Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
ORHAN ZEREN (2020/38115)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, mazeretsiz olarak göreve gitmeme gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | Meslek (atama, disiplin, OHAL hariç işten çıkarma) | İhlal Olmadığı | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ORHAN ZEREN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/38115) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
İsmail ŞAHİN |
|
Başvurucu |
: |
Orhan ZEREN |
|
Vekili |
: |
Av. İbrahim GÖK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mazeretsiz olarak göreve gitmeme gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde sözleşmeli imam hatip olarak Elâzığ'a bağlı bir mezrada çalışmaktayken mazeretsiz olarak kırk üç gün süreyle göreve gitmediği gerekçesiyle 21/9/2018 tarihinde sözleşmesi feshedilmiştir.
6. Başvurucunun sözleşmesi feshedilmeden önce hakkında idari soruşturma yürütülmüştür. Başvurucu hakkında yürütülen idari soruşturmada muhakkik tarafından mezrada yaşayan kişilerin tanık olarak ifadeleri alınmış ve başvurucunun ifadesine de başvurulmuştur. Başvurucu ifadesinde; mevsimsel şartlardan dolayı 16/2/2018-30/4/2018 tarihleri arasında ilçe merkezinde görevlendirildiğini, 11/5/2018 tarihinde motosiklet kazası geçirdiğini, bu yüzden beş gün rapor aldığını, geçici görevlendirmesi bittiğinde ilçe müftüsü ile görüştüğünde geçici görevlendirildiği camide görevine devam etmesini kendisine söylediğini, bu süreçte hafta sonu görev yapıp hafta içinde üniversite öğrenimine devam ettiğini beyan etmiştir. Ramazan ayında asıl görev yerine sadece Cuma namazları için gittiğini, köyde iki hane olduğunu, annesinin, babasının ve kız kardeşinin engelli olduğunu, bakımlarını kendisinin yaptığını, hastaneye gitme durumları olduğu için ailesini köye götüremediğini, ailevi durumundan dolayı tayin talebinde bulunduğunu ancak dikkate alınmadığını belirtmiştir. Başvurucu, ayrıca beş gün raporlu olduğu belgeyi ve annesinin hastanede tedavi gördüğüne ilişkin evrakları soruşturma dosyasına sunmuştur.
7. Soruşturma sonucunda düzenlenen 17/8/2018 tarihli raporda; yapılan araştırmada vatandaşlarla görüşmek için mezraya gidildiğinde başvurucunun görev yerinde olmadığının görüldüğü, başvurucunun Elâzığ Fırat Üniversitesinde öğrenci olduğu, ders saatlerinin hafta içi cuma hariç diğer günler saat 15.15'te başlayıp 21.00'e kadar devam ettiği belirtilerek tanık beyanları, başvurucunun görev yerinde olmadığına dair denetimlerde tutulan tutanaklar ve başvurucunun ikrar niteliğindeki ifadesi birlikte değerlendirilmek suretiyle mazeretsiz olarak kırk üç gün süreyle göreve gitmediği gerekçesiyle sözleşmesinin sona erdirilmesinin uygun olacağı görüşü bildirilmiştir.
8. Başvurucu, anılan işleme karşı 12/11/2018 tarihinde Elâzığ 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde; savunması alınmadan bir kısım köy sakininin beyanlarına itibar edilerek görevine son verilecek şekilde rapor düzenlendiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda beyanı alınan kişilerden birinin köyün eski imamı olduğunu, işine tekrar dönebilmek için kendisine isnatta bulunduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte 11/5/2018 tarihinde geçirdiği trafik kazası nedeniyle beş gün sağlık raporu kullandığını ayrıca annesi, babası ve kardeşinin bakıma muhtaç olduğunu, bazı günler acil olarak hastaneye götürülmeleri gerektiğini, bu hususta amirlerinden sözlü izin aldığını ve merkeze yakın bir camide görevlendirme talebinde bulunduğunu da beyan etmiştir.
9. Mahkemece 12/3/2019 tarihinde anılan işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun geçirdiği trafik kazası sonucunda oluşan rahatsızlığının devam edip etmediği hususunun araştırılmadığına işaret edilmiştir. Bununla birlikte mevzuatta refakat izni kullanılmasına imkân veren düzenleme olduğu, bu kapsamda aile bireylerinin hastalıkları sağlık kurulu raporlarıyla ortaya konulmuş olan başvurucunun mazeretinin bulunmadığının kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.
10. Davalı idarenin istinaf kanun yolu başvurusu üzerine Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince (Bölge İdare Mahkemesi) 10/3/2020 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne, anılan kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun trafik kazası sonucu oluşan rahatsızlığının devam ettiğine dair herhangi bir bilgi veya sağlık raporunu idareye sunmadığına dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun aile bireylerine refakat izniyle ilgili bir talebinin bulunmadığı, başvurucu tayin talebinde bulunmuş ise de sonucunu beklemeksizin göreve gitmemenin hukuki temelinin olmadığı ve mazeret sayılamayacağı belirtilmiştir. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden on günden fazla görevine devam etmediği anlaşılan başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.
11. Başvurucu, sözleşmenin feshine dayanak alınan soruşturmanın disiplin hukukuna uygun yürütülmediği iddiasıyla anılan karara karşı Danıştay Onikinci Dairesine (Danıştay) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay anılan kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 14/9/2020 tarihinde onama kararı vermiştir.
12. Nihai karar başvurucu tarafından 2/11/2020 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
13. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "İstihdam şekilleri" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"B) Sözleşmeli personel:
Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Cumhurbaşkanınca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde, ihdas edilen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir."
14. Bakanlar Kurulunun 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı kararıyla kabul edilen ve 28/6/1978 tarihli ve 16330 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların (Yönetmelik) (9/5/2020 tarihli ve 31122 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 8/5/2020 tarihli ve 2506 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca bu Yönetmelik Cumhurbaşkanlığı Yönetmeliği bölümüne eklenmiştir.) "Sözleşmenin feshi" başlıklı ek 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi şöyledir:
"c) Sözleşme dönemi içerisinde mazeretsiz ve kesintisiz üç gün veya toplam on gün süreyle görevine gelmemesi"
15. İlgili uluslararası hukuk için bkz. G.G. [1. B.], B. No: 2018/9416, 9/6/2021, §§ 23-31.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Anayasa Mahkemesinin 12/3/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
17. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu; imam hatip olarak görev yaparken geçirdiği trafik kazası nedeniyle aldığı sağlık raporu kapsamında beş gün işe gidemediğini, bununla birlikte ailesinde bakıma muhtaç bireyler olup onlara refakat etmesi gerektiği için bir süre de bu sebepten görevine gidemediğini ancak amirlerini arayarak sözlü izin aldığını ifade etmiştir. Başvurucu, disiplin hukukuna uygun yürütülmeyen soruşturmada verilen karar sonucu parasal haklarından da yoksun kaldığını belirtmiştir. Ayrıca bütün mahkemelerin kararlarının gerekçe içermesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu, Danıştayın onama kararında ise yeterli bir gerekçenin ortaya konulmadığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
19. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.
21. Anayasa Mahkemesi; birçok kararında, özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için gerekli olan şartların neler olduğunu açıklamıştır (Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 84-90; C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 97-101; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 106-110). Söz konusu kararlarda da vurgulandığı gibi başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesine yönelik işlem, özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamaz. Uygulanabilir olduğunun kabulü için fesih işleminin özel hayata ilişkin bir sebebe dayanması ya da anılan kararlarda belirtilen ilkeler çerçevesinde işlemin sonuçları yönüyle başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki etmesi ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması gerekir. Somut olayda başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesinin özel hayata ilişkin bir nedene dayanmadığı açıktır. Zira işleme dayanak alınan başlıca olgu, başvurucunun mazeretsiz olarak göreve gitmemesidir. Öte yandan fesih işleminin başvurucunun sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğuracağına, ayrıca ailesinde bakıma muhtaç kişiler olduğundan ailesinin zor durumda kalacağına ilişkin açık anlatımları ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin feshi işleminin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle başvuru, özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
23. İdare tarafından başvurucunun geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmediği gerekçesiyle sözleşmesinin feshedilmesine karar verilmiştir. Anılan idari işlemin tesis edilmesiyle başvurucunun sözleşmeli imam hatip kadrosundan çıkarıldığı dikkate alındığında kamusal bir makam tarafından başvurucunun özel hayata saygı hakkına bir müdahalede bulunulduğu değerlendirilmiştir.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
24. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
25. Söz konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil Berk [1. B.], B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın [2. B.], B. No: 2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar [1. B.], B. No: 2017/9370, 27/2/2020, § 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).
(1) Kanunilik
26. İncelenen olaya konu olan müdahalenin 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesine ve anılan kanuni düzenleme kapsamında çıkarılan Yönetmelik'in ek 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine dayanılarak gerçekleştirildiği görülmüştür. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağı bulunmaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz G.G., § 44).
(2) Meşru Amaç
27. Özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin tedbirlerin millî güvenliğe, kamu düzeninin korunmasına ve kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olduğu ve hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmiştir (ayrıntılı değerlendirme için bkz. AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015; Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33; C.A. (3), §§ 109-113; Enis Aras [GK], B. No: 2018/36485, 14/12/2022, §§ 63, 64).
28. Özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin tedbirlerde kamu düzeninin korunmasının ve kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmektedir. Somut başvuruda da kamu gücünü kullanan idarenin kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması amacını taşıdığı değerlendirilmiş ve bu surette meşru amaç unsurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz G.G., §§ 45-48) .
(3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
29. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2016/179, K.2017/176, 28/12/2017; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 44; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 49; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016 § 53).
30. Anayasa'nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden gereklilik ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 106; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, § 70; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 82; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 48; C.A. (3), § 115).
31. Belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır (Bülent Polat, § 107).
32. Kamusal makamların bir hakkın sınırlandırılması sürecinde iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, sınırlama ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili sınırlama ölçütü çerçevesinde izlenen meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp ihlal iddiasına konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması yani müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve orantılı olması gerekir (Bülent Polat, § 108).
33. Belirtilen takdir yetkisi, her bir olay özelinde ayrı bir kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta veya genişlemektedir. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliğine ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkı ile kamu hizmetinin yukarıda belirtilen temellere uygun yürütülmesini gözetmek konusundaki meşru menfaat arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının gözönünde bulundurulması zorunludur (Bülent Polat, §§ 109, 110).
34. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olma ve ölçülülük ilkelerine uygun olduğu konusunda yargısal makamlar tarafından oluşturulan gerekçelerin ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli olması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ata Türkeri, §§ 45, 47; Murat Deniz [1. B.], B. No: 2014/5318, 21/9/2016, § 66; G.G., § 54).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
35. Eldeki olayda imam hatip olarak görev yapan başvurucunun kırk üç gün süreyle mazeretsiz olarak görevine gitmediği tespit edilerek sözleşmesi feshedilmiştir.
36. 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesinde özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde Cumhurbaşkanınca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırabileceği ifade edilmiştir. Bu kapsamda çıkartılan Yönetmelik'in ek 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre sözleşmeli personelin sözleşmesinin feshedilebilmesi için sözleşme dönemi içinde mazeretsiz ve kesintisiz üç gün veya toplam on gün süreyle görevine gelmemesi gerekmektedir. Sözleşmeli personelin görevine gelmesini engelleyen, idare tarafından makul ve meşru kabul edilecek hukuki veya maddi bir mazeretin varlığı hâlinde sözleşmenin feshedilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda anılan düzenleme ile idareye memurun bildireceği mazereti kabul edip etmeme konusunda geniş bir takdir yetkisi verildiği söylenebilir.
37. Ancak bu takdir yetkisinin temel hak ve özgürlüklerin çalışma hayatında da korunması gerektiği gözetilerek kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasının zorunlu olduğu vurgulanmalıdır. Bunun yanında takdir yetkisinin kullanımının keyfî uygulamaların önüne geçilmesi için objektif ve makul sayılacak gerekçelerle de açıklanması gerekir. Zira anılan takdir yetkisinin sınırsız olarak kullanılması, öncelikle kamu hizmetinin devamlılığından beklenen menfaat ile kamu görevlilerinin menfaatleri arasında korunması gereken adil dengenin zaten birey karşısında güçlü olduğu kabul edilen kamu lehine bozulması sonucunu doğuracağı açıktır. Bu bağlamda olayda öncelikle görevin terkine ilişkin ileri sürülen mazeretlerin özenli bir şekilde incelenmesi, sözleşmeli personel statüsünden çıkarılmanın başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde bir tedbir olduğu gözetilerek mevzuatın sözleşmeli personele bir külfet yükleyecek şekilde katı yorumundan kaçınılması gerektiği söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. G.G., § 57).
38. Başvuru konusu olayda başvurucu, göreve on günden fazla olacak şekilde gelmediğini kabul etmektedir. Ancak ailesinde bakıma muhtaç bireyler olup onlara refakat etmesi gerektiği ve trafik kazası nedeniyle görevine devam edemediğini iddia etmiştir.
39. İmam hatip olarak görev yapan başvurucunun kırk üç gün süreyle mazeretsiz olarak görevine gitmediği tespit edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararında ilgili mevzuat ve sözleşme hükümlerinin açık olduğu, buna göre on gün süreyle mazeretsiz olarak işe gitmemenin sözleşmenin feshi sebebi olarak düzenlendiğine dikkat çekilmiştir. Başvurucu, her ne kadar ailesinin sağlık durumunu göreve gidememesinin gerekçesi olarak ileri sürmüş ise de başvurucunun bu hususta refakat izni talebinin bulunmadığı belirtilmiştir. Ailesinin sağlık durumu nedeniyle tayin talebinde bulunan başvurucunun talep sonucunu beklemeksizin göreve gitmeme hususunda bir hakkının bulunmadığı, bu durumun mazeret olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte trafik kazası nedeniyle görevine gidemediğini ileri süren başvurucunun beş günlük sağlık raporunun süresi sona erdikten sonra da rahatsızlığının devam ettiğine dair bir bilgi ve belge sunmadığına işaret edilmiştir.
40. Bu koşullar çerçevesinde yargısal makamlar tarafından başvurucunun özel hayata saygı hakkı kapsamındaki menfaati ile kamunun yukarıda belirtilen meşru menfaati arasında adil bir dengenin kurulamadığı söylenemeyecektir. Zira başvurucunun kendi eylemlerinin bir sonucu olarak tesis edildiği kabul edilen ve açıklanan gerekçeler ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygundur. Öte yandan Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun yaşadığını iddia ettiği süreci bir bütün hâlinde değerlendiren ve iddialarını karşılayan yeterlilikte gerekçe de sunduğu görülmüştür.
41. Dolayısıyla özel hayata saygı hakkına ilişkin Anayasa'nın 20. maddesinde belirtilen güvencelerin gözetildiği özenli bir yargılamanın yapıldığı, varılan sonucun ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklandığı kanaatine varılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ORHAN ZEREN, B. No: 2020/38115, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 103–110
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.