İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

SEMRA ÇELİK (2021/24174)

  • Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, cinsiyet temelli ayrımcılık yapıldığı iddiasına karşı etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıÖzel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile bağlantılı ayrımcılık yasağıAçıkça Dayanaktan Yoksunluk—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SEMRA ÇELİK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/24174)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

İsmail ŞAHİN

Başvurucu

:

Semra ÇELİK

Vekili

:

Av. Cem KARACA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, cinsiyet temelli ayrımcılık yapıldığı iddiasına karşı etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, olay tarihinde özel bir şirkette paketleme elemanı olarak çalışmaktadır.

3. Başvurucu, şirket yetkilileri hakkında nefret ve ayrımcılık suçundan 30/10/2020 tarihinde Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde başvurucu; iki yıldır paketleme elemanı olarak işyerinde çalıştığını, 23/8/2020 tarihinde işveren vekilinin kendisine "İş yerinde kadın işçi istemiyorum, işten çıkacaksın." şeklinde söylemlerde bulunduğunu, bu olayın şirket yetkilisinin bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini ve sırf kadın olması sebebiyle işten çıkarıldığını ileri sürmüştür.

4. Başsavcılık tarafından işveren vekili G.E. ile şirket yetkilisi M.Ş.D.nin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı ve yine tanık olarak H.Ö. ile İ.Ş.nin bilgisine başvurulduğu görülmüştür. Bu kapsamda tanıklar, başvurucuya kadın olduğu için işten çıkarıldığının söylendiğini ancak bu sözün art niyetli olarak değil işin bir kadına göre ağır olmasına dayandığını beyan etmiştir. Başsavcılıkça 12/1/2021 tarihinde başvurucunun şikâyeti hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Nefret ve ayırımcılık" başlıklı 122. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde düzenlenen kişiler arasında ayrımcılık yaparak bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleme suçunun oluşabilmesi için faillerin kastının yanı sıra mağdura karşı ayrım ve nefret saikiyle hareket etmesi gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla alınan tanık beyanlarından ve şüpheli ifadelerinden hareketle şüphelilerin nefret saikiyle hareket etmedikleri, yapılan işin bir kadının doğasına uygun olmaması sebebiyle tavsiye verdikleri belirtilerek somut olayda suçun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.

5. Başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu; cinsiyeti sebebiyle kadın çalışan istenmemesinden kaynaklı işten çıkarıldığını, tüm tanıkların dinlenmediğini, eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek anılan kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Çorlu 1. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 4/2/2021 tarihinde şüphelilerin ayrım yapma ve nefret saikiyle hareket ettiklerine dair yeterli şüphe bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.

6. Başvurucu, nihai kararı 9/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 2/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

8. Başvurucu; yeterli araştırma yapılmadan soruşturmanın tamamlandığını, soruşturma makamının tüm tanıkları dinlemeden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verdiğini, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, bu yüzden işten çıkarıldığını belirterek adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

10. Başvurucunun şikâyetlerinin özünü kadın kimliğine yönelen saldırılara karşı etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği ve bu kapsamda işten çıkarıldığı iddiası oluşturmaktadır. Bireyin cinsiyeti, onun kimliğinin ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsurudur ve özel hayata saygı hakkının koruması altındadır. Neticede bireyin kimliğine yönelen saldırılara karşı etkili bir koruma sağlanmadığı iddiası içeren başvurunun Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. Mustafa Vural [1. B.], B. No: 2015/18609, 11/9/2019, § 30).

11. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Özel hayat, fiziksel ve ruhsal özerkliği de kapsamakta; bu hak bireyleri gerek kamusal makamların gerek özel hukuk kişilerinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik saldırılarına karşı korumaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 48).

12. Bireyin cinsel kimliği de onun yaşamıyla özdeşleştiğinden kişiliğinin ayrılmaz bir unsurudur. Dolayısıyla cinsel kimliğe karşı her türlü saldırı karşısında korunmayı talep etme hakkı da özel hayata saygı hakkının bir güvencesini oluşturmaktadır. Devletin kişilerin özel hayata saygı haklarını koruma yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere aykırı şekilde bu hakka müdahale etmemelerini gerektirir (Mustafa Vural, §§ 31-32).

13. Öte yandan devletin kişilerin özel hayata saygı haklarına keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu söylenebilir. Zira Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Yine Anayasa'nın 5. maddesinde; bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Söz konusu düzenlemelerle temel hak ve hürriyetlerin korunması konusunda devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklendiği açıktır (Mustafa Vural, § 33).

14. Dolayısıyla Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan hak kapsamında devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin özel hayata saygı haklarını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Erol Kumcu [2. B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 33; Ali Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 33).

15. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarına göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine getirilebilir. Bu bağlamda bazı durumlarda disiplin soruşturması ile de devletin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi mümkün olabilir (Erol Kumcu, § 34; Ali Çığır, § 34).

16. Öte yandan yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılması, failler hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle getirmediği gibi başvuruculara üçüncü tarafları bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırılmalarını talep etme hakkı da vermemektedir. Zira burada kastedilen sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Ancak her durumda söz konusu yargısal sistemlerin etkili şekilde işletilmesi ve soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan tüm sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (Erol Kumcu, § 35; Ali Çığır, § 35).

17. Somut olayda başvurucu özel hayatına ilişkin olarak kadın olması nedeniyle işveren tarafından ayrımcılığa uğradığını, bu yüzden işten çıkarıldığını ileri sürmüş; sorumluların cezalandırılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Bu noktada kamusal makamların devreye girmeleri ve olayı tüm yönleriyle aydınlatmaları gerekir. Bireysel başvuru kapsamında yapılacak değerlendirmede dikkate alınacak husus ise belirtilen çerçeve içinde yeterli usule ilişkin güvencelerin sunulduğu bir cezai takibatın yürütülüp yürütülmediğine, soruşturmanın bağımsız, özenli, süratli, etkili şekilde yapılıp yapılmadığına ve ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanıp açıklanmadığına ilişkin olacaktır (Erol Kumcu, § 38; Ali Çığır, § 38).

18. Öncelikle başvuruya konu soruşturma sürecinde başvurucunun şikâyeti üzerine Başsavcılık tarafından soruşturmaya derhâl başlandığı görülmektedir. Ayrıca soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecek bir şekilde başvurucunun soruşturma sürecine dâhil edildiği anlaşılmaktadır.

19. Öte yandan başvurucunun şikâyeti doğrultusunda kolluk tarafından şüphelilerin ifadelerinin alındığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun şikâyet dilekçesinde belirttiği iki tanığın da beyanının alındığı anlaşılmaktadır.

20. Başsavcılık tarafından verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararda ise tanık beyanları ve şüphelilerin ifadelerine dayanarak şüphelilerin ayrımcılık ve nefret saikiyle hareket etmedikleri, böylelikle nefret ve ayrımcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

21. Başvuruya konu olan tüm bu süreç, olayın somut koşulları dikkate alınarak başvurucunun iddialarıyla ve soruşturma aşamasında dile getirdiği hususlarla birlikte değerlendirilmelidir. Olayda, şüpheli olarak belirtilen kişilerin ilgili makamlar tarafından ifadelerinin alındığı ve neticede verilen yargısal kararla söz konusu kişilerin eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığı konusunda değerlendirmelerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca suç oluşturduğu ileri sürülen eylemlerin kim tarafından, nasıl gerçekleştirildiği konusunda kamusal makamların ceza soruşturması yoluyla aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini söylemeye neden olacak belirsiz bir durum olmadığı gibi bunun aksine bir iddiada da bulunulmadığı görülmektedir. Neticede başvurucu tarafından gerçeklerin ortaya çıkarılması talebiyle ileri sürülen iddialar konusunda kamusal makamlarca gerekli takibatın yürütüldüğü, ulaşılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, soruşturmanın etkili bir şekilde yapılmadığı tespitinde bulunmayı gerektiren bir nedenin olmadığı kanaatine varılmıştır.

22. Diğer taraftan başvurucunun ayrımcılığa uğradığına, işverenin eşit davranma yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin olan kişilik haklarına saldırı mahiyetindeki ve işten çıkarılmasıyla sonuçlandığını belirttiği söz konusu iddialarının ayrıca adli yargı düzenindeki mahkemelerce değerlendirilebileceği, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında kişilik haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi ile işe iade davası kapsamında işe iadesini ve ayrımcılık tazminatı dâhil olmak üzere zararın tazmin edilmesi hususunda hukuk davası açılabileceği konusunda bir tereddüt yoktur. Dolayısıyla başvurucunun anılan yollara başvurarak iddialarını ileri sürebilmesi ve zararlarını tazmin edebilmesi de mümkündür.

23. Sonuç olarak etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmasının sorumlular hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle getirmediği konusunda ortaya konulan ilke gözönüne alındığında kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün gerektirdiği şartların gerisinde kalınmadığı ve açık bir ihlalin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

24. Açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu sonuca katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 22/4/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun yaklaşık iki yıl boyunca aynı işte kesintisiz şekilde çalıştığı ve bu süre zarfında işin niteliğine veya başvurucunun iş görme edimine ilişkin herhangi bir olumsuz tespit yapılmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşın işveren, iş akdinin feshi aşamasında söz konusu işin “bir kadına göre ağır olduğu” gerekçesine dayanmıştır.

2. İşverenin ileri sürdüğü gerekçenin hem maddi olgularla hem de hukuki tutarlılık bakımından ciddi biçimde sorgulanması gerekir. Zira iki yıl boyunca aynı işin ifa edilmesinde herhangi bir sorun görülmezken, bu sürenin sonunda işin aniden “ağır iş” kategorisine dahil edilmesi ve özellikle “bir kadına göre” ifadesiyle temellendirilmesi, objektif ve makul bir açıklamadan yoksun görünmektedir. Dosya kapsamında da bu dönüşümü haklı kılacak nitelikte, işin içeriğinde veya çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik olduğuna dair bir bulgu ortaya konulmamıştır.

3. Bu durum, işverenin fesih gerekçesinin gerçekte başvurucunun cinsiyetine dayandığı yönünde güçlü bir şüphe doğurmaktadır. Nitekim, cinsiyete dayalı farklı muamele, ancak çok istisnai hâllerde ve nesnel bir zorunluluğa dayanması koşuluyla meşru kabul edilebilir. Somut olayda ise böyle bir zorunluluk ne ortaya konulmuş ne de yargısal mercilerce yeterli derinlikte incelenmiştir.

4. Öte yandan, derece mahkemelerinin ve çoğunluk görüşünün, işverenin bu çelişkili ve potansiyel olarak ayrımcı nitelik taşıyan savunmasını yeterince irdelemeden kabul ettiği görülmektedir. Özellikle, iki yıl boyunca aynı işin yapılabilmiş olması karşısında, işin neden ve hangi somut değişiklikler sonucu “kadın işçi için uygun olmayan ağır iş” hâline geldiği sorusu yanıtsız bırakılmıştır. Bu eksiklik, başvurucunun maruz kaldığını ileri sürdüğü cinsiyet temelli ayrımcılık iddiasının etkili biçimde değerlendirilmediğini göstermektedir.

5. Mevcut olgular ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun sırf kadın olması nedeniyle işten çıkarılmış olabileceğine dair makul ve ciddi bir şüphenin bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bu şüphenin giderilmesi için başvurunun esastan incelenmesi gerekirken, kabul edilemez bulunması isabetli değildir.

6. Açıklanan gerekçeler doğrultusunda, başvurunun kabul edilebilir olduğu ve başvurucu bakımından Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı ile 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği kanaatindeyim. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye
Engin YILDIRIM

​

​

​

AYM, SEMRA ÇELİK, B. No: 2021/24174, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 543–548

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.