Karar yılı 2025 · İkinci Bölüm
A.C. VE DİĞERLERİ (2021/36440)
- Yaşam hakkı
- Kötü muamele yasağı
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; yaşamının tehlikeye gireceği veya kötü muameleye maruz kalacağı ülkeye sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının, sınır dışı etme davasında bazı usul güvencelerine aykırı davranılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Yaşam hakkı | Yaşamsal tehlikeye rağmen sınır dışı | İhlal | Yeniden yargılama, Sınırdışı edilmeme |
| Kötü muamele yasağı | Kötü muamele riskine rağmen sınır dışı | İhlal | Yeniden yargılama, Sınırdışı edilmeme |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Yargılamanın sonucuna ilişkin iddialar (idare) | Konu Bakımından Yetkisizlik | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
A.C. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/36440) |
|
|
|
Karar Tarihi: 3/12/2025 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Merve ARSLANTÜRK |
|
Başvurucular |
: |
1. A.C. 2. R.C. 3. S.C. |
|
Vekili |
: |
Av. Taner KILIÇ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yaşamının tehlikeye gireceği veya kötü muameleye maruz kalacağı ülkeye sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının, sınır dışı etme davasında bazı usul güvencelerine aykırı davranılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Uluslararası Koruma Başvurusuna İlişkin Süreç
5. İkinci başvurucu 1967 doğumlu, Afganistan uyruklu bir erkektir. Diğer başvurucular ise ikinci başvurucunun 2000 ve 2002 doğumlu, Afganistan uyruklu çocuklarıdır.
6. İkinci başvurucu 19/9/2014 tarihinde kendisiyle gelen ve refakatinde kayıtlı olan aile üyeleri (birinci başvurucu, üçüncü başvurucu ve 2006 doğumlu oğlu M.C.) adına Erzincan Emniyet Müdürlüğü nezdinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş ve yaptığı başvuruya ilişkin dilekçesinde ülkesinde gördüğü baskılardan, can güvenliğinin sağlanamamasından ve ekonomik sıkıntılardan dolayı ülkesini terk etmek zorunda kaldığını ifade etmiştir.
7. İkinci başvurucuyla uluslararası koruma statüsünün belirlenmesi amacıyla aynı gün tercüman eşliğinde polis memurunca mülakat yapılmıştır. İkinci başvurucu bu mülakatta, Türkiye'ye 12/9/2014 tarihinde İran'dan yasal olmayan yollarla giriş yaptığını, hiç gözaltına alınmadığını veya tutuklanmadığını, hayatı boyunca kötü muameleye maruz kalmadığını, aile üyelerinden herhangi birinin yetkililerle sorun yaşamadığını ve beş kardeşinin Afganistan'da olduğunu ifade etmiştir. İkinci başvurucu, uluslararası koruma başvurusunda bulunma nedenini şu şekilde açıklamıştır:
“...Uluslararası koruma başvurusu yapmak istememin sebebi ise İran’da yeterince güvenliğin sağlanamamasıdır. Bir de ekonomik sebepler ve geçim sıkıntısı da buna eklenince İran’ı terk etmek zorunda kaldım. İran’a geri dönmek istemiyorum ve üçüncü bir ülkeye gitmek üzere uluslararası koruma başvurusunda bulunuyorum.”
8. Polis memuru 27/11/2014 tarihli mülakat raporunda ikinci başvurucunun uluslararası koruma başvurusu ile ilgili olarak inandırıcılık, korku ve risk değerlendirmesi yapmış; menşe ülkesinde herhangi bir suçtan dolayı tutuklanmaması, siyasi baskı ve zulme maruz kalmaması ve mülakatında rahat tavırlar sergilemesi nedeniyle zulüm korkusunu inandırıcı bulmamıştır. Raporda aile bireylerinin hâlâ ülkelerinde yaşamaları, başvurucunun mülakatında rahat tavırlar sergilemesi nedeniyle herhangi bir korku emaresi göstermediği ve açıklanan konular çerçevesinde ailesinin ülkesinde bulunduğu düşünüldüğünde başvurucunun ülkesine gönderilmesinde risk faktörü görülmediği, bu tespitler neticesinde başvurucunun ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri nedeniyle zulme uğrayan ya da haklı nedenlerle zulme uğrama korkusu bulunan ve bulunduğu ülkenin korumasından yararlanamayan şahıslardan olmadığı kanaati bildirilmiştir.
9. İkinci başvurucu ve refakatindeki aile üyelerinin (birinci başvurucu, üçüncü başvurucu ve 2006 doğumlu oğlu M.C.) müracaatları genel usuller kapsamında değerlendirilmiş ve Erzincan Valiliğinin (Valilik) 14/1/2015 tarihli kararıyla uluslararası koruma talebinin reddine karar verilmiştir.
10. İkinci başvurucu, anılan karara karşı Ankara 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Başvurucunun bu dava kapsamında ileri sürdüğü iddialara göre Afganistan'da yaşarken dayısı, oğlunun bir kazada yanarak ölümünden başvurucuyu sorumlu tutmuştur. Başvurucu; etnik olarak Hazara, mezhep olarak ise Şii'dir. Başvurucunun dayısı ise etnik olarak Tacik, mezhep olarak Sünni'dir. Başvurucunun dayısı ve dayısının ailesi Taliban yanlısı bir ailedir. Taliban'ın da Şii ve Hazara etnik kökenine sahip insanlara karşı olumsuz bir tavrı olduğu bilinmektedir. Bu etnik yapıdaki insanların Afganistan'ın genelinde çok ciddi sorunları olduğu, güvenliklerinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucu, ailesi ile birlikte Hazara ve Şiilerin yaşadığı Jaghuri bölgesine gitmiş ancak Taliban'ın bölgeye gelmesi üzerine bölgeden kaçmıştır. Kaçtıktan sonra başvurucu; evinin, arabasının ve diğer eşyasının zaptedildiğini öğrenmiştir. Ayrıca kendisi ve ailesinin ölümle tehdit edilmesinden ötürü artık Afganistan'da yaşayamayacağını anlayarak İran'a geçmiştir. Bununla beraber ilk olarak ulaştıkları İran'ın da artık Afgan mülteciler için güvenli olmaması nedeniyle İran'dan kaçarak Türkiye'ye gelmiştir. Bu nedenlerle ülkelerine gönderilmeleri hâlinde can güvenlikleri olmayacaktır.
11. Ankara 1. İdare Mahkemesi yaptığı yargılama sonunda dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idarenin temyiz talebi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) kararı bozmuştur. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama neticesinde Ankara 1. İdare Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme talepleri Dairece reddedilmiş, karar 14/5/2024 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Valiliğin 6/1/2020 tarihli kararıyla ikinci başvurucu ve refakatinde kayıtlı olan aile üyelerine (birinci başvurucu, üçüncü başvurucu ve 2006 doğumlu oğlu M.C.) şartlı mülteci statüsü tanınmış ise de Valiliğin 16/2/2021 tarihli kararıyla haklarında daha önce uluslararası koruma başvurularının reddine karar verildiği gerekçesiyle sehven verildiği belirtilen bu statü iptal edilmiştir.
B. Sınır Dışı Etme Kararına İlişkin Süreç
13. Valilik 30/3/2021 tarihinde, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi uyarınca başvurucular hakkında sınır dışı etme kararı almıştır.
14. Başvurucular, sınır dışı etme kararına karşı 2/4/2021 tarihinde Erzincan İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmış; Afganistan'dan kaçma ve Türkiye'ye sığınma nedenlerinin ikinci başvurucuya ilişkin nedenler olduğunu belirtmiş ve uluslararası koruma talebinin reddine karşı açılan iptal davasındaki iddiaları yinelemiştir (bkz. § 10). Buna ek olarak Taliban'ın bulundukları bölgede zorla para topladığını, 2014 yılında bir akşam bulundukları bölgeye gelip para istediğini, ikinci başvurucunun kız kardeşinin oğlunun bu duruma itiraz etmesi üzerine onu apar topar götürdüklerini ve ertesi gün bu kişiyi ölü hâlde bulduklarını ifade etmiştir. İddialarına göre ikinci başvurucunun yeğeninin cenazesinde Peştun olan imam, Hazaraların kaçarak canlarını kurtarmasını, aksi takdirde Taliban'ın hepsini öldüreceğini söylemesi üzerine hemen o gece bölgeden kaçmışlardır. İkinci başvurucu ve refakatindeki aile üyelerine şartlı mülteci statüsü tanındığını açıklamıştır.
15. Başvurucular 22/6/2021 tarihinde dava dosyasına giren dilekçelerinin ekinde İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı (Göç İdaresi) tarafından hazırlanan 28/2/2020 tarihli Taliban'ın hedef aldığı kişiler ve gruplar ile ilgili Afganistan menşe ülke raporunu sunmuştur. Bu raporun ilgili kısmı şöyledir:
"...
DİNİ AZINLIK MENSUPLARI
Hükümet Dışı Unsurlar tarafından düzenlenen saldırılar arasında kompleks saldırılar ile intihar saldırılarının yanı sıra ibadethanelerde veya köylerde bulunan Şiilerin hedef alınması, ortadan kaybolması, kaçırılması ve hedef gözeterek öldürülmesi olaylarının olduğu bildirilmektedir.
Dine dayalı ayrımcılık ve kötü muamele ile etnik kökene dayalı ayrımcılık ve kötü muamele arasında net bir ayrım yapmak her zaman mümkün değildir. Afganistan’da etnik köken ve dinin ayrılmaz bir biçimde birbirine bağlı olduğu unutulmamalıdır; özellikle çoğu Şii olan Hazaralarda durum bu şekildedir. Afganistan’da en büyük Şii topluluk Hazara’lardır. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10-15’ine tekabül eden Hazaralar (Herat çevresindeki Batı Hazaralar hariç) çoğunlukla Şii olmakla beraber ülkedeki üçüncü büyük etnik azınlık konumundadır. Hazaralar sadece dini inançları nedeniyle saldırıya uğramazlar, aksi takdirde Hazara olmayan Şiilere karşı da düzenli saldırılar olurdu. Hazara halkının neden farklı Afgan hükümetleri tarafından hedef alındığının cevabı, ülkenin baskın güçlerine potansiyel olarak meydan okuyabilecek ve tehdit edebilecek merkezi etnik grup olmaları gerçeğidir. Taliban’a muhalefetiyle tanınan etnik bir grubun yaşadığı merkezi bir bölgeyi kontrol altına almak, ulusal güç savaşında oyun değiştirici etki yaratabilir. Taliban, Peştun dışındaki bölgeleri yönetebildiklerini kanıtlamak istemektedir, şimdiye kadar Hazara bölgeleri istisna olmuştur. Ancak Gazni vilayetinde ağırlıklı olarak Şii Hazaraların yoğun bulunduğu Caguri’deki barış, geçen hafta (2018 yılı) Taliban militanlarının ele geçirmek için büyük bir saldırı başlatmasıyla paramparça olmuştur. Saldırılar, ilk olarak Uruzgan ilinde başlamış, daha sonra Gazni ilinin iki ilçesi olan Caguri ve Malistan’a devam etmiştir. Bunlar Afganistan’da Hazara halkı için en güvenli bölgeler arasında sayılan iki vilayettir.
Yerel basında çıkan haberlerde Taliban’ın Has (Xas) Uruzgan köylerinde 31 sivili öldürdüğü ve birçoğunun evlerinin önünde yakın mesafeden vurularak öldürüldüğü bildirilmektedir. Birçoğu Bamyan, Gazni ve Kabil’e kaçmaya çalıştığı esnada yakalanarak öldürülmüştür. Cumhurbaşkanı Gani tarafından durumu değerlendirmek üzere görevlendirilen bir heyet üyesi, Has, Uruzgan ve Gazni’deki nüfusun yüzde 60’ının evlerinden kaçmak zorunda kaldığını iddia etmiştir.
Şiddet, aynı zamanda Hazaraların merkezi hükümetin eyleme geçememesinden duyulan hayal kırıklığıyla silahlanabilecekleri yönündeki endişeleri açığa çıkarmaktadır. Taliban ise, yaptığı açıklamada, ’bu saldırılar herhangi bir etnisiteye, herhangi bir gruba veya dine karşı değildir’ demektedir.
Hazaralar sadece Taliban’ın hedefi olmamakta, aynı zamanda DAEŞ’in de saldırılarına maruz kalmaktadır. DAEŞ, bu tür saldırıları, binlerce Hazara’nın Suriye’deki İran destekli milislere katılması nedeniyle misilleme amaçlı yaptığını açıkça dile getirmektedir.
Başkent Kabil’de Hazaralar tekrar tekrar şiddet görmüştür. Hazara protestolarını, Şii camilerini ve türbeleri hedef alan saldırılarda yüzlerce kişi ölmüştür. Bir intihar bombacısının patlayıcı yüklü yeleğini 12 Kasım’da Kabil’deki bir Hazara protestosu yakınında patlattıktan sonra en az altı kişi öldü ve daha fazla sayıda kişi yaralanmıştır."
16. Taliban'ın Amerika Birleşik Devletleri ve NATO'nun Afganistan'dan çekilme süreciyle ivme kazanan sahada ilerleyişi 15/8/2021 tarihinde ülke genelinde büyük oranda hâkimiyetini kurmasıyla ve başkent Kabil'i ele geçirmesiyle sonuçlanmıştır (bkz. https://www.mfa.gov.tr/afganistan-siyasi-gorunumu.tr.mfa).
17. Mahkeme 20/8/2021 tarihinde başvurucunun uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi nedeniyle 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi uyarınca sınır dışı etme kararı alınacaklar kapsamında olduğu, aynı Kanun'un 55. maddesi çerçevesinde sınır dışı etme kararı alınmayacaklar kapsamında olduğuna dair yeterli somut bilgi ve belgenin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kesin olarak reddine karar vermiştir.
18. Nihai karar başvurucular tarafından 26/8/2021 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 6458 sayılı Kanun'un "Geri gönderme yasağı" başlıklı 4. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez."
20. 6458 sayılı Kanun'un bireysel başvuru tarihi itibarıyla "Sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesi şöyledir:
"(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.
(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez."
21. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etme kararı alınacaklar" başlıklı 54. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:
...
i) Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar
..."
22. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar" başlıklı 55. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
...
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar
..."
B. Uluslararası Hukuk
1. Uluslararası Mevzuat
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
..."
24. Sözleşme'nin "İşkence yasağı" başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde kötü muamele yasağının ihlal edileceğine ilişkin şikâyetlerle ilgili ilkesel yaklaşımı için bkz. A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, § 38.
26. AİHM M.H./Finlandiya (B. No: 42255/18, 16/6/2020) kararında, Afganistan'daki genel insan hakları durumuna ilişkin güncel ülke bilgilerinin tek başına başvurucunun bu ülkeye geri gönderilmesi hâlinde Sözleşme'nin ihlal edileceğini gösterecek nitelikte olmadığı sonucuna varmıştır. AİHM aynı şekilde Hazaraların Afganistan'daki özel durumunun da kendi başına başvurucunun Hazara kökenine dayanılarak yapılacak bir sınır dışı işlemini Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağdaşmaz kılmadığını tespit etmiş, bu nedenle başvurucunun kişisel koşulları ve bireysel risk profili üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Söz konusu kararda Afganistan'a ilişkin ülke bilgileri ve dayanak rapordaki tespitler şöyledir :
"III. AFGANİSTAN HAKKINDA İLGİLİ ÜLKE BİLGİSİ
A. Genel güvenlik durumu
33. Avrupa İltica Destek Ofisi’nin (EASO) Haziran 2019 tarihli ’Menşe Ülke Bilgi Raporu: Afganistan – Güvenlik durumu’na göre:
Çeşitli kaynaklar, Afganistan’daki durumu uluslararası nitelikte olmayan bir silahlı çatışma olarak değerlendirmektedir.
Birleşmiş Milletler, Aralık 2018’de şu tespiti yapmıştır:
‘Güvenlik durumu istikrarsızlığını sürdürmüş, olaylar yüksek seviyede gerçekleşmeye devam etmiştir. Bazı kategorilerdeki güvenlik olaylarının sayısında hafif düşüş olsa da, belirli saldırıların şiddetinin artması nedeniyle toplam zayiat sayısı yükselmiştir. […] En fazla olay, güney bölgesinde, bunu doğu ve güneydoğu bölgeleri izlemiştir.’
ABD Savunma Bakanlığı ise Aralık 2018 tarihli raporunda şöyle demiştir:
‘Afgan hükümeti, Kabil, ana yerleşim merkezleri, başlıca ulaşım güzergâhları, vilayet merkezleri ve ilçe merkezlerinin çoğunda kontrolü sürdürmüştür. Bu raporlama döneminde Taliban, kırsal alanlarda sahip olduğu hareket serbestisini, zayıf korunan ilçe merkezleri ve kontrol noktalarına yoğun güç yığmak için kullanmıştır. Taliban’ın daha asimetrik bir yaklaşım benimsediği yönündeki beyanına rağmen, grup kontrol noktalarına ve ilçe merkezlerine baskınlar düzenlemeye ve yerleşim merkezlerini tehdit etmeye devam etmiştir. Bu tür saldırılar, Taliban’ın kontrol ettiği topraklarda önemli bir genişlemeyle sonuçlanmamış, ancak Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Kuvvetleri’nin müdahale kapasitesini sınamış ve Afgan Ulusal Ordusunun bazı bölgelerde aşırı derecede yayılmasına neden olmuştur.’
34. İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın, Temmuz 2019 tarihli ’Afganistan: güvenlik ve insani durum’ başlıklı Ülke Politikası ve Bilgi Notu’na göre:
’2.4.15. 2018 yılında sivil kayıpların en yüksek olduğu vilayetler Kabil, Nangarhar, Helmand, Gazni ve Faryab olmuştur. 2017 ile karşılaştırıldığında, Kabil’de %2, Nangarhar’da %111, Gazni’de %84 ve Faryab’da %1 oranında artış, Helmand’da ise %11 oranında azalma olmuştur (Sivil kayıplar bölümüne bakınız). 2018’deki güvenlikle ilgili olayların çoğu Badghis, Farah, Faryab, Gazni, Helmand, Kandahar, Uruzgan ve Herat vilayetlerinde meydana gelmiş, 2017 yılına kıyasla güvenlikle ilgili olaylarda genel olarak %5 oranında azalma kaydedilmiştir. 16 Kasım 2018 ile 7 Şubat 2019 tarihleri arasında UNAMA, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla güvenlikle ilgili olaylarda %8 ve intihar saldırılarında %61 oranında azalma tespit etmiştir.
…
8.2.5. 28 Şubat 2019 itibarıyla vilayet bazında Afganistan’daki ayırım gözetmeyen şiddet:
Sadece varlığın bile, Nitelikli Mülteci Yönergesi’nin 15(c) maddesi uyarınca ciddi zarar riski doğurduğu alanlar:
• Nangarhar vilayeti.
Ayırım gözetmeyen şiddetin yüksek düzeyde olduğu ve ciddi zarar riski doğması için kişisel unsurlar bakımından daha düşük düzeyde etkenlerin yeterli olduğu alanlar:
• Farah, Faryab, Gazni, Helmand, Kunar, Kunduz, Laghman, Paktia ve Zabul vilayetleri.
Ayırım gözetmeyen şiddetin mevcut olduğu, fakat yüksek seviyede olmadığı ve ciddi zarar riski için daha yüksek düzeyde bireysel unsurların arandığı alanlar:
• Badakhshan, Badghis, Baghlan, Balkh, Ghor, Herat (Herat şehri hariç), Jawzjan, Kabil, Kandahar, Kapisa, Khost, Logar, Nimroz, Nuristan, Paktika, Sar-e-Pul, Takhar, Uruzgan ve Wardak vilayetleri.
Ayırım gözetmeyen şiddetin çok düşük seviyede bulunduğu ve genel olarak 15(c) maddesi uyarınca ciddi zarar riski doğmadığı kabul edilen alanlar:
• Bamyan, Daykundi, Parwan ve Samangan vilayetleri ile Herat şehri ve Mezar-ı Şerif.
Nitelikli Mülteci Yönergesi’nin 15(c) maddesi anlamında silahlı çatışma bulunmayan alanlar:
• Panjshir vilayeti.’
⸻
B. Hazaralar
35. İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın, Ağustos 2018 tarihli “Afganistan: Hazaralar” başlıklı Ülke Politikası ve Bilgi Notu’nda şu değerlendirme yer almaktadır:
’2.4.5. Genel olarak, Hazaraların maruz kaldığı devlet kaynaklı ayrımcılık seviyesi, tek başına zulüm veya ciddi zarar riski doğuracak düzeyde değildir. Bununla birlikte karar vericiler, kişinin gerçek risk altında olmasına yol açacak, kendisine özgü belirli faktörlerin bulunup bulunmadığını değerlendirmelidir. Her vaka, olayların kendi koşulları çerçevesinde incelenmeli ve kişinin maruz kalacağı ayrımcılığın düzeyinin, iadesi halinde zulüm ve/veya ciddi zarar riski doğuracak seviyede olduğunu ortaya koyma yükümlülüğü başvurucuya aittir.’
⸻
C. Sağlık hizmetleri
36. EASO’nun Ağustos 2017 tarihli ‘Afganistan: Temel sosyo-ekonomik göstergeler, Devlet koruması ve Kabil, Mezar-ı Şerif ve Herat şehirlerinde hareketlilik’ raporunda şu bilgiler yer almaktadır:
’Alman Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), IOM ve ZIRF Danışmanlığı tarafından 2016 yılında yayımlanan bir bilgi notuna göre ‘Afganistan’da kamu sağlık sigortası bulunmamaktadır … Devlete ait kamu hastaneleri ücretsiz tedavi hizmeti sunmakta, ancak zaman zaman ilaç eksikliği görülebilmekte ve hastalar ilaçları özel tıbbi depolardan temin etmeye yönlendirilebilmektedir. Muayene, tetkik ve laboratuvar hizmetleri bu hastanelerde ücretsizdir. Afganistan’da sayıca sınırlı devlet hastanesi bulunmakta ve bu hastanelerde ücretsiz hizmet sunulmaktadır.’ Afganistan uzmanı Antonio Giustozzi’ye göre, kamu sağlık tesislerinde çalışan hekimler için, hastayı görürken para talep etmek yaygındır. Yolsuzluğun ‘hastalar için verilecek gayriresmî ödemeler sebebiyle tedavi maliyetini yükselttiği ve bu durumun, sağlık hizmetine ulaşmak için gerekli gayriresmî ödemeleri karşılayamayan kişiler açısından önemli bir engel oluşturduğu’ düşünülmektedir.
Temel hizmetler ücretsiz sunulmakla birlikte, tedavinin toplam maliyeti yüksek kalmakta ve bu durum, tedaviden kaçınmanın başlıca sebebi olarak görülmektedir. En yüksek maliyetler, ilaç alımı, laboratuvar testleri, yatarak tedavi, ulaşım, muayene ücretleri ve yolsuzlukla bağlantılıdır.
Sağlık hizmetlerine erişim, hastaların ekonomik durumuna bağlıdır. MedCOI bilgi kaynaklarına göre: ‘Daha zengin Afganlar, Afganistan içinde ve zaman zaman yurt dışındaki özel sağlık hizmetlerinden, ayrıca Genişletilmiş Temel Sağlık Hizmetleri (EPHS) ve Temel Sağlık Hizmetleri Paketi (BPHS) sistemlerinden yararlanabilmektedir. Ödeme gücü daha sınırlı olanlar yalnızca BPHS ve EPHS sistemlerine erişebilmektedir. En yoksul ve en uzak bölgelerde yaşayan toplumsal kesimler ise hiçbir resmî sağlık hizmetine fiilen erişememektedir.’ Özel bir sağlık kuruluşunda basit bir muayenenin maliyeti en az 40 ABD dolarıdır.
⸻
D. Ülke içinde güvenli bölgeye yerleşme alternatifi
37. EASO’nun 21 Haziran 2018 tarihli ’Afganistan Ülke Rehberliği – Rehber Notu ve ortak analiz’ raporuna göre:
‘Bu alt bölüm, iç yer değiştirme alternatifi (IPA) değerlendirilirken göz önüne alınması gereken sonuçları ve ilgili unsurları içermektedir.
Özetle, Kabil, Herat ve Mezar-ı Şerif şehirlerinde, hiçbir ek kırılganlığı bulunmayan, bekar yetişkin erkekler ve çocuksuz evli çiftler için, bu şehirlerde destek ağı bulunmasa dahi IPA’nın makul olduğu sonucuna varılmaktadır. Temel ihtiyaçlarını (gıda, barınma ve hijyen) karşılayabilmeleri için, diğer başvuru profillerinin, genel olarak potansiyel IPA bölgesinde bir destek ağına ihtiyaç duyacağı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, IPA’nın makullüğünü değerlendirirken, başvurucunun ek bireysel koşullarının da dikkate alınması gerekebilir.’ "
3. Uluslararası Raporlar
27. Avrupa Birliği Sığınma Ajansı (EUAA) tarafından Mayıs 2024'te güncellenen Afganistan Ülke Rehberi'nin ilgili kısmı şöyledir:
"3.14.2. Hazara etnik kökenine mensup kişiler ve diğer Şiiler
2024 Bu profil, Hazara etnik kökenine mensup kişileri ve Şii dinine mensup diğer kişileri içermektedir. Afganistan’da iki ana Şii topluluğu bulunmaktadır: ana Şii kolu İthna Ashariya (’Onikiler’) ve daha küçük olan İsmaili kolu (’Yediler’). Çoğunlukla, Hazara etnik kökenine mensup kişiler Şii dinine mensuptur [Targeting 2022, 6.1., s. 126].
Hazara nüfusunun çoğunluğu Hazarajat’ta yaşamaktadır. Kabil, Herat ve Mezarı-ı Şerif şehirlerinde de önemli Hazara nüfusu bulunmaktadır [Targeting 2022, 6.4.1., s. 130].
Hazara etnik kökeni genellikle kişinin fiziksel görünüşünden tanınabilir.
Menşe ülke özeti
Hazara’lar tarihsel olarak Afganistan’daki farklı yöneticiler altında köleleştirme, toplu katliamlar ve sistematik ayrımcılık dahil olmak üzere ciddi istismara maruz kalmıştır. 1996-2001 yıllarında önceki Taliban yönetimi altında Hazara’lara yönelik birçok katliam gerçekleştirilmiştir [Targeting 2022, 6.4.1., s. 132]. 2001 yılında Taliban rejiminin düşmesinden bu yana Hazara’ların toplumdaki konumu iyileşmiştir. Ancak, 2016 yılından itibaren, Afganistan’da yeni bir silahlı aktör olarak kurulan ISKP’nin [Horasan DEAŞ], diğerlerinin yanı sıra Hazara’ları hedef alan saldırılar düzenlemesiyle, Şii Müslüman (Hazara) topluluğu için yeni güvenlik tehditleri ortaya çıkmıştır [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85-86; COI sorgusu, Hazara, Şiiler, 1.1., s. 3; 1.2., s. 4; Country Focus 2022, 2.4., s. 41; Targeting 2022, 6.4.1., 62 COUNTRY GUIDANCE : AFGHANISTAN / 2024 s. 132]. Aralık 2022’de BM Genel Sekreteri, sivil hedeflere ve sivil bölgelere yönelik IED saldırıları nedeniyle fiili yetkilileri yeterli koruma önlemleri almaya çağırdı ve özellikle ibadethaneler ve eğitim tesisleri ile Hazaraları ‘yüksek risk altında’ olan bir topluluk olarak belirtmiştir [Country Focus 2023, 2.2.2., s. 33].
a) Taliban tarafından uygulanan muamele
Taliban iktidara geldikten sonraki aylarda, ülkenin çeşitli bölgelerinden Şii Hazara liderleriyle bir dizi toplantı düzenleyerek, tüm vatandaşlara güvenlik sağlayacağına dair söz verdi ve mezhepsel bölünmeleri önleme isteğini dile getirdi [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85]. Şii Müslümanların, Aşura’nın yıllık kutlamaları gibi dini törenlerini gerçekleştirmelerine izin verildi. Ancak 2023 yılında, güvenlik nedenleriyle Aşura kutlamaları sırasında büyük toplantılara izin verilmeyeceği açıklandı. Ayrıca, Hazara’lar merkezi ve il düzeyinde yeni Taliban yönetiminde çok sınırlı sayıda göreve atandılar ve bu kişilerin zaten Taliban isyanının bir parçası oldukları için Hazara azınlığının gerçek temsilcileri olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışıldı [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85; Targeting 2022, 6.4.2., s. 135].
Güvenlik sağlama vaatlerine rağmen Taliban, ISKP tarafından gerçekleştirilen birçok saldırı nedeniyle Şii Hazara topluluklarını korumayı başaramadı. Dahası, bu topluluklara yönelik taciz ve zorla yerinden edilme olayları arttı [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85-88].
Hazara topluluğunun üyeleri, Taliban’ın ’silahlı isyancılar’ı hedef aldığı iddia edilen baskınlar sırasında öldürüldü ve Gazni vilayetinde Taliban’ın fiili güvenlik güçleri, Şii Aşura törenini anmak için toplanan bir grup yas tutan kişiye ateş açtı. Taliban, Haziran 2022’de Hazara kökenli muhalif Taliban üyesi Mawlawi Mehdi’yi öldürdükten sonra, Mehdi’nin ayaklanmasını başlattığı, Hazara nüfusunun yoğun olduğu Balkhab (Sar-e Pul Eyaleti) bölgesinde sivillerin yargısız infaz edildiğine dair haberler geldi [Country Focus 2023, 2.3., s. 40; 4.3.3., s. 69-70; Targeting 2022, 1.1.1, s. 19].
Kaynaklar, Taliban liderliğinin Hazara/Şii topluluklarına yönelik kamuoyuna yansıyan tutumu ile Taliban güvenlik güçlerinin bu topluluklara yönelik fiili muamelesi arasında bir tutarsızlık olduğunu belirtmiştir. Hazara topluluğu, yerel fiili idari organlardaki Taliban üyeleri ve Taliban güvenlik güçleri tarafından ayrımcı muameleye maruz kalmaktadır. Bir kaynağa göre, Hazaralar fiili yetkililer tarafından ‘hedefli ayrımcılığa’ maruz kalmasa da, yerel Taliban ‘Hazaraları olumsuz görüyor ve (tarihsel normlara uygun olarak) hor görüyor’, çünkü Hazaraların önceki yönetim altında ’çok fazla fayda sağladığı’ ve bunun şimdi ‘düzeltilmesi’ gerektiği ’görüşü’ var. Aynı kaynağa göre, bunun sonucunda Hazaralar yerel Taliban tarafından ’sistematik olarak farklı muameleye’ maruz kalmaktadır. Temsil eksikliği, Hazaraların pasaport hizmetlerine ve adalete erişiminde de engeller yaratmıştır. Örneğin arazi anlaşmazlıklarında. Taliban’ın iktidara gelmesinden bu yana binlerce Hazara tahliye edildi ve yeniden açılan birçok on yıllık arazi anlaşmazlığında Taliban, (Peştun) Kuçi göçebelerinin tarafını tutma eğiliminde oldu [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85-86; Targeting 2022, 6.4.2., s. 134].
İktidar değişiminden sonra önceki yıllara kıyasla ’daha fazla sayıda’ Kuçi göçebenin Hazaracat’a geldiği, bunun yerel Hazara nüfusunun zorla tahliyesi ve yerinden edilmesiyle sonuçlandığı bildirilmiştir. Bazı durumlarda bu tahliyelerin yerel Taliban liderlerince emredildiği, bazı durumlarda ise Hazara sakinlerinin Kuçi göçebeler tarafından veya ’Taliban ve bağlantılı milisler’ tarafından tahliye edildiği aktarılmıştır [Country Focus 2023, 4.5.3., pp. 87-88; Targeting 2022, 6.4.2., p. 134].
b) ISKP tarafından yapılan muamele
Son yıllarda, isyancı gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırılar çoğunlukla ISKP’ye atfedilmiştir. İslam Devleti tarafından yönetilen Telegram kanallarında, ’Bağdat’tan Horasan’a’ kadar Şii Müslümanları hedef alma niyetleri açıkça belirtilmiştir. ISKP, Şii Müslümanları mürted olarak görmektedir ve bu nedenle onları öldürmek için meşru hedefler olarak kabul etmektedir [Targeting 2022, 6.4.5., s. 143-144]. Eylül 2022’de BM Özel Raportörü, son yıllarda Hazaralara ve Müslüman olmayan Afganlara yönelik saldırıların, genellikle ISKP tarafından üstlenildiğini ve ’sistematik nitelikte olduğunu ve örgütsel bir politikanın unsurlarını yansıttığını, dolayısıyla insanlığa karşı suçlar da dahil olmak üzere uluslararası suçların özelliklerini taşıdığını’ belirtmiştir [COI Update 2022, 3., s. 9].
Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden sonra Şii Hazara’ları hedef alan saldırıların iki farklı modelde gerçekleştiği belirtildi. İlk model, esas olarak sivil yolcu araçlarını, özellikle de devlet memurları, gazeteciler ve STK çalışanları gibi ’genç, eğitimli ve profesyonel Hazara’ların’ tercih ettiği toplu taşıma minibüslerini hedef alan saldırılardan oluşuyor. İkinci model, başta Kabil, Herat, Mezar-ı Şerif, Kandahar ve Kunduz şehirleri olmak üzere, Hazara’ların çoğunlukta olduğu bölgelerdeki Şii camileri, hastaneleri ve okulları hedef alan büyük ölçekli karmaşık saldırılardan oluşmaktadır [Targeting 2022, 6.4.3., s. 138].
BM’ye göre, 30 Ağustos 2021’den 30 Eylül 2022’ye kadar Afganistan’da sivillere yönelik 22 saldırı kaydedildi ve bunların 16’sı özellikle Hazara nüfusunu hedef aldı. ISKP ve kimliği bilinmeyen aktörler tarafından gerçekleştirilen saldırılar, iktidarın ele geçirilmesinden bu yana Şii Hazara topluluğunu hedef aldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu tür saldırılarda toplam 700 kişinin öldürüldüğünü ve yaralandığını tahmin ediyor. 2022’deki Aşure anma törenleri sırasında Şii Hazara’ları hedef alan IED patlamaları şeklinde saldırılar düzenlendi ve 30 Eylül 2022’de Hazara’ların çoğunlukta olduğu bir mahalledeki Kaaj eğitim merkezine ölümcül bir intihar IED saldırısı düzenlendi. Saldırı 54 kişinin ölümüne ve 114 kişinin yaralanmasına neden oldu; kurbanların çoğu Hazara kızları ve genç kadınlardı. [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 87-88].
2023 yılında, Şii Hazara topluluğuna yönelik saldırıların sayısı azaldı ve Ocak ile Eylül 2023 arasında önemli bir saldırı bildirilmedi [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 87-88]. Ancak ISKP, Ekim 2023’te Baghlan vilayetindeki Pul-e Kumri’de bir Şii camisine düzenlenen intihar saldırısının sorumluluğunu üstlendi. UNAMA, bu saldırıda 21 kişinin öldüğünü ve 30 kişinin yaralandığını bildirdi. Ekim 2023 ile Ocak 2024 ortası arasında ISKP, Kabil şehrinde Hazara’ların çoğunlukta olduğu Dasht-e Barchi bölgesinde bir dizi IED saldırısının sorumluluğunu üstlendi. Tahminler farklılık gösterse de, UNAMA en az 19 kişinin öldüğü ve yaklaşık 100 kişinin yaralandığı saldırıları bildirdi. Saldırıların gerçekleştiği yerler arasında bir spor kulübü, iki minibüs ve bir ticaret merkezi bulunuyordu. Ekim, Kasım ve Aralık 2023’te Herat şehrinde beş Şii dini liderin öldürüldüğü üç hedefli saldırı gerçekleşti. Bu saldırıların sorumluluğunu üstlenen olmadı [COI Update 2024, 4., s. 6-7]. ISKP’nin Hazara’lara yönelik saldırıları, onların Şii dinleriyle ilgili olabilir. Diğer nedenlerin yanı sıra, ISKP’nin Hazara’ları hedef almasının nedenleri arasında, İran’a yakınlıkları ve İran’ın Suriye’deki İslam Devleti’ne karşı mücadelesine destek verdikleri algısı da bulunmaktadır [COI sorgusu, Hazara’lar, Şiiler, 1.3., s. 6; 1.4., s. 7; 4., p. 7; Anti-government elements, 3.3., s. 32; 3.6.1., s. 34].
c) Toplum tarafından muamele
Hazaralar ve Şiiler, Taliban yönetimi altında ayrımcılığa maruz kaldıkları bildirilmektedir. Afgan toplumunun muhafazakar kesimlerinde, Hazar azınlığın Taliban’ın İslam tanımına uymayan bir kültürü benimsediği algısı da bulunmaktadır [COI Update 2022, 3, s. 9]. Bir kaynak, Hazaraların tarihsel olarak Afganistan’da Peştunlar, Tacikler, Özbekler ve diğerlerinden toplumsal ayrımcılığa maruz kaldıklarını bildirmiştir. [Country Focus 2023, 4.5.3., s. 85-86].
Afganistan’daki Şii Müslümanların çoğunluğu Hazara etnik grubuna ait olduğundan, Hazara’lar Şiilere yönelik mezhepçi saldırıların başlıca kurbanları olmuştur. Ancak, Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden önce ve sonra, diğer Şii gruplar da hedefli saldırıların kurbanı olmuştur. Örneğin, Şii Müslümanlara yönelik mezhepçi saldırıların bazıları Hazara’ların çoğunlukta olmadığı bölgelerde gerçekleştirilmiştir. Bir kaynak, Ekim 2021’de Kandahar’da bir Şii camisine düzenlenen saldırının kurbanlarının çoğunlukla Hazara’lar olmadığını da belirtmiştir [Targeting 2022, 6.4.5., s. 143].
Sonuçlar
Bu profile sahip kişilere karşı işlendiği bildirilen eylemler, zulüm olarak nitelendirilebilecek kadar ağır niteliktedir (örneğin, öldürme, kaçırma, mezhepçi saldırılar). Söz konusu eylemler, daha az ciddi nitelikteki belirli hakların kullanımına getirilen kısıtlamalar veya (yalnızca) ayrımcı önlemler ise, bunların zulüm teşkil edip etmediğine ilişkin bireysel değerlendirmede, eylemlerin ciddiyeti ve/veya tekrarlanabilirliği veya çeşitli önlemlerin birikimi olarak gerçekleşip gerçekleşmediği dikkate alınmalıdır.
Hazara ve/veya Şii başvuru sahiplerinin zulüm görme olasılığının makul bir düzeyde olup olmadığının bireysel olarak değerlendirilmesinde, başvuru sahiplerinin geldikleri bölge ve ISKP’nin bu bölgede operasyonel kapasitesinin olup olmadığı dikkate alınmalıdır; büyük şehirlerdeki Hazara çoğunluklu bölgelerden gelenler özellikle risk altındadır. Hazara olmak, diğer profillerle ilgili olarak da riski etkileyen bir durum olabilir, örneğin: 3.1. Eski hükümetin güvenlik kurumlarının üyeleri, 3.2. Eski hükümetin ve yargı sisteminin kamu görevlileri ve memurları, 3.10. İnsani yardım çalışanları, 3.12. Dini, ahlaki ve/veya toplumsal normları ihlal ettiği düşünülen kişiler, 3.13. Yabancı değerlerden etkilendiği (genellikle “Batılılaşmış” olarak da adlandırılır) algılanan kişiler, 3.15. Kadınlar ve kızlar, 3.16. Çocuklar.
Mevcut bilgiler, bu profildeki zulmün din, (isnat edilen) siyasi görüş (örneğin eski hükümetle bağlantılar, İran’a destek verdiği algısı) ve/veya ırk (etnik köken) nedenleriyle olabileceğini göstermektedir."
28. Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı'nın 4/11/2025 tarihinde güncellenmiş “Afganistan Ülke Politikası ve Bilgi Notu: Taliban korkusu, Afganistan, Ağustos 2025” başlıklı raporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...
3.1 Risk altındaki gruplara genel bakış
...
3.1.3 Taliban’dan risk altında olabilecek kişiler arasında, bunlarla sınırlı olmamakla birlikte, kültürel ve dini beklentilere/geleneklere uymayan veya uymadığı düşünülen kişiler de bulunmaktadır, örneğin:
-Kadınlar
-Hazaralar
...
3.1.4 Taliban tarafından işlenen tüm olaylar sistematik bir hedef alma kampanyası olarak değerlendirilmemelidir. Bu olaylar kişisel anlaşmazlıklar, kan davaları veya Taliban üyeleriyle olan rekabetlerden kaynaklanıyor olabilir. Her vaka, gerçeklere dayalı olarak değerlendirilmeli ve geri dönüşte gerçek bir risk altında olacağını gerekli kanıt standartlarına uygun olarak ispatlama yükümlülüğü ilgili kişiye aittir.
...
3.9 Etnik ve/veya dini azınlıklar için risk
3.9.1 Afganistan, çoğunluğu Sünni Müslüman olan bir ülkedir. Peştunlar en büyük etnik grubu oluşturur ve Taliban üyelerinin çoğunluğunu oluşturur. Azınlık Şii Müslümanlar, Taliban ile tarihsel sorunlar yaşamış ve resmi ve toplumsal ayrımcılığa maruz kalmaya devam etse de, genel olarak bu durum zulüm veya ciddi zarar olarak değerlendirilebilecek kadar ciddi değildir. Aksi yönde bir durumun kanıtlanması, ilgili kişiye aittir (bkz. Etnik ve/veya dini azınlıklar).
3.9.2 Durum, çoğunluğu Şii Müslüman olan etnik Hazara halkı için farklıdır. Bu halk, Taliban’ın zulmüne maruz kalmaya devam etmekte ve genel olarak gerçek bir zulüm riskiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Hazara halkı aynı zamanda ISKP’nin de önemli bir hedefidir (bkz. Şiiler ve Hazara halkı).
...
13.5 Şiiler ve Hazaralar
13.5.1 San Jose State Üniversitesi İnsan Hakları Enstitüsü tarafından Şubat 2023’te yayınlanan bir makalede, ‘Hazara halkı, büyük ölçüde Afganistan’ın merkezi dağlık bölgesinde (Hazarajat) yaşayan bir etnik azınlık grubudur. Nüfus tahminlerine göre Hazara halkı Afganistan nüfusunun yaklaşık %10-20’sini oluşturmaktadır ancak güncel ve güvenilir istatistiklere ulaşmak zordur. Hazara halkının çoğu Şii Müslümanlardır ve Afganistan’da Farsça’nın iki lehçesi olan Hazaragi ve Dari dillerini konuşan dini azınlıklardır.’
..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Anayasa Mahkemesinin 3/12/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkı ve Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucular, Ankara 1. İdare Mahkemesinde ve Mahkemede açtıkları iptal davalarındaki iddialarını (bkz. §§ 10, 14) tekrar ederek Afganistan Hükûmetinin vatandaşlarını Taliban'dan koruyamamasından dolayı ülkelerinden kaçarak İran üzerinden Türkiye'ye sığındıklarını, haklarında verilen sınır dışı kararı uygulanır ise yaşamlarının tehlikeye gireceğini, işkence, kötü muamele veya insanlık dışı muamele görme tehlikeleri olduğunu belirterek yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
31. Başvurucuların iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
33. Yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet etmeleri ve ülkeden çıkarılmaları, uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere devletin egemenlik yetkisi kapsamındadır (birçok karar arasından bkz. A.A. ve A.A., § 54).
34. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kötü muamele yasağı güvence altına alınmıştır. Bu yasakla ilgili herhangi bir istisna da kabul edilmemiştir. “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15. maddede ise savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde de savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın bütünlüğüne dokunulamayacağı ifade edilmiştir. Kötü muamele yasağının mutlak niteliğini ortaya koyan sözü edilen düzenlemelere göre bir yabancının sınır dışı edileceği ülkede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı gerekçelerin gösterildiği hâllerde yabancının sınır dışı edilmesi kötü muamele yasağını ihlal edebilir zira böyle bir durumda yabancının kötü muamele riskiyle karşıya kalması devletin tutumunun doğrudan bir sonucudur. Dolayısıyla devlet bu hâllerde yabancıyı o ülkeye sınır dışı etmeme yükümlülüğü altındadır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. A.A. ve A.A., §§ 55, 56; Masoud Talebı [2. B.], B. No: 2023/26088, 19/3/2024, § 64). Bu yükümlülük, yabancıların riskin bulunduğu ülkeye dolaylı olarak gönderilmemelerini de kapsamaktadır (A.D. [1. B.], B. No: 2014/19506, 3/4/2019, § 55).
35. Sınır dışı edilmesi hâlinde kötü muameleye uğrayacağını iddia eden yabancı, ilke olarak sınır dışı edileceği ülkede kötü muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı nedenler bulunduğunu kanıtlayabilecek delilleri idari merciler ile yargı mercilerine sunmalıdır. Bu doğrultuda yabancı, sınır dışı edileceği ülkede var olduğunu iddia ettiği kötü muamele riskinin ne olduğunu makul şekilde açıklamalı; varsa bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri ibraz etmelidir (A.A. ve A.A., § 68).
36. Yabancı; etnik kökenleri, dinî inançları, siyasi görüşleri ya da belirli bir gruba mensubiyetleri gibi nedenlerle sınır dışı edileceği ülkedeki kamu makamlarının kişilere sistematik olarak kötü muamelede bulunduklarını iddia ediyor ise uygulamanın varlığı ile risk altında olduğu iddia edilen gruba mensup olduğuna inanılması için ciddi nedenler bulunduğunu ortaya koymalıdır. Geri gönderileceği ülkedeki riskin kamu görevlisi olmayan kişi veya gruplardan kaynaklandığını ileri süren yabancı, hem riskin gerçekliğini hem de söz konusu ülkenin kamu makamlarının bu riski ortadan kaldırmak konusunda yeterli korumayı sağlamakta yetersiz kalacaklarını kanıtlamalıdır. Bununla birlikte yabancı, sınır dışı edileceği ülkede uzun süredir devam eden genel siyasi istikrarsızlık ya da ülkenin tamamına yayılmış iç karışıklık nedeniyle kötü muameleye maruz kalacağını ileri sürmüşse anılan ülkenin genel koşullarının nesnel olarak kötü muamele yasağına aykırılık oluşturmayacağı idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmalıdır (A.A. ve A.A., §§ 66-69).
37. İspat külfetinin başvurucuya ait olduğu ve bu külfetten doğan yükümlülüğün yerine getirildiği hâllerde idari ve yargı mercileri gerçek riskin varlığı konusunda titiz bir inceleme yapmalıdır. Bu inceleme yapılırken yabancının sınır dışı edilmesinin öngörülebilir sonuçları, yabancının sınır dışı edileceği ülkenin genel durumu, yabancının kişisel durumu ve uğranılacağı iddia edilen muamelenin kötü muamele yasağı için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı dikkate alınmalıdır. Riskin varlığı araştırılırken ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşların düzenledikleri raporlardan ya da somut olay hakkında bilgi edinilmesini sağlayacak başka kaynaklardan yararlanılması mümkündür (A.A. ve A.A., §§ 62-64).
38. Gerçek riskin varlığıyla ilgili değerlendirmede kural olarak sınır dışı kararının verildiği tarihteki koşullar dikkate alınmalıdır ancak yapılacak değerlendirmenin sonucunu doğrudan etkileyecek önemli gelişmeler de gözönünde tutulmalıdır (A.A. ve A.A., § 70).
39. Sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan ve başvurucunun sınır dışı edileceği ülkede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muameleye uğrayacağı konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı gerekçelerin gösterildiği bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin rolü, kural olarak başvurucuyu doğrudan veya dolaylı olarak kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığını tespit etmektir. Usul güvencelerinin sağlandığı durumlarda geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riskinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. A.A. ve A.A., § 71). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, somut olayın özel koşulları altında gerekli gördüğü hâllerde geri gönderilen ülkede gerçek bir kötü muamele riski bulunup bulunmadığını istisnai olarak ilk elden kendisi de inceleyebilir (A.A. ve A.A., § 72).
40. Anılan değerlendirmeler kuşkusuz sınır dışı edileceği ülkede gerçek bir ölüm riskiyle karşı karşıya kalacağına inanılması için esaslı gerekçeler gösteren yabancılar için de geçerlidir (Abulıkemu Helılı [2. B.], B. No: 2021/7144, 13/5/2025, § 33).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
41. Haklarında alınan sınır etme kararına karşı 2/4/2021 tarihinde iptal davası açan başvurucular; Hazara etnik kökenine ve Şii mezhebine mensup olduklarını, Taliban yanlısı olduğu ileri sürülen aile fertleriyle yaşadıkları kişisel husumet nedeniyle ölümle tehdit edildiklerini, ayrıca Taliban'ın bulundukları bölgede zorla para topladığı süreçte bir aile ferdinin öldürüldüğünü belirterek Afganistan'a gönderilmeleri hâlinde yaşamlarının tehlikeye gireceğini ve kötü muamele yasağı kapsamında koruma gerektiren bir riskle karşı karşıya kalacaklarını ileri sürmüştür (bkz. §§ 10, 14).
42. Başvurucular 22/6/2021 tarihinde dava dosyasına giren dilekçelerinin ekinde Göç İdaresi tarafından hazırlanan 28/2/2020 tarihli Taliban'ın hedef aldığı kişiler ve gruplar ile ilgili Afganistan menşe ülke raporunu sunmuştur. Bu rapora göre Taliban'ın hedef aldığı gruplar arasında Şii mezhebine mensup Hazara kökenliler de bulunmaktadır (bkz. § 15).
43. AİHM'in 16/6/2020 tarihinde verdiği M.H./Finlandiya kararında Afganistan'daki genel insan hakları durumuna ilişkin güncel ülke bilgilerinin tek başına başvurucunun bu ülkeye geri gönderilmesi hâlinde Sözleşme'nin ihlal edileceğini gösterecek nitelikte olmadığı sonucuna varmıştır. Kararda, Hazaraların Afganistan'daki özel durumunun da kendi başına başvurucunun Hazara kökenine dayanılarak yapılacak bir sınır dışı işlemini Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağdaşmaz kılmadığı tespit edilmiştir (bkz. § 26). Bu bakımdan anılan tespit ve değerlendirmelerin başvurucuların Mahkemeye sunduğu raporun hazırlandığı tarihte ve hatta dava tarihinde geçerli olduğu söylenebilir.
44. Öte yandan Taliban'ın Amerika Birleşik Devletleri ve NATO'nun Afganistan'dan çekilme süreciyle ivme kazanan sahada ilerleyişi 15/8/2021 tarihinde ülke genelinde büyük oranda hâkimiyetini kurması ve başkent Kabil'i ele geçirmesiyle sonuçlanmıştır (bkz. § 16). Başvurucuların Mahkemeye sunduğu raporda Taliban'ın hedef aldığı gruplar arasında Şii mezhebine mensup Hazara kökenlilerin de bulunduğuna yönelik bilgiler dikkate alındığında Taliban'ın Afganistan yönetimini ele geçirmesi gerçek riskin varlığıyla ilgili değerlendirmenin sonucunu değiştirebilecek bir gelişmedir. Buna rağmen Mahkeme başvurucuların Şii mezhebine mensup Hazara olup olmadıkları, öyle iseler Afganistan'a gönderilmeleri hâlinde sözü edilen yeni gelişme nedeniyle öldürülmeleri veya Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder nitelikte bir muamele ya da cezaya maruz kalmaları konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalıp kalmayacakları konusunda hiçbir değerlendirme yapmadan başvurucuların sınır dışı etme kararı alınmayacaklar kapsamında olduğuna dair yeterli somut bilgi ve belge olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir (bkz. § 17). Mahkeme başvurucuların kişisel durumlarına dayalı iddialarıyla ilgili bir değerlendirmede de bulunmamıştır. Bu sebeple başvurucuların sınır dışı edilmeleri hâlinde yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı kapsamında ileri sürdükleri gerçek risk iddiasına ilişkin yargısal incelemenin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında gerekli olan etkili usuli güvenceleri karşılamadığı sonucuna varılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Başvurucular, sınır dışı etme kararında esasa ilişkin iddialarının değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Yabancıların ülkeye girişi ile ülkede kalışlarına ve ülkeden çıkarılmalarına ilişkin işlemlerle ilgili yargılamalar, yargılamaya konu uyuşmazlığın suç isnadı ya da medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili olmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının konusuna girmemektedir (Aıgul Mavlıanova [1. B.], B. No: 2016/6293, 9/11/2017, § 27).
48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
49. Başvurucular, ihlalin tespiti ile ayrı ayrı 15.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
50. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Bu kapsamda Mahkeme, ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşlarca hazırlanan Afganistan ile ilgili raporlardaki tespitleri de dikkate alarak başvurucuların Şii mezhebine mensup Hazara olup olmadıklarını, öyle iseler Afganistan'a gönderilmeleri hâlinde öldürülme veya Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder nitelikte bir muamele ya da cezaya maruz kalma konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalıp kalmayacaklarını değerlendirmelidir.
51. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
52. İncelenen başvuruda, başvurucuları kötü muamele riskiyle karşılaşacağı ülkeye gönderilmesine karşı koruyan etkili usul güvencelerinin sağlanmadığı sonucuna varılmış ve hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Öte yandan yeniden yapılacak yargılama sürecinde başvurucuların sınır dışı edilmesi, verilen ihlal kararını anlamsız hâle getirecektir. Bu sebeple ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için aynı zamanda 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında yapılması gerekenlere de hükmedilmelidir. Bu doğrultuda sınır dışı etme kararıyla ilgili yargılama sonuçlanıncaya kadar başvurucuların sınır dışı edilmemesine karar verilmelidir.
53. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,
B. 1. Yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkı ve kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Erzincan İdare Mahkemesine (E.2021/597, K.2021/1018) GÖNDERİLMESİNE,
E. Sınır dışı etme kararıyla ilgili yargılama sonuçlanıncaya kadar başvurucuların SINIR DIŞI EDİLMEMESİNE,
F. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
I. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, A.C. VE DİĞERLERİ, B. No: 2021/36440, 03.12.2025. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 16, sayfa 224–240
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.