Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
EKREM İNEDİ VE DİĞERLERİ (2020/33874)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
- İfade özgürlüğü
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, bir toplantıya katılmaları veya düşünce açıklamasından hareketle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) | Başvuru Yollarının Tüketilmemesi | — |
| İfade özgürlüğü | Terör örgütü adına suç işleme (TCK.220/6) | İhlal | Yeniden yargılama, Manevi tazminat |
| Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı | Toplantı ve gösteri yürüyüşü | İhlal | Yeniden yargılama, Manevi tazminat |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
EKREM İNEDİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/33874) |
|
|
|
Karar Tarihi: 13/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Hasan HÜZMELİ |
|
Başvurucular |
: |
1. Ekrem İNEDİ |
|
Vekilleri |
: |
Av. Nevroz UYSAL ASLAN 2. Eray DESTEGÜL Av. Suna COŞKUN 3. Hasan ASTAN Av. Hüseyin BOĞATEKİN 4. Abdullah ÖZGÜN 5. Ali Sinan ÇAĞLAR 6. Hasan KARAPINAR Av. Fatih GÖKÇE Av. Nazan Betül VANGÖLÜ KOZAĞAÇLI |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, bir toplantıya katılmaları veya düşünce açıklamasından hareketle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucular, çeşitli tarihlerde düzenlenen toplantılara katılmalarının veya yaptıkları düşünce açıklamalarının ceza kanunlarında yer alan suçları oluşturduğu ve ayrıca söz konusu suçları terör örgütü adına işledikleri iddialarıyla farklı ceza davalarında yargılanmıştır. Başvurucular, anılan eylemlerinin ceza kanunlarında suç olduğu ve bu suçları terör örgütü adına işledikleri kabul edilerek 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca değişen hadlerde cezalara mahkûm edilmişlerdir. Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeleri üzerine Yargıtayca onanmıştır.
3. Başvurucular Ekrem İnedi ve Hasan Astan'ın adli yardım talebinin kabulüne ve bu kapsamda yargılama giderlerini ödemekten geçici olarak muaf tutulmalarına Komisyonca karar verilmiştir. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
4. Aralarında bağlantı bulunması nedeniyle süresi içinde yapılan 2022/38223, 2022/43463 ve 2022/48467 numaralı başvuruların süresinde yapılan 2020/33874 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.
A. İfade Özgürlüğü ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
5. Başvurucular genel olarak bir gösteri yürüyüşüne katılmaları veya düşünce açıklamaları nedeniyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkûm edilmelerinin ifade özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca adil yargılanma hakkı güvencelerinin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
6. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık; terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da buna teşvik eden sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında görülemeyeceği, yapılacak değerlendirmede anılan hususların gözetilmesi gerektiğini bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı bireysel başvuru formunda ileri sürdükleri hususları yinelemiştir.
7. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
8. Somut olayda başvurucuların katıldıkları toplantı ve gösteri yürüyüşlerindeki eylemleri ve düşünce açıklamaları nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri kabul edilmiş ve ilgili kanun hükmünde yapılan atıf nedeniyle terör örgütüne üye olma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Buna göre toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin dayanağı olan 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrası kanunilik ölçütüne uygunluk bağlamında incelenecektir.
9. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruyla benzer nitelikteki Hamit Yakut ([GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021) başvurusunda, PKK terör örgütünün çağrısı üzerine düzenlenen bir gösteriye katılması gerekçesiyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan cezalandırılan başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahalede bulunulduğu iddiasını incelemiştir (aynı kararda bkz. § 69). Anayasa Mahkemesi anılan kararda 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 13. maddesinin aradığı anlamda bir kanun hükmü olup olmadığını irdelemiştir (aynı kararda bkz. §§ 70-115). Bu kapsamda yaptığı değerlendirmeler sonucunda Anayasa Mahkemesi 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olmadığı, Anayasa'nın 34. maddesi ile korunan anayasal hakkına yönelik keyfî müdahaleye karşı başvurucuya yasal bir koruma sağlayamadığı ve sonuç olarak anılan kuralın -kanun hükmünün lafzına dayalı yapısal bir sorundan- uygulanmasından kaynaklanan müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı kanaatine ulaşmıştır (Hamit Yakut, § 116; ayrıntılı değerlendirmeler için aynı kararda bkz. §§ 88-108). Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:
"88. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının öngörülebilirliğine ilişkin değerlendirmelere başlarken ilk olarak söz konusu kuralda yer alan 'örgüt adına işlenen suç' ifadesinden ne anlaşılması gerektiğine dair kanunda herhangi bir açıklamaya yer verilmediği belirtilmelidir. Buna ilave olarak Yargıtay da bu ifadeye ilişkin değerlendirmelerini her somut olayın koşullarına göre yapmaktadır. Ancak gösteriler bağlamında Yargıtay bu ifadenin ve genel olarak 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının anlamını, Ceza Genel Kurulunun 4/3/2008 tarihli kararı ve sonraki kararlarıyla detaylandırmıştır (bkz. §§ 47-50).
89. Yargıtay, sadece örgüt çağrısı üzerine düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin olarak verdiği kararlarda örgüt tarafından yapılacak genel nitelikte de olsa bir çağrının varlığını o suçun örgüt adına işlendiğini kabul için yeterli görmektedir. Buna ek olarak Yargıtayın bazı kararlarında -bir çağrı bulunmasa dahi- örgütçe önem atfedilen gün ve olaylarla ilişkili olarak gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin de bu suç kapsamında değerlendirildiği (bkz. § 48) görülmektedir. Yargıtayın bu yaklaşımı son derece ağır bir itham ve ceza öngören bir suça ilişkin olarak yargısal içtihatlarla getirilen ölçütlerin kapsamının belirsiz biçimde genişlemesine neden olmaktadır. Gerçekten de 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Yargıtay içtihatları ile oluşan uygulaması bir silahlı örgüt tarafından çağrısı yapılan bir gösteride yalnızca bulunmuş olmasını ve açıkça söz konusu örgüte yönelik olumlu bir tutumla hareket etmesini bir kimsenin örgüt adına suç işlediğini kabul etmek için yeterli görmekte ve ilgili kişinin -cezası bir miktar indirilse bile- gerçek bir örgüt üyesi olarak cezalandırmasına izin vermektedir.
90. Anılan düzenlemede belirsizlik yaratan yönlerden bir başkası da bir kimsenin bir suçu örgüt adına işlediğinin kabul edilmesi hâlinde o kimsenin örgüte üye olarak kabul edilmesi ve örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasıdır. 3713 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler terör suçlusu sayılmaktadır (bkz. § 27). 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin gerekçesinde örgüte hâkim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen bir kimsenin örgüt üyesi olarak kabul edilmesi ve bu nedenle de sorumlu tutulması gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 36). Yine 6352 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin gerekçesinde, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlerin 'örgüt üyesi olarak kabul edildiği' vurgulanmıştır (bkz. § 38). Yargıtay da terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlerin "dolayısıyla örgüt üyesi olduğunu" belirtmiştir (bkz. § 48).
...
92. Görüldüğü üzere bir kimsenin örgüt üyesi olarak mahkûm edilebilmesi için belirli bir zaman aralığı içindeki eylem ve davranışları incelenmekte ve bu kişinin silahlı bir terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğuna ilişkin sonuca detaylı bir değerlendirme ile varılmaktadır. ... Buna karşın başvurucunun davasında olduğu gibi aynı 314. madde, 220. maddenin (6) numaralı fıkrasının yollama yapılması suretiyle uygulandığında kişilerin bir hiyerarşik düzen dâhilinde hareket edip etmeme durumu değerlendirme dışında bırakılmakta; yalnızca PKK terör örgütü adına hareket ettiği düşünüldüğünde bir silahlı örgüt üyesi olmaktan mahkûm edilmektedir.
93. Özetle terör örgütüne üye olma suçu bakımından aranan belirli şartlar, örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse yönünden aranmamakta ancak her iki kategorideki kimseler örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır. Bu durumda bir kimse terör örgütüyle zayıf da olsa bir şekilde bağlantısı bulunduğu iddia edilen bir suç işlediği gerekçesiyle ağır cezalar ile karşılaşmaktadır. Üstelik bu suçun somut olayda olduğu gibi temel hakların kullanımıyla ilgili olması durumunda örgüt adına kavramının oldukça geniş yorumu nedeniyle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ya da örgütlenme veya din ve vicdan özgürlüğü gibi temel haklar üzerinde güçlü bir caydırıcı etki yaratılmaktadır. Açıktır ki 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası bakımından aranan mahkûmiyet ölçütleri 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasıyla bağlantılı olarak uygulandığında örgüt adına suç işlediği ileri sürülen kişiler aleyhine olacak şekilde belirsiz biçimde genişletilmektedir.
...
108. Yürürlükteki şekliyle 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında örgüt adına işlendiği kabul edilebilecek suçlar dizisi öylesine geniştir ki hükmün lafzı -bu hükmün derece mahkemelerince kapsamlı biçimde yorumlanması da dâhil olmak üzere- kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlayamamakta, kişilerin esas suçlarına ilave olarak bir de öngörülemez biçimde örgüt adına suç işlemek suçundan cezalandırılmalarına engel olamamaktadır.
..."
10. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının giderilmesi ile benzer ihlallerin tekrarının önlenebilmesi amacıyla ihlale yol açan kanun hükmünün gözden geçirilmesi gerektiğini belirtmiş, bu doğrultuda kararın bir örneğini yasama organına göndermiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca aynı mahiyetteki tüm başvuruların tek tek incelenerek sonuçlandırılması yerine bir yandan ilgili kamu makamlarınca çözüme kavuşturulmasının sağlanmasını, diğer yandan da ihlalin kaynağının ortadan kaldırılarak yapısal sorunun çözülmesini teminen pilot karar usulünü uygulamıştır. Bu kapsamda eldeki başvuruya benzer nitelikteki mevcut başvurular ile bundan sonra yapılacak yeni başvuruların incelenmesinin Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 75. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren bir yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir (Hamit Yakut, §§ 125-134).
11. Anayasa Mahkemesinin Deniz Yavuncu ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/5126, 23/2/2023) kararında, anılan kurala dayanılarak yapılan müdahalelerin kanunilik şartını sağlamadığı yönündeki Hamit Yakut kararının varlığına rağmen kanun koyucunun kararda belirtilen süre içinde 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında herhangi bir kanun değişikliğine gitmediği gibi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gerekleri doğrultusunda herhangi bir tedbir de almadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi Deniz Yavuncu ve diğerleri kararında; Hamit Yakut kararının uygulanmayarak yeni ihlalleri önlemek ve süregiden ihlalleri sonlandırmak için bahsi geçen Kanun'un gözden geçirilmemesinin Anayasa'nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olduğunu, Anayasa'nın 26. ve 34. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olduğunu değerlendirmiştir. Anılan kararda sonuç olarak Hamit Yakut kararında yer alan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığı kabul edilerek müdahalelerin kanunilik şartını sağlamadığı kanaatine ulaşılmıştır (Deniz Yavuncu ve diğerleri, §§ 21-24).
12. Terör örgütü adına suç işleme fiilini düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrası, 2023 yılında mahkemeler tarafından Anayasa'ya uygunluk denetimi amacıyla itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi 26/10/2023 tarihli ve E.2023/132, K.2023/183 sayılı kararında, söz konusu hükmün kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önlemeye elverişli şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı kanaatine varmış; bu nedenle kanunilik ilkesini karşılamadığı sonucuna ulaşarak Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili düzenlemeyi iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, iptal kararıyla oluşacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte olduğunu değerlendirerek iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir (AYM, E.2023/132, K.2023/183, 26/10/2023, § 40). Anılan karar 8/12/2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
13. Bu süreçte 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 11. maddesi 12/3/2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan madde ile 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesine eklenen (3) numaralı fıkranın birinci cümlesinde, aynı maddenin (1) numaralı fıkrası uyarınca terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte 7499 sayılı Kanun'la yapılan bu değişiklik de norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır. Anayasa Mahkemesi 5/11/2024 tarihli ve E.2024/81, K.2024/189 sayılı kararında; 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesine 7499 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle eklenen (3) numaralı fıkranın birinci cümlesinin bir önceki iptal kararında belirtilen Anayasa'ya aykırılık gerekçelerinin tam olarak karşılanmadığını ifade ederek (anılan kararda bkz. § 24) Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar vermiş ve anılan kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmiştir. Söz konusu iptal kararı 9/1/2025 tarihli ve 32777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmasına rağmen kanun koyucu tarafından bu zamana kadar yeni bir yasal düzenleme yapılmamıştır.
14. Sonuç olarak yasama organı tarafından terör örgütü adına suç işleme suçuna ilişkin olarak eldeki başvuruya konu davalarda Anayasa Mahkemesinin Hamit Yakut ile Deniz Yavuncu ve diğerleri kararlarında ortaya koyduğu ilke ve sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tespitlerle uyumlu olarak 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının uygulanmasından kaynaklanan müdahalelerin kanunilik şartını taşımadığı sonucuna varılmıştır.
15. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 34. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
16. İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı için adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
17. Başvurucu Ekrem İnedi, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; davanın niteliği, yargılama aşamasında olağanüstü hal sürecinin ve koronavirüs salgın hastalığı döneminin gözetilerek yargılama süresinin değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü hususları yinelemiştir.
18. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'da değişiklik yapan 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
20. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile değişen miktarlarda ya da miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
21. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
22. Ayrıca ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucu Ekrem İnedi'ye taleple bağlı kalınarak net 20.000 TL, diğer başvuruculara ayrı ayrı net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Maddi zararlarına ilişkin olarak tazminat talebinde bulunan başvurucular, anılan zarara yönelik yeterli bilgi ve belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 26. ve 34. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemelere (Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi E.2014/706, K.2015/182; Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi E.2017/164, K.2020/415; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine [E.2017/2395, K.2018/656] iletilmek üzere Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi E.2014/482, K.2017/299) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucu Ekrem İnedi'ye net 20.000 TL, diğer başvuruculara ayrı ayrı net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucu Eray Destegül'e AYRI, başvurucular Abdullah Özgün, Ali Sinan Çağlar ve Hasan Karapınar'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucular Ekrem İnedi ve Hasan Astan'a AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, EKREM İNEDİ VE DİĞERLERİ, B. No: 2020/33874, 13.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 01, sayfa 577–583
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.