Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
FUAT MANDACI (2020/35292)
- Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
- Mülkiyet hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) | Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
| Mülkiyet hakkı | Kamulaştırma bedeli, kamu yararı | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
FUAT MANDACI BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/35292) |
|
|
|
Karar Tarihi: 5/5/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Nur Hilal MERMER |
|
Başvurucu |
: |
Fuat MANDACI |
|
Vekili |
: |
Av. Hasan Erokay MANDACI |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesi, Ocaklı Köyünde bulunan ve tarla niteliğinde olan 14.700 m² yüz ölçümlü taşınmazın malikidir. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) başvurucuya ait taşınmazın 3.744,44 m²lik kısmına daimî irtifak hakkı kurulması amacıyla kamulaştırma kararı almıştır.
3. TEİAŞ'ın belirlediği 9.960,21 TL tutarındaki kamulaştırma bedeli üzerinde uzlaşılamaması üzerine TEİAŞ taşınmaza acele usulde el konulması talebiyle Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) başvurmuştur. Mahkeme talebin kabulüne, taşınmaza acele el konulmasına, taşınmazın bedeli olarak tespit edilen 9.960,21 TL'nin bankaya depo edilmesine karar vermiştir. Daha sonra TEİAŞ tarafından başvurucu aleyhine asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil istemiyle dava açılmıştır.
4. Mahkemece taşınmaz mahallinde tespit (keşif) yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan keşif sonucu düzenlenen 26/2/2014 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazın tarla vasfında ve kuru tarım arazisi olduğu kabul edilmiştir. Buna göre taşınmaza %50 oranında değer artışı uygulanması gerektiği, bu kapsamda taşınmazın değer artışı uygulanmış m² değerinin 4,38 TL olduğu, arazinin üzerinden enerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle taşınmazda objektif değer azalışı meydana gelmeyeceği belirtilerek 16.400,65 TL kamulaştırma bedeli hesaplanmıştır.
5. Mahkeme bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın 3.744,44 m²lik kısmının tapusunun iptali ile TEİAŞ adına tesciline, kamulaştırma bedelinin 16.400,65 TL olarak belirlenmesine karar vermiştir.
6. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay (kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiş; kararda kamulaştırma bedeli yönünden kapitalizasyon faiz oranının %6 yerine %5 alınmasının hatalı olduğu, bilirkişi raporunda %50 olarak kabul edilen objektif değer artış oranının %200 uygulanması gerektiği açıklanmıştır.
7. Mahkemece bozma kararına uyularak ek rapor düzenlenmesi için dosyanın önceki bilirkişi kuruluna tevdi edilmesine karar verilmiştir. 31/10/2016 tarihli ek bilirkişi raporuyla bozma kararı kapsamında değerlendirme yapılarak kamulaştırma bedeli 67.709,57 TL olarak hesaplanmıştır. Öte yandan raporda bozma öncesi alınan raporun aksine taşınmazda trafo merkezi inşa edilmesi dolayısıyla %30 oranında objektif değer azalışı olabileceği ifade edilmiş, bu değer azalış oranı da dikkate alınarak bedel tespit edilmiştir.
8. Mahkeme, ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin 67.709,57 TL olarak belirlenmesine karar vermiştir.
9. TEİAŞ'ın temyiz istemini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (Yargıtay Dairesi) kararın bozulmasına karar vermiş ve kararda bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediğini belirtmiştir. Bu kapsamda bozma öncesinde dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasından arta kalan kısım için değer azalışına hükmedilmediği, bu hususun bozma konusu yapılmadığı, davacı TEİAŞ lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeden bozma sonrası %30 değer azalışı hesaplanarak fazla bedele hükmedildiği ifade edilmiştir.
10. Mahkemece bozma kararına uyularak yeniden ek rapor alınması için dosyanın önceki bilirkişi kuruluna tevdi edilmesine karar verilmiştir. Bu doğrultuda alınan ek raporda %30 oranında değer azalışı oranı hesaplaması yapılmayarak taşınmazın kamulaştırma bedeli 36.058,96 TL olarak belirlenmiştir. Mahkemece bu bedel dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Son olarak tarafların temyiz başvurusu neticesinde Yargıtay Dairesince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiş ve bu suretle karar kesinleşmiştir.
11. Başvurucu, nihai kararı 21/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 30/10/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
13. Başvurucu; TEİAŞ lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle objektif değer azalışı miktarına hükmedilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucuya ödeme yapılmasının mağdur sıfatının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği, esas bakımından inceleme yapılması durumunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının gözönünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
16. Anayasa Mahkemesi kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.
17. İdari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle idari irtifak kurulmak suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği ifade edilmiştir. İdari irtifak kurulan hâllerde gerçek karşılık, idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayan tutardır. Bu itibarla idari irtifak kurulması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmayı karşılayacak düzeyde bir tazminatın ödenmediği durumlarda somut olayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna ulaşılabilir (Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).
18. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, ilgili mevzuatı yorumlamak yargı makamlarının görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğidir. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol objektif değer azalışı oranının bozma öncesinde hesaplanmaması dolayısıyla karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceğiyle ilgili yorumun Anayasa'da güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğine etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir. Bu kapsamda başvuru konusu şikâyet usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına dair olduğundan öncelikle bu ilkeye ilişkin Yargıtay içtihatlarına ve Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerine değinmek gerekir.
19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/12/2013 tarihli ve E.2013/23-131, K.2013/1681 sayılı kararına göre usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yaptığı bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince de sonradan ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara ve dolayısıyla oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı verilmesini yasaklamaktadır.
20. Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi; mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini; temyiz merci yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, § 4).
21. Yargıtay tarafından usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel şartlarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği görülmüştür. Bu çerçevede kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde içtihat geliştirilmiştir (Müflis Estaş Kum Mad. Nak. Tic. ve San A.Ş. [GK], B. No: 2019/17103, 12/10/2023, § 45).
22. Yargı makamlarının maddi gerçeği ortaya çıkarması ve uyuşmazlığı sağlıklı şekilde çözümlemesi gerekliliği usule ilişkin kazanılmış hak kapsamındaki hedeflerin elde edilmesi pahasına görmezden gelinemez. Zira uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle maddi gerçekliğin aydınlatılması devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde uyuşmazlığın esasıyla ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya onlardan birinin yararlanamayacağı ileri sürülemez. Bu çerçevede usule ilişkin kazanılmış hakkı gözetmek suretiyle Anayasa'nın 46. maddesinde özel olarak güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğinin görmezden gelinmesi mümkün değildir (bazı farklarla birlikte bkz. Ahmet Özgan ve Şule Özgan [GK], B. No: 2020/21347, 21/12/2023, § 60).
23. Belirtilen ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde Mahkemece ilk bozma sonrası yapılan yargılamada objektif değer azalışı hesabı yapılan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle 67.709,57 TL tutarında kamulaştırma bedeli belirlenmişken objektif değer azalışı hesaplanmamasının ilk bozma kararına konu olmaması dolayısıyla ve TEİAŞ'ın lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle objektif değer azalışı hesabı yapılmaksızın 36.058,96 TL tutarında kamulaştırma bedeli tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece TEİAŞ lehine oluştuğu belirtilen usule ilişkin kazanılmış hak dikkate alınmak suretiyle Anayasa'nın 46. maddesinde özel olarak güvence altına alınan gerçek kamulaştırma bedelinin önemli derecede azalmasına sebebiyet verildiği görülmüştür.
24. Öte yandan yargı makamlarınca anayasal bir ilke olarak gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmesi gerekliliğinin usuli kazanılmış hakkın istisnalarından olup olamayacağına dair bir değerlendirmenin yapılmadığını da belirtmek gerekir. Bu kapsamda Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesine rağmen bozma kararı gereği objektif değer azalışı oranının dikkate alınmadan karar verilmesinin taşınmazın gerçek kamulaştırma bedelinin ödenmemesine yol açtığı değerlendirilmiştir. Buna göre adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
28. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 91.690,40 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
29. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
30. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/733, K.2019/194) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, FUAT MANDACI, B. No: 2020/35292, 05.05.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 209–214
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.