İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

ÇETİN DAĞTEKİN VE İBRAHİM ETEM GÖKTÜRK (2021/19398)

  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, yakalama esnasında ve gözaltı sürecinde uğranılan fiziksel şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kötü muamele yasağıYakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımıİhlalYeniden soruşturma, Manevi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÇETİN DAĞTEKİN VE İBRAHİM ETEM GÖKTÜRK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/19398)

 

Karar Tarihi: 18/2/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Batuhan Salim YEŞİLKÖY

Başvurucular

:

1. Çetin DAĞTEKİN

2. İbrahim Etem GÖKTÜRK

Vekili

:

Av. İsmail Hakkı FIRAT

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, yakalama esnasında ve gözaltı sürecinde uğranılan fiziksel şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucular, terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle 11/8/2018 tarihinde yakalanmış; 23/8/2018 tarihine kadar gözaltında tutulmuştur. Başvurucuların yakalanmasına ilişkin olarak iki sözleşmeli piyade er ve bölük komutanı piyade üsteğmen tarafından düzenlenen 11/8/2018 tarihli tutanakta yer alan açıklamalar şöyle özetlenebilir:

i. Hudut karakolunun iki yüz metre kuzeyinde devriye faaliyeti yürüten askerler, içinde üç kişinin bulunduğu beyaz renkli bir otomobili şüphelendikleri için durdurmuş ve bu kişilerden kimliklerini ibraz etmelerini istemiştir.

ii. Otomobilin sağ arka koltuğunda oturan kişi, otomobilden inerek elindeki uzun namlulu tüfeğin kurma kolunu çekmiş ve "Yettiniz artık ulan o... çocukları..." diye bağırdıktan sonra elindeki tüfeği askerlere doğrultmuştur. Askerlerle bu kişi arasında yumruklaşma ve boğuşma yaşanmıştır. Otomobildeki iki kişinin askerlere direnmesi üzerine bu kişi arbededen faydalanıp kaçmaya başlamıştır. Askerlerin uyarı ateşi açmaları üzerine kaçmakta olan kişi bu sefer belindeki tabancayı çıkarıp askerlere doğrultmuştur. Bu esnada diğer iki kişi de direnmeye devam etmiştir. İki kişinin direnişi kademeli olarak güç kullanılarak bastırılmış ve kelepçelenmiştir (Bu iki kişi, başvuruculardır.).

iii. Üçüncü kişi karanlıktan ve arbededen faydalanıp izini kaybettirmiştir.

3. Başvurucular, hudut birliğinde görevli askerler tarafından yakalandıktan sonra kolluk görevlilerine teslim edilmiştir. Teslim işlemine ilişkin olarak 12/8/2018 tarihinde tutanak düzenlenmiştir. Tutanağın düzenlenme saati 05.45'tir. Tutanağı hazırlayan kişilerin görevlerinin ne olduğu belli olmayıp imzalarının bulunduğu kısımlar üzerinde yalnızca sicil numaraları yazılıdır. Tutanakta yer alan açıklamalar şöyledir:

i. 11/8/2018 günü saat 22.00 sıralarında alınan bir duyum (Duyum hakkında belgede detaya yer verilmemiştir.) üzerine Ceylanpınar İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Ceylanpınar İlçe Jandarma Komutanlığı, Ceylanpınar 1. Hudut Bölük Komutanlığına bilgi vermiş; 2. askerî yasak bölgede pusu faaliyeti icra edilmeye başlanmıştır. Bu faaliyet esnasında hudut bölüğünde görevli askerler beyaz renkli bir otomobili durdurmuş, nöbetçi Cumhuriyet savcısına bilgi vererek otomobilde arama yapmıştır.

ii. Arama esnasında iki el bombası, iki cep telefonu, iki SIM kart, hücum yeleği, üzerinde HPG amblemi bulunan kamuflaj desenli çanta bulunmuştur. Eşyalar ve başvurucular Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine Ceylanpınar İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerine teslim edilmiştir.

4. 12/8/2018 tarihinde başvurucuların yakalanmasına, yapılan arama ve elkoyma işlemlerine dair tutanak düzenlenmiştir. Terörle Mücadele Müdürlüğünde görevli dört polis memurunun ve başvurucuların imzaları bulunan tutanak saat 06.00'da tanzim edilmiştir. İl Jandarma Komutanlığının dosyaya sunduğu her iki tutanakta yer alan açıklamalar (bkz. §§ 2, 3) bu tutanakta da aktarılmış, ayrıca arama sonucunda ele geçirilen diğer suç unsurlarından bahsedilmiştir. Buna göre başvurucuların yakalandığı beyaz renkli otomobilde bir tüfek, bir tabanca, şarjörler, fişekler ve gündüz görüş dürbünü bulunmuştur.

5. Gözaltı sürecinde başvurucular hakkında toplam otuz sekiz adli muayene raporu düzenlenmiştir. Bu raporların on dokuzu başvurucu Çetin Dağtekin, on dokuzu başvurucu İbrahim Etem Göktürk hakkındadır. İlk dörder rapor Ceylanpınar Devlet Hastanesinde düzenlenmiş, raporlarda muayene saati tam olarak belirtilmemiştir. Raporlara yapıştırılmış barkodların üzerinde hastaneye başvurulan gün ve saat yazmaktadır. Bulgular raporlara el yazısıyla işlenmiştir. Sonraki on beşer rapor SBÜ Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tanzim edilmiş, bu raporlarda da muayene saati tam olarak ifade edilmiştir. Ayrıca bulgular rapora işlenmiştir. Gözaltı sürecinde alınan tüm bu raporlara dair önemli hususlar şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucu Çetin Dağtekin hakkında düzenlenen birinci adli rapora göre hastaneye kayıt işlemi 12/8/2018 günü saat 00.47'de gerçekleştirilmiştir. Raporda "Darp cebir için piyade 1. hudut komutanlığında uygun ortam şartları sağlanıp muayene edildi. Vitaller stabil, fizik muayenede sol göz etrafı ödemli şiş yüzeysel morluk görüldü. Üst dudakta yüzeysel abrazyon mevcut. Hayati tehlikesi yoktur. BTM [basit tıbbi müdahale] ile giderilebilir." belirlemeleri bulunmaktadır.

ii. Başvurucu İbrahim Etem Göktürk hakkında düzenlenen birinci adli rapora göre hastaneye kayıt işlemi 12/8/2018 günü saat 00.48'de gerçekleştirilmiştir. Raporda "Darp cebir için piyade 1. hudut komutanlığında uygun ortam şartları sağlanıp muayene edildi. Vitaller stabil, fizik muayenede sol göz etrafı şiş ve ödemli yüzeysel morluk görüldü. Üst dudak iç tarafta yüzeysel kesi mevcut. Sırtta 2 taraflı yüzeysel ekimozlar mevcut. Hayati tehlikesi yoktur. BTM ile giderilebilir." tespitleri yapılmıştır.

iii. Başvurucu Çetin Dağtekin hakkında düzenlenen ikinci adli rapora göre hastaneye kayıt işlemi 12/8/2018 günü saat 05.42'de gerçekleştirilmiştir. Raporda "Darp cebir için getirilen hasta yapılan fizik muayenesinde vital bulgular stabil olup sol göz etrafı şiş ve ödemli yüzeysel üst dudakta kesi mevcuttur + abrazyon mevcuttur. Hayati tehlikesi yoktur. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir niteliktedir." şeklinde belirlemeler bulunmaktadır. Aynı kayıt işlemi üzerine başvurucu Çetin Dağtekin hakkında üçüncü bir rapor daha düzenlenmiştir. Bu raporda da tespitler aynıdır.

iv. Başvurucu İbrahim Etem Göktürk hakkında düzenlenen ikinci adli rapora göre hastaneye kayıt işlemi 12/8/2018 günü saat 05.41'de gerçekleştirilmiştir. Raporda "Darp cebir ... fizik muayenede vital bulgular stabil olup fizik muayenesinde sol göz etrafı şişlik + ödemler ... üst dudak kesisi mevcuttur. Sırtta boyunda abrazyon mevcuttur. Başka ek patoloji mevcut değildir. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir." belirlemeleri yapılmıştır. Aynı kayıt işlemi üzerine başvurucu hakkında üçüncü bir rapor daha düzenlenmiştir. Bu raporda da belirlemeler aynıdır.

v. Başvurucular hakkında düzenlenen dördüncü raporlara göre başvurucuların hastaneye kayıt işlemleri 12/8/2018 günü saat 15.46'da gerçekleştirilmiştir. Bu raporların içeriği, daha önce alınan raporlarla uyumludur.

vi. Başvurucu Çetin Dağtekin hakkında düzenlenen beşinci adli rapora göre muayene 12/8/2018 günü saat 17.20'de gerçekleştirilmiştir. Raporda "Sol göz etrafında morluk ve şişlik mevcut. Üst dudak şişlik abrazyon." tespiti yapılmıştır. Başvurucu İbrahim Etem Göktürk hakkında düzenlenen beşinci adli rapora göre muayene 12/8/2018 günü saat 17.20'de gerçekleştirilmiştir. Rapora "Sol göz etrafında şişlik ve morluk üst dudakta kesi mevcut. Sırtta belde abrazyonlar mevcut. BTM ile giderilir hayati tehlikesi yoktur. Kati rapordur." şeklinde not düşülmüştür.

vii. Başvurucular hakkında düzenlenen sonraki yirmi sekiz adli raporun bir kısmında başvurucuların muayenesinde yeni darp ve cebir izine rastlanmadığı, bir kısmında ise darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Raporlar 13/8/2018 tarihinden 23/8/2018 tarihine kadar günlük olarak düzenlenmiştir. Ancak 15/8/2018, 19/8/2018 ve 23/8/2018 tarihinde ikişer kez muayene işlemi gerçekleştirilip ikişer rapor düzenlenmiştir.

6. Başvurucuların vekili, başvurucuların yakalandıkları esnada ve gözaltı sürecinde şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla 15/8/2018 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Dilekçede yer alan açıklama ve iddialar şöyledir:

i. Başvurucular silahlı terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle 11/8/2018 günü saat 21.00 sıralarında yakalanmış; önce Ceylanpınar Jandarma Karakoluna, daha sonra sabah saatlerinde Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürülmüştür.

ii. Başvurucular, yakalandıkları esnada kolluk görevlilerine direnmemiş; kaçmaya çalışmamıştır. Araçlarına aldıkları ve tanımadıkları bir kişinin kaçması nedeniyle kolluk görevlilerince olay yerinde ve karakolda darbedilmiştir. Karakola götürüldükten iki ya da üç saat sonra sağlık kontrolüne götürülmüş, daha sonra Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde de yoğun bir biçimde darbedilmiş ve aleyhlerine ifade vermeye zorlanmışlardır. Burada başvurucular günde beş ya da altı saat boyunca gözleri bağlı biçimde sistematik işkence görmüştür.

iii. Başvurucuların vekili 13/8/2018 tarihinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki nezarethanede başvurucularla görüşmüş; başvurucu Çetin Dağtekin'in iki gözünün de morardığını ve şiştiğini, çenesine darbe aldığı için tam olarak konuşamadığını, kaburgalarına vurulduğu için yürümekte ve nefes almakta güçlük çektiğini, vücudunun diğer yerlerinde de darp izleri olduğunu ve burnunun kırık olduğunu görmüştür. Başvurucu İbrahim Etem Göktürk'ün de iki gözünün morardığını ve şiştiğini, kaburgalarına vurulduğu için yürümekte ve nefes almakta güçlük çektiğini, vücudunun diğer yerlerinde de darp izleri olduğunu fark etmiştir.

iv. Polis memurları, başvurucu Çetin Dağtekin'i aleyhine ifade vermeye zorlamıştır. Başvurucu, gözleri şiştiği için 13/8/2018 tarihli ifade tutanağını okuyamamış, ellerini başkası tutmak suretiyle tutanağa imza atmıştır. Polis memurları başvurucu İbrahim Etem Göktürk'ü de aleyhine ifade vermeye zorlamıştır. Başvurucu, işkenceye dayanamadığı için gerçeğe aykırı biçimde ve aleyhine olacak şekilde ifade vermiştir. İşkenceler, ifade alma işlemi bittikten sonra da devam etmiştir.

v. Başvurucular gözaltı süreci boyunca sağlık kontrolü için hastaneye götürüldüklerinde hekimleri görmemiştir.

7. Başvurucuların vekili, adli raporları hazırlayan hekimlerin ve başvurucularla aynı tarihlerde nezarethanede bulunan diğer kişilerin detaylı ifadelerinin alınmasını, nezarethanedeki ve başvurucuların ifadelerinin alındığı yerlerdeki kameraların kayıtlarının getirtilmesini istemiştir. Başvurucuların vekilinin dilekçesi üzerine Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) soruşturma başlatmıştır.

8. Başvurucular, Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünde (Şube) 1/10/2018 tarihinde muayene edilmiştir. Şube, muayene işleminin akabinde Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben birer müzekkere hazırlamıştır. Müzekkerelerde belirtilen hususlar şöyledir:

i. Başvurucu Çetin Dağtekin muayenesinde gözaltı sürecinde tüm vücuduna yumruk ve tekme atıldığını, hayalarına şok tabancasıyla elektrik verildiğini, arkadan kolları bağlanarak yukarı çekildiğini, kollarının hâlen ağrıdığını, hayalarının elle sıkıldığını ve bunları günde birkaç kez yaşadığını ileri sürmüştür. Muayene esnasında başvurucunun kıyafetleri tamamen çıkarılmıştır. Yapılan muayenesinin akabinde "Göğüs sağ yanda ön aksiller hatta 3 cmlik vertikal seyirde trenrayı şeklinde ekimoz, sol arkus costarium hizasında 2 cmlik yatay seyirde hiperemi, yüzde sabit iz eser olmadığı, sistem muayeneleri doğal olduğu" tespit edilmiştir.

ii. Başvurucu İbrahim Etem Göktürk muayenesinde gözaltı sürecinde belden yukarısına yumruk ve tekme atıldığını, hayalarına şok tabancasıyla elektrik verildiğini, sol gözüne vurulduğunu, görme azlığı yaşadığını, arkadan kolları bağlanarak yukarı çekildiğini, kollarının hâlen ağrıdığını, hayalarının elle sıkıldığını, bunları günde iki defa yaşadığını ve bu durumun on iki gün sürdüğünü ileri sürmüştür. Muayene esnasında başvurucunun kıyafetleri tamamen çıkarılmıştır. Yapılan muayenesinin akabinde "sol kol göğüs birleşme yerinde 3 cmlik düzensiz lineer nedbe olduğu, sol kol üzerinde çocukken oluştuğunu söylediği 2x2 cmlik nedbe, her iki el bileğinde kelepçeye bağlı hiperemi olduğu, yüzde sabit iz eser olmadığı, göz muayenesi hariç diğer sistem muayeneleri doğal olduğu" tespit edilmiştir.

iii. Birden fazla uzmanlık alanı hakkında değerlendirme yapılması gerektiğinden başvurucular hakkındaki raporun Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca (Kurul) düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

9. Ceylanpınar İlçe Jandarma Komutanlığı 7/11/2018 tarihli tutanağı soruşturma dosyasına sunmuştur. Tutanağa göre başvurucular karakolun nezarethanesine hiç götürülmeden Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurlarına teslim edildikleri için karakolda başvurucuların görüntülendiği herhangi bir kamera kaydı yoktur.

10. Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubenin müzekkereleri üzerine Kuruldan raporun hazırlanmasını istemiştir. Kurul, başvurucular hakkında ayrı ayrı düzenlediği 11/9/2019 tarihli iki raporu soruşturma dosyasına sunmuştur. Raporlarda gözaltı sürecinde hazırlanan otuz sekiz adli rapor ve başvurucuların Şubede 1/10/2018 tarihinde ve Kurulda 21/6/2019 tarihinde muayene edilmeleri akabinde elde edilen bulgular değerlendirilerek yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ifade edilmiştir.

11. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuların fiziksel şiddete maruz kaldıklarına dair iddiaları hakkında 17/2/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın başlangıç kısmında soruşturmaya konu olay hakkında açıklama yapılırken " ...yakalanan ve direnen müştekilere, kademeli olarak direnişlerini kıracak şekilde ölçülü güç kullanıldığı, müştekilerin Ceylanpınar Jandarma Karakolunda ve Tem'de 12 gün boyunca işkence gördüklerini iddia ettiği olayda... " ifadesi kullanılmış; Kurul tarafından hazırlanan 11/9/2019 tarihli raporlarda başvurucuların yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirlemesine vurgu yapılmıştır. Ayrıca başvurucuların Ceylanpınar Jandarma Karakolunda ve Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde on iki gün boyunca işkence gördüklerine dair dosya kapsamında soyut beyan dışında herhangi bir delil bulunmadığı, Kurulun hazırladığı raporlar uyarınca başvurucuların darbedilmediğinin sabit olduğu açıklanmıştır. Başvurucuların karara itirazı 23/2/2021 tarihinde reddedilmiştir.

12. Başvurucular, nihai kararı 19/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 19/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

14. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden yapılan incelemede başvurucular hakkında terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, kararın temyiz incelemesi akabinde 24/4/2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Mahkûmiyet kararında başvurucuların Ceylanpınar 1. Hudut Bölük Komutanlığında görevlilerce yakalandıkları esnada araçtan çıkan suç unsurları, bunlar üzerinde yapılan uzman incelemeleri, olay yerinden kaçan teröristin daha önce bir polis memurunu şehit ettiği ve söz konusu olayda kullandığı tabancanın olay yerinde ele geçirildiği vurgulanmış; başvurucuların başka eylemlerinden de bahsedilmiştir. Kararda başvurucuların kolluk görevlileri ya da askerler tarafından yaralandığına ilişkin bir ifade bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucular silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdikleri ifadelerde fiziksel bir olaydan söz etmemiştir. İfade tutanaklarında başvurucuların yanında müdafilerinin de imzası vardır. Müdafilerin de ifade alma işlemine itiraz ettiğine ya da başvurucuların fiziksel şiddete uğradığını iddia ettiklerine dair bir kayıt tutanaklarda yer almamaktadır.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucular, yakalandıkları anda ve gözaltı sürecinde kamu görevlilerinin yoğun fiziksel şiddetine maruz kalmalarından ve bu olaylar hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesinden yakınmış; iddialarının adli raporlarda yer alan tespitlerle kanıtlandığını ileri sürmüştür. Ayrıca ifadelerin alınmasına ve kamera kayıtlarının temin edilmesine ilişkin delil toplama taleplerinin dikkate alınmadığını, olaylar gerçekleştikten bir yıl sonra Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğini gösterdiğini ifade etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; ihlal iddialarının incelenmesi sırasında ilgili mevzuat hükümlerinin, içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

16. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

19. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).

20. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif Haldun Soygür [2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).

21. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

22. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

23. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

24. Somut olayda başvurucular, yakalandıktan sonra on iki günlük gözaltı sürecinde düzenli olarak günde birkaç saat darbedildiklerini ileri sürmüştür (bkz. § 6) ancak bu iddialar olayda elde edilen bilgi ve belgelerle uyuşmamaktadır. Başvurucular gözaltı süresi bittikten yaklaşık bir buçuk ay sonra Şubede muayene edilmiştir (bkz. § 8). Muayene sonucunda belirlenen bulgular dikkate alınarak hazırlanan Kurul raporlarında başvurucuların yaralanmalarının basit tıbbi müdahale giderilebileceği belirtilmiştir (bkz. § 10). Başvurucuların iddia ettikleri gibi on iki gün boyunca her gün birkaç saat süreyle darbedilmeleri hâlinde olaydan bir buçuk ay sonra muayene edildiklerinde bile bu iddialarını doğrulayacak tıbbi bulguların saptanması gerekir. Ayrıca her iki başvurucu da şüpheli olarak verdikleri ifadelerde herhangi bir fiziksel şiddetten bahsetmemiştir. İfadelerini içeren tutanaklarda başvurucuların müdafilerinin imzaları da vardır. Bu tutanaklara göre müdafiler de başvurucuların gözaltı sürecinde darbedildiklerine dair herhangi bir itirazda bulunmamıştır (bkz. § 14). Tüm bu hususlar başvurucuların gözaltı sürecinde düzenli olarak fiziksel saldırıya maruz kaldıklarına dair iddialarının savunulabilir olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte başvurucular, ilk muayenelerinin yakalandıktan saatler sonra gerçekleştiğinden yakınsalar da başvurucuların 11/8/2018 tarihinde saat 22.00 sıralarında huduttaki askerî yasak bölgede yakalanmaları, yakalayan kamu görevlilerinin hudut birliğinde görevli askerler olması, başvurucuların yakalandığı esnada bir kişinin kaçması ve başvurucularla birlikte silahların ve patlayıcıların ele geçirilmesi dikkate alındığında başvurucuların ilk muayenelerinin 12/8/2018 günü saat 00.47 sıralarında yapılabilmesi (bkz. § 5/i) oldukça makul görünmektedir. Bunun yanında başvurucuların olay gerçekleştikten bir yıl sonra Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına ilişkin iddiaları hakkında da bir değerlendirme yapılmalıdır. Başvurucular gözaltı sürecinde devlet hastanelerinde toplam otuz sekiz kez muayene edilmiş, olaydan yaklaşık bir buçuk ay sonra da Adli Tıp Kurumunda muayene olmuştur. Yapılan tüm bu muayene işlemlerine dair belgeler incelenerek 11/9/2019 tarihli Kurul raporları hazırlanmış ve başvurucuların yaralanmaları hakkındaki nihai belirlemeler yapılmıştır. Bu durumda başvurucuların muayene edilmesi için gerekli işlemlerin ivedilikle yerine getirildiği açıktır.

25. Öte yandan başvurucuların vücutlarında basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralanmalar olduğu hazırlanan adli muayene raporlarıyla sabittir ve başvurucuların yakalandıkları olay hakkında düzenlenen tutanaklarda başvuruculara karşı güç kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 2-5). Bu durumda soruşturma makamı, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığı konusunda etkili bir soruşturma yapmalıdır. Ne var ki;

 i. İncelenen olayda gerekli olmasına rağmen başvuruculara karşı kullanılan güçle ilgili olarak başvurucuların beyanları alınmamıştır.

 ii. Şüphelilerin ifadesine başvurulmamıştır.

 iii. Pusu faaliyeti icra eden askerlerin tespit edilerek bu kişilerin konuyla ilgili ifadelerinin alınması yoluna gidilmemiştir.

 iv. Başvurucuların adli muayene raporlarını düzenleyen hekimleri görmediklerine ilişkin beyanları da dikkate alındığında gerekli olmasına rağmen muayenelerin şekli ve tespit edilen bulgularla ilgili olarak sözü edilen hekimler dinlenmemiştir.

 v. Başvuruculara karşı kullanılan gücün şekli ile başvurucular hakkında tanzim edilen genel adli muayene raporları ve Adli Tıp Kurumunun ilgili birimlerince düzenlenen raporlarda yer alan bulguların birbiriyle uyumlu olup olmadığı konusunda bilirkişi raporu alınmamıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu sonuca katılmamıştır.

27. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya olanak verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Başvuruya konu olayda olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığından bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.

III. GİDERİM

28. Başvurucular, ihlalin tespiti ile her biri için ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

29. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

30. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmaya konu eylemlerle ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.

31. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvuruculara manevi zararları karşılığında taleplerine bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2019/224) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara net 50.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

Başvurucu, gözaltı süresince uğranılan fiziksel şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu ile ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Cumhuriyet Başsavcılığı, Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünün müzekkereleri üzerine raporun hazırlanmasını Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan istemiştir. Kurul, başvurucular hakkında ayrı ayrı düzenlediği 11/9/2019 tarihli iki raporu soruşturma dosyasına sunmuştur. Raporlarda gözaltı sürecinde hazırlanan otuz sekiz adli rapor ve başvurucuların Şubede 1/10/2018 tarihinde ve Kurulda 21/6/2019 tarihinde muayene edilmeleri akabinde elde edilen bulgular değerlendirilerek başvurucuların yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu ifade edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuların fiziksel şiddete maruz kaldıklarına dair iddiaları hakkında 17/2/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, Adli Tıp Kurumu 2. Ihtisas Kurulu tarafından hazırlanan 11/9/2019 tarihli raporlarda başvurucuları yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirlemesine vurgu yapılmış, başvurucuların, Ceylanpınar Jandarma Karakolunda ve Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde on iki gün boyunca işkence gördüklerine dair dosya kapsamında soyut beyan dışında herhangi bir delil bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun hazırladığı raporlar uyarınca başvurucuların darp edilmediğinin sabit olduğu açıklanmıştır.

Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmış, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme ile insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin içtihatlarında, her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan yararlanamayacağı, kötü muamele konusundaki iddiaların uygun delillerle desteklenmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır (Mehmet Arslan Başvurusu B. No: 2019/791, R.G. Tarih ve Sayı: 1/2/2022 - 31737).

Kötü muameleye maruz kalmaları nedeniyle mağdur olduğunu ileri süren kişiler; ispat külfetinin devlete geçtiği durumlar hariç olmak üzere kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceğini gösteren emare ve delilleri, haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece, zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdürler. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar, kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan ve dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddiaların güçlü bir dayanak ile birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirilmemesi hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerini söyleyebilmek mümkün değildir (Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47). (Bkz. Mahmut Şahin Başvurusu, (Başvuru Numarası: 2022/48231, Karar tarihi; 30.10.2024, § 21).

Bu çerçevede somut olay değerlendirildiğinde, başvurucular, yakalandıkları esnada direnmedikleri hâlde kendilerine karşı güç kullanıldığını ileri sürmüşseler de kendilerine karşı kullanılan gücün niteliğine dair somut açıklamalarda bulunmamış; yalnızca darp edildiklerini beyan etmekle yetinmiştir. Başvurucuların yakalandıkları araç içinde tüfek, tabanca, fişekler, el bombaları, hücum yeleği, gündüz görüş dürbünü gibi suç unsurlarının bulunması, yakalandıkları yerin de askerî yasak bölge içinde olması ve yaşanan arbede nedeniyle başvurucuların yanında bulunan, elinde silah olan kişinin kaçıp izini kaybettirmesi, başvurucuların yaralanmalarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olması dikkate alındığında başvurucuların yakalama esnasında direnmemelerine rağmen kendilerine karşı güç kullanıldığına ilişkin iddialarının savunulabilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Ayıca başvurucular her ne kadar ilk muayenelerinin yakalandıktan saatler sonra gerçekleştiğinden yakınmışsa da yakalandıkları saatin 11/8/2018 günü saat 21.00-22.00 sıraları olması ve yakalandıkları yerin hudutta yer alan askerî yasak bölge olması, yakalayan kamu görevlilerinin de hudut birliğinde görevli askerler olması, başvurucuların yakalandığı esnada bir kişinin kaçması ve başvurucularla birlikte silahlar ve patlayıcıların ele geçirilmesi dikkate alındığında başvurucuların ilk muayenelerinin gerçekleşmesinin 12/8/2018 günü saat 00.47 ve 00.48 olması oldukça makul görünmektedir. Başvurucular gözaltı sürecinde devlet hastanelerinde toplam 38 kez muayene edilmiş, olaydan yaklaşık bir buçuk ay sonra da Adli Tıp Kurumunda muayene olmuştur. Yapılan tüm bu muayene işlemlerine dair belgeler incelenerek 11/9/2019 tarihli Adli Tıp Kurumu raporları hazırlanmış ve başvurucuların yaralanmaları hakkındaki nihai belirlemeler yapılmıştır.

Bu durumda başvurucuların muayene edilmesi için gerekli işlemlerin ivedilikle yerine getirildiği açıktır. Dolayısıyla başvurucuların muayene işlemlerinin aksadığına ilişkin iddialarının da yerinde olmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenlerle işbu bireysel başvuru hakkında açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin devlet görevlilerinin Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunması hâlinde etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektiğini, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delillerin toplanması gerektiğini, mağdurun soruşturmaya etkili şekilde katılabilmesi gerektiği ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Hasan Öztürk, 1. B., B.No; 2021/54338, 21.1.2025, § 16; söz konusu karrada atıf yapılan diğer kararlar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103; S.D.,B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 111-114; Veli Saçılık (2), B. No: 2018/24614, 18/10/2022, § 16).

Başsavcılık soruşturma kapsamında başvuruculara ait gerekli bilgi ve belgeleri ve muayene raporlarını toplamış, jandarma ve Emniyet Müdürlüğünden tutanakları ve görüntü kayıtlarını istemiş, Adli Tıp Kurumundan rapor düzenlemesini istemiştir. Başsavcılık kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararının gerekçesinde, Adli Tıp Kurumu 2. Ihtisas Kurulu tarafından hazırlanan 11/9/2019 tarihli raporlarda başvurucuları yaralanmalarının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirlemesine vurgu yaparak, başvurucuların işkence gördüklerine dair dosya kapsamında soyut beyan dışında herhangi bir delil bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun hazırladığı raporlar uyarınca başvurucuların darp edilmediğinin sabit olduğunu belirtmiştir. Başsavcılık, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi içtihatlarında belirtildiği üzere, soruşturmayı makul bir özen göstererek, hızlı ve etkili bir şekilde yürütmüştür. Bu nedenlerle başvuru kabul edilebilir bulunsa dahi başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmalıdır.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmediği kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI

​

​

​

AYM, ÇETİN DAĞTEKİN VE İBRAHİM ETEM GÖKTÜRK, B. No: 2021/19398, 18.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 279–290

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.