İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

BÜNYAMİN FEYZİOĞLU (2020/4504)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Gerekçeli karar hakkı (idare)İhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BÜNYAMİN FEYZİOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/4504)

 

Karar Tarihi: 18/2/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Bünyamin FEYZİOĞLU

Vekili

:

Av. Uğur ALTUN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu hakkında adliyede yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktayken yapılan bir şikâyet nedeniyle 2014 yılı içinde çeşitli tarihlerde dava açmak için gelen farklı vatandaşlar tarafından kendisine dava harç ve masrafı olarak verilen paraları mahkeme veznesine yatırmayıp uhdesinde tutmak suretiyle zimmetine geçirdiği iddiasıyla ceza ve disiplin soruşturması başlatılmıştır.

3. Ceza soruşturmasında başvurucu hakkında zimmet suçundan iddianame düzenlenmiş ve Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama sonucunda 2/12/2015 tarihinde 1 yıl 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Cezanın tayininde başvurucunun soruşturma aşamasında zimmete konu parayı iade etmesi nedeniyle etkin pişmanlık hükümleri de uygulanmıştır.

4. Disiplin soruşturması sonucunda ise Adalet Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu (Disiplin Kurulu) başvurucunun fiilinin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde yer alan "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" disiplin suçu kapsamında kaldığını kabul ederek başvurucu hakkında devlet memurluğundan çıkarılma kararı vermiştir. Disiplin Kurulu ayrıca, anılan Kanun'un 125. maddesinde "Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir." hükmünün başvurucunun tecrübeli bir memur olmasına karşın disiplinsizlik gösterdiği gerekçesiyle uygulanmasına yer olmadığını kararlaştırmıştır.

5. Başvurucu, bu işlemin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; görev yaptığı dönemde açılan dava sayısının 5000 olduğunu sadece beş dosyada iş yoğunluğu nedeniyle hata yapıldığını, uhdesinde kaldığı kabul edilen toplam para miktarının 1.710 TL olduğunu, yüksek derecede memur olan birinin bu miktar için mesleğini riske atmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını ve suç kastının bulunmadığını belirtmiştir. Ceza yargılamasında ise HAGB kararı verildiğini, bu kararın niteliği gereği hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini ancak HAGB kararına dayanılarak suçlu kabul edildiğini ifade etmiştir. Ayrıca daha önce aldığı bir disiplin cezasının olmadığını, sicilin temiz olduğunu, altı adet başarı ve bir adet takdir belgesi aldığını, iki adet iyi sicil nedeniyle başarı ödülü verildiğini ancak başarı ve tecrübesinin içtihatlara ve kanuna aykırı olarak aleyhine yorumlandığını, sadece tecrübeli memur olma gerekçesiyle bir alt cezanın uygulanmamasının da hukuka aykırılık taşıdığını vurgulamıştır. Danıştayın yerleşik içtihatlarında alt ceza uygulanması konusunda idarenin takdir yetkisi olduğu kabul edilse de memurun sicil durumu ve başarıları gözetilerek alt cezanın uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmamasının iptal sebebi olarak görüldüğünü ancak hakkındaki kararda tecrübesinin ve başarılarının aleyhe yorumlanarak içtihada ve kanuna aykırı davranıldığını dile getirmiştir.

6. Kayseri 1. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 13/7/2016 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucu hakkında yapılan ceza yargılaması neticesinde HAGB kararı verildiği, bu kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmaması gerektiği iddia edilmekte ise de sanık hakkında yargılama tamamlanarak sanığın suçlu olduğu yönünde mahkeme kanaatinin oluştuğu ancak mahkemenin sanığa belirli şartlara uyması hâlinde hiç yargılama geçirmemiş sayılması için bir olanak daha tanıdığı belirtilmiştir. HAGB müessesesinin tamamen kişinin cezai durumu üzerinde etkili olacak şekilde düzenlendiği, sanığın anılan suçu işlemediği anlamına gelmediği değerlendirmesine yer verilmiştir. Bununla birlikte 657 sayılı Kanun'un 125. maddesindeki bir alt ceza uygulanmasına dair düzenlemede alt ceza uygulamanın idarenin takdirine bırakıldığı, idarenin bu durumu tartışarak başvurucunun zimmet suçundan ceza aldığı ve tecrübeli bir memur olmasına rağmen disiplinsiz hareketlerde bulunduğu hususunun dikkate alındığı, idarenin bir alt disiplin cezası uygulaması noktasında yargı kararıyla zorlanamayacağı vurgulanmıştır. Netice itibarıyla başvurucunun eyleminin sübuta erdiği ve eyleme uygun ceza verildiği ifade edilmiştir.

7. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.

8. Danıştay Beşinci Dairesi (Daire) 20/2/2018 tarihinde temyiz isteminin kabulü ile anılan kararın bozulmasına hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"657 sayılı Kanunun 125. maddesinin 3. fıkrası ile disiplin cezalarının uygulanmasında genel olarak ilk defa disiplinsiz davranan personelin aynı ağırlıkta disiplin kurallarını ihlal eden emsallerine göre korunması ve bu yolla hizmetinden azami istifade edilmesi için ıslah yolu seçilmiştir. Bu maddeye göre, geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve iyi derecede sicil alan personeli, disiplin kurulunun takdiri ile eylemlerine uyan cezanın bir derece hafifi olan disiplin cezasıyla cezalandırılabilir. Disiplin kurullarının veya disiplin amirlerinin bu madde kapsamındaki takdir yetkisinin kullanımı kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı olup, bu yetki keyfi olarak kullanılamaz. Bu nedenle, uygulama kamu yararı, hizmet gerekleri, hakkında soruşturma yapılanın geçmiş hizmetleri, taltif-tecziye durumu, disiplin kurulu ile disiplin amirlerinin emsal kararları, eşitlik ilkesi ve hakkaniyet ölçüsü gibi objektif kriterlere dayandırılmalıdır. Aksi bir uygulama, geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olup iyi derecede sicil notu alan personelin bir kısmı için alt ceza uygulanırken bir kısmının ise alt ceza uygulanmaksızın daha ağır cezalarla karşı karşıya kalması sonucunu doğurur ki bu durum Anayasada ifade edilen eşitlik ilkesine uymaz.

Öte yandan, kullanılan yetkinin, mevcut düzenlemenin amacına, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı konusunda yapılacak yargısal denetimin de idarenin takdir yetkisini kaldıracak mahiyette olmaması gerektiği kuşkusuzdur.

Olayda 657 sayılı Kanunun 125/3. maddesinde belirtilen bir alt cezanın uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmiş ise de, anılan Kanunun 125. maddesi uyarınca davacının geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmalarının kararda tartışılmayarak, kararın objektif kriterlere dayandırılmaksızın yalnızca tecrübeli bir memur olma kriterinden hareketle tesis edildiği anlaşıldığından, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolunda İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir."

9. Davalı idare temyiz nedenlerinin kabul edilebilir olmadığı ve İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği yönündeki iddialarla karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvurucu karar düzeltmeye cevabında önceki iddialarını yineleyerek HAGB'ye dayanılmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini, cezanın tayininde başarılı sicilinin gözetilmemesinin haksızlık olduğunu belirtmiştir. İdarenin talebini Daire 12/11/2019 tarihinde kabul ederek bozma nedenlerinin bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan ret kararının onanmasına oyçokluğuyla karar vermiştir. İki üye karşıoyunda, karar düzeltmeye konu bozma kararının usul ve hukuka uygun olduğunu vurgulamıştır.

10. Başvurucu, nihai kararı 8/1/2020 tarihinde öğrendikten sonra 3/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu; iş yoğunluğu ve personel eksikliğinden dolayı bazı harçların maliye hazinesine yatırılmadığını, harçları uhdesine geçirmek gibi bir kastının bulunmadığını, zimmetine geçirdiği iddia edilen harç miktarının çok az olduğunu, bu miktar bir para için mesleki geleceği ve onurunu tehlikeye atmanın hayatın olağan akışına da uygun olmadığını belirtmiştir. 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde ilk defa disiplin suçu işleyenler ve sicil durumu iyi olanlarla ilgili bir ıslah yolu düzenlendiğini, kendisinin sicil notunun yüksek olmasına ve birçok takdir belgesi bulunmasına rağmen anılan madde hükmünden yararlandırılmamasının haksızlık olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte Danıştayın temyiz incelemesinde lehine verdiği detaylı gerekçe içeren kararın karar düzeltme talebi sonrası ek bir araştırma ve gerekçe sunulmadan kaldırılması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; idari yargılama sürecinde başvurucunun tüm itirazları ve dosya kapsamındaki bilgi/belgeler hakkında bir inceleme yapıldığı, İdare Mahkemesinin HAGB kurumuna ilişkin olarak değerlendirmede bulunduğu ancak bu değerlendirmenin ceza hukuku anlamında suçlu olunduğunu ifade veya ima eden bir anlama sahip olmadığı, diğer iddialarına ilişkin ise başvurucunun bilgi ve belge sunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyeti adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

16. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

17. Eldeki olayda başvurucu hakkında açılan ceza davasında zimmet suçundan sonuç olarak HAGB kararı verildiği, anılan fiilin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde düzenlenen "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" disiplin suçu kapsamında kaldığı kabul edilerek Disiplin Kurulunca başvurucunun devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırıldığı görülmüştür. Disiplin Kurulu anılan kararı alırken başvurucu hakkındaki HAGB kararını da gözetmiş ve başvurucunun tecrübeli bir memur olduğu gerekçesiyle aynı maddede düzenlenen bir alt cezanın uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.

18. Öte yandan ceza davasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesinde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır (benzer değerlendirme için bkz. Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 35). Burada beklenen HAGB'ye konu olay ve olguların disiplin hukuku çerçevesinde tartışılmasıdır. İdare Mahkemesi ise isnat edilen olayların subuta erdiğini kabul etmekle birlikte Kanunda düzenlenen bir alt cezanın uygulanması bağlamında idarenin takdir hakkı olduğu, idarenin durumu değerlendirdiği ve yargı kararıyla zorlanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. İdare Mahkemesinin başvurucuya isnat edilen eylemleri aktarmakla yetindiği, başvurucunun kastının bulunmadığı yönündeki detaylı iddialarını ve olay/olguları -masumiyet karinesini de gözetmek suretiyle- disiplin hukukunun ilkeleri bağlamında incelemediği görülmüştür.

19. Bununla birlikte başvurucunun Danıştay içtihadına dayanarak temellendirdiği bir alt cezanın uygulanmasına dair iddialarının ise İdare Mahkemesince idarenin takdir yetkisi vurgulanarak tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır. 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde yer bulan "Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir." düzenlemesinin idareye bir alt cezanın uygulanması konusunda takdir yetkisi verdiği açıktır. Ancak temel hak ve hürriyetler kapsamında bu yetkinin sınırsız olmadığı, idarenin kendisine tanınan yetkiyi hukuka ve hakkaniyete uygun kullandığını gösterecek ve denetime yeter şekilde gerekçe ortaya koymakla yükümlü olduğu, yargı makamlarının da anılan yetkinin söz konusu kritere uygun kullanılıp kullanmadığını denetlemekle görevli oldukları vurgulanmalıdır.

20. Başvurucunun da bu bağlamda iddialarını yargı içtihatlarına atıfla temellendirdiği görülmüştür. İdari yargı mercilerinin de yukarıda belirtilen tespit doğrultusunda konuyu tartıştıkları ve "yasal ve yönetsel düzenlemeler uyarınca, bir alt cezanın uygulanması hususunda idarenin takdir yetkisi bulunmakta ise de, Danıştay Sekizinci Dairesi kararında da belirtildiği üzere disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurulların takdir yetkisini kullanırken öncelikle; ilgililerin geçmiş hizmetleri ile sicil durumlarına göre bir alt ceza ile cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmaları ve bu değerlendirmenin sonucuna göre ceza vermeleri gerektiği" yönünde kararlar verildiği de saptanmıştır (bkz. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/2/2007 tarihli ve E.2005/374, K.2007/103; 21/4/2011 tarihli ve E.2007/1200, K.2011/268 sayılı kararları). Aktarılan bu görüşün aksine bir alt cezanın uygulanmasında idarenin takdir yetkisini vurgulayan kararlar verildiği de tespit edilmiştir (bkz. Danıştay Onikinci Dairenin 3/12/2019 tarihli ve E.2016/5370, K.2019/9615; Danıştay İkinci Dairenin 26/3/2024 tarihli ve E.2021/2024, K.2024/1907; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 12/6/2024 tarihli ve E.2023/1116, K.2024/1356 sayılı kararları). Ancak İdare Mahkemesinin başvurucunun esasa ilişkin bu iddiasını karşılayacak nitelikte bir değerlendirme yapmadığı sabittir.

21. Daire ise temyiz incelemesinde ortaya koyduğu yukarıda aktarılan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) kararları yönündeki görüşünden, karar düzeltme talebinin kabulüne dair kararında ek bir gerekçe sunmadan dönmek suretiyle İdare Mahkemesinin kararını onamıştır. Öncelikle Dairenin ek gerekçe sunmadığı da gözetildiğinde anılan son kararda izlediği yol ile İdare Mahkemesinin gerekçesine katıldığının kabulü gerekir. Anayasa Mahkemesi de temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olmasının zorunlu olmadığını, mercin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olmasını ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtmasını gerekçeli karar hakkı bağlamında sorun teşkil etmediğini kabul etmiştir (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

22. Dairenin temyiz incelemesinde başvurucunun sicil durumu ve başarıları gözetilerek bir alt cezanın uygulanmasına yönelik iddialarını destekler nitelikte ayrıntılı ve yukarıda aktarılan İDDK kararlarına benzer bir yönde gerekçe ile bozma kararı verdiği açıktır. Bu durumda temyiz talebi üzerine verilen bozma kararındaki gerekçeler ve konunun tartışmalı olduğunu gösterir içtihatlar dikkate alındığında, karar düzeltme aşamasında anılan bozma kararından niçin dönüldüğünün ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerektiği söylenebilir. Ancak Dairenin karar düzeltme kararında belirtilen şekilde bir gerekçe ortaya koymadığı sabittir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Mehmet Şakir Uygar [1. B.], B. No: 2020/22137, 14/10/2025, § 20).

23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

24. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden başvurucunun diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

25. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 500.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

26. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

27. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

28. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 1. İdare Mahkemesine (E.2016/91, K.2016/708) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, BÜNYAMİN FEYZİOĞLU, B. No: 2020/4504, 18.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 04, sayfa 231–237

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.