İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

ABDULLAH KAMA VE DİĞERLERİ (2020/38155)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve hükmedilen faizin yetersiz olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıBaşvurunun Reddi—
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıİşlemden Kaldırılma—
Mülkiyet hakkıKamulaştırma bedeli, kamu yararıİhlalYeniden yargılama

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ABDULLAH KAMA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/38155)

 

Karar Tarihi: 20/5/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Abdullah KAMA

2. Ali KAMA

3. Ali YAYLA

4. Ayşe TOPAL

5. Behzat KAMA

6. Durdiye DİKİŞCİOĞLU

7. Emrah KAMA

8. Fatma YAŞAR

9. Gönül DOĞAN

10. Gülemine SÜRMELİ

11. Habibe KAMA

12. Hatice CİĞER

13. Kamber YAYLA

14. Mehmet KAMA

15. Selver GÜRBÜZ

16. Ülker KELEŞ

17. Vakkas KAMA

18. Zeynal KAMA

Vekili

:

Av. Ferda ARAS

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi ve hükmedilen faizin yetersiz olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucular Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesi, Kargaçayırı köyünde bulunan ve tarla niteliğinde olan 9.800,00 m² yüz ölçümlü taşınmazın hissedar malikleridir.

3. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Değirmenüstü Hidroelektrik Santrali (Değirmenüstü HES) üretim tesisinin kurulması amacıyla başvurucuların hissedar maliki oldukları taşınmazın toplam 8.268,78 m²lik kısmının da aralarında olduğu taşınmazların acele usulde kamulaştırılmasına karar verilmiştir.   EPDK'nın taşınmaza acele usulde el konulması talebi üzerine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davalarda davaların kabulüne, taşınmaza acele el konulmasına izin verilmesine, taşınmazın toplam bedelinin 38.049,77 TL olarak tespitine karar verilmiştir.

4. EPDK ve malikler arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine EPDK tarafından 28/1/2011 tarihinde başvurucular aleyhine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil istemiyle dava açılmıştır.

5. Mahkeme tarafından yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; taşınmazın sulu tarım arazisi olduğu, ilçe merkezine, ana ulaşım yollarına ve tüketim merkezlerine yakın olduğu, yayla turizmine uygun olması dolayısıyla arazinin kıymetli olduğu, bu sebeple kapitalizasyon faiz oranının %5 olarak alınması gerektiği vurgulanmış ve ilçe tarım müdürlüğünün 2010 yılı verileri dikkate alınarak taşınmaza net gelir metodu uygulanmak suretiyle m² değerinin 6,97 TL, toplam değerinin 57.633,40 TL olduğu belirlenmiştir. Tarafların itirazları üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da bilirkişi kurulu tarafından aynı görüşlere yer verilmiştir.

6. Mahkeme; davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin bilirkişi raporundan farklı olarak 60.362,09 TL olarak tespitine, bankaya depo edilen acele el konulmaya ilişkin dosyadaki bedel düşüldükten sonraki bakiye kısmın hak sahiplerine ödenmesine karar vermiştir.

7. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 18/10/2012 tarihli kararıyla mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda taşınmazın değerlendirilmesine esas alınan münavebe ürünleri için dava tarihi olan 2011 yılına ait verilerin esas alınarak kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi gerekirken 2010 yılı verilerine göre düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının ve taşınmazın kamulaştırmadan arta kalan kısmında %10 oranında değer düşüklüğüne sebep olunacağı gözetilmeden karar verilmesinin doğru görülmediğini açıklamıştır.

8. Mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle bozma gerekçesine uygun olarak ek rapor düzenlenmesi için önceki bilirkişi kuruluna dosyanın tevdi edilmesine karar verilmiştir. Ek bilirkişi raporunda, Andırın İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün (İlçe Tarım Müdürlüğü) dosyada bulunan ve 2011 yılına ait olan münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerinin ortalamaları dikkate alınarak taşınmazın dekara geliri (dört yıllık) toplam 4.891,75 TL, üretim masrafı 1.706,44 TL (birinci yıl birinci ürün olarak buğday için 279,22 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl şeker pancarı için 317,65 TL, üçüncü yıl birinci ürün olarak fiğ (saman) için 203,12 TL, ikinci ürün olarak turp için 519,10 TL, dördüncü yıl mısır için 387,35 TL) olarak hesaplanmış; buna göre net gelir 3.185,31 TL olarak tespit edilmiştir. Yine ilk raporda olduğu gibi taşınmazın kapitalizasyon faiz oranının %5 olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak taşınmazın m² değerinin 15,93 TL, toplam değerinin 134.160,89 TL olduğu belirtilmiştir.

9. Mahkeme; ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin 134.160,89 TL olarak tespitine, tespit edilen bedele faiz işletilmesine yer olmadığına, bedelin hükmün kesinleşmesi beklenmeksizin davalıya ödenmesine karar vermiştir.

10. Başvurucuların temyiz istemini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) karar düzeltilerek onanmıştır. Kararda gerekçeli kararda belirtilen "faiz işletilmesine yer olmadığına" ibaresinin çıkarılması, yerine "dava dört aylık süre içinde sonuçlandırılamadığından bozmadan önce tespit edilen kamulaştırma bedelinden acele el koyma bedelinin mahsubundan sonra kalan 22.312,32 TL'ye 29/5/2011 tarihinden ilk karar tarihi olan 16/3/2012'ye kadar, bozma sonrası tespit edilen fark bedel 73.798,80 TL'ye 29/5/2011 tarihinden son karar tarihi 26/12/2013'e kadar faiz işletilmesine" ibaresinin yazılması gerektiği belirtilmiştir.

11. Başvurucuların karar düzeltme talepleri Yargıtay Dairesince incelenmiş ve gerekçeli kararda hükmedilen aleyhe vekâlet ücretinin hükümden çıkarılmasına ve hükmün bu suretle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

12. Başvurucular, nihai hükmü 31/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 25/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyon 12/5/2023 tarihinde başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ise kabul edilebilirlik hususunun karara bağlanmasının Bölüm kararını gerektirmesi nedeniyle Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.

14. Öte yandan başvurucu Habibe Kama'nın bireysel başvuruda bulunmadan önce 6/10/2020 tarihinde vefat ettiği görülmüştür. Başvurucu Selver Gürbüz'ün ise bireysel başvuru tarihinden sonra 31/10/2022 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucular; İlçe Tarım Müdürlüğü verilerinin doğru şekilde değerlendirilmediğini, kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu belirterek kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini ifade etmişler, peşin ödeme yapılmadığı hâlde kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faize hükmedilmemesi (faizin düşük belirlenmesi) sebebiyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.

A.   Başvurucu Habibe Kama Yönünden

17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.

18. Anılan düzenlemelerde genel olarak bir hakkın öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö. [2. B.], B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31).

19. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy, § 32; Osman Sandıkçı [1. B.], B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

20. Başvurucu Habibe Kama 6/10/2020 tarihinde vefat etmiştir. Av. Ferda Aras 25/11/2020 tarihinde Habibe Kama'nın anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapmış, başvuru formunda Habibe Kama'nın ölümünden bahsetmemiştir.

21. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından bireysel başvuru yapma imkânı yoktur (Abdurrehman Uray [1. B.], B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

22. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat eden başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona eren avukat tarafından yapılan bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

23. Bu durumda Av. Ferda Aras hakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi gerekir.

B.   Başvurucu Selver Gürbüz Yönünden

24. Anayasa Mahkemesi Abdurrahman Beycur ve diğerleri ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi mirasçıların hak kaybına uğramalarını engellemek, bireysel başvuruların neticelendirilmesini sağlamak gerekliliğini birlikte karşılayabilecek bir yol olarak 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 84. maddesinin verdiği yetkiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinin başvuru tarihinden sonra ölüm hâli için de uygulanabileceği kanaatine varmıştır. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi hâlinde bu kişi yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesinin uygun olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bunun yanında vefat eden başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin ise makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen bir başvurucunun mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletme yükümlülüğünün kendileri üzerinde olduğu kaydedilmelidir. Öte yandan Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi durumunda dahi başvurunun incelenmeye devam edilebileceği vurgulanmalıdır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

 25.   Açıklanan gerekçelerle başvurucu Selver Gürbüz yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

C. Diğer Başvurucular Yönünden

26. Başvurucuların iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

27. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması ve mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

28. Başvurucular, taşınmazın sulu tarım arazisi niteliği dikkate alınarak kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüş; başvuru formunda emsal nitelikte olduğu belirtilerek birtakım Yargıtay kararlarına yer vermiştir. Bu kapsamda emsal nitelikte olduğu ileri sürülen Yargıtay kararlarına bakıldığında kararlara konu taşınmazların çoğunlukla Mersin'in Tarsus ilçesinde olduğu, dolayısıyla başvuruya konu taşınmaz ile aynı yörede bulunmadıkları anlaşılmıştır. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12317, K.2017/19689 sayılı kararı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12248, K.2017/19706 sayılı kararı ve yine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12196, K.2017/19672 sayılı kararı). Öte yandan başvurucuların aynı yörede olduğunu belirttiği taşınmaz için ise Yargıtay Dairesinin taşınmazın kuzey tarafında kapama kiraz bahçesi olduğunu, üzerinde çeşitli cins ve sayıda meyve ağaçlarının bulunduğunu belirterek sulu tarım arazisi olan taşınmaza uygulanması gereken kapitalizasyon faizi oranının %4 olması gerektiğini belirttiği (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/3/2018 tarihli E.2017/12375, K.2018/5304 sayılı kararı), Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında başvuruya konu taşınmazın emsal olduğu ileri sürülen taşınmazla benzer nitelikte olduğuna dair herhangi bir tespite yer verilmediği görülmüştür (bkz. § 5).

29. Bilindiği üzere kamulaştırmaya konu taşınmazların değeri her bir taşınmazın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Bu sebeple her taşınmazın değerinin farklı olması kaçınılmazdır. Başvurucuların taşınmazın kapitalizasyon faizi oranının emsal taşınmazlara göre düşük belirlendiğini öne sürmesi derece mahkemelerinin ulaştığı kanaatin keyfî olduğunun kabulü için yeterli değildir. Başvurucuların söz konusu taşınmazların kendilerininkiyle aynı özellikleri olduğunu somut biçimde ortaya koyamadığı, emsal gösterdikleri taşınmazların bir kısmının taşınmazla aynı yörede olmadığı, aynı yöredeki taşınmazın ise başvurucuların taşınmazı ile aynı özellikte olmadığı anlaşıldığından yargı makamlarının uygulanan kapitalizasyon faizi yönünden kanaatinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

30. Son olarak başvurucular, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan taşınmazların m² birim değerlerinin farklı hesaplandığını, bu kapsamda emsal bir taşınmaza yönelik düzenlenen bilirkişi raporunda ilçe tarım müdürlüğünce münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamasına göre taşınmazın m² değerinin 20,24 TL olarak tespit edilmesine ve Mahkemece bu değer üzerinden karar verilmesine karşın kendilerine ait taşınmazın m² değerinin 15,93 TL olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.

31. Mahkemenin başvurucuların emsal olarak belirttiği E.2017/272 sayılı dosyasına ilişkin olarak Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve E.2015/6094, K.2015/16184 sayılı bozma kararı doğrultusunda 2011 yılı ilçe tarım müdürlüğü verilerinde üretim giderleri içine %21,75 oranında sermaye faizi dâhil edilmeksizin üretim masraflarının toplam 1.351,59 TL olduğu (birinci yıl birinci ürün olarak buğday için 279,33 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl şeker pancarı için 210,90 TL, üçüncü yıl birinci ürün olarak fiğ (saman) için 166,83 TL, ikinci ürün olarak turp için 426,37 TL, dördüncü yıl mısır için 318,15 TL) yönünde hesaplama yapıldığı, bu çerçevede arazinin m² değerinin 20,24 TL olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkemece bu değer üzerinden kamulaştırma bedeline hükmedildiği ve kararın Yargıtay Dairesi tarafından onandığı da görülmüştür (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/05/2019 tarihli ve E.2018/1016, K.2019/10193 sayılı kararı).

32. Buna karşın başvuruya konu taşınmaza ilişkin üretim giderlerinin emsal dosyadaki gider kalemlerinden daha yüksek olduğu (bkz. § 8), dolayısıyla Yargıtay 18. Hukuk Dairesince bozma kararında dâhil edilmemesi gerektiği belirtilen masrafların başvuruya konu taşınmaz yönünden dikkate alınmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucular, münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarına yönelik ortaya çıkan işbu farklılığı ve yargı makamlarınca emsal olarak belirtilen taşınmaza yönelik olarak verilen kararları yargılama sırasında (karar düzeltme aşamasında) dile getirmiş ancak yargı makamlarınca başvurucuların bu iddiasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

33. Somut olay bakımından başvurucuların şikâyeti, mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin yargılama sürecinin bütününü etkileyen önemli ve karşılanması gereken bir iddiadır. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili iddia yönünden yargı makamlarınca herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucular aleyhine bozulmuştur. Bu itibarla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle kamulaştırma bedelinin hesaplanmasında münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

35. Öte yandan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden hüküm altına alınan kamulaştırma bedelinin faizinin düşük belirlendiğine yönelik iddia yönünden bu aşamada bir inceleme yapılmasına gerek görülmediğine karar verilmesi gerekir (benzer yöndeki karar için bkz. Serap Ustaalioğlu [1. B.], B. No: 2020/3011, 30/3/2023, § 24).

III. GİDERİM

36. Başvurucular, ihlalin tespiti ile   maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

37. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi (münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden) nedeniyle tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).   Diğer taraftan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurunun başvurucu Habibe Kama yönünden başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,

2. Başvurucu Selver Gürbüz yönünden başvurunun İŞLEMDEN KALDIRILMASINA,

3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer başvurucular yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kamulaştırma bedelinin hesaplanmasında münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Andırın Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/162, K.2013/319) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Diğer başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin diğer başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben diğer başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para cezasının Avukat Ferda Aras'tan TAHSİLİNE,

Ğ. Kararın bir örneğinin bilgi için (Av. Ferda Aras yönünden) Mersin Barosuna GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, ABDULLAH KAMA VE DİĞERLERİ, B. No: 2020/38155, 20.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 274–281

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.