İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

HALİL İBRAHİM BALTA (2020/20319)

  • İfade özgürlüğü

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, gazeteci olan başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
İfade özgürlüğüTerör örgütüne üye olma (TCK.314)İhlal Olmadığı—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HALİL İBRAHİM BALTA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/20319)

 

Karar Tarihi: 22/4/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Tolga BAŞBOZKURT

Başvurucu

:

Halil İbrahim BALTA

Vekili

:

Av. Muhammet Esat KARABİBER

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; ifade ve basın özgürlükleri dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasıyla (FETÖ/PDY) irtibatı nedeniyle 25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (OHAL KHK) ile kapatılan Zaman gazetesinde uzun yıllar muhabirlik yapmıştır. Başvurucu ayrıca 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra yine FETÖ/PDY irtibatı nedeniyle aynı OHAL KHK'sıyla kapatılan Yarına Bakış isimli gazetede de bir süre çalışmıştır.

6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucuyla birlikte bazı gazeteciler hakkında FETÖ/PDY medya ayağıyla bağlantılı olabilecekleri şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucu 29/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2/8/2016 tarihli kararıyla terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan tutuklanmıştır.

7. Başsavcılık tarafından 16/1/2017 tarihinde başvurucu ile birlikte 29 şüpheli hakkında terör örgütüne üye olma suçundan iddianame tanzim edilmiştir. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 1/2/2017 tarihinde iddianameyi kabul etmiştir.

8. Mahkemenin 27/3/2017-31/3/2017 tarihleri arasında gerçekleşen ilk celsesinde başvurucu savunmasını yapmış ve üzerine atılı olan tüm suçlamaları reddetmiştir. Celse sonunda Mahkeme, başvurucu ile birlikte bazı sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol hükümleri uygulayarak tahliye kararı vermiştir.

9. Başsavcılık, Mahkeme tarafından verilen tahliye kararına karşı aynı gün itiraz etmiştir. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin itirazı kabul etmesi üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu ile birlikte tahliye edilen sanıkların yeniden tutuklanmasına karar vermiştir.

10. 6/2/2018 tarihli celsede başvurucunun sağlık durumu dikkate alınarak yurt dışına çıkış yasağı konulmak ve her ay iki defa kolluk biriminde imza atmak suretiyle adli kontrol altına alınarak tahliyesine karar verilmiştir.

11. Mahkeme 8/3/2018 tarihinde duruşmayı sonlandırarak hükmünü açıklamıştır. Mahkeme, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme kararında ilk olarak FETÖ/PDY ve medya yapılanması hakkında genel bilgilere yer vermiştir. Kararın başvurucuyla ilgili kısmı ise şöyledir:

"Sanık Halil İbrahim Balta, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti nedeniyle kapatılan Zaman Gazetesinde ekonomi muhabirliği yapmış, sonrasında ise daha sonra Zaman Gazetesinin eski çalışanlarının bir araya gelerek kurmuş oldukları Yarına Bakış isimli gazetede çalışmalarına devam etmiştir.

Sanık SAVUNMASINDA özet olarak; 1993 yılından itibaren yaklaşık 23 yıl Zaman gazetesinde ekonomi muhabiri olarak çalıştığını, iletişim fakültesi mezunu olduğunu, Zaman gazetesi kapanınca 1 ay işsiz kaldığını, sonra Yarına Bakış gazetesinde ekonomi muhabiri olarak çalışmaya başladığını, fuatavni'ni [FETÖ ile bağlantılı olduğu değerlendirilen sosyal medya hesabı] twetlerini retwit yapmakta özel bir amacı olmadığını, çalıştığı dönemde Zaman gazetesi içerisinde veya Yarına Bakış Gazetesi içerisinde örgütsel bir faaliyet olduğunun farkında olmadığını, 15 Temmuz'da öğrendiğinde ayrılmak istediğini, çalıştığı dönemde teşvikler olmasına rağmen cemaatle toplantılara gitmek gibi burs vermek gibi hiçbir organik bağa girmediğini, suçsuz olduğunu beyan etmiştir.

Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynağı olan Bank Asya ile irtibatı 2012 yılında başlamış, Şirinevler ve Yenibosna şubelerinde hesapları bulunduğu, sanığın örgüt elebaşısının talimatı üzerine para yatırdığına ilişkin bir emare bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Sanıktan elde edilen çok sayıda digital materyal incelenmiş, ibraz edilen bilirkişi raporunda, Toshiba marka sabit disk içerisinde örgüt elebaşısı Fethullah Gülen’e ait çok sayıda sohbet videoları, tanınmış kişilerin örgüt elebaşını övdüğü görüntüler ve örgütün yayın organlarından Sızıntı dergisine ait dokümanların bulunduğu belirtilmiştir.

Sanığın iddianamede belirtilen ve kendisine aidiyeti sanık tarafından kabul edilen çok sayıda yazı ve twit şeklindeki paylaşımlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü övücü, hükümeti ve Cumhurbaşkanını çok sert bir dille eleştirir içerikler bulunduğu, sanığın anılan örgütün fikir ve ideolojisine paralel olarak örgüte destek verdiği, özellikle;

17.07.2016 tarihinde fuatavni_f hesabından paylaşılmış 'Oyunun sonu geldiğinde geriye ne narsist kalacak ne de yalaka avaneleri' ; 'en buyuk bedeli sorgusuz sualsiz muhteris bir hırsızın narsist bir adamın peşine takılan zavallı yığınlar ödeyecek yazık ki yazık' ; 'bu listeler bir şüredir israfsarayda elden ele dolaşıyordu. Belkide o isimlerden pek çoğu dün gece görevde bile değildir' ; 'narsist ve avaneleri keyiften ellerini ovuşturuyorlar. Avaneler narsiste başkanım başkanım diye yalakalanıyorlar' şeklinde,

16.06.2014 tarihinde ibrahim balta@ ibrahim_balta adresinden 'cemaate ISHID ile bağlantılı deyip işhid komutanları ile fotoğraf çektiren kaliteli münafık [F.T.]' ; 'Dinler arası dialog İslam dinine göre olmuyor ise [T.E.] isteyince oluyormu Diyanet işleri başkanı [G.]?' şeklinde twit attığı,

16.07.2016 tarihinde ibrahim balta@ ibrahim_balta adresinden 'F GÜLEN AVUKATLARI Hain cunta girişimini amasız ve fakatsız nefretle kınıyoruz...' şeklinde başlayan basın açıklamasını twit attığı akabinde sildiği,

16.07.2016 tarihinde [O.Ş.] tarafından atılmış 'M.F. Gülen hocaefendi uluslararası televizyon ve haber kuruluşlarına röportaj verdi onlardan sonra yayınlayacağız' şeklindeki twiti retwit yaptığı, sonrasında bu teweeti sildiği,

16.07.2016 tarihinde [H.S.] tarafından atılmış 'Yeni duydum. Ak şebbihalar zaman gazetesini basmış. Kayyımlar gazeteyi gasp ettiklerini zar zor anlatabilmiş de kurtulmuşlar.' şeklindeki twiti retwit yaptığı, sonrasında bu teweeti sildiği,

20.07.2016 tarihinde ibrahim balta@ ibrahim_balta adresinden 'An itibarıyla atv fuatavninin yakalandığını ballandıra ballandıra anlatıyor, twitterdan hesabı takip etmeyen ahali ağzı açık dinliyor' şeklinde twit attığı,

15.07.2016 tarihinde ibrahim balta@ ibrahim_balta adresinden 'malesef AKP halk ile askeri karşı karşıya getiriyor.' şeklinde twit attığı,

19.07.2016 tarihinde Sputnik Türkiye @sputnik_TR#Gülen adresinden atılan ve örgüt liderinin ellerini dua eder tarzda tuttuğu şekliyle fotoğrafının da olduğu twiti beğendiği anlaşılmıştır.

Sanık Halil İbrahim BALTA, FETÖ/PDY terör örgütüne ait Zaman gazetesinde 1993 yılından 2016 yılına kadar çalışmış ve kayyım atandıktan sonra da örgüt ile bağını koparmayarak Zaman Gazetesi’nin eski çalışanlarının bir araya gelerek kurmuş oldukları Yarına Bakış isimli gazete de çalışmalarına devam etmiştir. Gizliliği, tedbirli hareketi temel davranış biçimi kabul eden, kuruluşundan itibaren örgütlenme ve varlığını sürdürmede temel hareket tarzı olarak gizliliği, sızmayı esas alan örgütün, medya organlarının ana gövdesini oluşturan kadrosunun bütünüyle örgüt doktrinini ve stratejisini benimseyen, ideolojik motivasyonu üst seviyede olan ve lideri tarafından gösterilen nihai hedefe odaklanmış örgüt üyelerinden oluştuğu, kamu kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere, kısacası tüm toplumsal alanlara farklı görünümler altında, hukuk dışı yöntemleri de kullanarak üyelerini sızdıran, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Halkı’nın bütününe ait kurumları ele geçirmeyi temel hareket tarzı olarak kabul eden örgütün kendisine ait kurumlara ve yapılara daimi çalışan ve yönetici olarak örgüt dışından birilerinin girmesine izin vermesinin beklenemeyeceği, bu anlamda zaafiyet içerisinde olmasının örgütün ilk günlerinden bu güne kadar geçen sürede izlediği yol ve yöntemlere, tüm toplumun gözü önünde gerçekleşen olgulara ve hayatın doğal akışına aykırı olduğu, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgütün medya yapılanması içerisinde ve özellikle en yaygın, en uzun süreli medya organlarında uzun süreli istihdam edilmeyeceği, yayın politikası üzerinde etkinlik gösterebilecek yönetici konumunda görev verilmeyeceği, profesyonel çalışma hayatlarının tamamını ya da önemli bir kısmını bu medya organlarında geçiren, dönüp dolaşıp yine örgütün medyasında çalışan veya örgüt medyasında sorumlu düzeyinde bulunan sanıkların örgütün varlığını bilmeden ve örgüt ile organik bağları olmadan klasik bir işveren ve çalışan durumunda oldukları, geçimlerini temin maksadıyla bu iş yerinde çalıştıkları yönündeki savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, bunun yanısıra sanığın örgütün finans kaynağı olan Bank Asya hesabını aktif olarak kullandığı, Şirinevler ve Yenibosna şubelerinde hesapları bulunduğu, yukarıya alıntı yapılan twitlerinde örgütün temel amaç ve fikirleri doğrultusunda hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı halk nezdinde küçük düşürmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Uluslararası platformda zor duruma düşürmeyi, örgütü, örgüt üyelerini ve örgüt liderini sempatik göstermeyi, örgüt aleyhine yapılan soruşturmaları ve soruşturma yapanları itibarsızlaştırmayı amaçladığı, yazdığı yazılar ve attığı twitlerle de örgütün amacı doğrultusunda açık paylaşımlar ve propaganda yaparak kastını ve örgüt hiyerarşisi içinde bulunduğunu FETÖ/PDY terör örgütüne ve örgüt elebaşısı Fethullah Gülen’e bağlılığını açıkça ortaya koyduğu, elde edilen çok sayıda digital materyalin incelenmesine göre Toshiba marka sabit disk içerisinde örgüt elebaşısı Fetullah Gülen’e ait çok sayıda sohbet videoları, tanınmış kişilerin örgüt elebaşını övdüğü görüntüler ve örgütün yayın organlarından Sızıntı dergisine ait dokümanların bulunduğu, tüm bu delillerin sanığın örgüt hiyerarşisi içerisinde bulunduğunu desteklediği görülmüş, çalıştığı dönemde Zaman gazetesi içerisinde veya Yarına Bakış Gazetesi içerisinde örgütsel bir faaliyet olduğunun farkında olmadığı yönündeki savunmalarına itibar edilmemiştir.

Yukarıda açıklanan deliller ışığında sanık Halil İbrahim BALTA’nın örgüt üyeliği açısından eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk unsurlarının gerçekleştiği, sanığın FETÖ/PDY’nin fikir ve ideolojisini benimseyerek bu doğrultuda faaliyetler içerisinde olduğu, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin etkin bir üyesi olduğunun kabulü gerektiği kanaatiyle sanığın TCK’nun 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir."

12. Anılan mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 22/10/2018 tarihli kararıyla istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucunun temyiz talebi ise Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi tarafından 16/3/2020 tarihinde reddedilmiş ve mahkûmiyet kararı onanmıştır. Yargıtay, terör örgütü üyeliği ve FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere yer verdikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını da referans göstererek ifade ve basın özgürlüğünün sınırlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.

14. Nihai karar başvurucu tarafından 8/6/2020 tarihinde öğrenilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Metin Birdal ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Anayasa Mahkemesinin 22/4/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

17. Başvurucu; sosyal medya paylaşımları ve Zaman gazetesinde çalışmış olmasının terör örgütü üyeliği suçunda delil olarak esas alınmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

18. Bakanlık görüşünde, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği noktasında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

19. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ...

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…"

20. Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Basın hürdür, sansür edilemez. ...

…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.

..."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

22. Öncelikle şu ifade edilmelidir ki terör örgütü üyeliği suçu kapsamındaki mahkûmiyet kararına esas alınan delillerin tamamının veya belirleyici nitelikte olanların bir ifade biçiminden ibaret olmadığı durumlarda ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahaleden dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında yapılması gereken bir incelemeden bahsedilemeyecektir (aynı yönde AİHM kararları için bkz. Yılmaz ve Kılıç/Türkiye, B. No: 68514/01, 17/7/2008, § 58; Gül ve diğerleri/Türkiye B. No: 4870/02, 8/6/2010, §§ 33-35). Bu nedenle ilk olarak mahkûmiyet kararına esas alınan delillerin tamamının veya kararda belirleyici olanların bir ifade kullanımına ilişkin olup olmadığına bakılmalıdır. Somut olayda başvurucunun mahkûmiyetinde esas alınan deliller sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar, terör örgütüyle irtibatlı gazetelerde uzun yıllar muhabir olarak çalışması ve elde edilen dijital materyallerdeki video ile dokümanlardaki tespitlerden ibaret olup ifade kullanımına ilişkindir.

23. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Bu doğrultuda bir ceza yargılamasında isnat edilen suçun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, Metin Birdal (aynı kararda bkz. § 48) kararında kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılmasının bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini, dolayısıyla bu konunun Anayasa Mahkemesinin ilgi alanında kaldığını ifade etmiştir.

24. Bu durumda eldeki başvuruya konu olayda başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri kullanımına ilişkin eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının anılan özgürlüğe müdahale olduğu kabul edilmiştir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

25. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

26. Sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

27. Müdahaleye dayanak olan 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. ve 314. maddelerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

28. Başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin kararın terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında millî güvenlik, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesine yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1)   Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

29. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(2) Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

30. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekir (Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 46; bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Ferhat Üstündağ, § 48; bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit [2. B.], B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).

(3) Terör Örgütü Üyeliği Suçu

31. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, 314. maddesinde ise devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ve Anayasa'yı ihlal suçlarını işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve böyle bir örgüte üye olma suçu düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemelere ve uygulamaya göre bir suç örgütüne katılma saikiyle hareket eden ve örgütün amaçlarını benimseyerek örgütün hiyerarşik yapısı içinde verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olan bir kişi örgüt üyesi olarak kabul edilir. Bu itibarla örgüt üyesi, suç organizasyonu içinde bulunan ve örgütün üstün iradesine tabi olarak kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir (Metin Birdal, § 60). Özellikle günümüzde terörizmin gerek ulusal gerek uluslararası alanda ulaştığı düzey gözönüne alındığında bu tehdit oldukça somut hâle gelmektedir (Metin Birdal, § 61).

32. 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Anılan Kanun'un 7. maddesinde cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1. maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere terör örgütü kuranlar, yönetenler ve bu örgüte üye olanların 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesi hükümlerine göre cezalandırılacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla terör örgütlerinin nihai amacı 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde sayılan amaçlar olmalıdır.

33. Uluslararası hukuka göre de yarattığı ciddi tehlike hâli önemsenen terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırma yoluna gidilebilmesi için kişinin henüz başka bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu bağlamda örgüte üye olmak suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür. Çünkü birden fazla kişinin suç işlemek için organize olması toplum için daha açık ve yakın bir tehdit oluşturur. Özellikle günümüzde terörizmin gerek ulusal gerek uluslararası alanda ulaştığı düzey gözönüne alındığında bu tehdit terör örgütleri bağlamında oldukça somut hâle gelmektedir (Metin Birdal, §§ 61, 62).

34. Terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilebilmek için kişi, örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmeli; örgütün bir parçası olmayı istemeli ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağlamalıdır. Örgüte üye olmak fiilî bir katılmadır. Dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının altında yatan sebep, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı sağlamasıdır (Metin Birdal, § 62).

(4) Terör Örgütü Üyeliği Suçu Bağlamında Yarışan Değerler Arasında Adil Denge Kurulması

35. İlk olarak çağımızda terör eylemlerinin toplumları tehdit eden en önemli tehlikelerden biri olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Terör, bir azınlığın iradesini şiddet yolu ile halkın iradesine kabul ettirmek için başvurduğu bir yöntemdir. Elbette kurulu düzeni değiştirmek için terör denen her türden zor kullanımı ve şiddet eylemlerinin, silahlı ayaklanma ve hükûmet darbesi gibi girişimlerin olağan ve meşru kabul edilmesi asla düşünülemez (Yılmaz Çelik, § 57). Dolayısıyla modern demokrasilerde devletlerin kendi sorumluluk alanındaki bireyleri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülüğün bir sonucu olarak insanların terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir dengeleme yapılması ihtiyacı doğmaktadır (Metin Birdal, § 65).

36. Terör örgütüne üye olma suçundan her türlü şüpheden uzak bir şekilde mahkûm edilebilmesi için -eylemlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında- kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe ile ispat edilmesi şarttır. Klasik ceza hukukunda ispat, geçmişte meydana gelmiş bir olayın gerçek yönünü ortaya koyma ve kişilerde bu konuda bir kanaat oluşturma faaliyeti olarak kabul edilmiştir. Mesele örgüt üyeliği olunca ispat, iddia makamınca ortaya konulan maddi olayların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanı sıra söz konusu suçun unsurlarının, nedensellik bağının, failin kusur yeteneğinin ve kastının onun örgüt üyesi olduğunu gösterip göstermediği olacaktır (Metin Birdal, § 67).

37. "Delilsiz mahkûmiyet olmaz" ilkesinden dolayı ceza muhakemesi sonucunda verilecek hükmün mutlaka delillere dayandırılması gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek delil serbestliği ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkenin bir sonucu olarak somut, gerçekçi, olayla bağlantılı ve olayı temsil eden her şey hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şartıyla delil olabilir (Metin Birdal, § 68).

38. Bundan başka ceza muhakemesinin amacı gerçeğin ortaya çıkarılması olduğu için ispat değeri açısından deliller arasında bir hiyerarşi getirilemez; hâkimin hükmünü dayandıracağı ve olayı temsil eden delillerin nelerden ibaret olduğu önceden sayılarak sınırlanamaz ya da bir ceza davasındaki uyuşmazlığın en az kaç delille ispatlanabileceği düzenlenemez (Metin Birdal, § 69).

39. Dolayısıyla terör örgütlerinin yapılarının ve faaliyetlerinin çeşitliliği söz konusu olunca bir kişinin terör örgütünün üyesi olduğunun ortaya konulması için değerlendirmeye alınabilecek deliller konusunda ortak ve sınırlı bir öngörüde bulunulması mümkün değildir. Delillerin işlevi yargılama makamlarının bir kanaate ulaşarak hüküm vermesini sağlamaktır (Metin Birdal, § 70).

40. Delil serbestliği nedeniyle mahkemenin dikkate alabileceği deliller konusunda bir sınırlandırma öngörülmesi mümkün değildir. 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi hâkim delillerin değerini "Vicdani kanaatiyle serbestçe takdir eder." ancak keyfî davranamaz. Ceza hâkimi delilleri bir bütün olarak değerlendirerek delillerin olayı ortaya koyup koymadığını inceler. Söz konusu terör örgütü üyeliği suçu olunca ise delil değerlendirmesi geleneksel suçlara ilişkin delillerin değerlendirilmesine göre bir ölçüde farklılaşmaktadır. Zira bir kişinin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilebilmesi için henüz başka bir suç işlemesi gerekmediğinden maddi olayların tek tek ele alındığında kendi başına birer suç teşkil etmesi veya bir suça vücut vermesi gerekmemektedir (Metin Birdal, § 71).

41. Hiç kuşkusuz bireylere atfedilen söz ve eylemlerin hukuk sistemimizde bir suça tekabül edip etmediğinin takdir yetkisi, bireysel başvurudan önceki safahatta görevli mahkemelere aittir. Ancak yargı makamlarının takdir yetkilerini kullanırken ilgili ve yeterli şekilde bir gerekçe ortaya koymaları elzemdir (Yılmaz Çelik, § 58).

42. Bu ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, terör örgütü üyeliği suçu kapsamında verilen mahkûmiyet kararlarında kullanılan delillerin bir anayasal hak (ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi) kullanımıyla ilgili olması nedeniyle hak ihlali iddialarının ileri sürüldüğü başvurularda kategorik bir yaklaşımla hareket etmemekte, her somut olayın koşullarına göre mahkûmiyete esas alınan delillerin ilgili anayasal hakkı ihlal edip etmediğini yargı makamlarının gerekçeleri üzerinden incelemektedir. Bu nedenle yargı mercileri tarafından mahkûmiyete konu hangi delillerin ortaya konulduğu ve bu delillerin terör örgütü üyeliği suçuna nasıl vücut verdiği konusunda oluşturdukları gerekçenin somut olay bağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığı söz konusu başvurularda yapılacak anayasal değerlendirmeler bakımından hayati önem taşımaktadır.

(5) Somut Olayın Değerlendirilmesi

43. Mevcut başvuruda başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığına yukarıda belirlenen ölçütler kapsamında yapılacak değerlendirme sonucunda karar verilecektir.

44. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında da vurguladığı üzere bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 11-19, 51).

45. Eldeki başvuruda da FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasını deşifre etmek için yürütülen soruşturma sonucunda açılan ceza davası kapsamında başvurucu, terör örgütüne üye olma suçundan hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkeme, mahkûmiyet kararında esas olarak başvurucunun uzun süre terör örgütüyle irtibatlı olduğu için kapatılan Zaman gazetesinde ve söz konusu gazeteye kayyım atanmasının ardından yine terör örgütüyle irtibatı nedeniyle kapatılan Yarına Bakış gazetesinde çalışması ile sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımları esas almıştır. Mahkeme ayrıca başvurucudan ele geçirilen dijital materyallerde terör örgütü liderini öven video ve dokümanlar bulunması ile başvurucunun Bank Asyada aktif olarak kullandığı iki hesabın bulunmasını mahkûmiyet hükmüne destekleyici delil olarak kabul etmiştir. Mahkeme sayılan tüm bu delilleri bir bütün olarak ele alarak başvurucunun eylemlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz ettiğini, bu nedenle başvurucunun üzerine atılı olan müsnet suçu işlediğini değerlendirmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun mahkûmiyetine esas teşkil eden eylemlerin dikkatli şekilde incelenerek başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde hareket ettiğini gösteren örgütsel niteliğe haiz eylemlerinin yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulup konulamadığı incelenecektir.

46. Başvurucunun mahkûmiyetinde yargı mercilerinin esas itibarıyla başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden gerçekleştirdiği birçok paylaşımı dikkate alarak mahkûmiyet kararına dayanak oluşturduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar yargılama sırasında başvurucu söz konusu paylaşımları örgütsel bir faaliyet olarak gerçekleştirmediğini belirtmişse de Mahkeme gerekçesinde içeriklerin örgütün temel amaç ve fikirleri doğrultusunda hükûmeti ve Cumhurbaşkanı'nı halk nezdinde küçük düşürmeyi, hükûmeti uluslararası platformda zor duruma düşürmeyi, örgütü, örgüt üyeleri ve örgüt liderini sempatik göstermeyi, örgüt aleyhine yapılan soruşturmaları ve soruşturma yapanları itibarsızlaştırmayı amaçladığını belirtmiştir. Kaldı ki başvurucu bu paylaşımların büyük çoğunluğunu 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin hemen akabinde ve terör örgütüne yönelik soruşturmalar devam ederken yapmıştır. Yargı mercileri kararlarında paylaşımların örgütsel niteliğini ortaya koyabilmek adına özellikle zamansal niteliğine dikkat çekmiştir. Zira terör örgütünün demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüsünün hemen akabinde kamuoyunun bilincini değiştirmek ve yönlendirebilmek amacıyla örgütün medya yapılanması içerisinde bulunan mensupları aracılığıyla örgütsel faaliyette bulunduğunu özellikle ortaya koymuştur. Nitekim Mahkemenin buna ilişkin ifade özgürlüğünü de hesaba katarak kurduğu gerekçenin de ilgisiz veya yetersiz olduğu söylenememektedir. Bu itibarla söz konusu paylaşımlarında başvurucu, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettiğini terör örgütü ile liderini överek ve terörizmi meşrulaştırarak göstermiştir.

47. Öte yandan yargı mercileri başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiğini Zaman gazetesinde uzun yıllar çalışmasını ve bu gazeteye kayyım atanması sonrası işten çıkarıldığında yine aynı konumda olan kişilerin bir araya gelerek kurdukları Yarına Bakış isimli gazetede çalışmasını delil olarak kullanmıştır. Başvurucunun mahkûmiyetinde destekleyici olarak kabul edilen eylemine bakıldığında çeşitlilik arz ettiği ve belirtilen zaman aralığında belli bir sürekliliğe ulaştığı konularındaki cezalandırma gerekçesinin yeterli olmadığı söylenememektedir. Zira başvurucu terör örgütüyle irtibatlı Zaman gazetesinde uzun yıllar çalışmış ve söz konusu gazeteye kayyım atanmasının ardından farklı bir ad altında yeniden yapılanan Yarına Bakış isimli gazetede çalışmaya devam etmiştir. Bunun yanı sıra Mahkemenin başvurucunun FETÖ/PDY ile olan yakın ilişkisini ortaya koymak bakımından Bank Asyada bulunan hesaplarını da -diğer eylemlerle birlikte ele alarak- eylemlerin çeşitliliği bağlamında değerlendirdiği, bu yönüyle mahkûmiyet gerekçesini tahkim ettiği anlaşılmaktadır.

48. Son olarak başvurucunun mahkûmiyetinde ele geçirilen dijital materyallerde terör örgütü liderine ait ve onu öven videolar ile terör örgütüyle irtibatlı Sızıntı dergisine ait dokümanlar tespit edildiği belirtilmiştir. Yargıtay uygulamasında kişilerde salt Fetullah Gülen'e ait ses veya videolara ilişkin dijital veriler ele geçirilmesinin silahlı terör örgütü üyeliği suçu açısından tek başına yeterli delil olarak kabul edilmediği, anılan kararlarda dosya kapsamına göre toplanması gerektiği belirtilen diğer delillere değinildikten sonra suçun sübutu açısından tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır [(Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 1/3/2018 tarihli ve E.2017/3481, K.2018/710; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2/5/2023 tarihli ve E.2021/17056, K.2023/2493 sayılı kararları]. Buna göre başvurucunun ikametgâhında ele geçen terör örgütü liderine ait ve onu öven videolar ile terör örgütüyle irtibatlı yayınların açıkça FETÖ/PDY'yle bağlantılı olması olguları ve başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde hareket ettiğine dair diğer deliller birlikte ele alındığında örgütsel materyallerin terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması bakımından delil olarak değerlendirilemeyeceği söylenemez.

49. Netice itibarıyla başvurucunun FETÖ/PDY'nin ideolojisini benimseyerek bu terör örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği, eylemlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği, bu nedenle başvurucunun terör örgütünün hiyerarşisi içinde hareket eden bir kişi olduğu yönündeki Mahkeme gerekçesinin başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan cezalandırılması için ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyaca karşılık geldiği kabul edilmiştir. Diğer taraftan terör örgütü üyeliği suçunun toplum bakımından taşıdığı tehlikenin ciddiyeti ile başvurucuya verilen cezanın miktarı -kamu makamlarının bu konudaki takdir alanı da hesaba katılarak- dikkate alındığında müdahalenin orantılı da olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, HALİL İBRAHİM BALTA, B. No: 2020/20319, 22.04.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 07, sayfa 473–484

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.