İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

EFORYUM GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ (2021/14374)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında aleyhe yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, eksik incelemeyle karar verilmesi, ön alım bedelinin düşük belirlenmesi ve nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıTazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

EFORYUM GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/14374)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

Eforyum Gençlik ve Spor Kulübü Derneği

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında aleyhe yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, eksik incelemeyle karar verilmesi, ön alım bedelinin düşük belirlenmesi ve nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. İzmir'in Bayraklı ilçesinde bulunan taşınmazda E.B.nin (davacı) 300/360 hissesi bulunmaktadır. Taşınmazın daha önceki hissedarlarından N.B. taşınmazdaki 60/360 hissesini 31/5/2013 tarihinde G.A.ya (davalı) satış suretiyle devretmiştir. Buna göre satış bedeli 135.000 TL, döner sermaye bedeli 175 TL ve tapu harcı bedeli de 2.700 TL'dir. Davacı 10/9/2013 tarihinde davalı aleyhine ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Davalı; davaya cevabında N.B.nin taşınmazı önce davacıya satma teklifinde bulunduğunu, almayacağı beyanı üzerine kendisinin satın aldığını, B. Şirketinin tasfiyesi sonucu taşınmazın taksim edildiğini, bu nedenle ön alım hakkının kullanılamayacağını, taşınmazı başvurucuya bağışladığı için husumetin kendisine düşmeyeceğini ileri sürmüş ve davanın reddini talep etmiştir. Ayrıca yargılama sırasında davalı, davacının temyiz kudretinin bulunmadığını belirterek bunun araştırılmasını talep etmiştir.

3. Davalı, satış yoluyla aldığı hisseyi yargılama sırasında 16/9/2013 tarihinde başkanlığını eşinin yaptığı başvurucu derneğe (başvurucu) bağış suretiyle devretmiştir. Davacı, davalı ile başvurucu arasındaki bağış işleminin muvazaalı olduğunu iddia ederek başvurucuyu 24/3/2014 tarihinde davaya dâhil etmiştir. Dâhilî davalı başvurucu cevap dilekçesinde muvazaa iddiasını kabul etmediğini, bağış işlemi yapılması nedeniyle ön alım hakkının kullanılamayacağını, davalının davadan haberdar olmadan önce işlemin yapıldığını ve iyi niyetli olduğunu, muvazaa amacı olmadığını ve taşınmazın spor faaliyeti için kullanıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

4. İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) 7/3/2014 tarihli ön inceleme duruşmasında davalının hak düşürücü sürede davanın açılmadığına ilişkin itirazını noter ihtarnamesi ile sürenin başlayacağı ve iki yıllık hak düşürücü sürenin ihtarname tarihinden sonra dolmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Davacı ve davalının bu yöndeki tanık dinlenmesi taleplerinin de ihtarnamenin çekilmiş olmasının yeterli bulunduğu ve tanık deliline başvurulmasının sonuca herhangi bir etkisi olmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ayrıca davalının taşınmaz hissesinin 270.000 TL olduğuna ilişkin iddiasının ispatı için tanık dinlenmesi yönündeki talebini de göndermiş olduğu ihtarnamedeki belirtmiş olduğu bedel yanında kimsenin kendi yapmış olduğu muvazaaya dayanamayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Bunun yanında davalının, davacının temyiz kudretine sahip olmadığını iddia ettiğinden bu hususta davacının hastaneye sevkinin sağlanarak temyiz kudretine sahip olup olmadığı konusunda rapor aldırılmasına karar vermiştir.

5. Başvurucu vekili 9/5/2014 tarihli duruşmada yapılan işlemin bağış olduğunu, muvazaalı olmadığını ifade etmiş ve tanıklarının öğrenme tarihi ile ilgili olmayıp taşınmaz pay satışının davacı tarafa teklif edilip edilmediği yönünde olduğunu belirterek önceki ara karardan dönülmesini ve davanın reddini talep etmiştir. Başvurucunun tanıklara ilişkin talebi satış işleminin yapılmasından önceki tekliflerin ön alım hakkı sahibinin haklarını ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Ayrıca tapuda bedeli düşük gösteren ve işlemin tarafı olanın fazla bedel ödediği yönündeki iddiayı tanıkla ispat edemeyeceği, gelişen çevre koşulları sebebiyle değerde artış var ise bunun da keşif yapılarak belirlenmesi mümkün olduğundan bu yöndeki tanık dinlenmesi talebinin reddine karar verilmiştir.

6. Asliye Hukuk Mahkemesi, bağış işleminin muvazaalı olup olmadığı yönünden tanıkları dinlemiştir. Dâhilî davalı tanığı E.Ç.; bu satış işlemi yapılmadan önce de yeri başvurucunun kullandığını, davalıya yapılan satış sonrası bağış mı yoksa satış mı yapıldığı konusunda bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Dâhilî davalı tanığı M.N.; davalı G.A.nın kendi kızı olduğunu, satın aldığı hisseyi başvurucuya bağışladığını, bağışlama sebebini bilmediğini, G.A.nın başvurucu derneğin üyesi olduğunu ve para da almadığını, başvurucu derneğin başkanının ise damadı olduğunu, davalı G.A.nın hisseyi satın aldığı kişinin damadı ile birlikte geldiğinde diğer ortaklara satış için teklifte bulunduğunu ancak kimse kabul etmediğinden hissesini satacağını söylediğini, hisse devrinden önce de başvurucunun bu yerde faaliyet gösterdiğini ifade etmiştir.

7. Yargılama sırasında davacı hakkında hukuki ehliyetsizlik iddiası nedeniyle Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığı ve bu davada yasal danışman atanmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.

8. Asliye Hukuk Mahkemesi 23/6/2015 tarihinde inşaat mühendisi bilirkişi refakatinde keşif yapmıştır. Bilirkişi tarafından düzenlenen 7/9/2015 tarihli raporda taşınmaz hissesinin satış ve dava tarihinde değerinin 148.120 TL olduğu belirtilmiştir. Davalının bedelin düşük belirlendiğine ilişkin itirazı üzerine ek rapor alınmış ve bu ek raporda davalının itirazlarının yerinde görülmediği ifade edilmiştir.

9. Asliye Hukuk Mahkemesi, davacıya 15/3/2016 tarihinde 177.700 TL bedeli depo edip makbuzunu dosyamıza sunması için duruşma gününden bir hafta öncesine kadar süre vermiştir. Davacı 18/3/2016 tarihli dilekçesi ile ön alım bedelinin yanlış hesap edildiğini belirterek düzeltilmesini talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi 11/4/2016 tarihinde talebi kabul etmiş ve 137.875 TL ön alım bedelinin yatırılması için davacıya yeniden süre vermiştir.

10. Asliye Hukuk Mahkemesi 10/5/2016 tarihinde davayı kabul etmiş, taşınmazda davalı G.A.ya satılan daha sonra da dâhilî davalı başvurucuya bağışlanan hissenin tapusunun iptali ile davacı adına tapuya tespit ve tesciline, davacının yatırdığı 137.875 TL'nin karar kesinleştikten sonra davalıya (tapu malikine) ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca 9.418,24 TL harcın peşin alınan 2.305,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 7.112,74 TL harcın başvurucu ve davalıdan müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 2.305,50 TL harç bedeli, 13.780 TL vekâlet ücreti ile 557,25 TL yargılama giderinin başvurucu ve davalıdan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine hükmetmiştir.

11. Karar, davalı ve dâhilî davalı başvurucu tarafından temyiz edilmiş; temyiz dilekçesinde önceki iddialarını tekrar ettikleri, bunun yanında üç yıllık dava sürecinde bedelin depo edilmemesi nedeniyle satın alma gücündeki eksilmenin karşılanmadığını ileri sürdükleri anlaşılmıştır. Başvurucu vekili 10/10/2016 tarihli dilekçesinde ön alım bedelinin nemalandırılmadan veznede durduğunu belirtmiş ve dosyanın temyiz incelemesine gittiği dikkate alınarak nemalandırılmasını talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9/12/2016 tarihinde davalılar adına açılan ve bir ay vadeli hesaba depo edilerek muhafaza altına alınan 137.875 TL bedelin dosyanın Yargıtaydan dönme sürecinin uzaması ihtimali gözönüne alınarak üç aylık vadeli hesaba aktarılması hususunda T.V. Bankası T.A.O. (Banka) şubesine yazı yazdığı anlaşılmıştır. Bu yazıda 26/4/2016 tarihli mahkeme yazısı ilgi tutulmuştur.

12. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay (kapatılan) 14. Hukuk Dairesi (Yargıtay) 3/6/2020 tarihinde kararı onamıştır. Başvurucu; bağış olgusunun yeterince irdelenmediği, taşınmazın değerinin arttığının dikkate alınmadığı ve fiilî taksim bulunması nedeniyle davanın reddi gerektiği iddiaları ile karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Yargıtay, karar düzeltme talebini 1/2/2021 tarihinde reddetmiştir.

13. Başvurucu 23/2/2021 tarihli dilekçesi ile kararın kesinleşmiş olması nedeniyle davacının Bankaya yatırdığı ön alım bedelinin faizi ile birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, Bankaya yazdığı 4/3/2021 tarihli yazıda davacının 26/4/2016 tarihinde 137.875 TL olarak vadeli hesaba depo ettiği ön alım bedelinin tüm ferileri ile birlikte başvurucuya ödenmesini istemiştir. Bireysel başvuru dosyası ve eklerinde bedelin ödendiğini gösteren bir belgeye rastlanmamıştır. Ancak başvurucu bireysel başvuru formunda vadesiz hesapta bulunan 137.875 TL paranın 176.128 TL olarak 9/3/2021 tarihinde ödendiğini belirtmiştir.

14. Başvurucu, nihai kararı 22/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Komisyon makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucu, aleyhe yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre bireysel başvurularda başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri ibraz etmek suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak, başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayandığı delillerle ihlale neden olduğunu ileri sürdüğü işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçelerle deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir [1. B.], B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit [1. B.], B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19; Sabah Yıldızı Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi [GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).

18. Somut olayda başvurucu aleyhine hükmedilen harç, yargılama gideri ve vekâlet ücreti nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de mahkemeye erişim hakkının hangi nedenle ihlal edildiğini açıklamamış ve buna ilişkin somut bir iddia ortaya koymamıştır. Dolayısıyla iddiaların temellendirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu; eksik inceleme ile karar verildiğini, ön alım hakkının payın devrinden sekiz yıl sonra kullanıldığını, aradan geçen zaman nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen objektif artışlarla enflasyon olgusunun ön alım bedeline etkisinin kabul edilmesi gerektiğini, davacının zenginleştirildiğini ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (Hukuk Genel Kurulu) 5/5/1993 tarihli ve E.1993/761, K.1993/192; 18/5/1994 tarihli ve E.1994/215, K.1994/356; 19/10/1994 tarihli ve E.1994/343, K.1994/625; 14/12/1994 tarihli ve E.1994/663, K.1994/841 sayılı kararlarına göre aradan uzun zaman geçmesi durumunda ön alım bedelinin yeniden belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca depo edilen ön alım bedelinin vadesiz hesaba depo edildiğini ve bu suretle değer kaybına uğratılarak ödendiğini belirtmiş, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

21. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

22. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvurucunun bağış yoluyla edindiği hissenin mülk teşkil ettiği açıktır.

23. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülükleri ile negatif yükümlülükleri arasında kesin bir sınırın tanımlanması mümkün olmamakla birlikte uygulanacak ilkeler benzerlik taşımaktadır. İncelenen olayda özel hukuk kişileri arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. Bu bağlamda eldeki başvurunun devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Eksik İncelemeyle Karar Verildiği ve Ön Alım Bedelinin Düşük Belirlendiğine İlişkin İddia

24. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda olayda tarafların birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı karşıya gelen menfaatlerini gözeterek mülkiyet hakkını korumakla yükümlü bulunan devletin, maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak devletin etkili bir hukuksal mekanizma oluşturma yükümlülüğü çerçevesinde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı irdelenmelidir (Novartis Ag [1. B.], B. No: 2015/11867, 14/11/2018, § 76).

25. İkinci olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (benzer yöndeki kararlar için bkz. Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71; Züliye Öztürk [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36).

26. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri, hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için yargı mercilerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

27. Son olarak ise   mülkiyet hakkını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak yargı mercilerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Buna göre olayın bütün şartları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari [2. B.], B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).

28. Uyuşmazlık konusu taşınmazın 60/360 hissesi N.B. tarafından 31/5/2013 tarihinde davalıya satılmıştır. Bunun üzerine davacı, yasal ön alım hakkını kullanarak tapu iptali ve tescil davası açmış ancak bu sırada taşınmazın başvurucuya bağış suretiyle devredildiği anlaşılmıştır. Davacı, bağış işleminin muvazaalı olduğu gerekçesiyle başvurucuyu davaya dâhil etmiş ve yargılama sonunda muvazaa olgusu Asliye Hukuk Mahkemesince kabul edilerek 137.875 TL ön alım bedelinin başvurucuya ödenmesine, taşınmazın tapu kaydının iptaline ve davacı adına tesciline karar verilmiştir. Başvurucu, Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre ön alım bedelinin yeniden belirlenmesi gerektiğini ve eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürmüştür.

29. Başvurucunun belirttiği Hukuk Genel Kurulu kararlarına konu dönemde yürürlükte bulunan 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 659. maddesinde bir gayrimenkulün hissedarlarının onun şayi bir hissesini satın alan üçüncü şahsa karşı kanuni şufa hakkını haiz olduğu ifade edilmekle birlikte, hakkın kullanılmasının koşulları ile özellikle şufa bedelinin ne olacağı açıklanmamıştır. Ancak uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 734. maddesinde ön alım hakkının alıcıya karşı dava açılarak kullanılacağı, ön alım hakkı sahibinin adına payın tesciline karar verilmeden önce satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca aynı Kanun'un 733. maddesinde yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirileceği, ön alım hakkının satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşeceği belirtilmiştir. Dolayısıyla 4721 sayılı Kanun ile ön alım hakkının ne şekilde ve hangi sürelerle kullanılacağı belirlenmiş ve ön alım bedeli hususundaki belirsiz durum da ortadan kaldırılmıştır. Başvurucu tarafından ileri sürülen Hukuk Genel Kurulu Kararlarının 4721 sayılı Kanun'da yer verilen ön alım hakkıyla ilgili düzenlemelere ilişkin olmadığı anlaşıldığından başvurucunun ön alım bedelinin yeniden belirlenmesi gerektiğine ilişkin iddialarının bir dayanağının bulunduğundan söz edilemeyecektir.

30. Ayrıca yasal ön alım hakkını düzenleyen 4721 sayılı Kanun'da yer verilen hükümlere göre paylı mülkiyete tabi bir malı satın alanlar, diğer paylı maliklerce tapuda belirtilen satış bedeli ile masrafları üzerinden aleyhinde yasal ön alım hakkından kaynaklı tapu iptali ve tescil davası açılabileceğini öngörebilecek durumdadır. Kaldı ki tapudaki satış işlemi bizzat alım satım ilişkisinin tarafı olan önceki paydaş ile davalı arasında yapılmış ve başvurucu ile davalı arasındaki bağış işlemi de muvazaalı kabul edilmiştir. Dolayısıyla satış işleminin taraflarınca belirtilen tapudaki satış bedeli ve harç ile masraflar toplamının ön alım bedeli olarak kabul edilmesi suretiyle davanın kabul edilmesinin başvurucuya aşırı ve ölçüsüz bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.

31. Başvurucunun bir diğer iddiası eksik inceleme yapılarak karar verildiğine ilişkindir. Somut olayda ileri sürülen iddialar yönünden devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin mevcut olduğu, yargılama mercilerinin kararlarında davanın kabulüne ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeye yer verildiği, açık ve bariz bir takdir hatasının bulunmadığı, başvurucunun dava sırasında savunma, kararlara karşı etkin bir biçimde itiraz edebilme ve yasa yoluna başvurma imkânını kullanabildiği görülmüştür. Sonuç olarak tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde başvurucunun satın alındığı anlaşılan hisseler yönünden ön alım hakkının kullanılması neticesinde tapu kaydının iptaline karar verilmesi suretiyle yapılan müdahale yönünden mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ön Alım Bedelinin Nemalandırılmaması Nedeniyle Enflasyon Karşısında Değer Kaybına Uğratıldığına İlişkin İddia

33. Başvurucu, ön alım bedelinin değer kaybına uğramaması için gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybına uğradığından yakınmaktadır.

34. Anayasa Mahkemesi ön alım bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybına ilişkin şikâyetleri de karara bağlamıştır. Buna göre ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescili davalarında mahkeme, ön alım bedelinde oluşan değer kaybı şikâyeti yönünden dava açıldıktan sonra makul bir süre içinde ön alım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde basit tedbirle yargı sürecinin hızlı işlememesinin kişiler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânına sahiptir. Ancak mahkemenin bu tedbirleri almamış olması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurur (benzer bir değerlendirme için bkz. Hüseyin Ak [1. B.], B. No: 2016/77854, 1/7/2020, § 71; Ali İmancı ve Eşref Aydın [1. B.], B. No: 2017/15134, 29/1/2020, §§ 54-56).

35. Olayda Asliye Hukuk Mahkemesince Bankaya gönderilen yazılardan 26/4/2016 tarihinden sonra ön alım bedelinin vadeli bir hesapta depo edildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar başvurucu, bedelin vadesiz hesaba yatırıldığını ileri sürmüş ise de ön alım bedeli olarak yatırılan 137.875 TL'yi 176.128 TL olarak aldığını belirtmiştir. Dolayısıyla bedelin 26/4/2016 tarihinden sonra Bankada açılan vadeli hesaplarda nemalandırıldığı ve bu suretle 26/4/2016 tarihinden sonraki dönem yönünden devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında bedelin değer kaybına uğramasının önlenmesi için gerekli tedbirin alındığı değerlendirilmiştir. Ancak Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın açıldığı 10/9/2013 tarihinden sonra makul kabul edilebilecek bir sürede bedeli depo ettirerek nemalandırılmasını sağlayabilecekken 26/4/2016 tarihine kadar yaklaşık iki yıl yedi aylık süreyle bedeli depo ettirmemiş ve bu dönemde bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğramasına yol açmıştır.

36. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre davanın açıldığı 2013 yılı Eylül ayındaki 100 TL'nin 2016 yılının Nisan ayındaki karşılığı 123,45 TL olup arada geçen sürede gerçekleşen enflasyon oranı %23,45'tir. Bu durumda başvurucuya ödenmesi gereken 137.875 TL tutarındaki ön alım bedeli alacağının 2016 yılı Nisan ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı 170.208,60 TL'dir. Yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen 137.875 TL tutarındaki alacağının değer kaybını telafi edecek fark ise 32.333,60 TL'dir. Bedelin nemalandırılmaması nedeniyle değer kaybına uğradığı anlaşılmaktadır.

37. Dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesi makul bir süre içinde bedelin depo edilmesini ve nemalandırılmasını sağlayabilecekken başvurucunun alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğramasına yol açmıştır. Mahkeme, bu tutumu sonucunda basit bir tedbir almayarak yargı sürecinin hızlı işlememesinin başvurucu üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânını kaçırmış ve mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlaline neden olmuştur.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

39. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin 1.000.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamakta olup başvurucunun uğradığı maddi kaybın tazmin edilmesi yeterli bir giderim oluşturacaktır. Bu kapsamda yapılması gereken iş, Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun olarak başvurucuya tazminat ödenmesinden ibarettir (bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

41. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucunun uğradığı zarar miktarı mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığı değer kaybı bedelidir. Bu kapsamda başvurucuya net 32.333,60 TL maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.   Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Eksik incelemeyle karar verilmesi ve ön alım bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 32.333,60 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 487,60 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/416, K.2016/179) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, EFORYUM GENÇLİK VE SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ, B. No: 2021/14374, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 527–535

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.