İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

MUSTAFA GÖÇMEN (2020/39789)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, imar planında sağlık kurumu alanı olarak belirlenen taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıİmarİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA GÖÇMEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/39789)

 

Karar Tarihi: 6/5/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

Mustafa GÖÇMEN

Vekili

:

Av. Hüseyin PALA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, imar planında sağlık kurumu alanı olarak belirlenen taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. İstanbul'un Başakşehir ilçesi Kayabaşı Mahallesi'nde bulunan 496 ada 1 parsel sayılı 20.778,25 m² yüzölçümlü taşınmaz, 2008 yılında yapılan 1/1000 ölçekli Küçükçekmece-Kayabaşı Kentsel Gelişme Alanı Revizyon Uygulama İmar Planında sağlık kurumu alanı olarak belirlenmiş ve bu kayıt tapunun beyanlar hanesine 2009 yılında işlenmiştir. Ayrıca taşınmazın tapu kaydında 2005 yılına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) lehine ön alım hakkı şerhi bulunmaktadır.

3. Başvurucu, taşınmazın 346431/2077825 hissesini (3.464,31 m²) 5/3/2009 tarihinde imar uygulaması yoluyla edinmiştir. Ayrıca 2015 ve 2017 yılı içinde de tapuya TOKİ lehine ön alım hakkı şerhleri işlenmiştir.

4. Başvurucu 20/3/2019 tarihinde TOKİ ve Sağlık Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Bu davada hissesi bulunduğu taşınmazın 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında kamu ortaklık payı parseli niteliğinde sağlık kurumu alanı olarak tahsis edildiğini ve hissenin kamulaştırılması talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000 TL tazminatın faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.

5. İstanbul 11. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 29/1/2020 tarihinde dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle:

i. Taşınmazın 13/2/2008 tasdik tarihli Küçükçekmece Kayabaşı Kentsel Gelişme Alanı Revizyon 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı kapsamında kamu ortaklık payı parseli olarak Sağlık Kurumu Alanı lejantı ile planlanarak kamuya tahsis edildiği, parselasyon işlemi sonucunda kamu ortaklık payı olarak düzenleme sahası içindeki parsel maliklerinin hisselendirilmesi suretiyle oluşan parsellerde hisse sahibi olan kişiler açısından mülkiyet hakkının belirsiz ve uzun bir süre kısıtlanması durumunun ortadan kalktığı, idarenin imar planıyla kamu alanına ayırdığı kök parseli düzenlemeye tabi tutup kök parsel sahibine düzenleme ortaklık payının kesilmesinden sonra kalan hissesine mukabil yapılaşmaya elverişli parsel tahsis ederek davacının imar planıyla kök parseli açısından oluşan kısıtlılığı giderdiği,

ii. Düzenleme yapılan alandaki diğer parsel malikleri ile eşit oranda kamu külfetine katlanma yükümlülüğü gereği kamu hizmetlerinin karşılanması için düzenleme sınırı içinde parselleri bulunanların katılımının sağlandığı, kamu ortaklık payı olarak ayrılan taşınmazlarda idarenin kamu hizmetine ihtiyaç duyulduğunda (bölgedeki nüfus ve yapılaşma durumu dikkate alınarak) yapılan program dâhilinde kamulaştırmayı gerçekleştireceği, idarenin yeni bir hukuki karar alarak imar planının uygulanması kapsamında 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'ndan doğan yükümlülüğünü parselasyon işlemi yaparak yerine getirmiş olduğu, artık uzun yıllar programa alınmama, imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeme, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edilme olarak tanımlanan ve mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusundan söz edilemeyeceği, idarece mülkiyet hakkı üzerindeki belirsizliğin giderildiği, dolayısıyla bu davada bireysel yarar ile kamusal yarar arasındaki dengenin bozulmadığı, idarenin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek aldığı hukuki karar sonucunda imar uygulaması yaparak ilgililerin imar hakları verildiğinden bu davada denge tazminatı ödenmesini gerektirecek koşulların bulunmadığı ifade edilmiştir.

6. Başvurucunun istinaf talebini inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi 13/10/2020 tarihinde kararı uygun bulmuş ve istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

7. Başvurucu, nihai kararı 4/11/2020 tarihinde öğrendikten sonra 26/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Başvurucu; istinaf talebinin reddedilmesine ilişkin kararda gerekçeye yer verilmediğini, taşınmazın on iki yıldır kısıtlı olduğunu, uzlaşan maliklerle anlaşıldığını ancak uzlaşma olmaması hâlinde ne zaman kamulaştırma yapılacağının belirsiz hâle geldiğini belirterek eşitlik ilkesi ile gerekçeli karar ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

10. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut olayda imar uygulamasına konu taşınmazda başvurucunun hissesi bulunmaktadır. Bu bağlamda tapuda kayıtlı olan taşınmaz hissesinin Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır.

13. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, henüz bir kamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucu doğurmamakla birlikte malikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamu hizmeti alanı olarak ayrıldığı için taşınmaz üzerinde inşaat yapılabilmesi mümkün olamadığı gibi bu durumun taşınmazın satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazın imar durumunun kamu hizmeti alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Hüseyin Ünal [2. B.], B. No: 2017/24715, 20/9/2018, § 39). Anayasa Mahkemesi, taşınmazların mülkiyet durumunun uzun süre belirsiz bırakılması biçimindeki müdahaleleri mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemektedir (Hüseyin Ünal, § 41). Somut olay yönünden bu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından başvurunun mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

14. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Uğur Elbir ([2. B.], B. No: 2019/24581, 30/3/2022) kararında taşınmazın bulunduğu alanda imar uygulaması yapıldığını, bölgedeki tüm maliklerin taşınmazlarından eşit olarak kesinti yapılmak suretiyle oluşturulan ihtilaf konusu taşınmazın mesleki okul alanı olarak belirlendiğini, 3194 sayılı Kanun'un 10., 13. ve 18. maddelerinde kamu hizmetine ayrılan taşınmazlara ilişkin olarak detaylı düzenlemelere yer verildiğini ve anılan düzenlemelerin planlama yoluyla mülkiyet hakkına müdahale yönünden yeterli ölçüde kanuni dayanak teşkil ettiğini değerlendirmiştir (Uğur Elbir, §§ 48-50). Ayrıca aynı kararda müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir (Uğur Elbir, §§ 51-53). Somut olayda imar uygulamaları sonucunda maliklerin taşınmazlarından yapılan kesinti ile oluşturulan kamu ortaklık payı parselinin sağlık kurumu alanı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla aynı nitelikteki Uğur Elbir kararında yer verilen ilkelere göre müdahalenin kanuni dayanağının ve kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

15. Anayasa Mahkemesi, Uğur Elbir kararında düzenleme ortaklık payıyla karşılanamayan kamu hizmet alanları için düzenlemeye tabi tutulan bölgedeki tüm taşınmazlardan eşit oranda kesinti yapılmasının ve müdahaleyle oluşacak külfetin tüm maliklere eşit oranda pay edilmesinin önemli bir güvence oluştursa da maliklerin yüklendiği külfeti telafi etmediğini ifade etmiştir. Diğer taraftan imar uygulamasına tabi tutulmasının taşınmazın değerinde artışa yol açacağı kabul edilse bile kamu ortaklık payı olarak yapılan kesintinin uzun süre kamulaştırılmamasını haklı çıkarmadığını, imar uygulamasıyla oluşan değer artışının ise taşınmazdan düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılmak suretiyle kamuya aktarıldığını belirtmiştir. İmar uygulamasıyla taşınmazda ortaya çıkan değer artışına karşılık olarak malikin düzenleme ortaklık payı haricinde bir külfete daha katlanmasının kamu yararı ile bireysel yarar arasında kurulması gereken adil dengeyi bozacağını ifade etmiştir (Uğur Elbir, §§ 67, 68).

16. Ayrıca kamu otoritelerinin kamu ortaklık payı olarak kesilen parçalardan oluşan taşınmazların kamulaştırılacağı sürenin belirlenmesi hususunda takdirinin geniş olduğunun kabulünün, onlara kişilerin mülkleri üzerinde tasarrufta bulunmasını kanunda öngörülmeyen bir süre boyunca sınırlama yetkisi verilmesi anlamına geleceğini ve İdarenin ihtiyaç hâlinde taşınmazı güncel değeriyle kamulaştıracağı düşüncesinin de bu uygulamaya meşruiyet kazandırmadığını, kamu ortaklık payı kesintilerinin birleştirilmesinden oluşan taşınmazların çok sayıda hissedardan oluştuğunu, bu hissedarların serbest iradeleriyle değil idarenin tek taraflı işlemiyle -imar uygulaması sonucu- paydaş olduğunu ve hissedar çokluğunun taşınmazın değerlendirme yöntemiyle ilgili olarak ortak bir karara varılmasını güçleştireceğini belirtmiştir. Diğer taşınmazların 3194 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca uygulama imar planının kesinleşmesinden sonra beş yıl içinde kamulaştırılmasının gerektiği kabul edildiğine göre aynı durumun kamu ortaklık payı kesintilerinin birleştirilmesinden oluşan taşınmazlar yönünden geçerli olmamasının makul bir nedeni bulunmadığını ifade etmiştir. Netice olarak uygulama imar planının onaylanmasından itibaren yaklaşık otuz yıl geçmesine rağmen imar planında mesleki okul alanı olarak kamu hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmamasının başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğini, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğunu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varıldığını belirtmiştir (Uğur Elbir, §§ 70-72).

17. Somut olayda uyuşmazlığa konu taşınmazın başka taşınmazlardan kamu ortaklık payı olarak kesilerek oluşturulduğu ve 2008 yılında yapılan 1/1000 ölçekli Küçükçekmece Kayabaşı Kentsel Gelişme Alanı Revizyon Uygulama İmar Planında sağlık kurumu alanı olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Başvurucu ise bu taşınmazın 346431/2077825 hissesini (3.464,31 m²) 5/3/2009 tarihinde imar uygulaması yoluyla edinmiştir. Başvurucunun hissedar olduğu taşınmazı edindiği tarihten bireysel başvurunun incelendiği 2026 yılına kadar yaklaşık on yedi yıldır kamulaştırılmadığı ve üzerindeki kısıtlamanın kaldırılmadığı görülmüştür.

18. Dolayısıyla Uğur Elbir kararında yer verilen ilkeler doğrultusunda imar planının onaylanmasından itibaren yaklaşık on yedi yıl geçmesine rağmen imar planında sağlık kurumu alanı olarak kamu hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmamasının başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

20. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

21. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

22. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 11. İdare Mahkemesine (E.2019/743, K.2020/42) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, MUSTAFA GÖÇMEN, B. No: 2020/39789, 06.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 502–506

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.