Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm
HURİYE BİLGE ÖZDOĞAN (2020/22718)
- Mülkiyet hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, başvurucunun kusurlu kabul edilen davranışı nedeniyle babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının iptal edilmesi ve faiziyle birlikte geriye dönük borçlandırma işlemi yapılması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Mülkiyet hakkı | Sosyal güvenlik | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
HURİYE BİLGE ÖZDOĞAN BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/22718) |
|
|
|
Karar Tarihi: 17/6/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Cihan BAYDERE |
|
Başvurucu |
: |
Huriye Bilge ÖZDOĞAN |
|
Vekili |
: |
Av. Ebru TARAKÇI ÇİMEN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucunun kusurlu kabul edilen davranışı nedeniyle babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının iptal edilmesi ve faiziyle birlikte geriye dönük borçlandırma işlemi yapılması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/8/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığında (Banka) 1/1/1961-1/2/1992 tarihleri arasında çalışmıştır. Başvurucunun 20/1/1992 tarihli tahsis talebine istinaden 1/2/1992 tarihi itibarıyla Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Memur ve Hizmetlileri Emekli ve Sağlık Yardım Sandığı Vakfı (Vakıf) tarafından başvurucuya emekli aylığı bağlanmıştır.
6. Başvurucunun babası 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında yaşlılık aylığı almaktayken 25/11/1991 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucu 26/12/1991 tarihli dilekçesi ile babasından dolayı ölüm sigortası kapsamında tahsis talebinde bulunmuştur. Başvurucuya bu kapsamda 15/1/1992 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmıştır.
7. Başvurucunun babasından kaynaklı olarak aldığı ölüm aylığı ödemesinin hukuka aykırı olduğunun 24/10/2017 tarihinde tespit edilmesi üzerine söz konusu aylık 2018/1. döneminden itibaren geçerli olmak üzere kesilmiştir. Başvurucunun haksız yere aylık aldığının tespit edildiği tarihten geriye doğru 10 yıl öncesi olan 24/10/2007 tarihi ile 23/1/2018 tarihleri arasında yersiz olarak ödenen toplam 2.672,43 TL'nin yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsiline karar verilmiştir.
8. Başvurucu, ölüm aylığının kesilmesine ve tarafına borç çıkarılmasına ilişkin işlemlere karşı dava açmıştır. Ankara 27. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 16/10/2018 tarihli kararıyla başvurucunun babasından dolayı ölüm aylığı talebinde bulunurken Bankada çalışmakta olduğunu bildirmediği, emekli olduktan sonra da ilgili Vakıftan fiili çalışmasına bağlı olarak emekli aylığı almaya başladığı, olayda çıkarılan borcun başvurucunun kendi kusurlu hareketinden kaynaklandığı gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir.
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 12/11/2019 tarihinde verdiği kararla İş Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere benzer gerekçelere yer vererek istinaf kanun yolu başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 1/7/2020 tarihli kararıyla temyiz başvurusunu reddetmiştir.
10. Nihai karar başvurucuya 13/7/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
11. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yersiz ödemelerin geri alınması" başlıklı 96. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
...''
12. 506 sayılı Kanun'un 21/6/1973 tarihli ve 1753 sayılı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen hâliyle 68. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
VI - Sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıklar, Sosyal Sigortaya, Emekli sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre başından itibaren kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde I nci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartıyle, bu tarihten başlanarak yeniden aylık bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir."
13. 506 sayılı Kanun'un 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 35. maddesi ile değiştirilen hâliyle 68. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
VI- Sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıklar, Sosyal Sigortaya Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya, buralardan gelir veya aylık almaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre başından itibaren kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde 1 inci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartıyla, bu tarihten başlanarak yeniden aylık bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almağa hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir."
14. 506 sayılı Kanun'un geçici 91. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"6.8.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları halleri hariç olmak üzere geri alınmaz.
Bunlardan, yukarıda belirtilen haller haricindeki nedenlerle gelir veya aylıkları kesilen veya durdurulan kız çocuklarının gelir ve aylıkları, kesme veya durdurma tarihi itibariyle talep şartı aranmaksızın yeniden başlatılır. Gelir ve aylığın kesilmesi nedeniyle diğer hak sahiplerine önceki hisselerinden fazla ödenen tutarlar, gelir ve aylığı tekrar başlatılacak hak sahibine yapılacak ödemeden mahsup edilir. Gelir veya aylığı kesilenlerden tahsil edilmiş olan tutarlar aynen iade edilir.
..."
2. Yargıtay Kararı
15. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/3/2014 tarihli ve E.2013/21-2038, K.2014/410 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Görüldüğü üzere, yapılan düzenleme ile (VI) numaralı bentte yer alan kız çocuklarına bağlanan aylık kesme nedenleri, öncesinde sosyal sigortaya, emekli sandıklarına tabi çalışmaya başlamaları veya evlenmeleri hali olarak sınırlandırılmış iken, bu kesme nedenleri arasına “buralardan gelir veya aylık almaya” ibaresi de eklenmek suretiyle genişletilmiştir.
Bu aşamada, aylık kesme nedenlerinin genişletilmesinden kaynaklanan sıkıntıların giderilebilmesi amacıyla kanun koyucu tarafından 09.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5386 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 506 sayılı Kanuna Geçici 91. madde eklenmiştir.
...
Geçici 91. madde ile getirilen düzenleme ile 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan aylıkların; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları halleri hariç olmak üzere geri alınmayacağı, diğer bir ifade ile “kendi çalışmaları” dışında diğer sosyal güvenlik kurumlarından gelir veya aylık almaları halinde kesilmeyeceği öngörülmüştür.
...
Görüldüğü üzere kanun koyucu, amacını madde gerekçesinde açıkça, kız çocuklarının yalnızca sosyal güvenlik kurumlarına tabi çalışmaları veya buralardan kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almaları halinde ölüm aylığının kesilmesi olarak açıklamıştır.
Buna göre “kendi çalışması” ifadesi, kız çocuğunun kendi hizmetleri olup, hak sahibi olarak değil kendi sigortalılığı ile aylık alan kız çocuğa, hak sahibi olarak ikinci aylığın bağlanmasının önüne geçilmektedir..."
B. Uluslararası Hukuk
16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi hususundaki serbestîsine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e göre Sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda, bu düzenlemenin (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).
17. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamında ya da bir bölümünde, sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede, öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatler (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).
18. AİHM'e göre, bir ekonomik menfaatin sonradan ortadan kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o ekonomik menfaatin en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak görülmesini engellemez. Öte yandan, tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda, koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40).
19. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle birlikte bunun kural olarak kamu otoritelerinin ihmallerinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkil etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara varılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum, aynı zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı ödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan diğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur (Moskal/Polonya, § 73).
20. AİHM geçmişe etkili olacak şekilde çıkarılan kanunlar ile yapılan müdahalelerin mülkiyet hakkı açısından kanunilik şartını yine de taşıdığını kabul etmektedir (Maurice/Fransa, B. No: 11810/03, 6/10/2005, § 81; Maggio/İtalya, B. No: 46286/09, 52851/08, 53727/08, 54486/08 ve 56001/08, 31/5/2011, § 60). AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi yalnızca -genel yarara yönelik zorlayıcı nedenler dışında- bir uyuşmazlığın sonucunu etkilemek amacıyla yapılan yasal müdahalelere izin vermez (Saliba/Malta B. No: 4521/02, 8/11/2005, § 39).
21. AİHM, sosyal güvenlik alacaklarına ve bu alacaklara geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulan yasa ile yapılan müdahalelere ilişkin olarak ilkelerini -daha önce verdiği kararlardan da yararlanarak- Béláné Nagy/Macaristan [GK] (B. No: 53080/13, 13/12/2016) kararında belirlemiştir. Söz konusu karara konu olayda başvurucu 22 yıldan daha uzun süreyle çalışmış ve sosyal güvenlik sistemine katkıda bulunmuştur. Daha sonra başvurucuya engelli aylığı bağlanmış ancak sonradan değiştirilen değerlendirme yöntemine göre başvurucunun gerekli engellilik oranına sahip olmaması nedeniyle engelli aylığı kesilmiştir. Başvurucu daha sonra yapılan değerlendirmede gerekli engellilik oranını sağlasa da bu sefer sonradan yapılan yasal değişiklikle getirilen ek şartları sağlamadığından engelli aylığı bağlanması talebi reddedilmiştir (Béláné Nagy/Macaristan, § 10-23).
22. Mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin uygulanabilirliği ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede AİHM, kişilerin şartlarını sağlaması nedeniyle kendilerine sosyal güvenlik aylıklarının bağlanmasının mülk oluşturduğunu belirtmiştir (Béláné Nagy/Macaristan, § 87). Diğer yandan, AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi uyarınca meşru beklenti iddiası, dayanılan yasanın aleyhe olacak şekilde geçmişe etkili olarak değiştirilmesi hâlinde de ileri sürülebilir (Béláné Nagy/Macaristan, § 78). İlgili kişinin, belirli bir sosyal güvenlik yardımı veya emekli maaşı alabilmek için iç hukukta öngörülen yasal koşulları yerine getirmemesi veya artık bu koşulları karşılamaması hâlinde başvurucu, söz konusu yardımı almaya hak kazanmış olmadan önce koşullar değişmişse bu durum (1) numaralı Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmez. Buna karşılık bir sosyal güvenlik aylığı bir kişinin sahip olduğu koşullar nedeniyle değil de ilgili kanunun ya da bu kanunun uygulamasının değişmesi nedeniyle askıya alınmış ya da azaltılmışsa mülkiyet hakkına müdahalenin varlığı kabul edilebilir (Béláné Nagy/Macaristan, § 86).
23. Bahsedilen bu başvuruda, başvurucu şartlarını sağlaması nedeniyle yaklaşık 10 yıldır engellilik aylığı aldığından emekli aylığı bağlanmasının bu kişi için bir mülk teşkil ettiği, yorumu ve uygulanması konusunda uyuşmazlık bulunmayan bu yasa uyarınca engellilik hâli değişmediği sürece başvurucunun aylığının devam etmesi yönünde meşru beklentisinin bulunduğu tespit edilerek mülkiyet hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Béláné Nagy/Macaristan, §§ 94, 107, 110). Müdahalenin kanuniliği ve meşru amacı yönlerinden sorun görmeyen AİHM, ölçülülük değerlendirmesinde müdahalenin bir geçiş düzenlemesi bulunmaması nedeniyle başvurucuyu aylığından tamamen yoksun bıraktığını, başvurucunun engelli olması nedeniyle bir iş bulmada zorluklara sahip olduğunu, başvurucunun kesilen aylığı dışında geçimini sağlayacak önemli bir gelire sahip olmadığını belirterek, müdahalenin başvurucuya aşırı bir yük getirmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Béláné Nagy/Macaristan, §§ 123, 126).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 17/6/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; aleyhine haksız takip yapılarak kendisinden geriye dönük olarak yapılan ödemelerin geri istendiğini, 27 yıl sonra maaşının kesildiğini, ilgili kanun hükmünün maaşının bağlandığı tarihteki hâlinde bir işte çalışmanın ve evliliğin maaşın kesilmesi hâli olarak sayıldığını, emekli aylığı almanın maaşın kesilmesine neden olmadığını, sonradan çıkarılan kanunun geriye yürütüldüğünü, idarenin denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, buna rağmen kendisinden faiz istendiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde olayda mahkemelerin değerlendirmelerinin açık ve bariz bir takdir hatası içermediği ve başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru formundaki iddialara benzer iddialar ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayda başvurucu, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenen aylıkların geriye dönük olarak istenmesi ve aylığının kesilmesi nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişse de anılan ihlal iddialarının mülkiyet hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
30. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
31. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüşse yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36).
32. Somut olayda başvurucuya ödenmiş bulunan 2.672,43 TL'nin yasal faiziyle birlikte iadesi istenmektedir. Ölüm aylığının, ödenmek suretiyle başvurucu yönünden mevcut mal varlığı hâline geldiği ve Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiğinin kabulü gerekir.
33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
34. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kontrolü, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi toplum yararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
35. Başvurucuya ödenen ölüm aylığının kesilmesi ve ödenen ölüm aylıklarının iadesi hususunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
36. Başvurucuya ödenen ölüm aylığının kesilmesi ve geçmişte ödenen aylıkların iadesi yolunda işlem tesis edilmesi sosyal güvenlik sisteminin devamlılığının ve kontrolünün sağlanması amacına yöneliktir. Dolayısıyla olayda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolü ve düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
37. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
38. Başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden işlem 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine dayalı olarak tesis edilmiştir. Anılan maddede, SGK tarafından sigortalılara veya aylık almakta olanlara fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemenin geri alınacağı düzenlenmiştir. Bunlar ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler istenebilir. Ayrıca bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak olan kanuni faiz de ilgililerden tahsil edilir.
39. Olayda başvurucunun haksız yere aylık aldığının tespit edildiği tarihten geriye doğru 10 yıl öncesi olan 24/10/2007 tarihi ile 23/1/2018 tarihleri arasında yersiz olarak ödenen toplam 2.672,43 TL'nin yasal faiziyle birlikte tahsili yönündeki işlem ile başvurucunun aylığının kesilmesi işleminin iptali talebiyle dava açılmıştır. 506 sayılı Kanun'un 68. maddesinin ilk hâlinde sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıkların bu kişiler evlendiklerinde ya da Sosyal Sigorta veya Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başladıklarında kesilmesi öngörülmüştür. Buna karşılık, ilgili Yargıtay içtihadında belirtildiği üzere 506 sayılı Kanun'un 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun ile değiştirilen hâliyle 68. maddesine göre ise kendi çalışması nedeniyle emekli aylığı alan kişilere de ölüm aylığının ödenmeyeceği hükme bağlanmıştır (bkz. § 15). Kanun koyucu sosyal güvenlik ödemelerine ilişkin olarak değişiklik yapma yetkisine sahip olup, somut olayda maddenin ilk hâline göre ölüm aylığı alma hakkı bulunduğu söylenebilecek başvurucunun söz konusu yasal değişiklikten sonra aldığı aylıkların hukuka aykırı olduğu görüşüyle başvurucunun ölüm aylığı kesilmiş ve ödenen bir kısım aylığın tahsiline gidilmiştir. Bu durumda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
40. Başvurucuya ödenen ölüm aylığının kesilmesinin ve geçmişte ödenen aylıkların iadesinin istenmesinin temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bu nedenle müdahalenin sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
41. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
42. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmal gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde tutulmalıdır (Uğur Ziyaretli, § 65).
43. Öte yandan idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir durum söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).
44. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp öngörülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı [2. B.], B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71).
45. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi sosyal adaletin gereği olarak somut olayın şartlarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).
46. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da vurgulandığı üzere idarece yersiz ödendiği tespit edilen sosyal güvenlik ödemesinin iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır (Musa Baylan [GK], B. No: 2016/4384, 12/12/2019, §§ 51, 71; Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76; Yusuf Serdar Batmanoğlu [1. B.], B. No: 2014/15723, 25/10/2017, § 41).
47. Buna karşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem de önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi, daha önce benzer konuda verdiği Tevfik Baltacı, Uğur Ziyaretli ve Yusuf Serdar Batmanoğlu kararlarında başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü kılınmış olmalarının kusurlu davranışlarıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri sonucunu doğurduğunu belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine ulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76; Yusuf Serdar Batmanoğlu, § 41). Yine Fatma Ülker Akkaya kararında, başvurucudan tahsili istenen tutarın faiz içermemesine rağmen tahsil yöntemi gözetilerek ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu başvuruya konu olayda başvurucunun murisinden ödenmiş aylıkların iadesi istenmiş, ödeme yapılmadığı için icra takibi başlatılmıştır. SGK tarafından faiz istenip istenmediği ve taksit imkânı sağlanıp sağlanmadığı anlaşılamamışsa da başvurucunun faize ve taksitlendirmeye yönelik hiçbir iddiası bulunmadığı için bu yönden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.
48. Müdahalenin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak öncelikli öge tarafların kusur durumlarıdır. Olayda başvurucu, babasının vefatından sonra Bankada çalışmakta iken ölüm aylığı talebinde bulunmuştur. Bununla ilgili olarak başvurucu tarafından 25/12/1991 tarihinde düzenlenen beyan ve taahhüt belgesinde Sosyal Sigortaya, Bağ-Kur'a ve Emekli Sandıklarına (Bankalar dâhil) bağlı olarak çalışmadığını ve bu kurumlardan gelir ve aylık almadığını, bu kurumlarda çalışması veya bu kurumlardan gelir veya aylık alması hâlinde bu durumu derhâl Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğüne bildireceğini, aksi hâlde fuzulen ödenen tutarı Sosyal Sigortalar Kurumuna itiraz etmeden ödeyeceğini bildirmiştir.
49. 506 sayılı Kanun'un 68. maddesinin 21/6/1973 tarihli ve 1753 sayılı Kanun'la değişik hâline göre ölüm aylığının kişinin bir işte çalışması ya da evlenmesi hâllerinde kesileceği, buna karşılık bu hükmün 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun'la değişik hâline göre ise emekli sandıklarından gelir veya aylık alma hâlinin de ölüm aylığının kesilmesine neden olacağı görülmektedir.
50. Somut olayda başvurucu 25/12/1991 tarihli taahhüdünün aksine ölüm aylığının bağlandığı tarihte Bankada çalışmaktadır. Başvurucunun Bankadan emekli olduktan sonra bir süre ölüm aylığı almaya hak kazandığı ileri sürülebilirse de 2003 yılında yapılan yasa değişikliği ile başvurucunun Vakıftan aldığı emekli aylığının başvurucunun ölüm aylığı almasına engel olacağı açıktır. Buna karşın başvurucu çalıştığı ya da emekli aylığı aldığı yönünde hiçbir zaman bildirimde bulunmamıştır. Öte yandan, başvurucunun emekli aylığı SGK tarafından değil ilgili Vakıf tarafından ödendiğinden bu durumun SGK tarafından bilinmemesi ilgili idareye yüklenebilecek bir kusur değildir.
51. Kanun koyucu tarafından 2003 yılında yapılan yasa değişikliği ile emekli aylığı alan kişilere ayrıca ölüm aylığı ödenmemesi yönünde düzenleme yapılmasının tek başına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu ileri sürülemez. Başvurucunun en azından 2003 yılında yapılan yasa değişikliğinden itibaren aldığı ölüm aylıklarının haksız olduğu açık olduğundan, yasa gereği sadece 24/10/2007 tarihinden itibaren başvurucunun aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsili yoluna gidilmesinin bu duruma bildirimde bulunmayarak kusurlu hareketiyle neden olan başvurucu için ölçüsüz bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, HURİYE BİLGE ÖZDOĞAN, B. No: 2020/22718, 17.06.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 09, sayfa 533–542
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.