Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
MEHMET KEVSER (2021/26636)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
MEHMET KEVSER BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/26636) |
|
|
|
Karar Tarihi: 21/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Furkan Samet ESER |
|
Başvurucu |
: |
Mehmet KEVSER |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.
3. Soruşturma neticesinde Başsavcılık tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 8/11/2016 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede esas olarak başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu, Bank Asyada hesabının bulunduğu ve bu hesaptan muhtelif tarihlerde kart borcu ödediği iddialarına yer verilmiştir.
4. Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yapılan yargılama neticesinde -ByLock kullandığı gerekçesiyle- başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülmüş ve alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına 12/12/2017 tarihinde karar verilmiştir.
5. Mahkûmiyet kararının ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Antalya İl Emniyet Müdürlüğünden gönderilen araştırma tutanağında sanığın 0507[...]78 ve 0505[...]47 no.lu hat ile bylock programı kullanıcısı olduğunun bildirildiği, Antalya İl Emniyet Müdürlüğünden gönderilen ByLock karşı IP adres bilgilerine göre sanığın 01/09/2014 ile 11/11/2014 ve 01/08/2014 ile 29/08/2014 tarihleri arasında 1482 ve 2823 kez bylock serverine iki ayrı hat ile bağlantı sağladığının görüldüğü, bu kayıtların HTS kayıtları ile de uyuştuğu, bu haliyle bylock tespit tutanağının teknik verilerle desteklendiği görülmüş;
Bu haliyle; yukarıda açıklandığı üzere FETÖ terör örgütüne ait özel iletişim ağı olan Bylock programının suç işlemek amacıyla oluşturulmuş ve münhasıran bir suç örgütünün mensupları tarafından kullanılması, gizlilik temeline dayalı FETÖ terör örgütünün bu programı yalnızca güvendiği kişilere özel yöntemlerle kurması, sanığın, terör örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağa bu özelliğini bilerek, kasten dahil olması ve hatta bu ağı iletişim için kullandığının teknik verilerle belirlenmesi, bu programın kurulmasının veya kullanılmasının örgüt bağlantısını göstermesi hususları bir bütün halde değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ silahlı terör örgütünün bir üyesi olarak, örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği ve FETÖ terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmakla üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edildiği..."
6. Başvurucunun mahkûmiyet kararına karşı istinaf başvurusunda bulunması üzerine dosya Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine (Bölge Adliye Mahkemesi) gönderilmiş ve istinaf incelemesi neticesinde istinaf başvurusunun esastan reddine 22/3/2018 tarihinde karar verilmiştir.
7. Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesine (Daire) gönderilmiş ve temyiz incelemesi neticesinde temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün düzeltilerek onanmasına 30/3/2021 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.
8. Daire kararının ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle...Mehmet Kevser[in] ByLock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının dosyaya gelmesi beklenilmeden karar verilmesi sonuca etkili bulunmamıştır.
...
sanıklar hakkındaki hükümlerin ikinci maddesindeki '3713 sayılı TMK’nın 5.maddesi' ibarelerinin çıkarılarak yerlerine '3713 sayılı TMK’nın 5/1. maddesi' ibarelerinin yazılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA..."
9. Başvurucu, nihai kararı 30/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 27/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia dışında kalan şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna; anılan hakkın ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin ise Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
11. Başvurucu; aşamalar boyunca ileri sürdüğü davanın sonucuna etkili itiraz ve savunmalarına rağmen herhangi bir araştırma yapılmaksızın salt ByLock kullandığı iddiasıyla cezalandırıldığını ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Mahkemenin dava konusu maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiği, başvurucunun mahkûmiyetinin hukuka aykırı olduğuna dair iddialarının delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun ibraz ettiği cevap dilekçesinde ise başvuru formundaki iddialar yinelenmiştir.
13. Başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bağlamında incelenmiştir.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı, davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
16. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
17. Buna karşın temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin yapılacak herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
18. Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi, yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
19. Öte yandan adil yargılanma hakkı, davada uygulanacak hukuk kuralının başvurucu lehine sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasını da güvence altına almamaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması -yukarıda belirtildiği gibi- yargılama mercilerinin takdirindedir. Bununla birlikte yargılama mercilerinin hukuk kurallarını yorumlarken Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesini gözönünde bulundurmaları gerekir. Esasen hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanmasında dikkate alınması zorunlu olan bir ilkedir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğinin yorumlanmasında da hukuk devletinin gerekleri gözetilmelidir (M.B., § 84).
20. Bu noktada belirtmek gerekir ki hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
21. Bu açıklamalar ışığında yargılamanın hakkaniyetini doğrudan zedeleyen bazı durumlarda adil yargılanma hakkının usule dair güvencelerinin başvurucu açısından anlamsız hâle gelebileceği söylenebilir. Bu durumlarda aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bir hususun bizatihi kendisinin usule dair bir güvenceye dönüştüğü kabul edilmelidir. Aşağıdaki hâller bu duruma örnek olarak gösterilebilir:
i. Somut olayda uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması,
ii. Delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir muhakemeye dayanmaması veya mantık dışı bir çıkarıma dayanması,
iii. Açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması,
iv. Somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi,
v. Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması,
vi. Maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılması.
22. Yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar elbette yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Bunlara benzer hâllerde de Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında denetim yapılabilir. Bununla birlikte belirtilen eksikliklerin adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmesi için bunların ayrıca yargılamanın hakkaniyetini zedelediğinin tespit edilmiş olması gerekir (Ayşe Fahriye Tosun [GK], B. No: 2021/17663, 23/2/2023, § 44; aynı yönde ilave olarak bkz. İsmet Murtezaoğlu [1. B.], B. No: 2018/17312, 18/10/2022, § 40; Cihangir Akyol [GK], B. No: 2021/33759, 23/2/2023, § 49).
23. Somut olayın koşulları dikkate alındığında yukarıda belirtilen durumlardan özellikle, delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir yoruma dayanıp dayanmadığı incelenmeli, maddi olayın ispatında aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımların bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.
24. Gerekçeli karar incelendiğinde başvurucunun ByLock programını kullandığına dair yapılan tespitlerin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında tek ve belirleyici delil olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 5). Her ne kadar Daire kararında (bkz. § 8) ByLock dışındaki diğer delillerin atılı suçun sübutu açısından yeterli olduğuna yönelik değerlendirmelerde bulunulmuş ise de başvurucunun mahkûmiyetinde ByLock dışında hükme esas alınan başka bir delil olmadığı görülmüştür.
25. Bununla birlikte başvurucu hakkındaki ByLock tespitinin de -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı yerine, yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmıştır.
26. Yargıtayın ByLock deliline yönelik içtihadı incelendiğinde ise kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından sadece CGNAT kayıtlarının yeterli delil olarak kabul edilmediği anlaşılmıştır [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. Mehmet Ayko [1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20; Atakan Yıldırım [2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29; Uğur Özçiftçi [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).
27. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Ali Bayram İskender ([GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda, kişilerin örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bir iddia olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (Ali Bayram İskender, §§ 47-58).
28. Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa Mahkemesinin kural olarak somut davadaki delilleri değerlendirme ve hukuk kurallarını yorumlama gibi bir görevi yoktur. Buna karşın mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen argümanların gerçekliğinin tespitine yönelik gerekli ve etkili incelemeleri yapması, elde edilen deliller çerçevesinde ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyması ve yine ulaşılan sonuca götüren delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir yoruma dayanması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Mahkeme tarafından ortaya konulacak aksi bir durum adil yargılanma hakkının usul güvencelerini anlamsız hâle getirir.
29. Somut olayda Yargıtayın ByLock konusunda ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmalar yapılmamış; başvurucunun terör örgütünün amacını, kullandığı şiddetin türü ile yoğunluğunu bildiği ve yine eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aştığı hususları açıkça ortaya koyulmamıştır. Mahkeme tarafından salt ByLock tespitine istinaden başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğu sonucuna ulaşılmış ve alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme tarafından başvurucunun ByLock deliline ilişkin yapmış olduğu savunmaları bertaraf edecek herhangi bir girişimde bulunulmadığı gibi başvurucunun bu husustaki talepleri de reddedilmiştir. Başvurucu hakkında yapılan ByLock tespitinin -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verileri içermediği de gözönüne alındığında, mahkûmiyet kararı ile birlikte başvurucu bakımından adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin anlamsız hâle getirildiği anlaşılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 10.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
33. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
34. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/223, K.2017/255) GÖNDERİLMESİNE,
Ç. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, MEHMET KEVSER, B. No: 2021/26636, 21.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 248–254
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.