunmadığı, dolayısıyla sosyal risk ilkesine dayanılarak manevi tazminata hükmedilmesinin önünde bir engel olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Netice olarak başvurucuların maddi tazminat talebinin İstanbul Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan 1 No.lu Zarar Tespit Komisyonu tarafından teklif edilen miktara karşılık gelen 33.620,30 TL'lik kısmının kabulü ile söz konusu tutarın uyuşmazlık tutanağının imzalandığı 24/8/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine, fazlaya dair maddi tazminat isteminin ise reddine, ayrıca yaşanan terör saldırısında çocuklarını kaybeden başvurucular için ayrı ayrı 30.000 TL olmak üzere toplam 60.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 18/4/2017'den itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine, fazlaya dair manevi tazminat isteminin ise reddine hükmedilmiştir.
20. Taraflarca karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Danıştay Onuncu Dairesi 6/3/2025 tarihli kararı ile maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 18/4/2017'den itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf kararını düzelterek onamıştır.
21. Başvurucular, tam yargı davası süreci devam ederken bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Anayasa Mahkemesinin 5/5/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
23. Başvurucular, saldırının yaşandığı gece failin polis memurları tarafından durdurulduğu ancak üst araması yapılmadan yoluna devam etmesine izin verildiği için saldırının engellenemediğini, polislerin görevi ihmalden yargılandıklarını, yargılama sürecinde iddialarının karşılanmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Bakanlık görüşünde; kamu makamlarının başvuru konusu terör eyleminden haberdar olduklarına yönelik herhangi bir bilginin bulunmadığı gözönünde bulundurulduğunda olayda devletin kusurlu sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmenin kamu makamları üzerinde aşırı yük meydana getirecek bir yorum olacağı, başvurucuların yakınlarını kaybetmelerinden dolayı uğradıkları manevi ve maddi zararlarının sosyal risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesine karar verildiği, bu bağlamda yaşam hakkının içerdiği pozitif yükümlülük kapsamında yargı sürecinin gerçekleşen zararın nedenlerini tespit etme ve zararı giderme bakımından yeterince etkili şekilde işlediği ifade edilmiştir.
25. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar ederek saldırı öncesi eylem hazırlığında bulunan terör örgütü mensuplarının canlı bomba veya silahlı saldırı şeklinde terör eylemleri yapabileceklerine dair istihbarata ve saldırının yapıldığı gece kulübü çalışanlarının olay öncesinde kime ait olduğu bilinmeyen bir dronla keşif yapıldığını polise ihbar etmelerine rağmen saldırının önlenemediğini, yeterli tedbir alınmadığını, gece kulübünün kapısında yalnız dört polisin görevlendirildiğini, olay anında ise üçünün kapıda olmadığını, keza mekânın güvenliğinin sağlanması için üst araması yapması gereken bu polis memurlarının faili mekâna girmeden hemen önce durdurmalarına rağmen görevlerini yerine getirmeyerek üst araması yapmayı ihmal etiklerini ifade etmiştir.
2. Değerlendirme
26. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
27. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, yaşama ...hakkına sahiptir."
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği hâllerde -bazı istisnaları bulunmakla birlikte- idari makamlar veya yargı mercileri tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırabilmesi için yaşam hakkının ihlal edildiğinin idari makamlar veya yargı mercilerince açıkça veya en azından öz itibarıyla tespit edilmesi ve ödenmesine karar verilen tazminatın Anayasa Mahkemesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinde hükmettiği tazminat miktarıyla uyumlu olması gerekir (Hasan Kılıç [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021, § 42). İdari yargı mercilerince 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi, sosyal risk ilkesi kapsamında da manevi tazminat ödenmesine karar verilmiş ise de yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği yönünde bir tespitte bulunmamışlar tam tersi başvuru konusu olayda hizmet kusuru olmadığı sonucuna ulaşmışlardır. Bu nedenle ödenmesine karar verilen maddi ve manevi tazminat yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz.
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).
31. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36) hatta önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59).
32. Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).
33. Başvuru konusu saldırı öncesi DEAŞ terör örgütünün Türkiye'de yılbaşı gecesi İstanbul ve Ankara'da eş zamanlı saldırı planladığına yönelik istihbarat elde edilmesinin kamu makamları yönünden terör saldırılarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması konusunda bir yükümlülük doğurduğu söylenebilir. Bununla birlikte anılan yükümlülük mutlak nitelikte değildir ve devletin somut olaydan sorumlu olup olmadığı, kamu makamlarının yılbaşı gecesi saldırının gerçekleştiği gece kulübünde bulunan kişilerin yaşamlarına yönelik gerçek ve yakın riski bilip bilmedikleri veya bilmelerinin gerekip gerekmediği, şayet biliyor ya da bilmeleri gerekiyorsa saldırı riskini önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek gerekli önleyici tedbirleri alıp almadıklarına bağlıdır (Suruç'taki saldırı olayından kamu makamlarının sorumlu olduğu iddiasıyla yapılan başvuruda yapılan benzer değerlendirme için bkz. Ali Sadet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/6838, 8/6/2021, §§ 83-86).
34. Saldırı öncesi DEAŞ terör örgütünün Türkiye'de yılbaşı gecesi İstanbul ve Ankara'da saldırı planladığı, İstanbul'da Taksim, Aksaray ve Karaköy'ün hedef alınabileceği yönünde teyide muhtaç istihbarat elde edilmiştir. Saldırı gecesinde, saldırıyı planlayan ve gerçekleştiren terör örgütü mensuplarının ilk hedefi Taksim olmuş, polis engeli nedeniyle Taksim'e girmenin imkânsız olduğunu değerlendirerek son anda Ortaköy'de bulunan R. isimli gece kulübünün hedef alınmasına karar vermişlerdir. Başvuruya konu olaydaki hiçbir unsur kamu makamlarının yılbaşı gecesi saldırının gerçekleştiği gece kulübündeki kişilerin hayatlarına yönelik belirli, somut ve yakın bir tehdit bulunduğunu bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine işaret etmemektedir. Böyle olmakla birlikte yetkililerin -ele geçen istihbarat ışığında- saldırının gerçekleştiği gece kulübünün bulunduğu mahal de dâhil olmak üzere kişilerin güvenliğini sağlamak amacıyla geniş kapsamlı tedbirler aldıkları, halkın yoğun olarak bulunduğu diskotek, gazino, bar, pavyon ve kafe gibi içkili eğlence yerlerine sansasyon amacıyla silahlı, bombalı ve benzeri türden eylemler yapılabileceği değerlendirilerek şüpheli çanta, paket, poşet ve şüpheli şahıslar üzerinde denetim ve kontrollerin sıkılaştırılmasına yönelik düzenlemeler yaptıkları görülmüştür. Bu kapsamda saldırının gerçekleştiği Beşiktaş ilçesinde 31/12/2016 günü saat 15.00 ile 1/1/2017 günü saat 06.00 arasında faaliyet yürütmek üzere araç uygulama noktaları ile yaya arama, süzme ve devriye noktaları oluşturulmuştur. Saldırının gerçekleştiği gece kulübüne yakın üç bölgede yol uygulama noktası teşkil ettirilmiş, ayrıca saldırının gerçekleştiği gece kulübünün önü ile Kuruçeşme Parkı arasında yaya devriyesi olarak polis görevlendirilmiştir.
35. Her ne kadar saldırı öncesi saldırganı getiren ticari taksi Ortaköy üzerinde ekipler amirliğinin önünde bulunan uygulama noktasında durdurulmamış ise de görev noktasının süzme arama noktası olduğu, noktadan geçen her araç ya da kişinin aranmadığı, şüphe duyulan araç ya da kişilerin arandığı, dahası R. isimli gece kulübüne yönelik bir saldırı planlandığına ya da saldırganın eşkâline dair bir bilgi olmadığı gözetildiğinde bu durum yaşam hakkının koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği anlamına gelmeyecektir.
36. Yine saldırının ardından saldırganı durduran kolluk personeli kimlik kontrolü ya da üst araması yapmadan kendisini salıvermiş ise de bu vakanın saldırıdan sonra meydana geldiği gözetildiğinde bu durumun yalnızca saldırganın daha geç yakalanmasına sebep olduğu söylenebilir.
37. Yine başvurucular gece kulübü çalışanlarının olay öncesinde kime ait olduğu bilinmeyen bir dron ile keşif yapıldığının polise ihbar edilmesine rağmen işlem yapılmadığını ileri sürmüş ise de olaya ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturmada saldırıyı planlayan ya da gerçekleştiren terör örgütü üyelerinin gece kulübünde dron ile herhangi bir keşif faaliyeti yürüttüğüne dair bir delil elde edilememiştir. Dahası yukarıda ifade edildiği gibi terör örgütü mensuplarının ilk hedefi Taksim olmakla birlikte bu kişiler polis engeli nedeniyle Taksim'e girmenin imkânsız olduğunu değerlendirerek son anda R. isimli gece kulübünü hedef almıştır.
38. Buraya kadar yapılan tespitler ışığında kamu makamlarının R. isimli gece kulübüne yönelik öngörülebilir, ciddi ve yakın bir terör saldırısı tehdidi olduğundan habersiz olduğu, bu tür bir terör saldırısını önlemenin doğasında var olan özel zorlukları gözönünde bulundurarak kamu makamlarının yaşamı koruma yükümlülüğü açısından üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediğinin söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
ii. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
40. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (T.A., § 134; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 38).
41. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).
42. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 39) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 40).
43. Başvurucuların iddiaları idarenin hizmet kusurunun tespit edilip bunun neticesinde doğan zararlardan sorumlu tutulması gerekirken bu husus gözardı edilerek taleplerinin kısmen reddedilmesine ilişkindir.
44. İdari yargı mercileri yargılama sırasında yaptıkları araştırma neticesinde başvuru konusu terör saldırısı ile ilgili herhangi bir ihbar ve istihbaratın emniyet müdürlüğüne iletilmediği, olay öncesinde ve sonrasında güvenlik tedbirlerinin en üst seviyede alındığı, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı, nedensellik bağına dayalı kusursuz sorumluluk hâlinin mevcut olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
45. Yapılan yargılama neticesinde ölüm olayını çevreleyen koşulların tespiti ve başvurucuların iddiaları doğrultusunda idarenin sorumluluğunun belirlenmesi için gerekli makul adımların atıldığı, elde edilen deliller kapsamında idarenin hizmet kusuru olup olmadığı noktasında nesnel bir yaklaşım sergilenerek gerekli irdelemelerin yapıldığı görülmüştür. Yargılama sonunda ise başvurucuların ispat yükünü hafifleten sosyal risk ilkesi benimsenerek bu ilke uyarınca belli miktarda tazminata hükmedilmiştir. Somut olay açısından yaşamı koruma yükümlülüğü bağlamındaki devletin pozitif yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna varılması da gözönünde bulundurulduğunda yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun gerekliliklerinin yerine getirilmediğinin söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
47. Başvurucular, maddi tazminat talebi bakımından gerçek zarar hesaplanmaksızın 5233 sayılı Kanun kapsamında hesaplanan miktarın esas alındığını, manevi tazminat talebi yönünden ise hükmedilen miktarın yetersiz olduğunu, dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların bu başlık altındaki iddialarının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
49. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa mahkemeler tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açık bir keyfîlik içermedikçe mahkemelerin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularda mahkemelerin delilleri takdirinde bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz [1. B.], B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
50. Başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, başvuru konusu kararların bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de içermediği anlaşıldığından hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
51. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğünü, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
52. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
53. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru; yaşanan terör saldırısı sonucu meydana gelen ölüm olayı ve olaya ilişkin açılan tazminat davasının etkili ve hızlı yürütülmemesi, hükmedilen tazminatın yetersiz olması nedeniyle yaşam, hakkaniyete uygun yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucuların kızı L.M.S.G., 1/1/2017 tarihinde İstanbul’da bulunan R. isimli gece kulübüne yönelik DEAŞ/İŞİD bağlantılı silahlı terör saldırısında hayatını kaybetmiştir. Olayın faili hakkında yürütülen ceza yargılamasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmiş; ancak olay öncesi ve sonrası kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin süreçte yalnızca iki kolluk görevlisi hakkında soruşturma izni verilmiş, bunlar da delil yetersizliği gerekçesiyle beraat etmiştir.
3. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğince yapılan ön inceleme sonucunda düzenlenen raporda, saldırı öncesinde yılbaşı gecesinde İstanbul’da DEAŞ üyelerince terör saldırısı yapılacağına ilişkin teyide muhtaç istihbarat bilgisi alındığı; bu kapsamda eğlence yerlerinde gerekli emniyet tedbirlerinin artırılmasına ve istihbarata azami önem verilmesine karar verildiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca saldırganı taşıyan ticari taksinin uygulama noktasında durdurulmadığı, saldırı sonrasında da şüpheli davranışlarına rağmen failin üst araması ve kimlik kontrolü yapılmadan serbest bırakıldığı tespit edilmiştir.
4. Başvurucular, kızlarının hayatını kaybettiği terör saldırısında kamu makamlarının yaşamı koruma yönündeki önleyici ve koruyucu yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda saldırı öncesinde DEAŞ’ın yılbaşı gecesi İstanbul’da eylem yapabileceğine dair istihbarat bulunduğunu, buna rağmen saldırının gerçekleştiği bölge ve mekân çevresinde etkili güvenlik tedbirleri alınmadığını; saldırganı taşıyan taksinin uygulama noktasında durdurulmadığını ve saldırı sonrasında failin şüpheli hâline rağmen üst araması ile kimlik kontrolü yapılmadan serbest bırakıldığını belirtmişlerdir.
5. Başvurucular bu iddialarını tam yargı davasında da ileri sürmüş; olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zararlarının genel hükümler uyarınca tazmin edilmesi gerektiğini savunmuştur. Savunmaya karşı verdikleri dilekçede, idarenin saldırının gerçekleşeceğine dair istihbarat alıp almadığının ve gerekli-yeterli güvenlik önlemlerinin mevcut olup olmadığının araştırılmasını; bu suretle idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespitini talep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca olay öncesinde kime ait olduğu bilinmeyen bir dron cihazıyla mekânda görüntü alındığını, bunun keşif niteliğinde olduğunu ve durumun polise ihbar edildiğini ileri sürmüşlerdir.
6. Buna karşın İdare Mahkemesi, saldırı öncesinde herhangi bir ihbar veya istihbari bilginin bulunup bulunmadığının sorulmasıyla yetinmiş; ilgili ceza dosyasını celbetmemiş, ön inceleme raporu ve idari soruşturma süreci üzerinden tedbirlerin yeterliliğine ilişkin bağımsız bir araştırma yapmamıştır. Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay da başvurucuların hizmet kusuruna ilişkin bu esaslı iddialarını ayrıca karşılayan bir değerlendirmede bulunmamıştır.
7. İdari yargı mercileri, saldırıya ilişkin somut ve doğrudan bir ihbar ya da istihbarat bulunmadığı, olay öncesi ve sonrasında güvenlik tedbirlerinin en üst seviyede alındığı ve idarenin hizmet kusuru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Sonuçta maddi tazminat talebi 5233 sayılı Kanun kapsamında sınırlı olarak kabul edilmiş; manevi tazminata ise hizmet kusuru nedeniyle değil, sosyal risk ilkesi uyarınca hükmedilmiştir.
8. Başvurucular, terör saldırısı sonucu meydana gelen ölüm olayı ile buna ilişkin tazminat yargılamasının etkili ve makul sürede yürütülmediğini, ayrıca hükmedilen tazminatın yetersiz kaldığını belirterek yaşam hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarıyla süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Mahkememiz çoğunluğu tarafından yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmış ise de aşağıda açıklanan nedenlerle bu görüşe iştirak edilmemiştir.
10. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri gereğince devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını sağlayabilecek, yaşama yönelik müdahaleler ile bu müdahalelerden doğan sorumluluğu tespit edebilecek ve mağdurlara uygun telafi sunabilecek etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür (Asuman Şahin ve diğerleri [GK], B. No: 2021/14318, 23/10/2025, § 78).
11. Usul yükümlülüğünün yerine getirilmesindeki temel amaç, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin etkili biçimde uygulanmasını ve sorumluların hesap vermesini sağlamaktır (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 61). Maddi yükümlülüklerin söz konusu olduğu hâllerde benzer yaşam hakkı ihlalleri ancak bu yolla önlenebilir; bu bakımdan usul yükümlülüğü temelde korumaya ilişkin pozitif yükümlülüğün bir parçasıdır (bkz. Aziz Biter ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).
12. Usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin, negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerin güvencesini usul yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş [1. B.], B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
13. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak amacıyla adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 39). Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede ayrıntılı ve özenli bir inceleme yapılıp yapılmadığını değerlendirmelidir (İlker Başer ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 75).
14. Yaşam hakkının usul boyutu, ölüm olayının meydana gelmesinden sonra yalnızca failler hakkında ceza soruşturması yürütülmesini değil; kamu makamlarının yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin de etkili, bütünlüklü ve derinlemesine araştırılmasını gerektirir. Bu yükümlülük, özellikle olay öncesinde kamu makamlarının belirli bir riskten haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği ileri sürülen durumlarda daha yoğun bir inceleme yapılmasını zorunlu kılar.
15. Somut olayda saldırı öncesinde DEAŞ terör örgütünün yılbaşı gecesi İstanbul’da saldırı gerçekleştirebileceğine ilişkin istihbarat bulunduğu, bu kapsamda eğlence yerleri bakımından özel tedbirler alınmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 31/12/2016 günü saat 15.00 ile 1/1/2017 günü saat 06.00 arasında faaliyet yürütmek üzere araç uygulama noktaları ile yaya arama, süzme ve devriye noktaları oluşturulmuştur. Saldırının gerçekleştiği gece kulübüne yakın üç ayrı bölgede yol uygulama noktası kurulmuş; saldırı öncesi saldırganın ticari taksiyle geçiş yaptığı anlaşılan devriye ekipler amirliği karşısındaki otobüs durağı önü uygulama noktasında toplam on beş polis memuru, gece kulübünün önü ile Kuruçeşme Parkı arasında ise yaya devriyesi olarak dört polis memuru görevlendirilmiştir.
16. Bu maddi olgular, idarenin yalnızca saldırıya ilişkin somut ve doğrudan bir ihbar alıp almadığı sorusuyla yetinilerek sonuca gidilmesine elverişli değildir. Asıl incelenmesi gereken mesele; mevcut istihbarat bilgisi, yılbaşı gecesine özgü risk değerlendirmesi, eğlence yerleri bakımından alınması kararlaştırılan tedbirler, uygulama noktalarının konumu, görevlendirilen personelin sayısı ve görev tanımı ile saldırganın güzergâhı birlikte değerlendirildiğinde, alınan tedbirlerin makul ve yeterli olup olmadığıdır.
17. Buna karşın idari makamlar, ön inceleme raporunda işaret edilen sorumluluk alanını daraltmış; saldırı öncesi tedbirlerin uygulanması, denetlenmesi ve koordine edilmesi bakımından sorumluluğu bulunan görevliler hakkında soruşturma izni vermemiştir. Böylece ölüm olayıyla bağlantılı olduğu ileri sürülen kamusal sorumluluk, daha başlangıç aşamasında dar bir çerçeveye hapsedilmiştir.
18. Başvurucuların açtığı tam yargı davasında da idari yargı mercileri, yaşam hakkının usul boyutunun gerektirdiği özen ve derinlikte bir inceleme yapmamıştır. Mahkeme, olayın aydınlatılması bakımından belirleyici nitelikte olan ilgili ceza dosyasını celbedip incelememiş; saldırının planlanması, olay öncesi istihbarat, kolluk tedbirlerinin uygulanma biçimi, saldırganın güzergâhı, uygulama noktasından geçişi, saldırı sonrasında serbest bırakılması ve olay öncesinde dron cihazıyla görüntü alınmasına ilişkin ihbar iddiası gibi hususları ceza dosyasındaki delillerle birlikte değerlendirmemiştir.
19. Oysa bu nitelikteki bir olayda idari yargı merciinin, yalnızca idarenin sunduğu bilgi ve belgelerle yetinmeyip ilgili ceza dosyasını getirterek oradaki delilleri, kamera kayıtlarını, tanık ve sanık beyanlarını, kolluk tutanaklarını, bilirkişi değerlendirmelerini ve yargılamada ulaşılan maddi olgu tespitlerini incelemesi gerekirdi. Aynı şekilde idari soruşturma ve ön inceleme sürecinde yapılan tespitlerin, hizmet kusuru iddiası bakımından hangi sonucu doğurduğu ayrıca tartışılmalıydı.
20. İdari yargı mercileri, sonuç olarak olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı kanaatine varmış; maddi tazminatı 5233 sayılı Kanun kapsamında sınırlı biçimde değerlendirmiş, manevi tazminata ise hizmet kusuru nedeniyle değil sosyal risk ilkesi uyarınca hükmetmiştir. Ancak başvurucuların asıl iddiası yalnızca terör saldırısı nedeniyle zarara uğradıkları değil, kamu makamlarının saldırıyı önlemeye yönelik gerekli ve makul tedbirleri almadığıdır. Bu iddianın karşılanabilmesi için olayın ceza dosyası, ön inceleme raporu ve idari soruşturma süreciyle birlikte bütün yönleriyle incelenmesi zorunludur.
21. Bu nedenle tazminat yargılaması, başvurucuların yaşam hakkının korunmasına ilişkin iddialarını etkili biçimde inceleyen bir yol olarak işlememiştir. Sosyal risk ilkesine dayalı tazminat, idarenin kusurunu veya yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğün ihlal edildiğini ortaya koyan bir giderim niteliğinde değildir. Ayrıca yargılamanın 2017 yılında açılan davadan sonra 2025 yılında kesinleştiği gözetildiğinde, ölüm olayıyla bağlantılı sorumluluğun ortaya çıkarılması bakımından gerekli makul ivedilik ve özenin gösterildiği de söylenemez.
22. Sonuç olarak başvurucuların yakınının yaşamını yitirdiği saldırıda kamu makamlarının önleyici ve koruyucu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği etkili, bütünlüklü ve derinlemesine bir incelemeye konu edilmemiştir. Özellikle ilgili ceza dosyasının celbedilip incelenmemesi, idari soruşturma sürecindeki tespitlerin hizmet kusuru bakımından tartışılmaması ve mevcut güvenlik tedbirlerinin somut olayın koşullarında yeterli olup olmadığının değerlendirilmemesi, tazminat yargılamasının olayın maddi gerçeğini ve idarenin sorumluluğunu ortaya koyma kapasitesini zayıflatmıştır.
23. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği kanaati ile çoğunluğun ihlal bulunmadığı yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
|
AYM, AZZA ALSAYEDA ALGENDI VE MOHAMMEDSHERIEN KHALIDI GHAZNAWİ, B. No: 2021/38367, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 277–293
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.