Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
CUMALİ YILDIRIM (2020/23324)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, başvurucunun infaz kurumunda sayım yapılmasına karşı çıktığı gerekçesiyle üç ay süreyle ziyaretten men edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | Ceza infaz kurumu uygulamaları | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
CUMALİ YILDIRIM BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/23324) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Ayşenur TUNCER |
|
Başvurucu |
: |
Cumali YILDIRIM |
|
Vekili |
: |
Av. Kenan MAÇOĞLU |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, başvurucunun infaz kurumunda sayım yapılmasına karşı çıktığı gerekçesiyle üç ay süreyle ziyaretten men edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, başvuru tarihinde Kırşehir E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutuklu bulunmaktadır. Sayım için odaya gelen İnfaz Kurumu personeline "Biz sayım vermeyeceğiz, askerî nizamda sayılmak istemiyoruz, bu yapılanlar insanlık onuruna aykırıdır." dedikten sonra oturma eylemi yapmaları üzerine İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) tarafından 14/5/2020 tarihinde başvurucunun da içinde bulunduğu tutuklu ve hükümlüler hakkında üç ay süreyle ziyaretten men kararı alınmıştır. Kararda oturma eylemi yaparak görevli personele karşı geldikleri belirtilen tutuklu ve hükümlülere görevliler tarafından sözlü uyarıda bulunulduğu, buna rağmen koğuşta bulunan on üç kişinin direneceklerini söyleyerek ısrarcı bir tavırla sayım vermek istemedikleri ifade edilmiştir. Akabinde görevli personele direnmeye başladıkları esnada ise kanundan doğan zor kullanma hakkının kullanıldığı, toplu olarak hareket etme ve direnmelerini kırmak amacı ile kollarından tutarak zarar vermeden barındırıldıkları koğuştan çıkarılmak suretiyle üç farklı gruba ayrıldıkları belirtilmiştir.
3. Bunun yanında kararın gerekçesinde; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün tüm illerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderdiği 7/2/2018 tarihli yazısında "sayım yapacak personele yönelik saldırı, rehin alma gibi eylemlerin önlenmesi amacıyla sayımların belli bir nizamda ayakta görülecek şekilde alınması" gerekliliğinin bildirildiği hususuna dikkat çekilmiştir. Sonuç olarak yapılma şekli anılan düzenleme uyarınca belirlenen sayıma karşı çıkılması nedeniyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca disiplin cezası uygulandığı belirtilmiştir.
4. Başvurucu, anılan karara karşı 29/5/2020 tarihinde Kırşehir İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; sayım işlemine karşı çıkmadıklarını, askerî nizamda ayakta dizilerek tek tek sayı vermek suretiyle sayım yapılmasına karşı çıktıklarını ifade etmiştir. Başvurucu, anılan yöntemin yasal bir dayanağı olmadığı gibi onur kırıcı olduğunu, sayımı İnfaz Kurumu personelinin mevzuatta öngörüldüğü şekilde bizzat kendisinin alması gerektiğini ileri sürmüştür.
5. İnfaz Hâkimliğince 12/6/2020 tarihinde şikâyetin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde "Ceza İnfaz Kurumlarında Sayımlar" konulu yazıda belirtilen "Sayımın yapılış şekli, kurum güvenliğinin tehlikeye düşürmeyecek bir biçimde odada bulunan hükümlülerin sayısı, dikkate alınarak idare tarafından belirlenir." şeklindeki talimat uyarınca kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde sayım yöntemini belirleme yetkisinin idareye bırakıldığı, bu kapsamda idari işlemin usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir.
6. Başvurucunun itirazı Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince söz konusu kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 6/7/2020 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
7. Başvurucu, nihai kararı 9/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 7/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
10. Başvurucu; 12-13 kişilik odada kaldığını, karşı çıktıkları uygulamanın sayım işleminin bizatihi kendisi değil askerî nizamda sayım şekli olduğunu, ilgili mevzuatın sayım ve aramaların insan onuruna saygı esasına göre yapılmasını emrettiğini, yine mevzuata göre odada sayım olması gerektiğini, bu nedenle avluda ve ayakta sayımın insan onuruna aykırı olmasına itiraz ettiklerini belirtmiştir. Bunun yanında itirazları haklı olmasına rağmen hakkında üç ay süreyle ailesini göremeyecek şekilde ziyaretçi yasağı uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu ifade eden başvurucu; aile hayatına saygı hakkının, kötü muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; İnfaz Kurumu açısından esas alınacak ilkenin kurumun disiplin ve güvenliğinin sağlanmasına ilişkin kamu menfaatiyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına ilişkin bireysel menfaati arasında adil bir dengenin sağlanması olduğuna işaret edilmiştir. Ayrıca başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
12. Başvurucunun şikâyetinin özü, İnfaz Kurumundaki eylemleri nedeniyle üç ay süreyle ziyaretçi yasağı uygulanmasının haksızlığına ve aile bireyleriyle görüşme hakkından mahrum bırakıldığına ilişkindir. Dolayısıyla başvuru, bir bütün olarak aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmiştir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Zöhre Kaya [1. B.], B. No: 2020/10099, 15/3/2023).
13. Başvurucunun üç ay süreyle ziyaretten men edilmesi, aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır. 5275 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde "Sayım yapılmasına karşı çıkmak" eyleminin yaptırımı olarak hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılması cezası öngörülmüştür. Bunun yanında sayımın 29/3/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in 34. maddesinin (8) numaralı fıkrasına istinaden gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Anılan düzenlemelerde sayımların yatma planları da gözönünde bulundurularak odalarda yapılacağı, sayımın yapılış şeklinin kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek biçimde odada bulunan hükümlülerin sayısı dikkate alınarak idare tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.
14. Böylelikle somut olayda başvurucu ve koğuştaki diğer tüm tutuklu ve hükümlülerin sayım yapılırken toplu olarak oturma eylemi yapmaları ve görevli personele karşı gelerek ısrarcı bir şekilde sayım vermek istemediklerini söylemeleri yönünde tanımlanan eylemin sayım yapılmasına karşı çıkmak kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Bu bağlamda yapılan değerlendirmeyle ulaşılan netice nedeniyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunla sınırlama şartını karşıladığı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi, benzer bir başvuruda ilgili mevzuatın kanunilik ölçütünü karşıladığını ve söz konusu müdahalenin infaz kurumunda güvenliğin ve disiplinin sağlanması şeklinde meşru bir amaca yönelik olduğunu ifade etmiştir (Süveyda Yarkın [2. B.], B. No: 2017/39967, 11/12/2019, §§ 33, 34). Dolayısıyla başvuru konusu olayda da anılan kararda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığından müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Bu belirlemenin ardından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı yönünden inceleme yapılacaktır.
15. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekir. Ölçülülük ilkesinin amacı, temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalede, müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında bireye düşen fedakarlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve kamunun menfaati ile müdahalenin süjesi olan bireyin menfaati arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 106, 107; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 70, 71; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, §§ 82, 83).
16. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında disiplini bozacak faaliyetleri önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler olmadan bir ceza infaz kurumunda düzenin sağlanamayacağına dikkat çekmiş ve ceza infaz kurumu idaresi ve güvenliği söz konusu olduğunda müdahale ile hak arasında makul bir denge kurma konusunda kamu gücünü kullanan makamların geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesinin rolü, başvuruya konu müdahalenin olguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak yapıldığının ve keyfî olmadığının denetlenmesini kapsar (Özkan Kart [1. B.], B. No: 2013/1821, 5/11/2014, §§ 50, 51, 53; Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 51; Hasan Koç [2. B.], B. No: 2014/6506, 5/4/2017, § 13).
17. Bununla birlikte müdahalenin ölçülü olup olmadığı da ortaya konulmalıdır. İlgili mevzuatta ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmayı gerektiren bir eylemde bulunulması hâlinde bir aydan üç aya kadar ziyaretten men etme konusunda infaz kurumunun en üst amirine takdir yetkisi tanınmıştır. İnfaz kurumuna tanınan bu takdir yetkisinin kullanımında kurumun güvenliği ve disiplininin sağlanmasındaki kamu menfaati ile başvurucunun aile hayatına saygı hakkından yararlanmasındaki bireysel menfaati arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir.
18. İncelenen olayda başvurucunun koğuşta bulunan diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte toplu hareket etmek suretiyle ve belirli bir organizasyon içinde İnfaz Kurumu tarafından belirlenen sayım usulüne ve sayımın yapılış şekline karşı gelme yönündeki eyleminin Disiplin Kurulunca kurumun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirildiği görülmektedir. Bu değerlendirme nedeniyle Disiplin Kurulu, İnfaz Kurumundaki düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemek amacıyla eylemi gerçekleştiren kişilere kanunla düzenlenen bir yaptırım uygulamıştır. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Kaldı ki Disiplin Kurulu kararında olay esnasında başvurucu ve yanındaki kişilerin görevli personele direnmeye başladıkları ve toplu olarak hareket ettikleri için farklı gruplara ayırma işlemi yapmak zorunda kalındığı da vurgulanmıştır. Bununla birlikte bu süreçte başvurucunun ziyaret dışındaki diğer imkânlardan olan telefonla görüşme, mektup alma veya gönderme gibi yollarla ailesiyle iletişim kurabildiği ve görüşebildiği de anlaşılmaktadır. Bu itibarla kararda ortaya konan olayın niteliği ve oluş şekli gözönüne alındığında başvurucu hakkında uygulanan ziyaret hakkının kısıtlanması kararıyla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı ve başvurucunun aile hayatına yapılan müdahalenin orantısız olduğu söylenemez.
19. Açıklanan gerekçelerle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, CUMALİ YILDIRIM, B. No: 2020/23324, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 92–95
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.