İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

AZİZE PEKDOĞAN VE TAHSİN PEKDOĞAN (2021/33955)

  • Yaşam hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, güvenlik güçlerinin ateşli silah kullanımı sonucu ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması nedeniyle yaşam hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Yaşam hakkıGüvenlik güçlerinin ölümcül güç kullanmasıİhlalYeniden soruşturma, Manevi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AZİZE PEKDOĞAN VE TAHSİN PEKDOĞAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/33955)

 

Karar Tarihi: 5/5/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Soner GÖÇER

Başvurucular

:

1. Azize PEKDOĞAN

2. Tahsin PEKDOĞAN

Vekilleri

:

Av. Ercan YILMAZ

Av. Abdullah ZEYTUN

Av. Yakup GÜVEN

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerinin ateşli silah kullanımı sonucu ölüm olayı meydana gelmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olması nedeniyle yaşam hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuru Konusu Olay Öncesi Yaşananlar

5. 14/10/2016 günü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne elektronik posta yoluyla bir ihbar yapılmıştır. Kimliği belirsiz ihbarcı, başvurucuların yakını D.P.nin Bağlar ilçesi Kaynartepe Mahallesi'nde sürekli olarak eylemlere karıştığını hatta polise roketle saldırı gerçekleştirdiğini duyduğunu ileri sürmüştür. İhbarcıya göre D.P., YDG-H (terör örgütü PKK'nın gençlik yapılanması) mensubudur. Bu ihbar sonrası ne tür bir işlem yapıldığı hususunda başvuru dosyasında bilgi yoktur.

6. 5/12/2016 tarihinde saat 21.00 sıralarında Kaynartepe Mahallesi'nde devriye görevi ifa eden zırhlı polis aracına eşkâli tespit edilemeyen bir şahıs tarafından dört beş el ateş açılmıştır. Şüpheli şahıs kaçmış, olay yerinde dört boş kovan bulunmuştur. Bir gün sonra yani 6/12/2016 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne elektronik posta yoluyla yapılan ihbara göre saldırıyı Çektar Doğan gerçekleştirmiştir. Kimliği belirsiz ihbarcı; şahsı ateş ederken ve akabinde elinde silahla kaçarken gördüğünü, bu kişinin polislere yine saldırabileceğini ileri sürmüştür. Bu ihbar sonrası ne tür bir işlem yapıldığı hususunda başvuru dosyasında bilgi yoktur.

B. Başvuru Konusu Olay

7. 7/12/2016 tarihinde saat 21.23'te Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne elektronik posta yoluyla yapılan ihbara göre Çeko D. isimli YDG-H mensubu şahıs daha önce Bağlar'da çatışmalara girmiş ve polise roket atmış olup ihbarcı; adı geçen şahsı Göletli Park'a giderken gördüğünü, üzerinde silah olan bu kişinin yine polise saldırabileceğini ifade ederek şahsın eşkâlini üzerinde siyah ceket ve içinde gri kapüşonlu kazak, altında ise siyah pantolon bulunduğu şeklinde tarif etmiştir.

8. Bu ihbara istinaden güvenlik güçlerine bağlı iki ekip Göletli Park civarına sevk edilmiştir. Olay yerinde bulunan güvenlik güçlerince tanzim edilen tutanağa göre ekiplerin yaya olarak çalışmalarını sürdürdüğü esnada saat 21.30 sıralarında ekiplere doğru gelen, eşkâle uyan ve tedirgin tavırlar sergileyen bir şahıs görülmüştür. Göz takibine alınan şahsa, ekiplerin yanından geçtiği esnada "Dur, polis!" şeklinde seslenilmesi üzerine şahıs kaçmaya yeltenmiş, güvenlik güçlerinden bir görevlinin havaya iki kez uyarı ateşi açması sonrası şahıs görevlilere dönmüş ve pantolonunun kemer tokası hizasından çıkardığı tabancayı görevlilere doğrultmuş, bunun üzerine görevliler ateş açarak şahsı etkisiz hâle getirmiştir. Olay sonrası çağrılan 112 Acil görevlileri şahsın hayatını kaybettiğini tespit etmiştir. Şahsın üzerinden başvurucuların yakını D.P. adına düzenlenmiş kimlik çıkmış, yapılan parmak izi incelemesi neticesinde de şahsın D.P. olduğu anlaşılmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) olaya ilişkin olarak resen soruşturma başlatılmıştır.

9. Olay sırasında görev yapan Özel Harekât Şubesi çalışanı olan altı polisin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) aynı günün gecesinde saat 01.00 sıralarında ifadesine başvurulmuştur. Bu beyanlara göre ihbar üzerine iki ekip olay mahalline gitmiş ve verilen eşkâle uyan bir şahsı yürürken görmeleri üzerine ekipler ekip otosundan inmiştir. Sonradan ekipler, D.P. olduğu anlaşılan bu şahsa, yanlarından geçtiği esnada yüksek sesle "Dur, polis!" diye seslenmiş; D.P.nin kaçmaya tevessül etmesi üzerine ekipteki bir personel havaya iki el ateş etmiştir. Hemen akabinde D.P.nin görevlilere dönerek kemer tokası hizasından çıkardığı tabancayı doğrultması üzerine beş güvenlik görevlisi D.P.ye ateş açmıştır. Olay anında silah kullandığını belirten beş güvenlik görevlisinin kullandığı silahlara kriminal inceleme yapılmak üzere el konulmuştur.

10. Olay yeri inceleme raporuna göre D.P. sırtüstü yatar vaziyettedir ve sağ elinin yanında Browning marka bir tabanca bulunmaktadır. Tabancanın atım yatağının boş, şarjöründe ise iki fişek olduğu tespit edilmiştir. Cesedin çevresinde on üç kovan ile bir deforme mermi çekirdeği bulunmuştur.

11. Cumhuriyet savcısının katılımı ile D.P.nin cesedi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi işlemi öncesi D.P.nin annesi olan başvurucu Azize Pekdoğan kimlik tanığı sıfatı ile hazır bulundurulmuş, ayrıca otopsi işlemi kamera ve fotoğraf çekimiyle kayıt altına alınmıştır. Yapılan otopside D.P.nin vücuduna 16 ateşli silah mermi çekirdeğinin isabet ettiği tespit edilmiştir. Bu mermi çekirdeklerinin 13 adedinin boyun, omuz bölgesi, kollar ve gövde gibi vücudun ön yüzeyine isabet ettiği; 3 adedinin ise vücuda sağ dirsek, gövde sol arka aksiller ve sırt bölgesinden giriş yaptığı anlaşılmıştır. D.P.nin cesedinden dokuz adet ateşli silah mermi çekirdeği çıkarılmıştır. Atışlar giysili bölgelere isabet ettiği için atış mesafesi tayini bakımından kıyafetlerin tetkiki gerekeceğinin, ayrıca mermi çekirdeklerinin vücutta seyirleri konusunda ayrıntılı rapor istenirse cesede ait radyografilerinin gönderilmesi gerektiğinin mütalaa edildiği otopsi raporunda D.P.nin kesin ölüm sebebi, ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanması ve iç kanama olarak bildirilmiştir. D.P.nin cesedinden çıkarılan, deforme olmuş dokuz mermi çekirdeği ile D.P.nin kıyafetleri, olay yeri inceleme ekibine teslim edilmiş; ayrıca D.P.nin cesedinden parmak ve avuç izleri alınmıştır.

12. Yürütülen soruşturmada D.P.nin aranan şahıslardan olmadığı, cesetten alınan parmak ve avuç izlerinin veri tabanında kayıtlı faili meçhul olan yer izleri ile benzerlik taşımadığı anlaşılmıştır. Yine D.P.nin cesedinden alınan kan örneği üzerinde yapılan DNA incelemesi neticesinde faili meçhul olaylar ile ilgili olarak herhangi bir genotiple uyumlu DNA profili bulunamamıştır. Kolluk tutanağına göre 14/10/2016 ve 6/12/2016 günü yapılan ihbarlar değerlendirildiğinde D.P.nin terör örgütü adına güvenlik güçlerine yönelik eylem yapmak amacıyla silah ve mühimmat arayışında olduğu şeklinde istihbari bilgiler elde edilmiştir.

13. D.P.nin ellerinden ve yüzünden alınan tüm svaplarda, üzerinden çıkan kıyafet ve botlarda atış artığı tespit edilmiş, ayrıca güçlü patlayıcı maddelerden olan RDX kalıntılarına rastlanmıştır. Uzmanlık raporuna göre kıyafetlerdeki deliklerden yedisinin etrafında atış artığı tespit edilmiş ve atış artıklarının dağılım yoğunluğuna göre söz konusu deliklerin ateşli silahla uzak atış mesafesi neticesinde oluştuğu kanaatine ulaşılmıştır.

14. Olay yerinde ele geçirilen kovanlar üzerinde herhangi bir vücut izine rastlanmamış, Browning marka tabanca üzerinde bir vücut izi tespit edilse de bu izin de mukayeseye elverişsiz olduğu saptanmıştır. Ayrıca olay yerinden alınan muhtelif yüzeylerden alınan svaplarda kan örneği bulunamamıştır.

15. Olay yerinde ele geçirilen tabanca, kovanlar ve mermi çekirdekleri ile olayda silah kullanan beş güvenlik görevlisinin kullandığı silahlar üzerinde kriminal inceleme yapılmıştır. Olay yerinde D.P.nin cesedinin yanında ele geçirilen Browning marka tabancanın çalışır vaziyette olduğu, yine tabancaya takılı şarjör içinde bulunan iki fişeğin yapılan deneme ve mukayese atışında patladığı görülmüştür. Uzmanlık raporuna göre olay yerinde ele geçirilen kovanlar ve mermi çekirdeklerinin olay yerinde ele geçirilen Browning marka tabancadan atılmadığı, 13 adet kovanın 7+3+2+1 atım şeklinde olmak üzere 4 farklı silahtan atıldığı, kovanlardan toplam 12'sinin 7+3+2 atım şeklinde olmak üzere olay yerinde bulunan güvenlik görevlilerin MP-5 ve Uzi markalı makineli tabancalarının 3'ünden atıldığı tespit edilmiştir. Silahı tespit edilemeyen ve olaylar arşivindeki çalışma neticesinde 5/12/2016 tarihinde güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırıda kullanılan mermi kovanlarının ise D.P.nin yanında bulunan tabancadan atıldığı belirlenmiştir.

16. Kollukça yapılan araştırma neticesinde olay yerini gören kamera kaydı tespit edilememiştir.

17. Soruşturmada olaya ilişkin olarak internet üzerinden yapılan açık kaynak araştırması neticesinde kollukça örgüte müzahir olduğu değerlendirilen www.fıratnews.biz isimli internet sitesinde 10/12/2016 tarihinde "YPS'den Amed'deki eyleme ilişkin açıklama" başlığı ile haber yapıldığı tespit edilmiştir. Haber içeriği şöyledir: "YPS Amed'in Bağlar ilçesinde 5 Aralık tarihinde PÖHlere yönelik bir eylem gerçekleştirildiğini bildirdi. YPS Genel Koordinasyonu Amed'deki gerçekleştirilen eyleme ilişkin yazılı açıklama yaptı. YPS şunları belirtti: Amed/Bağlar 5 Aralık günü ilçeye bağlı Kaynartepe mahallesinde devriye gezen PÖHlere karşı yakın mesafeden birimlerimiz tarafından eylem düzenlendi. Eylem sonucunda 3 ağır yaralı basına yansıtmaktadır. Amed'de görevde bulunan Çekdar Doğan adlı üyemiz saray polisleri tarafından farkedilmiştir. Çekdar arkadaşımız son mermisine kadar saray polisleriyle savaşmış ve şehit düşmüştür." Haberin son satırında ise haberde bahsi geçen "Çekdar Doğan" kod isimli kişinin adı, soyadı, doğum yeri ve baba adı bilgileri verilmiş olup bilgiler D.P.nin bilgileriyle örtüşmektedir.

18. Kollukça yapılan telsiz dinleme faaliyeti sırasında olaya ilişkin terör örgütü mensupları arasında geçen bir konuşma yakalanmıştır. 13/12/2016 günü Rojyar kod isimli örgüt mensubu ile örgütün sözde kuzey alan karargâhı YPS sorumlusu Rojda arasında geçen konuşmalarda örgüt üyesi "Bir bilgi vereceğim." diyerek şu bilgileri iletmiştir: "Bilgiyi veriyorum. YPS birlikleri Diyarbakır Bağlar'ın Kaynartepe mahallesinde 5 Aralık akşam saat 9'da devriye gezen bir araca yönelik yakın mesafeden ferdi silahlarla vuruyorlar. Bu eylemde Türk basınında verilen bilgilere göre 1 ağır yaralı 2 taneside yaralıdır. Bu eylem Amed'de şehit düşen arkadaşlar için gerçekleştirilmiştir. Başka bir bilgide Amed'de. Amed'de kod adı Çekdar Bahoz olan arkadaş keşif üzerindeyken bu arkadaş görev üzerindeyken takibe giriyor. Sonrasında çatışmaya girdi diyorlar. Çekdar arkadaş son mermisine kadar çatışıp şehit düşüyor." Telsiz konuşmasında ayrıca 2015 yılında örgüte katıldığı ifade edilen Çekdar Bahoz kod adlı kişinin adı, soyadı, doğum tarihi, yeri ve baba adı bilgileri verilmiş olup bilgiler D.P.nin bilgileriyle örtüşmektedir.

19. D.P.nin babası olan başvurucu Tahsin Pekdoğan'ın beyanları 25/12/2016 günü kollukça alınmıştır. Başvurucu, oğlunun terör örgütü ile bir bağı olmadığını, olay günü akşam 17.30 sıralarında kahveye gitmek üzere evden çıktığını ifade etmiştir.

20. Başvurucuların vekili 28/12/2016 tarihinde vekâletini sunarak soruşturma dosyasındaki belgelerden suret verilmesini talep etmiştir. Başsavcılıkça aynı gün, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle başvurucular vekilinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Başvurucular vekili 9/1/2017 havale tarihli dilekçesiyle gizlilik kararı nedeniyle ne tür işlemler yapıldığını bilmediklerini ifade etmiş, soruşturmanın etkili yürütülmesi konusunda endişelerini dile getirerek toplanmasını talep ettikleri delilleri bildirmiştir. Dilekçede görgü tanıklarından alınan bilgiye göre D.P.nin elleri cebinde yürürken polis aracından ateş açıldığı, akabinde araçtan inen polislerin yanına giderek D.P.ye onlarca mermi sıktığı ileri sürülerek D.P.nin gözaltına alınıp alınmadığının araştırılması, olay yerini gören kamera kayıtlarının celbedilmesi istenmiştir. Dilekçede ayrıca olay günü bir polisin başvurucu Tahsin Pekdoğan'ı arayarak araştırma hastanesine çağırdığı, başvurucunun daha sonra TEM Şubenin bulunduğu polis okuluna yönlendirildiği, burada D.P.nin gözaltında olduğu bilgisinin verildiği iddia edilerek bu hususun da araştırılması talep edilmiştir.

21. Yürütülen soruşturma neticesinde 26/9/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda, ihbar üzerine olay yerine giden güvenlik güçlerinin eşkâle uyması nedeniyle D.P.ye "Dur!" ihtarında bulundukları, buna karşın D.P.nin Browning marka silahla güvenlik güçlerine doğru dört beş el ateş ettiği, akabinde de etkisiz hâle getirildiği şeklinde olayın geliştiği kabul edilmiştir. Kararda olay tarihinde yapılan ihbar, kriminal raporlara göre D.P.den alınan svaplarda atış artıklarının bulunması, atışların uzak atış mesafesinden yapılması ve D.P.den ele geçirilen silahın olay sırasında kullanıldığının tespit edilmesi, ayrıca olaydan sonra D.P.nin örgüt içinde faaliyet yürüttüğüne ilişkin olarak örgüt mensuplarının konuşmalarını içerir telsiz kestirmesi ve örgüte müzahir olduğu değerlendirilen internet sitelerinde yer alan D.P.nin örgütte faaliyet yürüttüğüne dair içerikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde olay günü D.P.nin güvenlik güçlerine karşı PKK/KCK silahlı terör örgütü adına bir eylem gerçekleştirmeye çalıştığı kanaatine varılmıştır. Bundan hareketle güvenlik güçlerinin olay gecesi D.P.nin gerçekleştirmeye çalıştığı eylemi Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının kendilerine tanıdığı yetkiler kapsamında bertaraf ettiği, bunun da 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde hakkın kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

22. Başvurucular vekili 23/7/2020 tarihli dilekçeyle soruşturmanın ne aşamada olduğu konusunda bilgi verilmesini talep etmiştir. 14/10/2020 tarihinde tebliğe çıkartılan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar 19/10/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular vekili, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiş; itiraz Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 10/5/2021 tarihinde reddedilmiştir. İtiraz dilekçesinde, polislerin "Dur!" ihtarı yapmaksızın ateş açtıkları ancak soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediği ileri sürülmüştür.

23. Nihai karar başvurucular tarafından 21/5/2021 tarihinde öğrenilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. İlgili hukuk için bkz. Aısha Fares [1. B.], B. No: 2015/18701, 31/10/2018, §§ 42-47, 50-58; Nesrin Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/5785, 29/9/2016, §§ 74-86; Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 98-100.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 5/5/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucular; yakınları D.P.nin herhangi bir terör örgütüne üye olmadığını, kaldı ki örgüt üyesi olduğu varsayılsa dahi meşru müdafaa şartlarının oluşmadığını, on altı ateşli silah mermisiyle öldürme şeklinde gerçekleşen olayda müdahalenin orantısız olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca soruşturmanın etkili, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütülmediğinden, kısıtlama kararı nedeniyle soruşturmaya etkili bir şekilde katılamadıklarından, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dahi üç yıl sonra tebliğ edildiğinden yakınmış; ölüm olayı ve sonrasında sorumluların bulunamaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde; soruşturmaya derhâl başlandığı, delillerin muhafaza altına alındığı, adli muayene ve otopsi işlemleri ve kriminal incelemelerin yapılarak uzman raporlarının alındığı, kamera araştırması yapıldığı, müştekilerin ve polis memurlarının ifadelerinin alındığı bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki beyanlarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurunun yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmesi gerekir.

29. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama... hakkına sahiptir.

...    

(…) meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…) veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."

30. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

   "Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

32. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 82). Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevliler, kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, öldürme kastının olmadığı ancak güç kullanımının ölümle sonuçlandığı hâlleri de kapsamaktadır (Cemil Danışman, § 44; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 83).

33. Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasında “meşru müdafaa hâli”, “yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi”, “bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi”, “bir ayaklanma veya isyanın bastırılması” veya “olağanüstü hâllerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda yaşam hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi ile birlikte düşünüldüğünde kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin ancak Anayasa'da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda ve orantılı bir biçimde silahlı güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilir (Cemil Danışman, § 50; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 85). Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrası esas itibarıyla bir kişinin kasten öldürülmesine izin verilen durumları değil istenmeyen bir sonuç olarak ölüme sebep olan silahlı güç kullanımına izin verilen durumları açıklamaktadır (Narin Kurt [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 87).

34. Kolluk kuvvetlerinin silah kullanımını düzenleyen kanunlar; yaşam hakkına ancak mutlak bir zorunluluk altında ve orantılı olarak müdahale edilebileceğini düzenlemeli, ayrıca gücün kötüye kullanılmasına, keyfîliğe ve belirli bir ölçüde de olsa kazalara karşı koruma sağlayabilecek düzeyde yeterli ve açık kurallar içermelidir (Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, § 336).

35. Yaşam hakkının sağladığı korumanın önemi dikkate alındığında ölümcül güç kullanımının söz konusu olduğu hâllerde, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığı Anayasa Mahkemesince çok sıkı bir şekilde denetlenmelidir (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 117; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 87). Yapılacak değerlendirmede kamu gücünü kullanan görevlilerin eylemleri, bu görevlilere uygun talimatın ve kullanılan silahlar konusunda yeterli eğitimin verilip verilmediği ve eylemlerin planlanması ile kontrolü de dâhil olmak üzere olayı çevreleyen tüm koşullar gözetilmeli; kendisine karşı güç kullanılan kişinin önceki eylemleri ve kendisinin yarattığı tehlike hesaba katılmalıdır (Cemil Danışman, § 63; Turan Uytun ve Kevzer Uytun [2. B.], B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 62; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 86).

36. Devletin bir bireyin ölümünden sorumlu tutulabilmesi için o kişinin devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü makul şüphenin ötesinde ispat edilmesi gerekir. İdari gözetim, gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen ölüm olaylarında olayın nasıl meydana geldiğine ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişiminde olduğundan meydana gelen ölüm olayına ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü yetkili makamların üzerindedir. Eğer devletin ölüm olayından sorumlu olduğu makul şüphenin ötesinde kanıtlanmışsa öldürme olayının Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasında izin verilen istisnai durumlardan birinin kapsamına girdiğini ispat yükümlülüğü devlete geçer (İpek Deniz ve diğerleri, § 121; Gazal Kolanç ve diğerleri, § 325).

37. Son olarak ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve kovuşturma makamlarının yerine geçerek ölüm olayına ilişkin delilleri değerlendirmesi söz konusu olamaz. Bu konudaki yetki ve sorumluluk ilk elden olayları inceleyen yetkili mercilerindir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, ikna edici bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede bulunabilir (Cemil Danışman, § 58; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 88).

38. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bağlamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Cemil Danışman, §§ 43, 95; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 97).

39. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma, şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58). Bu tür soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmesi, soruşturma makamlarının olaya karışan kişilerden bağımsız olması, soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, soruşturmanın veya sonuçlarının gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmesi gerekir. Ayrıca soruşturma sonucunda alınan karar; soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalı ve kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığı hususunda değerlendirme içermelidir (Cemil Danışman, §§ 98-100; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99). Sözü edilen soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında sorumlular ile sorumlulukları tespit etmektir (Cemil Danışman, § 97; Narin Kurt, § 91).

ii.   İlkelerin Olaya Uygulanması

40. D.P.nin güvenlik güçlerince açılan ateş sonucu hayatını kaybetmesi üzerine Başsavcılıkça derhâl ve resen soruşturma başlatılmıştır. Olay yerinde olay yeri inceleme ekiplerince incelemeler gerçekleştirilmiş, olay yerinin krokisi çizilmiş, cesedin yanında bulunan tabanca ile cesedin çevresindeki kovanlar ve mermi çekirdekleri muhafaza altına alınmıştır. D.P.nin cesedi üzerinde Cumhuriyet savcısının katılımı ile ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmıştır. Kamera ve fotoğraf çekimiyle kayıt altına alınan bu otopsi sırasında D.P.nin cesedinden çıkarılan deforme mermi çekirdekleri ile D.P.nin kıyafetleri olay yeri inceleme ekibine teslim edilmiş, ayrıca D.P.nin cesedinden parmak ve avuç izleri ile el ve yüz svapları alınmıştır.

41. Kollukça yapılan araştırma neticesinde olay yerini gören kamera kaydı tespit edilememiştir. Olayın hemen akabinde olaya karışan personelin farklı bir birimde görev yapan kolluk personeli tarafından ifadeleri alınmış; ayrıca kullandıkları silahlara, üzerinde kriminal inceleme yapılmak üzere el konulmuştur. Yine olay yeri incelemesinin bu konuda uzman olan ve olaya karışan polislerden bağımsız olan uzman personelce yapılması da soruşturmadaki bağımsızlığın sağlanması bakımından önemlidir.

42. D.P. hakkında arşiv taraması yapılarak D.P.nin adının geçtiği 14/10/2016 ve 6/12/2016 tarihlerinde yapılan ihbarlar dosya arasına alınmıştır. Olaya ilişkin olarak internet üzerinden açık kaynak araştırması yapılmış, ayrıca kollukça yapılan telsiz dinleme faaliyeti sırasında olaya ilişkin olarak terör örgütü mensupları arasında geçen bir konuşma dosya arasına alınmıştır.

43. D.P.nin vücudundan ve kıyafetlerinden alınan svaplar üzerinde atış artığı ve uzak/yakın atış mesafesi incelemesi yapılmıştır. Keza olay yerinde ele geçirilen tabanca ile kovanlar üzerinde vücut izi incelemesi yapılmıştır. Ayrıca olay yerinde ele geçirilen tabanca, kovanlar ve mermi çekirdekleri ile olayda silah kullanan personelin kullandığı silahlar üzerinde kriminal incelemeler yapılmıştır. Silahı tespit edilemeyen olaylar arşivinde de çalışma yapılmıştır.

44. Bu açıklamalar ışığında etkili bir soruşturma süreci bakımından karşılanması gereken resen soruşturmaya başlanması ve soruşturma makamlarının olaya karışan kişilerden bağımsız olması kriterlerinin karşılandığı görülmüştür. Ancak ölüm olayını aydınlatabilecek ve var ise sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek delillerin toplanması, soruşturmanın makul bir özenle yürütülmesi, ayrıca soruşturma sonucunda soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizinin yapılması suretiyle bir neticeye ulaşılması kriterleri bakımından birtakım eksikler göze çarpmaktadır:

 i.   Öncelikle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda D.P.nin Browning marka silahla güvenlik güçlerine doğru dört beş el ateş ettiği, akabinde de etkisiz hâle getirildiği kabul edilmiştir. Oysa soruşturma sürecinde alınan uzmanlık raporlarına göre (bkz. § 15) olay yerinde ele geçirilen kovanlar ve mermi çekirdeklerinin D.P.nin cesedinin yanında bulunan Browning marka tabancadan atılmadığı, kovanların olayda görev yapan güvenlik görevlilerin MP-5 ve Uzi markalı makineli tabancalarından atıldığı tespit edilmiştir. Nitekim olay tutanağına (bkz. § 8) ve güvenlik personelinin beyanlarına göre (bkz. § 9) D.P.nin pantolonunun kemer tokası hizasından çıkardığı tabancayı görevlilere doğrultması üzerine görevliler ateş açarak D.P.yi etkisiz hâle getirmiştir. Dolayısıyla D.P.nin ateş açtığına dair soruşturma dosyası kapsamında bir delil yoktur. Bu durumda somut olayda meşru müdafaa şartlarının oluşup oluşmadığının çok daha titiz bir şekilde incelenmesi gerekirdi.

 ii.   Kollukça yapılan araştırma neticesinde olay yerini gören kamera kaydı tespit edilemediği tutanak altına alınmış ise de UYAP üzerinden ulaşılabilen soruşturma evrakı içinde olaya dair görgüye dayalı bilgisi olan tanık olup olmadığının araştırıldığına dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Kolluk personelinin silah kullanması neticesinde meydana gelen ölüm olayına ilişkin tarafsız tanık beyanları daha da önem arz etmektedir.

 iii.   Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre D.P.nin vücuduna 16 ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiştir. Atış sayısı dikkate alındığında öldürücü bir güç kullanıldığı aşikârdır. Olay yerinde bulunan 6 kolluk personelinden 5'i silahını kullandığını beyan etmiş (bkz. § 9), nitekim olay yerinde bulunan kovanların olayda görev yapan güvenlik görevlilerin MP-5 ve Uzi markalı makineli tabancalarının üçünden atıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 15). Atışların -incelemeye elverişli olanlarının- uzak atış mesafesinden yapıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 13). Dolayısıyla D.P.ye bitişik atış yapıldığına dair bir delil veya emare yoktur. Ancak D.P.ye isabet eden mermi çekirdeklerinin 13 adedinin boyun, omuz bölgesi, kollar ve gövde gibi vücudun ön yüzeyine isabet ettiği; 3 adedinin ise vücuda sağ dirsek, gövde sol arka aksiller ve sırt bölgesinden giriş yaptığı anlaşılmıştır (bkz. § 11). Kişinin sırtından da isabet aldığı gözetildiğinde adli tabip tarafından ölü muayene ve otopsi tutanağında dile getirilen mermi çekirdeklerinin vücutta seyirleri konusunda ayrıntılı rapor istenmesi hâlinde cesede ait radyografilerinin gönderilmesi gerektiği yönündeki mütalaa daha da önem kazanmaktadır. Bu hususta, radyografilerin temini suretiyle rapor istenmesi gerekirdi.

 iv.   Maktule 16 mermi isabet ettiği, olay yerindeki bir güvenlik görevlisinin ise havaya iki el ateş ettiğini beyan ettiği (bkz. § 9) gözönüne alındığında olayda güvenlik güçlerince en az 18 mermi ateşlendiği anlaşılmaktadır. Olay yerinde 13 kovan bulunması (bkz. § 10) olay yerinin yeterince titiz incelenmediğini göstermektedir. Ayrıca 13 kovanın 7+3+2+1 atım şeklinde olmak üzere 4 farklı silahtan atıldığı, kovanlardan toplam 12'sinin 7+3+2 atım şeklinde olmak üzere olay yerinde bulunan güvenlik görevlilerin silahlarının 3'ünden atıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 15). Olay yerinden ele geçirilen son kovanın hangi silahtan ateşlendiği belirsiz bırakılmıştır. Dahası olay yerindeki 6 güvenlik görevlisinden 5'i maktule yönelik silah kullandığını beyan etmesine rağmen olay yerinde bulunan 13 kovanın 4 farklı silahtan atıldığının tespit edilmesi de giderilmesi gereken başka bir çelişkidir.

 v.   Silahı tespit edilemeyen olaylar arşivinde yapılan çalışma neticesinde 5/12/2016 tarihinde güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırıda kullanılan mermilerin kovanlarının D.P.nin yanında bulunan tabancadan atıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 15). Bu saldırıyla ilgili tahkikat evrakı da Başsavcılıkça incelenmemiştir.

 vi.   Başvurucular vekilince soruşturma dosyasına verilen dilekçede (bkz. § 20) olay günü bir polisin başvurucu Tahsin Pekdoğan'ı arayarak araştırma hastanesine çağırdığı, başvurucunun daha sonra TEM Şubenin bulunduğu polis okuluna yönlendirildiği, burada D.P.nin gözaltında olduğu bilgisinin verildiği iddia edilerek bu hususun da araştırılması talep edilmiştir. Bu iddia üzerinde de durulmamıştır.

 vii.   Başvurucular vekilinin dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma yetkilerinin kısıtlanması göze çarpan diğer bir eksikliktir. Soruşturma dosyasına erişim Cumhuriyet savcısınca kısıtlanmış, sonrasında da kaldırılmamıştır. Başsavcılıkça verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda kararın bir örneğinin başvurucu Tahsin Pekdoğan'ın vekiline tebliği öngörülse de tebliğe çıkarılmamış ve kısıtlama kararı nedeniyle başvurucular, bu karardan yaklaşık 3 yıl geçtikten sonra haberdar olabilmişlerdir.

45. Anayasa Mahkemesi, atış sayısı ve isabet nahiyeleri değerlendirilirken olayın terör saldırılarının sık yaşandığı bir dönemde ve bölgede gerçekleştiği, gelen ihbarda D.P.nin daha önce polise saldırdığı ve yine saldırabileceği şeklinde bilgi verilmiş olduğu, kolluk personelinin yaya bir vaziyette ve D.P.ye oldukça yakın bir mesafede bulundukları, olay yerindeki personelin sayısı, personelin kullandığı silahların seri atım yapan makineli tabanca olduğu, anlık gelişen olay sırasında olay yerindeki altı personelin müdahalenin şekli ve uygulanacak gücün derecesine dair kendi aralarında iletişimde yaşayacakları güçlük gibi hususların dikkate alınması gerektiğinin farkındadır. Böyle olmakla birlikte yukarıdaki paragrafta izah edilen eksiklikler, ölüm olayını aydınlatabilme ve var ise sorumluları belirleme hususunda oldukça önemlidir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda ulaşılan, D.P.nin silahla güvenlik güçlerine doğru dört beş el ateş ettiği şeklindeki kabulün soruşturma sürecinde alınan uzmanlık raporları, olay tutanağı ve kolluk personelinin beyanları ile örtüşmediği dikkate alındığında D.P.nin silahına davranıp davranmadığı hususunu açıklığa kavuşturma potansiyelini haiz her delilin toplanması büyük önem arz etmektedir. Başvurucunun sırtında da giriş yarasının bulunduğu gözönünde tutulduğunda Başsavcılığın sonuca varmadan önce olayın gerçekleşme koşullarının tespiti için olay yerinde keşif yapması ve böylece kolluk görevlilerinin olay esnasındaki konumlarını tespit etmesi de mümkündür. Olayda soruşturma makul bir özenle yürütülmemiş, soruşturma açısından kritik önemi olan deliller somut olayın koşullarında özen yükümlülüğüne uygun olarak toplanmamış, soruşturma sürecinde toplanan deliller ile örtüşmeyen bir sonuca ulaşılmıştır. Yukarıda toplanması gerektiği ifade edilen delillerin toplanması sonrası delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analize tabi tutulması ile bir kanaate ulaşılması gerekir.

46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

47. Başvuruya konu olayın gerçekleşme şartlarının belirlenememesi nedeniyle başvurucuların iddiaları ile adli makamların söz konusu kabulünün değerlendirilmesine olanak verecek yeterlilikte olacak şekilde Anayasa Mahkemesinin önünde bilgi veya bulgu yoktur. Dolayısıyla başvurucuların yaşam hakkının devletin öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri bu aşamada değerlendirilememiştir.

B. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

48. Başvurucular; D.P.nin Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğünü, dahası olaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ileri sürmüştür.

49. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

   "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

   ...

   Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

50. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının tespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında farklılık olduğunu ifade etmesi yeterli olmayıp bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (2) [1. B.], B. No: 2013/514, 2/10/2013, § 46).

51. Somut olayda başvurucular ırk temelinde ayrımcılık yapıldığını ileri sürmüş ise de başvurucuların bu iddialarını temellendirecek somut bir bulgu ve kanıt sunmadığı, başvuru dosyasındaki hiçbir unsurun böyle bir ayrımcılığa işaret etmediği görülmekle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

52. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

53. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

54. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.

55. Öte yandan başvuruculara talepleriyle bağlı kalınarak net 200.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.   Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

 2.   Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2016/40852) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara net 200.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, AZİZE PEKDOĞAN VE TAHSİN PEKDOĞAN, B. No: 2021/33955, 05.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 265–276

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.