Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
ARİF İBİŞ (4) (2020/23601)
- Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı)
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, yargılamaların farklı davalar üzerinden yürütülmesi, toplam otuz sekiz duruşmanın aynı güne denk gelmesi, davaların etkin takip edilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının, gizli tanığın dinlenildiği celseye katılamama ve tanık dinletme talebinin reddedilmesi nedeniyle tanık dinletme ve sorgulama hakkının, önemli delillerin kendisine verilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı (tebligat, mehil verme vs.) (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Gerekçeli karar hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Müdafi yardımından yararlanma hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) | Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
ARİF İBİŞ BAŞVURUSU (4) |
|
(Başvuru Numarası: 2020/23601) |
|
|
|
Karar Tarihi: 1/7/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Recai AKYEL |
|
Üyeler |
: |
Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL Şaban KAZDAL |
|
Raportör |
: |
Mustafa ŞENOCAK |
|
Başvurucu |
: |
Arif İBİŞ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, yargılamaların farklı davalar üzerinden yürütülmesi, toplam otuz sekiz duruşmanın aynı güne denk gelmesi, davaların etkin takip edilememesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının, gizli tanığın dinlenildiği celseye katılamama ve tanık dinletme talebinin reddedilmesi nedeniyle tanık dinletme ve sorgulama hakkının, önemli delillerin kendisine verilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucunun, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikayetleri de bulunmaktadır.
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme (2 kez) suçlarını işlediği şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır.
4. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun anılan suçlardan cezalandırılması talebiyle 29/6/2016 tarihinde iddianame düzenlemiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.
5. Duruşma 125 celsede bitirilmiştir. 9/7/2018, 10-13/7/2018, 18/7/2018 ve 5/9/2018 tarihli celselerde başvurucu, müdafii huzurunda savunmasını yapmıştır. Söz konusu celselerde başvurucuya iddianamede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirilmesi okunmuştur. Başvurucu, savunmasında üzerine atılı suçlamaları reddetmiştir.
6. Başvurucu yargılama aşamasında Mali Şube Güvenlik kamera kayıtlarının, B.G.nin konutunda yapılan aramanın polis kamera kayıtlarının, hakkındaki suçlamalara dayanak disiplin soruşturma dosyalarının, kendisine ait HTS kayıtlarının, 17 Aralık soruşturma dosyası verilerini içeren delil hard diskleri ve delil DVD'lerinin, 17 Aralık soruşturma dosyasındaki 22 şüphelinin ifade tutanaklarının kendisine verilmediğini belirterek söz konusu delillerin kendisine verilmesini Mahkemeden talep etmiştir. Söz konusu deliller ile ilgili 14/9/2018 tarihli celsede Mahkemece verilen ara karar uyarınca "yargılamaya katkı sağlamayacak ve yerinde görülmeyen sair tüm taleplerin reddine" karar verilmiştir.
7. 9/1/2019 tarihli celsede duruşma salonunda hazır olan gizli tanık Bayrak Mahkemece dinlenmiştir. Gizli tanık Bayrak duruşmada başvurucu hakkında herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
8. 11/3/2019 tarihli celsede başvurucu; müdafii huzurunda esas hakkında mütalaaya karşı beyanında önceki savunmalarını tekrarlayarak isnat edilen suçları reddetmiştir. Başvurucu müdafii de başvurucunun üzerine atılı suçların gerçekleşmediğini, önceki savunmaları doğrultusunda müvekkilinin beraatine karar verilmesini, aksi takdirde lehine olan hükümlerin uygulanmasını talep etmiştir. Mahkeme, başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme (2 kez) suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amiri olarak görev yaptığı,
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Tarassut Kısım Amiri olarak görev yaptığı, Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen soruşturmalarda CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,
Soruşturmada aktif olarak görev yaptığı, soruşturma kapsamındaki fiziki takip işlemlerinin görevi nedeniyle sanığın koordinesinde gerçekleştiği,
2012/120653 sayılı soruşturma dosyası incelendiğinde 34-TM-00163 aidiyet numaralı 303304 sicil sayılı Polis Memuru [E.K.] ve 34-TM-00168 aidiyet numaralı 296368 sicil sayılı Polis Memuru [A.U.] tarafından 27.04.2013 tarihi (tutanakta sehven 27.03.2013 tarihi olarak yazıldığı anlaşılmıştır) saat 10:30’da tanzim edilen fiziki takip ve tarassut tutanağında '26.04.2013 günü saat 18:00 sıralarında [R.S.] ile [M.G.nin] aracının park halinde olduğu ve araçların yanında da [M.G.nin] korumalarıyla birlikte [R.S.nin] korumalarının beklediğinin görüldüğü' şeklinde tutanak tanzim ettikleri görülmüştür. Sanık [A.U.nun] ifadesinde [M.G.nin] isminin tutanağa geçmesini sanık Arif İBİŞ'in [başvurucu] talimatı doğrultusunda yaptığını belirttiği,
Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle, hakkında aynı suçtan mahkumiyet kararı verilen diğer sanıklar ile fikir, eylem ve irade birliği içerisinde iştirak halinde TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği, TCK'nın 312/2 maddesi atfı ile bu suçun işlenmesi sırasında katılanlar [M.G.] ve [M.Z.Ç.'ye] yönelik özel hayatın gizliliğini ihlal ve gizliliğin ihlali suçlarından da sorumlu... [olduğu],
...
17 Aralık soruşturmaları olan 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturma dosyaları, başından beri izah edildiği üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün belli hedef ve amaçlar doğrultusunda kurgulayarak başlattığı, sürdürdüğü ve operasyona dönüştürdüğü soruşturmalardır. Dolayısıyla bu soruşturmaların operasyona dönüşmesinden sonra gerçekleştirilen gizliliğin ihlali suçunu oluşturan eylemler de, kişisel saik ve amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilen eylemler değil, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda, soruşturmada görev almış, örgüt üyesi olan sanıklar tarafından, örgütsel işbirliği ve koordinasyon çerçevesinde yapılan işbölümü doğrultusunda gerçekleştirilen eylemler olarak kabul edil[diği],
...
İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevabi yazıda yazı ekinde gazete kupürlerinde yer alan fotoğrafların [B.G.] ve [A.S.] isimli adreslerinde yapılan aramalar sırasında çekildiği, ancak gazetelerde yer alan fotoğrafların açısı itibari ile şube müdürlüğü görevlileri tarafından çekilen video görüntüleri ile bağdaşmadığının görüldüğü yönünde tespit yapıldığı, [H.İ.D.nin] beyanı, [K.B.nin] beyan ve teşhisinden bu görüntünün sanık tarafından [başvurucu] çekildiğinin değerlendirildiği,
...
Sanık [Y.A.] 26/03/2014 tarihli müfettişlik ifadesinde [...] 17 Aralık operasyonu sonrası basına sızan ve youtube isimli video paylaşım sitesinde görüp bizzat izlediği olayla ilgili görüntülerin sesi kısılmamış ham görüntüler olduğunu anladığını, bu ham görüntüleri 19/04/2013 günü Arif İbiş'e kendisinin teslim ettiğini, ancak basına ne şekilde veya kim tarafından sızdırıldığını bilmediğini, tutanak düzenlemeden önce [R.S.nin] Bakanlık ofisine gittiğini tutanakta belirtip belirtmemekle alakalı tereddüt yaşadığını, bu hususu kısım amiri Arif İbiş'e sorduğunda İbiş'in soruşturmadan/konudan Başbakan'ın veya devlet yetkililerinin haberinin olduğunu, o yüzden rahat çalışmalarını ve herhangi bir sıkıntı olmayacağını söylediğini ifade ettiği anlaşılmıştır. Burada da dikkat çekici olan hususlar; yukarıdaki paragrafta anlatılan konuda olduğu gibi fiziki takip tarassut kısmında görevli polis memuru [Y.A.nın] tutanakta belirtmek konusunda tereddüt yaşadığı bir konuda sanık Arif İbiş'in talimatı doğrultusunda [R.S.nin] gittiği adresin Avrupa Birliği Bakanlığı İstanbul Ofisi olduğu hususuna fiziki takip ve tarassut tutanağında özellikle yer verilmiş olması, görüntülerin Mali Şubede herkes tarafından beklendiğinin ifade edilerek ivedilikle temin edilmeye çalışılması, operasyondan sonra görüntülerin ham haliyle Bakanla ilgili rüşvet ve yolsuzluk algısı oluşturmak amacıyla basına sızdırılması, bir polis memuru tarafından Bakan aleyhinde delil toplama faaliyetinin bir ürünü olabileceği ihtimali değerlendirilen işlem için sanık Arif İbiş'in 'konudan Başbakanın veya devlet yetkililerinin haberi var, rahat olun, sıkıntı olmaz' minvalindeki sözlerle soruşturma içeriğinden bilgi sahibi olmayan polis memurlarının bir yandan soruşturma ile ilgili motivasyonunun sağlanması, diğer yandan ise Örgütle bağı olmadığı için soruşturmadan bilgi sahibi olmayan polis memurları üzerinde emir - otorite ilişkisi ve nüfuz kullanılmak suretiyle soruşturmada adeta kullanılarak aldatılmış olmalarıdır.
...
[B.G.nin] ikametinde yapılan arama işlemine katılan polis memuru [H.İ.D.nin] beyanı, Süzer Plaza Güvenlik Amiri [K.B.nin] beyan ve teşhisi, [R.S.nin] Avrupa Birliği Bakanlığı çalışma ofisine gittiği [başvurucunun bu hususun tutanağa yazılmasını özellikle söylediği] 19/04/2013 tarihli fiziki takip işlemine katılan fizik takipçi polis memuru sanık [Y.A.nın] bu takip sırasında elde edilen görüntülere ilişkin beyanları karşısında sanıklardan Arif İbiş'in görüntülerin sızdırılması konusunda etkin bir rolü olduğu, Arif İbiş haricindeki diğer sanıkların ses kayıtları ve görüntülerin sızdırılması noktasında somut bir eylem ve davranışlarının varlığının kesin olarak tespit edilemediği anlaşılmakla birlikte, Mahkememizin yukarıdaki kabulü doğrultusunda gizliliğin ihlali suçuna konu arama görüntüleri ile teknik ve fiziki takip verilerinin (ses kayıtları ve fiziki takip tutanaklarının) sızdırılmasında münhasıran soruşturmanın amacını ve nihai hedefini bilen ve bu nihai hedef doğrultusunda algı yaratmak amacıyla örgütsel koordinasyon ve iş bölümü dahilinde hareket eden ve nitekim haklarında TCK'nın 312/1 maddesinden mahkumiyet hükmü kurulan sanık /sanıkların sorumluluklarının bulunduğu, böylelikle gizliliği ihlal suçunun da bu sanıklar tarafından işlendiği,
Netice itibariyle, gizliliğin ihlali suçuna konu arama görüntüleri ile teknik ve fiziki takip verilerinin(ses kayıtları ve fiziki takip tutanaklarının) sızdırılması eylemlerinden, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde adli kolluk yetkilisi / görevlisi olarak görev yapan, 2012/120653 sayılı soruşturmayı başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren ve tüm işlemlerin yapılması talimatlarını veren, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi sanıklar [Y.B.], [K.A.], [Y.T.], [İ.Ş.], [M.A.Ü.], Arif İbiş'in sorumlu oldukları, bu şekilde adı geçen sanıkların TCK'nın 285'inci maddesinde yer alan gizliliğin ihlali suçunu işledikleri vicdani sonuç ve kanısına varılmıştır."
9. Başvurucu, istinaf dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra üzerine atılı suçlamalara ilişkin dosyadaki delillerin verilmediğini belirtmiş; Mahkemenin suçsuzluğunu ispat etmesine yarayacak birtakım araştırmaları yapmadığını iddia etmiştir.
10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin (Ceza Dairesi) 9/6/2020 tarihli kararıyla, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarından verilen hapis cezaları yönünden istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarından verilen hapis cezaları yönünden mahkeme kararı kesinleşmiştir.
11. Başvurucu, nihai hükmü 16/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 6/7/2020 tarihinde gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme (2 kez) suçlarından verilen hapis cezaları yönünden bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, adil yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Savunma İçin Gerekli Zaman ve Kolaylıklara Sahip Olma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucu, hakkında farklı davalar üzerinden görülen iki dosyanın bazı duruşmalarının aynı güne geldiğini, dosyaları etkin takip edemediğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun 9/7/2018 tarihinden 13/7/2018 tarihine kadar beş gün boyunca ve 18/7/2018 ile 5/9/2018 tarihlerinde müdafii eşliğinde tüm ayrıntılarıyla savunmasını yaptığı, duruşmada lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve yargılamaya konu olayı kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemekle beraber; Bakanlık görüşünde duruşmada hazır bulunma hakkı şikâyeti olmadığından bahisle inceleme yapılmamışsa da söz konusu ihlal iddiasını bireysel başvuru formunun altıncı sayfasında ileri sürdüğünü belirtmiştir.
15. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
16. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içerir (Mehmet Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).
17. Ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer [1. B.], B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). İddiaya karşı savunma imkânı tanınmadığı sürece adil muhakeme yapılması mümkün değildir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de uygun değildir (Ufuk Rifat Çobanoğlu [2. B.], B. No: 2014/6971, 1/2/2017, § 36).
18. Suç isnadı altındaki kişiye savunma hakkının şeklen değil gerçek anlamda sağlanması gerekir. Bunun için suç isnadı altındaki kişi, savunma için yeterli imkâna yani gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmalıdır. Bu itibarla anılan güvence adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil ve bu hakkın doğal sonucudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde, bir suç ile itham edilen herkesin savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı düzenlenmiştir (Ufuk Rifat Çobanoğlu, § 37).
19. Anayasa Mahkemesi de savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma kavramı yanında meşru vasıta ve yollardan yararlanma kavramının da kapsamında olduğunu belirtmiştir (AYM, E.1992/8, K.1992/39, 16/6/1992).
20. Gerekli zaman yargılanan kişinin hakkındaki iddiaları öğrendikten sonra savunma için zorunlu hazırlıkları yapabileceği süreyi ifade etmektedir. Savunma için gerekli kolaylık ise şüpheliye/sanığa savunma için yardımcı olacak veya olabilecek zorunlu olan imkânları ifade etmekte ve silahların eşitliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Suç isnadı altındaki kişiye sağlanması zorunlu kolaylıklar, savunma için gerekli olanlardır. Bu kolaylıklardan biri de kovuşturma evresinde sanığın müdafii aracılığıyla deliller üzerine görüş sunmasına imkân verilmesidir. Bu hak yönünden de somut olayın özelliklerinin belirleyiciliği büyük öneme sahiptir. Değerlendirme, yargılamanın bütünlüğü gözetilerek yapılmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ufuk Rifat Çobanoğlu, §§ 43, 45).
21. Somut olayda başvurucuya iddianamede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirilmesi okunmuş; başvurucu, müdafii huzurunda 9/7/2018, 10-13/7/2018, 18/7/2018 ve 5/9/2018 tarihli celselerde savunmasını yapmıştır. Yine 11/3/2019 tarihli celsede müdafii huzurunda esas hakkında mütalaaya karşı beyanda bulunmuş, başvurucu ve müdafii dosyadaki delillere karşı iddia ve itirazlarını ileri sürmüştür.
22. Başvuru konusu yargılama 125 celsede tamamlanmıştır. Buna göre başvurucunun savunma için zorunlu hazırlıkları yapabileceği süreye sahip olduğu, müdafi yardımından yararlanmak suretiyle yargılama aşamalarında savunma yaptığı, dava dosyasındaki delillere karşı iddia ve itirazlarını ileri sürdüğü görülmüştür. Başvurucuya kovuşturma evresinde müdafii aracılığıyla deliller hakkında görüş sunma imkânı verilmediği söylenemez. Öte yandan başvurucu, bir müdafinin hukuki ve teknik yardımından faydalanarak karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; ilk derece mahkemesi önünde ileri süremediğini belirttiği iddia ve itirazlarını istinaf dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklama imkânına sahip olmuştur. Sonuç olarak yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında -somut olayın özel koşullarında- başvurucunun savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açıktır.
23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu, gizli tanık Bayrak'ın dinlenildiği duruşmada hazır edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüşünde; başvurucunun duruşmada lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve yargılamaya konu olayı Mahkemede kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
26. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan tanık sorgulama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).
28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 36. maddesine "... adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde bir suç ile itham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekme hakkının olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının tanık sorgulama hakkını da kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Serdar Batur [2. B.], B. No: 2014/15652, 24/5/2018, § 41).
29. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla birlikte eğer bir mahkûmiyet, sadece veya belirleyici ölçüde sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, § 46).
30. Bir sanığın hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylelikle sanık, aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenilirliğini huzurda sınayabilecek (test edebilecek); tanığın inandırıcılığı ve güvenilirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkarabilecek ve yargılama makamının uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil savunmanın argümanlarıyla da algılamasını sağlayabilecektir (AZ. M., § 55).
31. Bazı olaylarda tanığın kim olduğunun sanıklar tarafından bilinmesi, tanığın kendisi veya yakınları için tehlike doğurabilir. Tanıklık yapacak olanların misillemeye uğramaktan korkmak için haklı sebepleri bulunabilir. Ayrıca örgütlü suçla mücadelede tanığın kimliğinin gizli tutulması hafife alınamaz. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir. Bu nedenle bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa savunma tarafının ceza yargılamalarında normal koşullarda bulunmayan zorluklarla karşı karşıya kalabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır (Baran Karadağ, § 57).
32. Nitekim kamu görevini yerine getirerek verdiği bilgiler dolayısıyla tanığın kendisinin veya tanıklığı nedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Zira korunamayan ve kendisinin veya yakınlarının hayatından endişe duyan bir tanığın -ceza alacak bile olsa- bildiklerini anlatması mümkün olamayabilecektir. Buna göre kamu görevini yerine getiren tanığın verdiği bilgiler dolayısıyla zarara uğramaması için gerekli tedbirleri almak da devletin sorumluluğundadır (AYM, E.2008/12, K.2011/104, 16/6/2011).
33. Bununla birlikte tanıklar tarafından duyulan her türlü korku, onların kimliklerinin saklı tutulmasına ve duruşmada tarafların huzurunda dinlenmemesine gerekçe yapılmaz. Böylesi bir durumda duyulan korkunun objektif nedenlere dayanıp dayanmadığı ve somut temellerinin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Nitekim bu gereklilikler ilgili kanunlarda da belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa kimlikleri gizli tutulabilecektir. Aynı şekilde tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa hâkim hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilecektir. 5271 sayılı Kanun, böylelikle hem tanığın kimliğinin gizli tutulması hem de duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olan kişilerin yokluğunda tanığın dinlenmesi için ağır bir tehlikenin varlığını aramaktadır. 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu da ağır ve ciddi bir tehlikenin var olması hâlinde bu tür tedbirlere başvurma imkânını öngörmektedir (Serdar Batur, § 46).
34. Anayasa Mahkemesi; somut norm denetimi kapsamında AİHM kararlarına da atıfta bulunmak suretiyle verdiği bir kararında, muhakemenin bir bütün olarak adil olması şartıyla sanıktan gelecek haksız müdahalelerden korunması için yeterli sebep mevcutsa tanığın kimliğinin gizli tutulmasının mümkün olabileceğini, açık celse dışında verilen bu tarz ifadelerin ancak savunma için tanığın ve ifadesinin inanılırlığını ve güvenilirliğini sorgulama fırsatını teminat altına alan telafi edici önlemlerin sağlanması gerektiğini, savunma hakkı üzerindeki kısıtlamaların asgaride tutulmuş olması ve bu kısıtlamaların tanığın korunmasını sağlamak için lüzumlu olması gerektiğini, sanığın çıkarlarının ona karşı ifade veren tanığın çıkarlarıyla dengelenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2008/12, K.2011/104, 16/6/2011).
35. Bu durumda ilk olarak tanığın kimliğini gizlemek için makul gerekçelerin olup olmadığının ve ikinci olarak gizli tanık ifadesinin verilecek hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Gizli tanık beyanının mahkeme kararının dayandığı belirleyici delil olduğu bu şekilde tespit edildikten sonra üçüncü olarak savunma tarafına dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği de belirlenmelidir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca gizli tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılama detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır. Eğer sanık veya müdafii tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Baran Karadağ, §§ 68, 72).
36. Başvuru konusu olayda incelenmesi gereken ilk sorun, beyanları delil olarak kabul edilen tanığın dinlenildiği duruşmada başvurucunun hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Somut olayda gizli tanık Bayrak başvurucunun hazır olmadığı celsede Mahkeme tarafından duruşmada hazır edilerek dinlenilmiştir. İlgili duruşma tutanağı ve gerekçeli kararda başvurucunun Mahkemede hazır edilememesinin veya aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenilmemesinin hangi geçerli nedene dayandığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir.
37. İkinci olarak hükmün tek veya belirleyici ölçüde başvurucunun duruşmada sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Somut olayda gerekçeli kararda başvurucunun Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde takip tarassut kısım amiri olmasına, soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesine, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğuna, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisi olmasına, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesine, soruşturmayı sahiplenmesine, örgütle arasında organik ve hiyerarşik bağ olmasına dayanılarak mahkûmiyet sonucuna ulaşılmıştır. Mahkemenin mahkûmiyet hükmü incelendiğinde gizli tanık Bayrak'ın ifadesine dayanılmadığı görülmüştür. Gizli tanık Bayrak'ın ifadesinde başvurucu ile ilgili bir beyanı da yoktur. Bu kapsamda duruşmada sorgulanamayan tanığın beyanının mahkûmiyet kararına götüren tek veya belirleyici nitelikte delil olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir.
38. Başvurucunun sorgulama/sorgulatma imkânı bulmadığı tanık beyanının tek veya belirleyici delil olarak mahkûmiyette kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle tanık sorgulama hakkıyla ilgili uygulanan testin üçüncü aşamasıyla ilgili bir inceleme yapılmamıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Tanık Dinletme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
40. Başvurucu, hakkında tevdi raporu düzenleyen iki polis başmüfettişinin tanık olarak duruşmada dinlenilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
41. Bakanlık görüşünde; başvurucunun duruşmada lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve yargılamaya konu olayı Mahkemede kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
42. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan tanık dinletme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
43. Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin olarak birçok kararında tanık dinletme hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.
44. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak yargı mercilerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın aynı koşullar altında ve silahların eşitliği ilkesine uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı, § 47; Ahmet Zeki Üçok [1. B.], B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70)
45. Somut olayda başvurucu, gizliliğin ihlali ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarından mahkûm edilmiştir. Gerekçeli kararda başvurucunun Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde takip tarassut kısım amiri olmasına, soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesine, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğuna, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisi olmasına, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesine, soruşturmayı sahiplenmesine, örgütle arasında organik ve hiyerarşik bağ olmasına dayanılarak mahkûmiyet sonucuna ulaşılmıştır.
46. Başvurucu, Mahkemece bu tespitlerde bulunulurken hakkındaki tüm iddiaların tek dayanağı olan tevdi raporunu düzenleyen iki polis başmüfettişinin tanık olarak dinlenilmediğini ileri sürmüştür.
47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda başvurucunun polis başmüfettişi olan tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu ortaya koyması gerekmektedir. Başvurucu bu bağlamda başvuru formunda bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu ortaya koyamamıştır.
48. Öte yandan mahkeme tanık dinletme talebini sonuca etkili olmayacağını değerlendirerek reddetmiştir (bkz. § 6). Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye aittir. Somut olayda yargılama konusu suçlar, başvurucunun durumu, isnat edilen suçların işleniş biçimi, suç eylemleri, tanıkların konumu ve diğer delillerin niteliği dikkate alındığında, anılan kişilerin tanık olarak dinlenmemeleri yargılamanın bütünü yönünden hakkaniyeti zedelememektedir.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Ç. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
50. Başvurucu, önemli delillerin Mahkemece kendisine verilmediğini belirterek silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
51. Bakanlık görüşünde; başvurucunun duruşmada lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve yargılamaya konu olayı Mahkemede kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
52. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
53. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen iddialara ilişkin birçok başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Bu kapsamda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin Anayasa Mahkemesi tarafından incelendiği, başvuruculara delillerini sunma ve inceletme noktasında mahkemelerce uygun imkânların tanınması gerektiği, tarafların dinlenilmemesi ve taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesinin yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabileceği vurgulanarak ilgili Anayasa kurallarının yorumlandığı anlaşılmaktadır (Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §§ 32-37; Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 42-48; Ramazan Tosun [1. B.], B. No: 2012/998, 7/11/2013, §§ 34-42; Yüksel Hançer [1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 18,19; Muharrem Keserci [2. B.], B. No: 2012/575, 8/5/2014, §§ 43-55; Ahmet Teyit Keşli [2. B.], B. No: 2013/2237, 18/9/2014, §§ 55-65; Abdulselam Tunç [1. B.], B. No: 2013/6986, 5/11/2014, §§ 56-66; Gürhan Nerse [2. B.], B. No: 2013/5957, 30/12/2014, §§ 33-40; Aziz Ağırlı [1. B.], B. No: 2013/1377, 25/3/2015, §§ 32-43; Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayi A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/8756, 15/4/2015, §§ 37-48; Targan Tolga Yungul [2. B.], B. No: 2013/1386, 16/4/2015, §§ 23-31; Durmaz Oto. Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1020, 7/5/2015, §§ 22-35; Fahri Gösteriş [1. B.], B. No: 2013/1297, 13/4/2016, §§ 27-37; Zekayi Çelebi [1. B.], B. No: 2014/5633, 18/5/2016, §§ 25-30; Özgür Murat Engin [1. B.], B. No: 2014/7806, 21/9/2016, §§ 38-44; Laleş Çeliker [2. B.], B. No: 2013/8413, 21/9/2016, §§ 24-31; Cezair Akgül [1. B.], B. No:2014/10634, 26/10/2016, §§ 27-31; Gökay Dayan [2. B.], B. No: 2014/12206, 21/9/2017, § 21; Ruhşen Mahmutoğlu [1. B.], B. No: 2015/22, 15/1/2020, § 56).
54. Somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğini ihlal ve gizliliğin ihlali suçlarından mahkûm olmasında Mahkemece; Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde takip tarassut kısım amiri olan başvurucunun ilgili soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisi olması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgütle arasında organik ve hiyerarşik bağ olması hususları tespit edilmiştir. Mahkeme bu yöndeki tespitini önemli ağırlıkta K.B.nin görüntülerin başvurucu tarafından çekildiğine yönelik beyan ve teşhisi ile başvurucuyla birlikte yargılanan A.U. ve Y.A.nın fiziki takiplerle ilgili beyanlarına dayandırmıştır. Diğer bir ifadeyle Mahkeme, başvurucunun kendisine verilmediğini belirttiği Mali Şube Güvenlik kamera kayıtlarını, B.G.nin konutunda yapılan aramanın polis kamera kayıtlarını, disiplin soruşturmasını, HTS kayıtlarını ve 17 Aralık soruşturma dosyası verilerini içeren DVD'leri belirleyici delil olarak kabul etmemiştir.
55. Öte yandan başvuruya konu yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında başvurucuya delillere ilişkin iddia ve itirazlarını yargılamanın tüm aşamalarında ileri sürme imkânı verilerek yargılamaya aktif katılımının temin edildiği görülmüştür. Dosya kapsamındaki diğer deliller gözetildiğinde başvurucunun Mali Şube Güvenlik kamera kayıtlarının, B.G.nin konutunda yapılan aramanın polis kamera kayıtlarının, hakkındaki suçlamalara dayanak disiplin soruşturma dosyalarının, kendisine ait HTS kayıtlarının, 17 Aralık soruşturma dosyası verilerini içeren delil hard diskleri ve delil DVD'lerinin, 17 Aralık soruşturma dosyasındaki 22 şüphelinin ifade tutanaklarının kendisine verilmesi talebinin reddedilmesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği, usule ilişkin imkânlar konusunda iddia makamına nazaran başvurucunun dezavantajlı bir konuma düşmediği, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Diğer İhlal İddiaları
57. Başvurucu; gerekçeli kararın siyasi olması ve çelişkiler içermesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, söz konusu soruşturmalara ilişkin sosyal medya hesaplarının sızdırıldığı iddiaları ile ilgili adli veya idari işlem yapılmadan hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılama boyunca avukat sınırlaması uygulanması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) ve Yasemin Ekşi ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 53-65) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle; hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle; müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Cemal Günsel [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021 kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 1/7/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, ARİF İBİŞ (4), B. No: 2020/23601, 01.07.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 10, sayfa 174–185
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.