Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
HACI ÖMER EKİM (2021/28597)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Gerekçeli karar hakkı (hukuk) | İhlal | Yeniden yargılama |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Masumiyet karinesi (Hukuk) | İncelenmesine Yer Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
HACI ÖMER EKİM BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/28597) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Ali KOZAN |
|
Başvurucu |
: |
Hacı Ömer EKİM |
|
Vekili |
: |
Av. Mustafa BÜYÜKAVCIOĞLU |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu 19/7/2011 tarihinden iş sözleşmesinin sonlandırıldığı 25/10/2016 tarihine kadar T. T. A.Ş.de (Şirket) çalışmıştır.
3. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle İstanbul 17. İş Mahkemesinde (Mahkeme) 18/11/2016 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; iş akdinin haksız ve hukuka aykırı olarak sona erdirildiğini, Şirket tarafından istifa etmezse Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olması nedeniyle işten çıkartılacağı, sicilinde bu şekilde görüneceğinden bir daha iş bulamayacağı söylenerek istifaya zorlandığını vurgulamıştır. Başvurucu ayrıca taşınmaz alım satımı nedeniyle alıcının kredi kullandığı Bank Asyada (Banka) hesap açtığını, havale masrafı çıkmaması için alıcının talebiyle böyle bir yola başvurduğunu beyan ederek 7/2/2014 tarihli tapu kayıt belgesini Mahkemeye ibraz etmiştir. Öte yandan yargılama sürecinde tanık olarak dinlenen taşınmazın alıcısının da başvurucunun bu iddiası yönünde beyanda bulunduğu görülmüştür.
4. Şirket davaya cevabında, başvurucunun 17-25 Aralık sonrası Banka hesap hareketleri olduğunun öğrenilmesi üzerine konunun başvurucuya bildirildiği, başvurucunun ise Şirket içi kariyer gelişiminin olmayacağı gerekçesiyle iş sözleşmesinin ihbar ve kıdem tazminatı ödenmek kaydıyla geçerli sebeple feshedilmesini talep ettiği ve bu kapsamda işlem yapıldığı belirtilmiştir.
5. Mahkeme istifa dilekçesi ve tüm dosya kapsamından başvurucunun işyerinden kendi isteği ile ayrıldığının doğrulandığını vurgulayarak 28/12/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun istinaf talebini kabul eden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi (Daire) anılan kararın kaldırılmasına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinden ceza soruşturması bulunup bulunmadığı varsa bunun sonucunun araştırılması, ayrıca emniyet ve istihbarat birimlerine yazı yazılarak başvurucunun “Bylock” kullanıcısı olup olmadığının sorulmak suretiyle gelecek cevapla birlikte değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla karar verilmesinin hatalı olduğu ifade edilmiştir.
6. Anılan karar sonrası devam edilen yargılama sürecinde Mahkeme tarafından başvurucunun terör örgütüyle ilgisine dair kurumlarla yazışma yapılmıştır. Bu kapsamda kurumlardan gelen cevaplarda başvurucunun terör örgütüyle irtibatına dair kayıt olmadığı, hakkında ceza soruşturması bulunmadığı açıklanmıştır. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun terör örgütü üyesi olduğuna dair iddiaya ilişkin 10/3/2021 tarihinde soruşturmaya yer olmadığına karar verildiğini bildirmiştir. Söz konusu kararda, bilirkişi raporunda başvurucunun Bankayı fonlama amacı ile hareket ettiği yönünde şüphe oluştuğu belirtilmişse de bu kanaate katılmanın mümkün olmadığı, 2014 yılı başlarında başvurucunun hesabına para girişi olduğu ancak nisan ayından sonra bakiyenin 0 TL olarak sabitlendiği vurgulanmıştır. Buradan hareketle Bankanın hâlen örgütün güdümünde olduğu ve likidite ihtiyacının devam ettiği dönemde tüm parasını çeken, bu Bankayla çalışmayı bırakan kişiye fonlama kastı iddiası ile iddianame tanzim edilemeyeceği değerlendirmesine yer verilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun örgütün talimatına uyma iradesi ile hareket ettiği sonucuna varılabilecek yeterli emare bulunmadığı belirtilmiştir.
7. Mahkeme 12/11/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, başvurucunun irade fesadı iddiasının ispat edilemediği ancak bir an için istifa dilekçesinin başvurucunun gerçek iradesini yansıtmadığı kabul edilse bile başvurucuya ait Banka hesabında 2014 yılı Ocak ayından itibaren 5.000 TL, 55.000 TL ve 104.000 TL gibi artışların bulunduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla tanık anlatımında başvurucunun kayınpederine ait evin satımı sonrasında elde edilen para olduğu belirtilmişse de 2014 yılı başı ve sonrasında Banka hesabındaki mutat dışı hesap işlemlerinin iş akdinin şüphe feshi kapsamında feshi gerekli kılabilecek nitelikte bir olgu olduğu vurgulanmıştır.
8. Başvurucu anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu ilgili dilekçesinde, baskı altında istifa dilekçesini imzaladığının süreçte ispatlandığını ancak Mahkemenin aksi yorumunun dayanağının bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca Mahkeme tarafından yapılan araştırma sonucunda terör örgütüyle bağlantısının olmadığının tespit edildiğini, Banka hesabıyla ilgili açıklamalarının da tanık anlatımı ile tapu kaydıyla doğrulandığını ancak bu deliller gözetilmeden ve yeterli bir gerekçe sunulmadan karar verildiğini ifade etmiştir. Daire 29/4/2021 tarihinde istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu, nihai kararı 9/6/2021 tarihinde öğrendikten sonra 30/6/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, diğer ihlal iddialarının ise kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
10. Başvurucu; işveren tarafından istifaya zorlandığını, FETÖ/PDY ile ilişkili olduğu iddia edilen işçilerin istifa dilekçesi düzenlenerek işten çıkarılmaları yönünde Şirketin ilgili birimlere talimat verdiğini, bu kapsamda farklı yerlerdeki Şirkete ait işyerlerinde aynı istifa dilekçesi yazılarak işçilerin işten çıkarıldığını, bu durumun bile kendi iradesiyle istifa etmediğini ortaya koyduğunu belirtmiştir. Ayrıca Mahkemenin kurumlar nezdinde yaptığı araştırmalarda hakkında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığı, terör örgütüyle irtibatına ilişkin kayıt bulunmadığı yönündeki cevaplar ile Banka hesabının taşınmaz satışı nedeniyle açıldığını doğrulayan tapu kaydı ve tanık anlatımlarının Mahkeme tarafından değerlendirilmediğini vurgulamıştır. Bununla birlikte taşınmazın satış tarihi ile Banka hesap hareketlerinin birbiriyle uyumlu olduğunu, yargı makamları tarafından yapılan araştırmanın terör örgütüyle ilgisinin olmadığını ortaya koyduğunu ifade eden başvurucu gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Anayasa Mahkemesinin içtihatları hatırlatılarak mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti hususunda yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında başvuru formunda sunulan bilgi ve belge dışında ek bir bilgi sunmayacağını ifade etmiştir.
12. Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
14. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
15. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
16. Somut olaydaki feshin gerekçesi, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphe ve bu şüphe nedeniyle güven ilişkisinin ortadan kalkmasıdır. Başvurucunun, Banka hesabının varlığının anılan şüphe ile iş akdinin sonlandırılmasına dayanak olduğu anlaşılmaktadır.
17. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanması, bunun da ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekir (birçok sayıda karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararları). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).
18. Bu itibarla şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir (Delil Metin, § 35; Serkan Kaplan [1. B.], B. No: 2021/12977, 26/2/2025, § 17).
19. Bank Asyanın FETÖ/PDY liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine örgüt üyelerinin yatırdığı paralar üzerinden gelir elde ettiği, bu suretle örgüt faaliyetlerine mali yönden kaynak sağladığı ve örgütün finans merkezi olduğu hususu yargı kararlarıyla tespit edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 35; Metin Evecen [2. B.], B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E.2017/1862, K.2017/5796 sayılı kararı). Aynı zamanda mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyette bulunma ya da örgüte yardım etme kapsamında değerlendirilemeyeceği de Yargıtay tarafından kabul edilmiştir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 25/6/2020 tarihli ve E.2020/1947, K.2020/3079 sayılı kararı). Her durumda Bank Asyaya para yatırarak FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olunduğu, bu suretle işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak sözleşmenin feshedilebilmesi için yukarıda açıklanan ilkelere uygun şekilde hareket edilmesi gerektiği açıktır (Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 137).
20. Yargılama bir bütün hâlinde incelendiğinde Daire, yapılacak araştırma sonucu irtibat veya iltisakı gösteren bilgi ve belgelere göre değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek Mahkemenin ilk kararını kaldırmıştır. Anılan karar yönünde Mahkemenin ilgili kurumlardan yaptığı araştırma sonucunda başvurucunun terör örgütüyle irtibatının bulunduğuna dair bir bilgi ya da belge sunulmadığı gibi başvurucu hakkında ceza soruşturması ya da kovuşturmasının olmadığının tespit edildiği görülmüştür. Bununla birlikte başvurucunun Banka hesabının açılış nedeni ve hesap hareketlerine ilişkin iddialarını tanık anlatımı ve tapu kaydıyla destekleyerek ortaya koyduğu da sabittir.
21. Ayrıca Başsavcılık 10/3/2021 tarihli soruşturmaya yer olmadığına dair kararında, Banka hesabını inceleyerek başvurucunun örgütün talimatına uyma iradesi ile hareket ettiğini gösteren yeterli emare bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başsavcılığın anılan tespitine rağmen Mahkeme ve Dairenin hesap hareketlerini ve başvurucunun Banka hesabına ilişkin açıklamaları ile delillerini gözeterek mutat dışına çıkan bir hareket olup olmadığını açıkça değerlendirmeden belirli bir tarihte para yatırılmasını işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulması için yeterli gördüğü anlaşılmıştır. Bu hâliyle yargı makamlarının Banka hesabına ilişkin çelişkili tespitlerinin mevcut olduğu ve bu çelişkinin yargı makamlarınca giderilmediği söylenebilir.
22. Sonuç olarak yargı makamlarının başvurucunun iş sözleşmesinin haksız sonlandırıldığı şeklindeki iddiasını delilleri bir bütün hâlinde değerlendirerek neticelendirmediği görülmüştür. Dolayısıyla yargı makamlarının başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli inceleme ve araştırma yaptığı, başvurucunun yargılamanın esasına tesir eder nitelikteki iddia ve itirazlarını karşılar nitelikte gerekçe sunduğu söylenemez.
23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
24. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin de ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden anılan iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
25. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 250.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
26. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
27. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
28. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 17. İş Mahkemesine (E.2018/881, K.2020/466) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesi ile iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Anayasa Mahkemesi tarafından aynı ya da benzer konulara ilişkin daha önce karara bağlanan bireysel başvurular mevcut olup, (2. Bölüm; 2019/9322, K. Tarihi;12.3.2025), (2. Bölüm, 2021/62669, Karar Tarihi: 24/10/2024), (2. Bölüm, 2021/6590, Karar Tarihi; 29/7/2025), (2. Bölüm, 2020/39352, Karar Tarihi: 30/4/2025) söz konusu kararlara karşı yazdığımız karşıoy gerekçeleri işbu başvuru açısından da geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|
AYM, HACI ÖMER EKİM, B. No: 2021/28597, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 258–264
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.