İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ABDULLAH CEYLAN VE DİĞERLERİ (2021/38147)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan işçilik alacaklarına ilişkin davanın reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-hukuk)Açıkça Dayanaktan Yoksunluk—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ABDULLAH CEYLAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/38147)

 

Karar Tarihi: 7/1/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Duygu BAKAY

Başvurucular

:

1. Abdullah CEYLAN

2. Ali Hüseyin ÜLKER

3. Hamit KILIÇASLAN

4. Mahmut BACACI

5. Tahsin DEMİRCİ

Vekili

:

Av. Nesrin Gülten AKTAŞ

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan işçilik alacaklarına ilişkin davanın reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucular, Belde A.Ş. (Şirket) bünyesinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Belediye) nezdinde şehir içi otobüs şoförü ve kepçe operatörü olarak çalışmaktadır. Başvurucular, Belediye ile Şirket arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu iddiası ile Belediyeye karşı gece zammı ödemesi, ilave tediye alacağı, ücret farkı (fazla mesai, hafta sonu ve hafta içi, genel tatil dâhil), sendikal ikramiye ve sosyal yardım ücretlerine ilişkin alacak davası açmıştır.

3. Kocaeli 3., 5. ve 6. İş Mahkemelerinde (Mahkeme) görülmeye başlanan davalar öncelikle Şirkete ihbar edilmiş; devam eden süreçte Mahkeme; başvuruculara ait hizmet dökümü, işyeri dosyası ile taraflarca sunulan belgeleri incelemiş, tanıkları dinlemiş, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi raporlarında yapılan değerlendirmelerde Belediye ile Şirket arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda yapılan incelemede öncelikle işin niteliği irdelenmiş; Şirketin özel bir uzmanlığa sahip olduğuna dair davalı savunması olmadığı, bu yönde dosyada bilgi de bulunmadığı, hizmetin ifasında gerekli olacak mesleki eğitimlerin Belediye tarafından verildiği, özel uzmanlık gerektiren işin yapılmasında kullanılacak herhangi bir alet ya da makinenin Şirket tarafından sağlanmadığı tespitleri yapılmıştır. Şirketin Belediye tarafından kurulduğu ve %99,98 hissesinin Belediyeye ait olduğu vurgulanan raporlarda, hizmet üretimi için uzmanlığa ve hukuksal bağımsızlığa sahip olmayan Şirketin Belediyenin talimatı olmadan ya da Belediyeden yazılı onay almadan işçilerin sözleşmesini feshedemediği hususuna dikkat çekilmiş, keşif esnasında da Belediyenin kadrolu işçileri ile Şirket personelinin birlikte çalıştıkları ve aynı işi yaptıkları tespit edilmiştir. Yüklenici şirketler değişse dahi başvurucuların yedi ila on yıl arasında değişen sürelerde davalı işyerinde çalışmaya devam ettiği belirtilen raporlarda, Şirket ile Belediye arasında işçi teminine yönelik bir ilişki söz konusu olduğu, geçerli bir alt işverenlik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

4. Dosya kapsamında toplanan tüm bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporları doğrultusunda Mahkemelerce yapılan nihai değerlendirme neticesinde muvazaa iddiası yönünden davaların kabulüne, alacak kalemleri yönünden ise bir kısmının zamanaşımı nedeniyle reddine, bir kısmının ise kabulüne hükmedilmiştir.

5. Davalı Belediye tarafından Mahkeme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. ve 10. Hukuk Dairelerince (Bölge Adliye Mahkemesi) yapılan incelemelerde bir kısım dosyalar yönünden istinaf talebi esastan reddedildiği hâlde bir kısım dosyalar yönünden ise istinaf talebinin kabulü ile gerekçeli kararın kaldırılmasına ve davanın esastan reddine hükmedilmiştir. Davanın reddine yönelik istinaf kararlarında yapılan incelemede 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 67. maddesine değinilmiştir. İlgili düzenlemeye göre belediyelerin toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri de dâhil Kanun maddesinde sayılan çeşitli hizmetleri ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebileceği belirtilmiştir. Bahsi geçen düzenlemenin muvazaa iddialarının araştırılmasına engel teşkil etmeyeceğine dikkat çeken Bölge Adliye Mahkemesi, genel muvazaa kriterleri kapsamında araştırma yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde başvurucuların, Belediye tarafından kurulan Şirket ile K.K. A.Ş.nin işçisi olarak çalıştıkları ve bu şirketler ile Belediye arasında yapılan sözleşmeler kapsamında Belediye bünyesinde hizmet verdikleri tespiti yapılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarına değinen Bölge Adliye Mahkemesi, kanunun vermiş olduğu yetkiye dayanarak Belediye tarafından kurulan şirketlere Belediyenin bir kısım işlerinin gördürülmesinin işçi temini olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirmiştir. Alt işverenlik ilişkisinin geçerli olarak kurulduğu sonucuna varılan kararlarda buna bağlı olarak işçilik alacaklarının da reddi gerektiği ifade edilmiştir.

6. Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf talebinin kabulü ile reddi yönündeki kararlara karşı Belediye ve başvurucular tarafından temyiz kanun yoluna gidilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (Yargıtay) tarafından yapılan incelemelerde Bölge Adliye Mahkemesinin davanın reddi yönünde tesis ettiği kararlar onanarak kesinleşmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin reddi üzerine yapılan incelemelerde ise Yargıtay tarafından gerekçeli karara yönelik bozmaya hükmedilmiş ve dava dosyaları Mahkemesine geri gönderilmiştir. Bozma kararlarında 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesine yer verilmiştir. Buna göre büyükşehir belediyelerinin kendilerine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilecekleri, mülkiyeti veya tasarrufundaki toplu ulaşım hizmetleri, sosyal tesisler vb. yerlerin işletmesini, %50'sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere devredebileceği düzenlenmiştir. Yargıtay, bu kapsamda Şirket hissesinin büyük bir kısmının ya da tamamının Belediyeye ait olmasının tek başına aradaki ilişkinin geçersiz olduğu şeklinde değerlendirilemeyeceğine, somut olayda Belediye ile dava dışı şirketler arasındaki ilişkinin geçerli olduğu kanaatine varmıştır.

7. Yargıtayın bozma kararı üzerine dosya kendisine gelen Mahkemece yapılan değerlendirmede bozmaya uymak suretiyle davaların reddine hükmedilmiş ve bu kararlar temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

8. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Aralarında bağlantı bulunması nedeniyle süresi içinde yapılan 2021/38154, 2021/38167, 2021/38294 ve 2021/39577 numaralı başvuruların süresinde yapılan 2021/38147 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

10. Başvurucular; muvazaa iddiasına dayalı olarak seri davalar açıldığını, tam da bu süreçte Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin birleştiğini ve 2020 yılında ilke kararı ile içtihat değişikliğine gidildiğini, ancak değişiklik ile ilgili gerekçe ortaya konulmadığını, bu kapsamda bir kısım dosyalarda aynı maddi olaya ilişkin muvazaa iddiası kabul edilmekle birlikte bir kısım dosyalarda ise davaların reddine karar verildiğini belirtmiştir. İçtihat değişikliğinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğunu, 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesinin muvazaa iddiasını incelemeye engel olmadığını belirten başvurucular, bu yönde içtihat değişikliği öncesi pek çok emsal Yargıtay kararı bulunduğunu açıklamıştır. Öte yandan başvurucular anılan düzenlemenin uygulama alanının 24/12/2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 83. maddesi ile kaldırıldığını ileri sürmüştür. Somut olaya ilişkin olarak ise başvurucular, farklı mahkemelerde açılan davalarda alınan bilirkişi raporlarının tamamında mahallinde yapılan incelemeler neticesinde muvazaanın varlığına kanaat getirildiğini, bu kapsamda raporda yer alan tespitlerin maddi gerçeği yansıttığını ve muvazaayı kanıtlar nitelikte olduğunu, Belediyede kadrolu çalışan işçiler ile aynı görev ve sorumluluklara sahip oldukları hâlde hak ve menfaatler açısından eşitliğin bulunmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yargı mercileri tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeler bakımından başvurucuların şikâyetinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık tarafından ayrıca Belediyeden gönderilen müzekkere cevabından başvurucuların emekliye ayrıldığı, çalıştığı son Şirket olan Belde A.Ş.'nin de taraf olduğu bir Toplu İş Sözleşmesinin (TİS) bulunduğu, başvuruculara ödenen tüm tazminatların bu TİS'e göre hesaplandığı ve eksiksiz olarak başvuruculara ödendiği vurgulanmış; Belediyeden başvuruya ilişkin olarak temin edilen bilgi ve belgeler yazı ekinde gönderilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın ve Belediyenin görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

12. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların şikâyetinin özü, içtihat değişikliği nedeniyle benzer nitelikteki davalarda farklı yönde kararlar verildiği ve somut olay ile hukuk kurallarının hatalı değerlendirildiği hususuna ilişkindir. Bu kapsamda başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

13. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

14. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

15. Öncelikle adil yargılanma hakkının hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almadığı hatırlatılmalıdır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması yargı mercilerinin takdirindedir. Öte yandan aynı nitelikteki uyuşmazlıkla ilgili olarak değişik mahkemelerin farklı kararlar vermesi de tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmemektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerince yapılan yorumların hukuka uygun olup olmadığını denetleme ve bu yorumları birleştirme gibi bir görevinin bulunmadığının altı çizilmelidir. Anayasa Mahkemesinin açıkça keyfî olmayan veya bariz takdir hatası da içermeyen bir yorumdan dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedebilmesi için bu yorumun yerleşik hâle gelen bir içtihattan saptığına veya derinleşmiş ve süregelen bir nitelik kazanan içtihat farklılığına dayandığına ikna olması gerekir (Adem Aydil [1. B.], B. No: 2019/24622, 10/12/2024, § 17).

16. Başvuruya konu yargılamalarda başvurucular, muvazaa iddiasına dayalı işçilik alacaklarının tazmini talebiyle dava açmıştır. Bu kapsamda mahkemelerce yapılan incelemelerde bilirkişi raporları doğrultusunda muvazaa iddiasının kabulüne hükmedildiği, buna mukabil Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili daireleri tarafından yapılan incelemelerde Belediyenin, kanunun verdiği yetkiye istinaden kendi kurduğu yahut büyük oranda hissedarı olduğu şirketlerle alt işverenlik ilişkisi kurmasının tek başına muvazaalı ilişki kurulduğu anlamına gelmeyeceği belirtilerek davaların reddedildiği anlaşılmıştır.

17. Başvurucuların öncelikli iddiası 2020 yılında ilke kararı ile içtihat değişikliğine gidilmesi nedeniyle davalarının reddedildiği, içtihat değişikliğine dair ilke kararının mevcut uygulamadan neden vazgeçildiğine dair yeterli gerekçe içermediği hususuna ilişkindir. 2020 yılı Eylül ayında Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri birleştirilmiş ve 22. Hukuk Dairesi kapatılmış, 9. Hukuk Dairesi aynı yıl İçtihat Farklılıklarının Görüşülmesine Dair 41 İlke Kararı yayımlamıştır. Bu kararlar içinde asıl işveren alt işveren arasındaki ilişkiye dair iki hususa değinildiği görülmüştür. Bunlardan biri zamanaşımı defi meselesi, bir diğeri de feragat müessesesinin uygulama şekliyle ilgili olup doğrudan muvazaa ile ilgili yahut 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesi ile ilgili bir içtihat ortaya konulmadığı anlaşılmıştır. Bu noktada başvurucular 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesi nedeniyle yargı mercilerinin muvazaa incelemesi yapmaktan imtina ettiğini ileri sürmüşse de başvuruya konu kararlar incelendiğinden tam tersine anılan maddenin muvazaa incelemesine engel olmayacağı ancak alt işveren Şirketin hisselerinin büyük oranda Belediyeye ait olmasının da tek başına muvazaaya gerekçe olamayacağı yönünde değerlendirme yapıldığı görülmektedir.

18. Mahkemelerin münferit bazı olaylarda farklı kararlar vermesi, kuralın öngörülebilir olma niteliğini yitirdiğinin söylenebilmesi için yeterli olmayıp içtihat farklılığının derinleşmiş ve müzmin hâle gelmiş olması gerekir. Ayrıca spesifik bazı olaylarda verilmiş farklı kararların bulunduğundan hareketle içtihat farklılığının derinleştiği ve süregelen bir boyut kazandığı da kabul edilemez. Anayasa Mahkemesinin bir konuyla ilgili olarak verilmiş tüm mahkeme kararlarını yeknesak hâle getirme gibi bir işlevi bulunmadığı gibi mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılıkları giderme ödevi de mevcut değildir (Selahattin Bayri [1. B.], B. No: 2018/32374, 15/9/2021, § 42). Bu kapsamda her ne kadar başvurucuların bahsettiği şekliyle münferit bir davada lehe karar verildiği görülmüş ise de aynı maddi olaya ilişkin Yargıtayın başka kararlarında mevcut başvurudaki ile paralel olacak şekilde değerlendirme yapıldığı ve davaların reddine hükmedildiği tespit edilmiştir (bkz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3/2/2021 tarihli ve E.2020/327, K.2021/3296; 27/1/2021 tarihli ve E.2019/5562, K.2021/2437; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2109, K.2020/12788; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2105, K.2020/12784; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2104, K.2020/12783; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2107, K.2020/12786 sayılı kararları).

19. Anayasa Mahkemesinin görevi, Yargıtay daireleri arasında spesifik belirli bir maddi olay üzerine yapmış oldukları değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan farklı hukuki yorumlardan birine üstünlük tanınmasını sağlamak değildir. Anayasa Mahkemesinin asıl görevi; mevcut hukuki yorumlar yapılırken açıkça keyfî hareket edilip edilmediğini, bariz takdir hatasında bulunulup bulunulmadığını tespit etmektir (benzer yönde bkz. Adem Aydil, § 22).

20. Bu itibarla başvuru konusu olayda başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, başvurucuların iddialarını ve itirazlarını ileri sürme imkânından yoksun bırakılmadığı, yargı mercilerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

21. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,

B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ABDULLAH CEYLAN VE DİĞERLERİ, B. No: 2021/38147, 07.01.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 01, sayfa 329–333

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.