İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

FARİS TAY (2021/3388)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—
Mülkiyet hakkıYargılama gideriİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FARİS TAY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/3388)

 

Karar Tarihi: 6/5/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucu

:

Faris TAY

Vekili

:

Av. Abdullah Murat SARAÇOĞLU

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi kapsamında baraj gölü alanında kalan, başvurucuya ait olan ve Siirt'in Merkez ilçesine bağlı Yazlıca köyünde bulunan 268 parsel sayılı taşınmaz hakkında kamulaştırma kararı alınmıştır.

3. Başvurucunun davet edilmesine karşın uzlaşma görüşmelerine katılmaması üzerine DSİ tarafından 17/7/2013 tarihinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili talebiyle Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.

4. Mahkemece 29/8/2013 tarihinde taşınmaz mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi heyetince hazırlanan 28/10/2013 tarihli raporda, taşınmazın tamamının kamulaştırıldığı, kalan kısım olmadığı için taşınmazın değerinde bir artış ya da azalma meydana gelmediği belirtilmiştir. Taşınmaza %6 kapitalizasyon faizi uygulanmak suretiyle net gelir yöntemiyle ziraat değeri hesaplanmıştır. Raporda ayrıca taşınmazın değerini etkileyen objektif nedenler de dikkate alınmıştır. Buna göre taşınmazın köy yerleşim yeri içinde olması, Yazlıca köyünün Siirt merkez ile bağlantılı kara yolunun olması, nehir ve derelere yakın olması, bölgedeki sulu tarım arazisi varlığının az olması nedeniyle bu nitelikte bir taşınmazın rağbet görmesinin taşınmazın değerini %10 oranında artırdığı kabul edilmiştir. Bu kapsamda taşınmazın arazi değeri 53.869,75 TL olarak hesaplanmıştır. Öte yandan keşif sırasında taşınmazda aralıklarla dikilmiş 3-4 yaşlarında nar fidanları bulunduğu, damlama sulama sistemi olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda taşınmazdaki ağaçlar da dâhil olmak üzere taşınmazın ziraat değeri 82.084,75 TL olarak tespit edilmiştir.

5. Keşif ve bilirkişi incelemesi kapsamında ayrıca taşınmazda yer alan betonarme yapıların değeri de tespit edilmiştir. Bilirkişilerce taşınmaz üzerinde yapılan incelemelerde parsel üzerinde taban alanları 264 m² ve 275,72 m² olan, betonarme olarak inşa edilen, görünümleri itibarıyla 0-2 yaşlarında olduğu belirlenen ve giriş kapıları ahşap, pencereleri ise PVC imalatı olan iki binanın yer aldığı belirlenmiştir. Taşınmazın üzerindeki yapıların değeri tespit edilirken resmî birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmesi yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemle iki binanın toplam değeri 507.768,57 TL olarak hesaplanmıştır.

6. Sonuç olarak bilirkişiler dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin 507.768,57 TL bina bedelleri ve 82.084,75 TL ziraat değeri olmak üzere toplam 589.853,32 TL olduğu görüşünü bildirmiştir.

7. İdare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesinde; taşınmazın tespitine ilişkin ilk keşif 2011 yılında yapıldığında 268 parselde herhangi bir yapıya rastlanmadığı, kamulaştırılan taşınmaz üzerindeki binaların kamulaştırmadan faydalanmak maksadıyla sonradan inşa edildiği, taşınmazın derenin bitişiğinde yer alması nedeniyle taşkın riski altında olduğu, bu durumun değer kaybı olarak hesaba katılması gerektiği belirtilmiştir.

8. Mahkeme 5/11/2013 tarihli kararıyla çıplak tarım arazi bedeli üzerinden hesaplanan kamulaştırma bedelinin 55.028,51 TL olduğunun tespitine, dava konusu taşınmaz tapusunun iptali ile İdare adına tapuya tesciline, baraj göl sahası içinde kalması nedeniyle 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/C maddesi uyarınca tapudan terkinine karar vermiştir. Mahkeme; kararında dava konusu taşınmazla ilgili olarak DSİ tarafından düzenlenen kıymet takdir komisyonu raporundaki taşınmaz bilgileri ile yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporundaki taşınmaz bilgilerinin aynı olmadığını, keşif sırasında, kıymet takdir komisyonu raporu hazırlanırken taşınmaz üzerinde bulunmayan yeni yapı ve fidanların taşınmaz üzerinde bulunduğunun gözlemlendiğini ifade etmiştir. Kamulaştırma kararı alınan ve kısa süre sonra terk edileceği bilinen bir alanda çok kısa süre içinde ihtiyacın üzerinde büyüklükte yeni binaların inşa edilmesinin ve fidanların dikilmesinin olağan bir durum olmadığı ve bunun taşınmazın kamulaştırma bedelini etkilemek amaçlı bir inşa faaliyeti olduğu kanaatine vardığını belirtmiştir. Ayrıca yapıların ebadı, köydeki ve hanedeki nüfus sayısı ile yeni yapıların sayı ve alan bakımından uyumsuzluğu, adres kayıt bilgilerine göre taşınmaz maliklerinin büyük kısmının Siirt dışında yaşamaları nedeniyle konut ihtiyaçlarının söz konusu olmamasının ve yapıların kısa sürede yapımına başlanıp bitirilmesinin de bu yargıyı desteklediğini açıklamıştır. Sonuç olarak DSİ tarafından düzenlenen kıymet takdir komisyonu raporundan sonra ve keşiften önceki bir zamanda yapıldığı anlaşılan yapılar ile fidan bedellerinin toplam bedele dâhil edilmesi talebinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı ve taşınmaz maliki lehine haksız bir kazanç oluşturacağı kanaatiyle bilirkişi raporunda hesaplanan yeni yapı ve fidan bedellerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmadığını ifade etmiştir.

9. Taraflar, mahkeme kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Başvurucu, kapitalizasyon faiz oranının yüksek belirlendiğini, bina ve ağaç bedellerinin hesaba katılmamasının hakkaniyete aykırı olduğunu, İdare ise tarım arazisi için raporda hesaba katılan verilerin hatalı olduğunu, Siirt'teki genel arazi durumu ve nüfusa göre kapitalizasyon faiz oranının düşük belirlendiğini iddia etmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, taşınmaz üzerindeki yapıların köyde yapılan kamulaştırma ilanının askıdan indiği tarihten önce yapıldığı anlaşıldığından 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrası doğrultusunda yapıların bedelinin tahsiline karar verilmesi ve ağaç bedellerinin de bu kapsamda hesaba dâhil edilmesi gerektiğini belirterek mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.

10. Mahkeme 8/4/2015 tarihli kararla bozma kararına uymayarak ilk kararında ısrar etmiş, DSİ lehine 1.500 TL tutarında vekâlet ücretine hükmetmiştir. Mahkemenin ısrar kararına karşı taraflar temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararın onanmasına karar vermiştir.

11. Kararın gerekçesinde her ne kadar dava konusu taşınmaz üzerinde iki katlı, iki betonarme ev bulunduğu, dört tarafının tel örgüyle çevrili olduğu, taşınmazın ev olmayan kısmında aralıklarla dikilmiş nar fidanları olduğunun gözlemlendiği keşif zaptına yazılmış ise de kamulaştırma işlemlerinin başladığı sırada hazırlanan kıymet takdir komisyonu raporunda dava konusu taşınmaz üzerinde yeni yapılar ve fidanlar olduğuna dair bir bilgiye yer verilmediği belirtilmiş; taşınmazın bulunduğu köyün nüfusu, yapılar ve fidanların niteliği dikkate alındığında davalının (başvurucunun) eyleminin taşınmazın kamulaştırma bedelini arttırmak amaçlı bir tasarruf niteliğinde olduğu, bu tasarrufun da dürüstlük kuralına aykırı olarak haksız kazanç elde etme amacı taşıdığı ifade edilmiştir. Öte yandan yerel mahkemenin birçok kararında, yapılan keşifler sırasında bazı yeni evlerde üst kata çıkmak için merdiven bulunmadığı, bazı evlerde musluklar olduğu hâlde su tesisatı olmadığı, evlerin iç cephe boyalarının yapılmadığı, tarlaların ortasına içi duvarsız ve sütunsuz çok geniş yapıların inşa edildiği, yine tarlalarda poşeti dahi çıkarılmadan dikilmiş fidanlar olup sulama sistemleri bulunmadığı, bazı fidanların toprakla bütünleşmediği yönünde tespitlere yer verildiği de vurgulanmıştır. Karara karşı başvurucunun yaptığı karar düzeltme talebi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca reddedilmiş ve bu suretle karar kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, nihai kararı 8/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra 5/1/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

14. Başvurucu; sulu tarım arazilerinde kapitalizasyon faiz oranının %4 olması yönündeki emsal Yargıtay içtihatlarının aksine somut olayda kapitalizasyon faiz oranının %6 kabul edilmesi nedeniyle kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini, Mahkemece taşınmazın bulunduğu Yazlıca köyünde kamulaştırmaya yönelik kamu yararı kararının usulüne uygun olarak ilan edilip edilmediği hususu araştırılmadan taşınmaza kötü niyetli olarak yapı inşa ettiği ve ağaç diktiği varsayımıyla muhdesat bedelinin ödenmemesine hükmedildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benzer başka bir davada tescil kararına dek malikin taşınmaz üzerinde tasarruf etme hakkına sahip olduğu kabul edilirken başvuruya konu uyuşmazlıkta kanunda yer almayan kötü niyet gibi muğlak bir kriterin dikkate alınmasının kanunilik ilkesinin ihlali niteliğinde olduğunu, aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruya konu davaya ilişkin olarak DSİ'den temin edilen bilgi ve belgeler ile Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.

A.   Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı kapsamı dışında kalan tüm ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kamulaştırma Bedelinin Düşük Belirlenmesi Şikâyeti Yönünden

17. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması ve mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

18. Anayasa Mahkemesi Tahsin Erdoğan ([2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014) kararında işbu başvuruya konu uyuşmazlık bakımından da dikkate alınan 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun'un 25. maddesine eklenen üçüncü fıkraya yönelik değerlendirmelere yer vermiştir. Bu düzenleme kapsamında baraj gibi gelecek yıllara sâri büyük projelerde kamu yararı kararının kamulaştırılacak taşınmazların bulunduğu mahalle ve/veya köy muhtarlığında on beş gün süre ile asılmak suretiyle ilan edileceği, bu sürenin bitiminden itibaren kamulaştırılacak taşınmazlar üzerinde yapılan sabit tesisler ile dikilen ağaçların bedelinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Söz konusu kararda bu düzenlemenin büyük projelerin onayı sonrasında kamulaştırma işlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede kamulaştırılan arazilerin değerini artırmaya yönelik gayretlerin kamunun fazla bedel ödeyerek zarara uğratılmasının önüne geçilmesi adına yargılama makamlarınca engellenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak mülkiyet hakkına müdahale edilen bireylerin mülkiyet hakkı ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında yargılama makamlarınca makul bir denge kurulması gerektiği açıkça ifade edilmiştir (Tahsin Erdoğan, § 72). Ayrıca söz konusu düzenlemenin gerekçesine de yer verilmiş ve bu kısımda DSİ tarafından inşa edilen baraj bölgelerinde -buna dava konusu taşınmazın bulunduğu Ilısu Barajı da dâhil olmak üzere- kamulaştırma bedelinin artırılması amacıyla kötü niyetli olarak yapılar inşa edildiği ifade edilerek söz konusu düzenlemenin yapılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir (Tahsin Erdoğan, § 68).

19. Yine Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamında verdiği kararda kamu yararı kararının ilanından sonra yapılan tesislerin kamulaştırma bedelinin hesabında dikkate alınmayacağına yönelik kural hakkında değerlendirmelere yer verilmiştir. Söz konusu kararda gelecek yıllara sâri büyük projeler kapsamındaki taşınmazların kamulaştırılmasının belirli bir zaman alacağı, bu zaman zarfında sadece taşınmazın kamulaştırma bedelinin artırılması amacına yönelik kötü niyetli yapılaşmaların önüne geçilmesi için kamu yararı kararının ilanından sonra belirli bir süreyle sınırlı olarak ilgili taşınmaz üzerine yapılan sabit tesisler ile dikilen ağaçların bedelinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınmayacağının hükme bağlanmasında kamu yararı olduğu, kuralın kötü niyetli yapılaşmanın önlenmesi biçimindeki amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2018/104, K.2020/39, 16/07/2020, §§ 204-205).

20. Başvurucunun ilk şikâyeti sulu tarım arazilerinde kapitalizasyon faiz oranının %4 olması yönündeki emsal Yargıtay içtihatlarının aksine somut olayda kapitalizasyon faiz oranının %6 kabul edilmesi nedeniyle kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğine yöneliktir. Başvurucunun kapitalizasyon faizinin doğru belirlenmediği yönündeki iddiasına ilişkin olarak formdaki beyanı dışında yargılama sırasında ve bireysel başvuru sürecinde bilgi ve belge sunmadığı, başvuru kapsamında Mahkemece yapılan değerlendirmeden farklı bir değerlendirme yapmaya imkân sağlayacak veri bulunmadığı değerlendirilmiştir.

21. Başvurucu, kamulaştırma kararı sonrası yapılan inşa faaliyeti dolayısıyla taşınmaz üzerindeki muhdesat bedeline hükmedilmemesinden yakınmıştır. Başvuruya konu davada yargılama makamlarınca baraj inşaatı kapsamında kamulaştırılan taşınmazda DSİ tarafından düzenlenen kıymet takdir komisyonu raporundan sonraki süreçte yeni yapılar inşa edildiğinin ve ağaçlar dikildiğinin tespit edilmesi dolayısıyla kamulaştırma bedeline söz konusu muhdesatın bedeli dâhil edilmemiş ve bu durum kamulaştırılacak taşınmazın değerinin arttırmaya yönelik dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan bir çaba olarak değerlendirilmiştir. Yargılama makamlarınca yapılan bu değerlendirmenin kıymet takdir komisyonu raporu ile Mahkemece yapılan keşif sırasındaki gözlem farklılığına dayandırıldığı, bu hususun da detaylı olarak gerekçelendirildiği görülmüştür. Başvurucu da bu durumun aksini ortaya koyar bir veri sunmamıştır. Dolayısıyla yargılama makamlarınca ulaşılan sonucun somut bilgi, belge ve delillere dayandırıldığı, mahkeme kararlarında konuya ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeye yer verildiği anlaşılmıştır.

22. Başvurucu, ikinci şikâyeti kapsamında kamulaştırılan taşınmazına ilişkin kamu yararı kararının usulüne uygun olarak ilan edilip edilmediğinin ve taşınmazdaki muhdesatın ilandan önce mi yoksa sonra mı inşa edildiğinin Mahkemece araştırılmamasından da şikâyet etmiştir. Başvurucu, başvuru formunda inşaat faaliyetlerinin kıymet takdir komisyonunca yapılan incelemeler sırasında da var olduğuna dair herhangi bir açıklamaya yer vermediği gibi Mahkemece usulüne uygun olarak tebliğ edildiği belirtilen tebligatlara rağmen DSİ tarafından yapılan uzlaşma davetine katılmadığına ve tarafına tebligat yapılmadığına dair herhangi bir iddiada da bulunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun kamu yararı kararının ilan edilmediğine ve muhdesata ilişkin olarak eksik araştırma yapıldığına dair iddialarının Mahkemece açıklanan gerekçelerin aksini ortaya koyacak mahiyette olmadığı değerlendirilmiştir.

23. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin gerek bireysel başvuru kapsamında gerekse norm denetimi kapsamında verdiği kararlarda da ifade ettiği üzere kamulaştırma bedelinin tespitini yapan yargılama makamları, Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi bağlamında kamulaştırılan taşınmazın gerçek değerine hükmederek bireylerin haklarını korumakla yükümlü oldukları gibi kamunun fazla bedel ödeyerek zarara uğratılmasını da engellemekle yükümlüdür. Bu kapsamda yargılama makamlarınca yapılan değerlendirmelerin başvurucuya ölçüsüz ve aşırı bir külfet yüklediğinden söz edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Aleyhe Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi Şikâyeti Yönünden

25. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Mehmet Komutan ([1. B.], B. No: 2020/10899, 30/4/2024), Hilmi Kocabey ([1.B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) ve Kübra Yıldız ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022) kararlarında kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili ile kamulaştırmasız el atma davalarında aleyhe hükmedilen yargılama gideri ve vekâlet ücreti nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerde uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede başvurucular aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın sözüne uygun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle yapılan başvurular ile yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

29. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılamaya hükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.

30. Kamulaştırma bedel tespiti ve tescil davasında aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Siirt 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2015/126, K.2015/351) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, FARİS TAY, B. No: 2021/3388, 06.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 513–519

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.