Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
İMAM BELGE (2) (2021/1553)
- Mülkiyet hakkı
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından göreve iade edilmesi üzerine yöneticilik görevinden önce bulunduğu veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosuna atanan devlet memurunun göreve iade edildiği tarihten emekli olacağı tarihe kadar maaş farklarından kaynaklanan maddi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Mülkiyet hakkı | Kamudan olan ücret (aylık, maaş vb.) uyuşmazlıkları | Düşme | — |
| Mülkiyet hakkı | Kamudan olan ücret (aylık, maaş vb.) uyuşmazlıkları | Konu Bakımından Yetkisizlik | — |
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Mahkemeye erişim hakkı (idare) | Süre Aşımı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
İMAM BELGE BAŞVURUSU (2) |
|
(Başvuru Numarası: 2021/1553) |
|
|
|
Karar Tarihi: 20/5/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Mehmet Fatih GÖKÇEK |
|
Başvurucu |
: |
İmam BELGE |
|
Vekili |
: |
Av. Mustafa DEMİR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından göreve iade edilmesi üzerine yöneticilik görevinden önce bulunduğu veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosuna atanan devlet memurunun göreve iade edildiği tarihten emekli olacağı tarihe kadar maaş farklarından kaynaklanan maddi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/12/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
A. Başvuruya Konu Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
5. Başvurucu, Bergama İlçe Malmüdürlüğünde mal müdürü olarak görev yapmakta iken 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.
6. Başvurucu, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yapmış olduğu başvuru üzerine 7/8/2019 tarihli karar ile kamu görevine iade edilmiştir.
7. 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve olay tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca Menemen Malmüdürlüğüne veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak atanmış ve 25/9/2019 tarihinde görevine başlamıştır.
8. Başvurucu, KHK ile kamu görevinden çıkarılmadan önce mal müdürü olarak görev yaptığını fakat OHAL Komisyonu kararı ile göreve iade edildikten sonra veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak atandığını ifade ederek maaşında meydana gelen azalma nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık şimdilik 1.000 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle İzmir 5. İdare Mahkemesine (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır.
9. Mahkemece dosya tek hâkimle incelenmiş ve 23/10/2020 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararda, başvurucunun tazminat isteminin görevine iade edildiği 25/9/2019 tarihinden emekli olacağını belirttiği 16/1/2027 tarihine kadar olan dönemi kapsadığı, hizmet kusuruna dayalı maddi tazminat istemlerinde tazmin edilecek zararın mal varlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde olması ve somut olarak ortaya konulabilmesi gerektiği belirtilmiştir. Davanın açıldığı tarihte memur olarak görev yapan başvurucunun dava devam ederken 17/2/2020 tarihinde emekli olduğu, böylece belirli bir döneme ilişkin hâle gelen tazminat talebinin muhtemel zarar olmaktan çıkıp belirlilik kazandığı aktarılmıştır. İdarece başvurucunun işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca yöneticilik görevinden önce bulunduğu kadro ve pozisyona atanması yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık olmadığı açıklanmıştır. İdareye yüklenecek bir hizmet kusuru bulunmadığı vurgulanarak tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
10. Başvurucu, nihai kararı 15/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra 31/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Bireysel Başvuru Sonrasındaki Süreç
11. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) verilerinin incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere göre başvurucu 14/11/2019 tarihinde kayda giren dilekçesi ile Bergama İlçe Malmüdürlüğüne mal müdürü olarak atanma istemiyle İdareye başvuruda bulunmuştur. Başvurusunun zımnen reddi üzerine zımnen redde dair işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle İzmir 3. İdare Mahkemesine dava açmıştır.
12. İzmir 3. İdare Mahkemesi 12/11/2020 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline ve başvurucunun yoksun kaldığı özlük haklarının her ay için ayrı ayrı tahakkuk ettiği tarihlerden ödemenin yapılacağı tarihe kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmetmiştir. Kararda, dava konusu işlemin yasal dayanağı olan 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 24/12/2019 tarihli kararıyla iptal edildiği belirtilmiştir. Aynı Kanun maddesinin ikinci cümlesi gereğince kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eski kadro ve pozisyonuna atanması esas olduğundan kamu görevinden çıkarılmadan önce mal müdürü olan başvurucunun davaya konu başvurusunun zımnen reddi işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca kararın gerekçesinde, başvurucunun veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yaptığı dönemde yoksun kaldığı özlük haklarının her ay için ayrı ayrı tahakkuk ettiği tarihlerden ödemenin yapılacağı tarihe kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği açıklanmıştır.
13. Bu karara karşı istinaf isteminde bulunulması üzerine İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. İdare Dava Dairesinin 6/5/2021 tarihli kararıyla açıklama eklenmek suretiyle istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca Bergama Malmüdürlüğüne yeniden müdür olarak atanma istemiyle 14/11/2019 tarihinde kayda giren dilekçeyle başvuru yapıldığından, başvurucunun yoksun kaldığı parasal hakların 14/11/2019 tarihinden başlamak üzere her ay için ayrı ayrı tahakkuk ettiği tarihlerden itibaren ödemenin yapılacağı tarihe kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödeneceğinin açık olduğu belirtilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
14. 7075 sayılı Kanun'un "Kararların uygulanması" başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir (Anayasa Mahkemesinin anılan fıkranın 3. cümlesinin iptaline dair kararı öncesindeki hâli):
"(1) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü halinde karar Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu şekilde bildirilen personelin atama teklifleri; statüleri, unvanları ve yürüttükleri görevler itibarıyla başka kurumlarda görevlendirilmeleri mümkün olmayanlar hariç olmak üzere daha önce istihdam edildikleri kurumlar dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında eski statülerine ve unvanlarına uygun kadro ve pozisyonlara Devlet Personel Başkanlığı tarafından ikamet ettikleri il dikkate alınarak onbeş gün içinde yapılır. Bu fıkra kapsamında kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerden, yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, yöneticilik görevinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır..."
15. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İdari dava türleri şunlardır:
…
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları
…”
16. 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesi şöyledir:
"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır."
2. Anayasa Mahkemesi Kararı
17. Anayasa Mahkemesi 24/12/2019 tarihli ve E.2018/159, K.2019/93 sayılı kararında, 7075 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesini inceleyerek ilgili hükmün iptaline karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"23. Kamu görevlileri ile idare arasındaki ilişki, yasama organı tarafından hizmetin gereklerine göre kanunla düzenlenmektedir. Kamu görevlisi, belirli bir statüde, kanunla çerçevesi belirlenmiş kurallara göre hizmet yürütmekte; o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme, nakil gibi haklara sahip olmaktadır. Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde, görevin gerektirdiği nitelikleri ve koşulları belirlemeyi ya da belirlenmiş olanları değiştirmeyi, anayasal ilkeler içinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerine göre serbestçe takdir edebilir.
24. İdare de takdir yetkisi kapsamında yönetici kadro ve pozisyonlarına atayabileceği kamu görevlilerini yine aynı yetki kapsamında bu görevlerden alabilir. Bu durumda bulunan kişiler yönünden kural olarak bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan yahut bu durumunun devam edeceği yönündeki haklı beklentiden söz edilemez.
25. Kamu personeli olarak görev yapan kişilerin hukuki ve fiilî zorunluluk bulunmadıkça kanunla görevlerine son verilmemesi ise, hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da kamu personelinin bulundukları görevden alınarak başka bir göreve atanmalarına yönelik olarak hukuki ve fiilî zorunluluk hâllerinde yasal düzenlemeler yapılabileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2011/100, K.2012/191, 29/11/2012; E.2011/142, K.2013/52, 3/4/2013; E.2014/57, K.2014/81, 10/4/2014; E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016).
26. Kuralda kamu kurum ve kuruluşlarında müdür yardımcısı veya daha üstü ile bunlara eşdeğer yöneticilik görevinde iken kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerin Komisyon kararı sonrasındaki atamalarında, yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanlarının dikkate alınması öngörülmektedir. Komisyona yapılan başvurunun kabul edilmesi üzerine kamu görevine dönen kamu görevlileri, kural uyarınca önceki yönetici pozisyonlarına atanamayacaktır.
27. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL KHK’ları ile doğrudan kamu görevinden çıkarılanların idari yargı mercilerine başvuru imkânı bulunmaması nedeniyle bu kişilerin durumunu değerlendirmek için Komisyon kurulmuştur. 7075 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Komisyonun, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin, doğrudan KHK hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak amacıyla kurulduğu belirtilmiştir. Kuruluş amacı gözetildiğinde Komisyon tarafından yapılacak incelemede, kamu görevinden çıkarılan kişilerin terör örgütleri ile devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olup olmadığı hususlarının değerlendirileceği açıktır. Komisyon tarafından yapılan değerlendirme sonucunda söz konusu örgüt, yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna karar verilenler yönünden başvurunun reddine; üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmadığına karar verilenler yönünden ise başvurunun kabulüne karar verilecektir.
28. OHAL KHK’ları ile kamu görevinden çıkarılanların çıkarılma sebebi, bu kişilerin terör örgütlerine veya sözü edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatının bulunmasıdır. Komisyon, kamu görevinden çıkarılanlar tarafından yapılan başvuruları sebep unsuru yönünden değerlendirecek ve kamu görevinden çıkarma koşullarının oluşmadığı durumlarda başvurunun kabulüne karar verecektir. Bu durumda Komisyona yapılan başvuruların kabulü, kamu görevinden çıkarılanların terör örgütlerine veya sözü edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı bulunmadığı anlamına gelmektedir. Ancak kural uyarınca yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanlar Komisyon kararına rağmen yöneticilik görevlerine atanamayacaklardır.
29. Komisyon kararıyla kamu görevinden çıkarma işleminin sebep unsuru tamamen ortadan kalktığı hâlde yönetici pozisyonunda iken kamu görevinden çıkarılan ve Komisyon kararı sonrasında yeniden kamu görevine dönen kişilerin atanmasında yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanlarının dikkate alınmasını öngören kural, bu kişilerin üyelik, mensubiyet, aidiyet, iltisak veya irtibatlarına dair şüphelerin tam olarak ortadan kalkmadığı izlenimini oluşturmaktadır. Bu durum, kişilerin meslek hayatlarında kişisel gelişimlerinin, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinin ve itibarlarının olumsuz şekilde etkilenmesine sebebiyet verebilir.
30. Kanun’da, bu izlenimin oluşmasını engelleyecek bir güvenceye yer verilmediği gibi bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmadan önceki pozisyonlarına atanmamasına neden olacak hukuki ve fiilî bir zorunluluk da gösterilmemiştir. Kuralda, yönetici pozisyonunda görev yapmakta iken kamu görevinden çıkarılan kişilerin, idari gerekler de gözetilmeden kategorik olarak yeniden yönetici pozisyonuna atanamayacağı belirtilmektedir. Kural, bu hâliyle idareye kamu hizmetlerinin gerekleri ve etkinliği kapsamında bir değerlendirme yapma imkânı da tanımamaktadır.
31. Bu çerçevede kuralda terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı bulunmadığı kabul edilen bu kişilerin yöneticilik görevlerine atanmamasına neden olabilecek fiili veya hukuki bir zorunluluk belirtilmeden, kişilerin anılan görevlere atanması yönünde idareye bir takdir yetkisi tanınmadan ve emredici bir hükümle anılan kişilerin zorunlu olarak yöneticilik görevlerinden önceki görevlere atanacağının öngörülmesinin kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği anlaşılmaktadır. Anılan kişilerden yönetici olarak istifade edilmesi kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından daha yararlı görülmesi durumunda bile kural uyarınca kategorik olarak bu kişilerin yöneticilik pozisyonunda değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bu anlamda kuralın anılan amaca ulaşılması bakımından elverişli bir araç öngörmediği de açıktır.
32. Bu yönleriyle kuralla özel hayata saygı gösterilmesi hakkına getirilen sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı gibi ölçülülük ilkesini de ihlal etmektedir.
33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
B. Uluslararası Hukuk
18. Uluslararası hukuk için bkz. Şeyhmus Yılma [GK], B. No: 2018/37995, 14/1/2024, §§ 42-47.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Anayasa Mahkemesinin 20/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
20. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.
21. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
22. Başvurucu; hakkındaki iddiaların ve delillerin ne olduğunu bilmeden kamu görevinden çıkarıldığını, bu süreçte kendisini savunamadığını iddia etmiştir. Kamu görevlilerinin maaş alma ve emeklilik haklarını elde etme bağlamında meşru beklentiye sahip olduğunu, KHK ile bu hakları zamanında elde edememesinin mülkiyet hakkına yönelik müdahaleyi kanuni dayanaktan yoksun bırakacağını belirtmiştir. 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesindeki düzenleme sebebiyle yöneticilik görevinden önce bulunduğu kadro ve pozisyon olan veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosuna atandığına dikkat çekmiştir. Kamu görevinden çıkarılmadan önce görev yaptığı mal müdürlüğü kadrosuna göre daha düşük maaş alması sebebiyle uğradığı zararlarının tazmini istemiyle açtığı davanın reddedilmesinden yakınarak savunma, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Bakanlık görüşünde; başvuruya konu edilen tam yargı davasında Mahkemenin hatalı veya açık keyfîlik içeren bir yorumda bulunmadığı, başvurucunun durumuna uyan ve olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan düzenlemeyi tespit ederek olaya uyguladığı, başvurucunun talebini inceleyip ilgili ve yeterli gerekçe göstererek davanın reddine karar verdiği belirtilmiştir. Somut uyuşmazlığın kamu görevinden çıkarılan başvurucunun OHAL Komisyonu kararı ile görevine iade edilmesi üzerine tesis edilen işleme ilişkin olduğuna dikkat çekilerek bu kapsamda yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı Bakanlık görüş yazısında vurgulanmıştır.
24. Başvurucu; Bakanlık görüşüne verdiği cevapta veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak atanması sebebiyle memur maaşı almaya başladığını, kadro derece ve kademesinin düşürüldüğünü, göreve iade edilmesi üzerine kamu görevinden çıkarıldığı tarih ile göreve iade edilip başlangıç yaptığı tarih arasındaki maaşlarının mal müdürlüğü kadrosuna göre idarece tarafına ödendiğini belirtmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesince kesin olarak verilen karara karşı kanun yoluna başvuramadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
25. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, KHK ile kamu görevinden çıkarıldıktan sonra OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edilmesi üzerine 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenleme nedeniyle son görev yaptığı mal müdürlüğü kadro ve pozisyonuna atanmayıp yöneticilik görevinden önce bulunduğu kadro ve pozisyon olan veri hazırlama ve kontrol işletmenliğine atanması sebebiyle maaşında meydana gelen azalmadan dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi zararlarının tazmin edilmemesidir. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin bazı yakınmalarda bulunduğu görülmekteyse de OHAL Komisyonu kararıyla kamu görevine iade edildiği, kamu görevinden çıkarıldığı döneme ilişkin olarak ayrı bir tam yargı davası açtığı ve o davada verilen kesin karar üzerine Anayasa Mahkemesine ayrı bir bireysel başvuruda bulunduğu hususları dikkate alınarak şikâyetlerinin tamamının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. 25/9/2019-13/11/2019 Tarihleri Arasındaki Maddi Zararların Tazmin Edilmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
28. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
29. Mülkiyet hakkının özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlamı ve kapsamı olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).
30. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).
31. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynı menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).
32. Somut olayda başvurucu, KHK ile kamu görevinden çıkarılmadan önce mal müdürü olarak görev yapmaktadır. OHAL Komisyonu kararıyla kamu görevine iade edilmesi üzerine 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan düzenlemeye dayanılarak başvurucu yöneticilik görevinden önce bulunduğu veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosuna atanmıştır. Başvuru formu ve ekli belgelerde bu atama işlemine dava açıldığına dair bir bilgi ve belgeye yer verilmemiştir.
33. Başvurucu, başvurusuna konu tam yargı davasında göreve iade edildiği tarihten emekli olacağı tarihe kadar daha düşük maaş alacak olması sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü maddi zararların tazminini talep etmiştir. Mahkemeye sunulan bilgi ve belgelerde başvurucunun 17/2/2020 tarihinde emekliye ayrıldığı belirtildiğinden Mahkemece tam yargı davasına konu dönem, başvurucunun göreve iade edildiği 25/9/2019 ile 17/2/2020 tarihleri arası olarak tespit edilmiştir.
34. Bireysel başvuruya konu edilen tam yargı davası devam etmekte iken İzmir 3. İdare Mahkemesinde başvurucu, başka bir idari dava daha açmıştır. Bu davada başvurucu lehine verilen karar istinaf başvurusunun açıklama eklenmek suretiyle reddi üzerine kesinleşmiştir. Söz konusu karar gereğince başvurucuya idareye mal müdürü olarak atanma istemiyle başvuruda bulunduğu 14/11/2019 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklar yasal faiziyle birlikte ödenecektir.
35. Sonraki dava ile başvurucunun bazı parasal haklarını elde ettiği görülmekle birlikte başvuruya konu tam yargı davasında başvurucunun maddi zararlarını talep ettiği dönem daha geniş bir zaman aralığını kapsamaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına konu olan dönemler ayrı ayrı ele alınmalı, göreve iade edildiği 25/9/2019 tarihi ile mal müdürlüğüne ilişkin parasal hakların ödenmesi yönünde başlangıç tarihi olarak alınan idareye başvurduğu 14/11/2019 tarihine kadar olan dönem ilk olarak değerlendirilmelidir.
36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu öncelikle mülkiyet hakkı kapsamında mülkünün veya meşru bir beklentisinin bulunduğunu ortaya koymalıdır. Başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucunun 25/9/2019-13/11/2019 tarihleri arasında mal müdürü ile veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrolarının maaş farklarından kaynaklandığını ileri sürdüğü maddi zararlarının mülk teşkil etmediği açıktır.
37. Başvurucunun göreve iade edilerek veri hazırlama ve kontrol işletmenliği kadrosuna atanması işleminin iptali istemiyle açılmış bir davası veya bu işlemin iptaline dair bir yargı kararı mevcut değildir. Bunun yanında 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin iptaline ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kararı da 24/3/2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun 25/9/2019-13/11/2019 tarihleri arasındaki maaş farklarından kaynaklanan maddi zarar iddiasının belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynı menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut bir beklenti niteliğinde de olmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir mülkünün veya meşru bir beklentisinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. 14/11/2019-17/2/2020 Tarihleri Arasındaki Maddi Zararların Tazmin Edilmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“(5) Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”
40. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) “Düşme kararı” başlıklı 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:
“(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:
…
(ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.”
41. Başvuru konusu olayda bireysel başvuruya konu tam yargı davası devam etmekte iken başvurucu, mal müdürü olarak atanması isteminin reddine ilişkin işleme karşı bir idari dava daha açmış ve yoksun kaldığı parasal hakların faiziyle birlikte ödenmesini de talep etmiştir. Bu davada başvurucu lehine verilen karar istinaf başvurusunun açıklama eklenmek suretiyle reddi üzerine kesinleşmiştir. Söz konusu karar gereğince başvurucuya idareye mal müdürü olarak atanma istemiyle başvuruda bulunduğu 14/11/2019 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklar yasal faiziyle birlikte ödenecektir.
42. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının özü, OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edilmesi üzerine son görev yaptığı mal müdürlüğü kadro ve pozisyonuna atanmayıp yöneticilik görevinden önce bulunduğu kadro ve pozisyon olan veri hazırlama ve kontrol işletmenliğine atanması sebebiyle maaşında meydana gelen azalmadan dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi zararlarının tazmin edilmemesidir. Yukarıda açıklandığı üzere başvurucunun 14/11/2019 tarihinden emekli olduğu 17/2/2020 tarihine kadarki döneme ilişkin maddi zararlarının tazmin edilmesine hükmedildiği görülmektedir. Bu döneme ilişkin olarak mülkiyet hakkı kapsamında başka bir iddiasının da olmadığı dikkate alındığında başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediğinden İçtüzük’ün 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca başvurunun bu kısmı hakkında düşme kararı verilmesi gerekir.
C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
44. Somut olayda başvurucu nihai kararı 15/12/2020 tarihinde öğrenmiş; 31/12/2020 tarihinde bireysel başvuru yoluna gitmiştir. Öğrenme tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra başvurucunun ilk kez 14/3/2024 tarihli Bakanlık görüşüne cevap dilekçesinde mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşıldığından söz konusu dilekçede ileri sürdüğü iddianın incelenmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. 25/9/2019-13/11/2019 tarihleri arasındaki maddi zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. 14/11/2019-17/2/2020 tarihleri arasındaki maddi zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığından DÜŞMESİNE,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, İMAM BELGE (2), B. No: 2021/1553, 20.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 300–309
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.