İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

MUHİTTİN POLAT (2021/14576)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının iptali talebiyle açılan davada esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Gerekçeli karar hakkı (idare)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUHİTTİN POLAT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/14576)

 

Karar Tarihi: 12/3/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Metin KIRATLI

Raportör

:

Duygu BAKAY

Başvurucu

:

Muhittin POLAT

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının iptali talebiyle açılan davada esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde zabıt kâtibi olarak görev yapmaktayken 2016 yılında kamu görevinden çıkarılmış; hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına üye olma isnadı ile ceza soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında 20/10/2016 tarihinde gözaltına alınan başvurucu 24/10/2016 tarihinde tutuklanmış, 30/6/2017 tarihine kadar tutukluluğu devam etmiştir.

3. Devam eden ceza soruşturmasının yanı sıra Bodrum Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonunca (Komisyon) Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) başvurucu hakkında ihbarda bulunulmuştur. Komisyonun 9/11/2016 tarihli ihbar yazısında Bank Asya Genel Müdürlüğünce gönderilen yazıya istinaden yapılan inceleme neticesinde başvurucunun sunduğu mal beyanı ile Bank Asya tarafından gönderilen hesap hareketlerinin farklı olduğu belirtilmiştir. Başsavcılık 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu ve bu Kanun'a dayalı olarak 15/11/1990 tarihli ve 20696 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkında Yönetmelik (Yönetmelik) kapsamında adli soruşturma başlatmıştır. Adalet Bakanlığı Disiplin Kurulu Başkanlığı da başvurucu hakkında idari soruşturma başlatmıştır.

4. Başvurucu 4/1/2017 tarihinde ceza soruşturması kapsamında ifade vermiş, 11/1/2017 tarihinde de idari soruşturma kapsamında savunmada bulunmuştur. Her iki beyanında da özetle memur olmadan önce yaptığı iş nedeniyle (iş takipçiliği) 7-8 bankada hesabının bulunduğunu, Bank Asya hesabının da bu kapsamda açıldığını belirtmiştir. Bank Asyada bulunan hesabını annesinin yatırım ve tasarruf hesabı olarak kullandığını ifade eden başvurucu, memuriyeti öncesi annesine miras yoluyla kalan yaklaşık 100.000 TL'yi -annesinin isteği üzerine- faizsiz bankacılık yapıldığı için bu hesapta tuttuğunu, bazen döviz bazen de altın alma işlemi yaparak parayı değerlendirdiğini vurgulamıştır. 2011 yılında memuriyete geçtiğinde kendisinden acele bir şekilde mal beyanını doldurmasının istendiğini ifade eden başvurucu; görevli arkadaşın yönlendirmesi ile formu doldurduğunu, memuriyette yeni olması sebebiyle Bank Asya hesabında annesi adına tuttuğu parayı bildirmesi gerektiğini bilmediğini, zamanla paranın değerinin 200.000 TL'yi bulduğunu, 2015 yılında ikinci defa mal bildiriminde bulunduğunda ise paranın annesine ait olması nedeniyle bildirme ihtiyacı duymadığını, mal gizlemek gibi bir kastının olmadığını açıklamıştır.

5. İdari soruşturma devam ederken Başsavcılık tarafından 3628 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan düzenlenen iddianame neticesinde Bodrum 3. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde, ceza davası görülmeye başlanmıştır. Ceza Mahkemesince 25/10/2017 tarihli kararla atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaati ile başvurucunun beraatine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun hesabındaki parayı mal bildiriminde belirtmediği hususunun sabit olduğu tespiti yapılmış ancak Yönetmelik'in 17. maddesine göre somut olayda gerekli tebligat yapılmaksızın kamu davasının açıldığı ifade edilmiştir. Anılan maddede mal varlığında önemli derecede artış veya azalma hâli tespit edildiğinde ilgiliye 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'na uygun olarak yazılı ihtar tebliği yapılması gerektiği, ihtarın kendisine tebliğinden itibaren bir ay içinde bildirimde bulunmayanlar hakkında gerekli işlem yapılmak üzere suç duyurusunda bulunulabileceği düzenlenmiştir. Beraat kararı, istinaf kanun yolu aşamasından geçerek 7/12/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

6. Beraat kararının akabinde başvurucu, hakkında yürütülen idari soruşturma kapsamında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 2/11/2017 tarihli işlemi ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (j) alt bendi uyarınca "Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak" fiilini işlediğinden bahisle bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla tecziye edilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun sürekli olarak hesabında işlemler yaptığı, aylık hesap bilgilerinin 200.000 TL ve üzerinde olduğu, Yönetmelik'e göre mal varlığındaki bu değişikliklere ilişkin bir ay içinde ek mal bildirimi vermek zorunda olmasına rağmen idari soruşturma ile tespit edilene kadar herhangi bir bildirimde bulunmadığı belirtilmiştir.

7. Başvurucu, anılan karara karşı Adalet Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı nezdinde itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde hakkında aynı suçlama nedeniyle yürütülen ceza yargılamasının beraat ile neticelendiğini, öte yandan disiplin cezaları için öngörülen ceza zamanaşımı süresinin de dolduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun itirazı, cezanın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 14/8/2018 tarihli karar ile reddedilmiştir.

8. Başvurucu, itirazın reddi üzerine Muğla 2. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmış ve dava dilekçesinde idari ve cezai süreçte ileri sürdüğü iddiaları yinelemiştir. Buna göre kasıtlı bir davranışının olmadığını belirten başvurucu; hesaptaki paranın annesine ait olduğunu, bu sebeple mal bildirim formunda belirtmediğini, öte yandan aynı eyleme ilişkin ceza yargılamasından beraat ettiğini ve ilgili disiplin cezasına ilişkin ceza zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürmüştür. İdare ise savunma dilekçesinde kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun hesaptaki paranın annesine ait olduğu iddiasına yanıt olarak idarece para transferleri ve döviz alım satım işlemlerinin her hâlükârda başvurucunun kendi adına kayıtlı hesap üzerinden yapılması nedeniyle bildirimde bulunması gerektiği ifade edilmiş ve savunma dilekçesindeki ek belgelere 24/2/2015 tarihli başvurucunun ibraz etmiş olduğu son beyanname de eklenmiştir.

9. İdare Mahkemesi 27/2/2020 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; idari soruşturma neticesinde başvurucunun Bank Asya hesabında 200.000 TL'nin üzerinde parasının bulunduğu ve bunu beyan etmediğinin saptandığı, başvurucunun da savunmalarında ikrar mahiyetinde beyanlarda bulunduğu belirtilerek isnat edilen fiilin sübuta erdiğinin kabulü gerektiği sonucuna varmıştır.

10. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yolu talebinde bulunmuşsa da İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) tarafından 30/12/2020 tarihli karar ile İdare Mahkemesinin yaptığı değerlendirmenin usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek talebi kesin olmak üzere reddedilmiştir.

11. Başvurucu, nihai kararı 23/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

14. Başvurucu; ilk beyannameyi 2011 yılında verdiğini, henüz yeni memur olduğu için nasıl dolduracağını bilemediğini, diğer beyannameyi de 2015 yılında verdiğini, mevduat hesabındaki para emanet olduğu için beyannameye yazma gereği duymadığını, parayı gizlemek gibi bir kastının olmadığını, bu yönde emsal kararlar ibraz ettiğini ancak ne soruşturma ne de yargılama sürecinde dikkate alınmadığını belirtmiştir. Öte yandan 2011 ve 2015 yıllarında işlendiği belirtilen fiiller nedeniyle 657 sayılı Kanun'un 127. maddesinde yer alan ceza zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri süren başvurucu, disiplin soruşturmasının da fiilin öğrenilme tarihinden itibaren bir ay içinde başlatılması gerektiği hâlde idarece çok sonra harekete geçildiğini, bu yönüyle de sürelere riayet edilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca aynı eyleme yönelik yürütülen ceza yargılamasının beraat ile sonuçlandığını, beraat kararında ilgili mevzuata göre hakkında işlem yapılabilmesi için öncelikle ihtar yapılması gerektiğinin belirtildiğini ancak tarafına hiçbir ihtar yapılmadığını, bu kapsamda yargılama sürecinde ileri sürmüş olduğu iddia ve itirazlarının incelenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; gerekçeli kararda başvurucunun iddia ve itirazlarının ilgili mevzuat kapsamında incelendiğini ve bu çerçevede bir sonuca varıldığını, başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu ise Bakanlığın görüşüne karşı cevap dilekçesinde başvuru formunda ileri sürdüğü hususları yinelemiş, iddia ve itirazlarının yargılamayı yürüten mercilerce incelenmediğini ileri sürmüştür.

16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayda başvurucunun temel iddiası yargılamanın sonucuna tesir edebilecek nitelikteki iddiaları hakkında hiçbir değerlendirme yapılmadan, iddia ve itirazları incelenmeden davanın reddi kararı verildiği hususuna ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

19. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

20. İncelenen olayda başvurucu hakkında 657 sayılı Kanun'un 125. maddesi uyarınca "Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak" fiilini işlediğinden bahisle bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası tesis edilmiştir. Öte yandan aynı konuya ilişkin yürütülen ceza yargılamasında ise Ceza Mahkemesince bu eyleme yönelik olarak suçun işlenmiş kabul edilebilmesi için 3628 sayılı Kanun'a göre öncelikle ilgiliye yazılı ihtar tebliğ edilmesi gerektiği, tebliğden itibaren bir aylık süre içinde gereği yerine getirilmez ise suçun işlenmiş sayılacağı belirtilerek olayda suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir (bkz. §§ 5-9).

21. Başvurucu; İdare Mahkemesince yürütülen yargılamada ihtar koşulunun sadece cezai müeyyide için değil disiplin cezası için de aranan bir şart olduğunu, zira disiplin sürecinin de aynı Kanun ve Yönetmelik'e istinaden yürütüldüğünü iddia etmiş ve buna yönelik Ceza Mahkemesinin beraat kararının yanı sıra çeşitli Danıştay kararlarını da ibraz etmiştir.

22. 657 sayılı Kanun'un "Mal bildirimi" başlıklı 14. maddesinde devlet memurlarının taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları hakkında özel kanunda yazılı hükümler uyarınca mal bildirimi verecekleri hususu kurala bağlanmış; 125. maddesinde de belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunulmadığı takdirde kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilebileceği hükmüne yer verilmiştir. Bu kapsamda 3628 sayılı Kanun ile Yönetmelik'te hangi tarihlerde mal bildiriminde bulunulması gerektiği düzenlenmiştir. 3628 sayılı Kanun'un "Bildirimin zamanı" başlıklı 6. maddesinde göreve atanmada göreve giriş için gerekli belgelerle birlikte mal varlığında önemli bir değişiklik olduğunda bir ay içinde; görevin sona ermesi hâlinde de ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde bildirimde bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Yönetmelik'in 10. maddesinde ayrıca ek mal bildiriminden bahsedilmiş ve mal varlığında önemli bir değişiklik olduğunda değişikliği izleyen bir ay içinde ek mal bildirimi verme zorunluluğu getirilmiştir. Kanun'un "Ceza Hükümleri" başlıklı bölümünde yer alan 10. maddesinde belirtilen sürelerde mal bildiriminde bulunmayanlara öncelikle ihtarda bulunulacağı, ihtarın tebliğinden itibaren otuz gün içinde mazeretsiz olarak bildirimde bulunmayana üç aya kadar hapis cezası verileceği düzenlenmiştir.

23. Danıştay, başvurucunun iddia ettiği şekliyle belirlenen sürelerde mal bildiriminde bulunulmaması hâlinde disiplin cezaları yönünden ihtar gerekip gerekmediği, bu noktada ilgili mevzuatın nasıl anlaşılması/yorumlanması gerektiği hususunu kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda Danıştay Beşinci Dairesi tarafından 2020 yılına kadar istikrarlı bir şekilde disiplin cezası için ihtarın gerekli olduğu yönünde hüküm verildiği görülmektedir. Danıştay Beşinci Dairesince mal bildiriminde bulunulmadığının idarece tespiti hâlinde bu hususun ilgiliye ihtar edilmesi gerekliliğinin idari bir usul olarak düzenlendiği, bu usulün aynı zamanda ilgilinin suç işleme kastıyla hareket edip etmediğinin açığa kavuşturulması bakımından da önem arz ettiği belirtilmiştir. Buna göre mal bildiriminde bulunmadığı belirlenen kişiye ilk olarak ihtar yapılması, ihtara rağmen ilgili kişi otuz gün içinde mazeretsiz olarak bildirimde bulunmadığı takdirde şartları varsa disiplin cezasının tesis edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır (bkz. Danıştay Beşinci Dairesinin 17/5/2017 tarihli ve E.2016/19400, K.2017/12996; 27/2/2018 tarihli ve E.2016/16404, K.2018/10665; 27/9/2018 tarihli ve E.2016/18261, K.2018/15883; 18/3/2019 tarihli ve E.2016/17640, K.2019/2002; 29/4/2019 tarihli ve E.2016/28924, K.2019/3017; 16/5/2019 tarihli ve E.2016/22581, K.2019/3715; 25/9/2019 tarihli ve E.2018/2497, K.2019/4975 sayılı kararları).

24. Danıştay Beşinci Dairesinin bu yöndeki içtihadı -yukarıda da ifade edildiği gibi- 2020 yılına kadar devam etmiş ancak 2020 yılından itibaren bu yöndeki içtihadı mahkemelerce direnme kararları verilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (İDDK) taşınmıştır. İDDK tarafından yapılan incelemede ihtar koşulunun disiplin uygulamasının ön şartı olduğu yönünde bir düzenlemenin bulunmadığı, ihtara rağmen mal bildiriminde bulunmayanlar hakkında hapis cezasına hükmedileceğinin kurala bağlandığı, dolayısıyla ilgili Kanun hükümleri kapsamında ihtar müessesesinin ceza kovuşturmasına ilişkin bir gereklilik olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak fiilinin oluşması için mal bildiriminde bulunulması hususunda ilgili kişiye idare tarafından ihtar yapılmasının disiplin hukuku bakımından gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz. İDDK'nın 24/9/2020 tarihli ve E.2020/628, K.2020/1616; 24/9/2020 tarihli ve E.2020/481, K.2020/1617; 13/9/2021 tarihli ve E.2021/1630, K.2021/1454 sayılı kararları).

25. 18/12/2020 tarihinde ise Danıştay Başkanlık Kurulunun kararı ile daireler arasındaki iş bölümü yeniden düzenlenmiş ve kamu görevlileri hakkındaki disiplin işlemlerinden doğan uyuşmazlıkların Beşinci Daireden İkinci Daireye devrine karar verilmiştir. Bu kapsamda dosyaları devralan Danıştay İkinci Dairesi, disiplin cezaları için ihtara gerek olmadığı yönünde içtihadını oluşturmuş ve Danıştay Beşinci Dairesinin içtihadı doğrultusunda verilen gerekçeli kararların bir kısmı hakkında bozmaya hükmetmiştir. 3628 sayılı Kanun'a göre belirlenen sürelerde mal bildiriminde bulunmayanlara, ihtar yapılmasına rağmen mal bildirimde bulunulmaması hâlinde hapis cezası verileceği hususunun düzenlendiğine dikkat çeken İkinci Daire, 3628 sayılı Kanun'da suç olarak kabul edilen eylemlerle (gerçeğe aykırı bildirimde bulunma, haksız mal edinme ve ihtara rağmen bildirimde bulunmama), "belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak" eyleminin amaçları ve nitelikleri itibarıyla birbirinden tamamen farklı olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla 3628 sayılı Kanun'da düzenlenen ve suç sayılan eylemlere ilişkin manevi unsurların disiplin cezasına konu eylemler için aranmasının hukuki dayanağının olmadığı kanaatine varılmıştır (bkz. Danıştay İkinci Dairesinin 17/1/2024 tarihli ve E.2021/8694, K.2024/385; 25/11/2021 tarihli ve E.2021/8578, K.2021/4513; 14/9/2022 tarihli ve E.2021/3687, K.2022/4146; 2/11/2022 tarihli ve E.2021/3480, K.2022/5557; 11/4/2023 tarihli ve E.2021/8637, K.2023/1981; 25/9/2023 tarihli ve E.2021/8421, K.2023/4286; 17/1/2024 tarihli ve E.2021/8694, K.2024/385 sayılı kararları).

26. Ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku; kurumun iç düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30).

27. Cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiş veya ceza sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30; Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 48).

28. Başvuru konusu olayda yargı mercilerince başvurucunun ihtara ilişkin iddiaları yönünden ayrıca ve açıkça bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bununla birlikte İDDK ve İkinci Dairenin 2020 yılından bu yana disiplin cezası için ihtara gerek olmadığı yönündeki içtihadının istikrarlı şekilde uygulandığı gözetildiğinde başvurucunun iddiasının yargılamanın sonucuna tesir eder nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

29. Başvurucu; ayrıca memuriyetten çıkarılmadan önce en son 24/2/2015 tarihli beyanname ile mal bildiriminde bulunduğunu, disiplin cezasının ise 2/11/2017 tarihli olduğunu belirterek ceza zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürmüştür. 657 sayılı Kanun'un 127. maddesinde zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Buna göre sayılan fiil ve hâlleri işleyenler hakkında kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilebilmesi için bu fiil ve hâllerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanması gerekmektedir. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren ise nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayacaktır. 2/11/2017 tarihli disiplin cezasının gerekçesinde başvurucunun sürekli olarak hesabında işlemler yaptığı, aylık hesap bilgilerinin 200.000 TL ve üzerinde olduğu, mal varlığındaki bu değişikliklere ilişkin bir ay içinde ek mal bildirimi vermek zorunda olmasına rağmen idari soruşturma ile tespit edilene kadar herhangi bir bildirimde bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 6).

30. Başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezasına yönelik işlemde zamanaşımı ile ilgili temel meselenin cezaya konu eylemin hangi tarihte gerçekleştiğinin tespitine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İdari işlemin gerekçesinden anlaşıldığı kadarıyla para bankada durduğu sürece başvurucunun mal bildiriminde bulunma yükümlülüğünün devam ettiği ve dolayısıyla eylemin süregelen bir niteliğinin olduğu değerlendirilerek herhangi bir spesifik tarihe göndermede bulunulmamaktadır. İdare Mahkemesi ile Bölge İdare Mahkemesi ise anılan hususa ilişkin -başvurucu dava dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ısrarla ileri sürdüğü hâlde- herhangi bir değerlendirme yapmayarak başvurucunun ikrarı karşısında eylemin sübut bulduğunu belirtmekle yetinmişler ve idari işlemin hukuka uygun olduğunu belirtmişlerdir. Zamanaşımı iddiasının disiplin cezasının varlığını tamamen ortadan kaldırır nitelikte olduğu dikkate alındığında başvurucunun iddialarının esaslı olmadığını söylemek mümkün görünmemektedir.

31. Netice itibarıyla yukarıda izah edilen hususlar da gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun iddia ve itirazlarının uyuşmazlığın sonucu ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilerek anılan itirazların yargı mercileri tarafından incelenmesi, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla başvurucunun uyuşmazlığın sonucu ile ilgili iddialarının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmadığı kanaatine varılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

33. Başvurucu, ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

36. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla 2. İdare Mahkemesine (E.2018/1461, K.2020/279) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, MUHİTTİN POLAT, B. No: 2021/14576, 12.03.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 128–135

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.