Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
İHSAN ULUCA (2020/19902)
- Mülkiyet hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, emekli aylığının geç bağlanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Mülkiyet hakkı | Sosyal güvenlik | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
İHSAN ULUCA BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/19902) |
|
|
|
Karar Tarihi: 7/1/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Cihan BAYDERE |
|
Başvurucu |
: |
İhsan ULUCA |
|
Vekili |
: |
Av. Uğur ALTUN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, emekli aylığının geç bağlanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Danıştay üyesi olarak görev yapmaktayken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyeliği suçundan yürütülen soruşturma kapsamında 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 20/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 1/8/2016 tarihinde Danıştay tetkik hâkimi olarak atanmıştır.
6. Başvurucu, ceza infaz kurumundayken 18/8/2016 tarihinde Danıştay Başkanlığına sunulmak üzere emeklilik dilekçesi vermiştir.
7. Başvurucu, HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı ile 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmıştır. Bunun üzerine başvurucu 29/8/2016 tarihinde Danıştay Başkanlığına sunulmak üzere verdiği dilekçeyle yeniden emeklilik talebinde bulunmuştur. HSYK 29/11/2016 tarihinde başvurucunun meslekten çıkarılması kararına yapılan itirazı kesin olarak reddetmiştir.
8. Başvurucu 30/1/2017 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) sunulmak üzere verdiği dilekçe ile daha önce Danıştay Başkanlığına sunduğu dilekçeleri dikkate alınarak emeklilik işlemlerinin yapılmasını istemiştir. SGK'nın Danıştay Başkanlığına yazdığı yazı ile başvurucu hakkında emekliye sevk onayı düzenlenmesini istemesi üzerine konu Danıştay Başkanlığı tarafından HSYK'ya iletilmiştir. HSYK tarafından 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 39. maddesinin (ç) bendi uyarınca 30/3/2017 tarihinde emekliye sevk onayı verilmiştir. Başvurucuya SGK'ya başvuru tarihini takip eden ay başı olan 1/2/2017 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanmıştır. Başvurucu son olarak 2016/Ağustos döneminde bağlı olduğu Danıştay Başkanlığından yarı oranında maaş almış, daha sonra başvurucuya maaş ödemesi yapılmamıştır.
9. Başvurucu 23/6/2017 tarihinde SGK'ya verdiği dilekçe ile Danıştay Başkanlığına ilk emeklilik başvurusunu yaptığı 18/8/2016 tarihinden itibaren emeklilik hakkını kazandığının tespit edilmesi ve bu tarihten itibaren ödenmeyen alacaklarının ödenmesi talebiyle başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, isteminin zımnen reddedilmesi üzerine zımnen ret işleminin iptali ve ödenmeyen alacakların ödenmesi talebiyle dava açmıştır.
10. Açılan davada Ankara 14. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 31/5/2018 tarihinde;
i. Başvurucunun 18/8/2016 ve 29/8/2016 tarihinde verdiği dilekçeler üzerine bağlı olduğu kurumun davalı SGK'ya bildirimde bulunmadığı,
ii. İlgili dönemde açıkta bulunmayan başvurucunun emeklilik işlemlerinin bağlı olduğu kurum tarafından yapılması gerektiği,
iii. Başvurucunun bağlı olduğu kurumun emeklilik işlemini yapmaması nedeniyle olayda davalı SGK'nın herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı,
iv. Başvurucunun meslekten çıkarılması üzerine kurumuyla ilişiği kesildiğinden ve bu tarihten itibaren bir nevi açıkta bulunan kamu personeli olduğundan bu tarihten sonra davalı SGK'ya verdiği 30/1/2017 tarihli dilekçeden sonraki ay başından itibaren emeklilik işleminin yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 12/3/2020 tarihinde verdiği kararla istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.
12. Nihai karar başvurucu tarafından 16/6/2020 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
13. 5434 sayılı Kanun'un mülga 39. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Emekli aylığı aşağıdaki hallerde bağlanır:
...
ç) 87 nci maddenin (a, b, c, d, e, g, h, i, j ve m) fıkralarında gösterilenlerden 25 fiili hizmet yılını dolduran iştirakçilerden kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını dolduranların istekleri üzerine,
..."
14. 5434 sayılı Kanun'un mülga 87. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Aşağıda yazılı sebeplerle, emeklilik hakkı tanınan vazifelerden ayrılanların, Sandıkla ilgileri kesilir ve o tarihe kadar aylık ve ücretlerinden kesilerek Sandıkta birikmiş kesenekleri (34 ve 38 inci maddelerde yazılı kesenek ve karşılık toplamlarının kesenek itibar edilen kısımları dahil) faizsiz olarak kendilerine ödenir.
...
e) İdareten veya cezaen vazifelerine son verilenler;
..."
15. 5434 sayılı Kanun'un mülga 91. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanuna göre bağlanan çeşitli mahiyetteki aylıkların ödenmesi aşağıdaki fıkralarda yazılı tarihlerden başlar:
...
b) Emeklilik hakkı tanınan bir vazifede iken bu kanunda yazılı çeşitli sebeplerle emekliye ayrılanların emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylıklarıyla ölenlerin dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar hizmet aylıklarının kesildiği tarihi takip eden ay başından; (Emekliliklerini kendileri istemiş olanlar bu istemelerinin kabul edildiği salahiyetli makamlarca kendilerine yazı ile bildirilmezse isteklerini yaptıkları tarihten itibaren bir aydan evvel olmamak üzere vazifelerini terk edebilirler. Bunların emeklilik isteklerinin kabul edildiğinin salahiyetli makamlarca yazı ile bildirilmesi tarihinden itibaren en çok bir ay içinde vazifelerinden ayrılmaları mecburidir. Erlerin vazife malullüğü aylıklarının başlangıcı bu husustaki müracaatlarını takip eden ay başıdır.
c) Her ne suretle olursa olsun açıkta bulunanlardan emekli aylığına müstahak olanların veya ölenlerin emekli ve adi malullük aylıklarıyla dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar, son ayrıldıkları kurumlara kendileri veya dul ve yetimleri tarafından yazı ile yapılacak müracaat tarihlerini takip eden ay başından;
..."
16. 5434 sayılı Kanun'un mülga ek 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"5434 sayılı Kanun ve ona ek kanunlara göre Sandıkla ilgilendirilenlerin emeklilik işlemleri;
...
b) İstek üzerine veya yaş haddi veya malullük (adi ve vazife malullüğü) hallerinde, iştirakçinin mensup olduğu kurumun en yüksek amirinin,
...
onayı ile tekemmül eder.
..."
17. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri" başlıklı geçici 4. maddesinin bireysel başvuru tarihi itibarıyla ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Ek cümle: 11/10/2011-KHK-666/5 md.) Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.
Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.
..."
18. 5510 sayılı Kanun'un "Kamu görevlilerinin emekliye sevk onayları" başlıklı 48. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların yaşlılık, malûllük veya vazife malûllüğü işlemleri;
...
b) İstek üzerine veya yaş haddi, malûllük veya vazife malûllüğü hallerinde kamu idaresinin en yüksek amirinin,
...
onayı ile tekemmül eder.
Özel kanun hükümleri hariç olmak üzere yetkili makamın emekliye sevk onayı, talep tarihinden itibaren bir ayı geçemez. Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararname ile atananların görevleriyle ilişiklerinin kesilmesi ilgili bakanın onayı ile tekemmül eder.
... Birinci fıkranın (b) bendine göre emekliye ayrılmak isteyenler için her durumda, istek tarihinden itibaren bir aylık süre sonunda ilişikleri kesilmiş sayılır."
19. 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı 2. mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Emeklilik onayları" başlıklı 6. maddesi şöyledir:
"20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü halin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre olağanüstü hal süresince uygulanmaz."
20. 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun'un "Gönderilen makamda hata" başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir."
2. Yargı İçtihatları
a. Anayasa Mahkemesi Kararı
21. Anayasa Mahkemesi 26/10/2022 tarihli ve E.2018/76, K.2022/125 sayılı kararıyla 673 sayılı KHK'nın 6. maddesi ile aynı hükümleri içeren 6/2/2018 tarihli ve 7081 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesinin iptali istemini incelemiş, söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"89. Kuralla 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen olağanüstü hâlin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin ikinci fıkrasında emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin olağanüstü hâl süresince uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır. Buna göre 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olan kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için aynı Kanun’un 48. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu olağanüstü hâlin ilanından itibaren ve devamı süresince kaldırılmıştır.
90. Kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü bakımından gerekli olan yetkili amirin emekliye sevk onayı vermesi için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.
...
93. 5510 sayılı Kanun’un 48. maddesi gereğince, bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların yaşlılık, malullük veya vazife malullüğü işlemlerinin yetkili makamın onayı ile tekemmül edeceği düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise özel kanun hükümleri hariç olmak üzere yetkili makamın emekliye sevk onayının talep tarihinden itibaren bir ayı geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Sosyal güvenlik mevzuatı açısından belli bir yaşa ulaşılması ve çalışma süresinin doldurulması nedeniyle çalışma gücü azalan sigortalının iş hayatından çekilerek çalışmadan yaşamını sürdürmesi ve bu aşamadaki gelir kaybının giderilmesi amacıyla yaşlılık (emekli) aylığı bağlanması sonucunu doğuran emeklilik uzun vadeli sigorta kollarından birisidir. Bu bağlamda 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin emeklilik işlemlerinin tekemmülü için gerekli olan emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin olağanüstü hâl süresince uygulanma zorunluluğunun kaldırılmasını öngören kuralın sosyal güvenlik hakkına yönelik bir sınırlama öngördüğü açıktır.
...
98. Darbe teşebbüsü ve FETÖ/PDY kapsamında on binlerce kamu görevlisi hakkında kamu görevinden çıkarma, görevden uzaklaştırma ve bunlarla bağlantılı farklı nitelikte tedbirler uygulanmıştır. Bütün bu olgular karşısında özellikle darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY üyeliği ve terör ile ilgili suçlardan dolayı kamu görevlileri hakkında uygulanan adli ve idari tedbirler nedeniyle emeklilik işlemlerinin yürütülmesi sırasında aksaklıklar olması doğaldır. Bu bağlamda söz konusu tedbirlerin yoğun bir şekilde uygulandığı dönemde kamu personelinin durumlarındaki belirsizliklerden dolayı emeklilik başvurusu yapan çalışanların özlük dosyalarındaki bilgiler değerlendirilmek suretiyle emeklilik hakkı kazanıp kazanamadıklarının tespiti sırasında gecikme ve zorluklar yaşanabilir. Ayrıca kamu görevlileri hakkında uygulanan tedbirler nedeniyle ortaya çıkan personel eksikliği de dikkate alındığında olağanüstü hâl döneminde emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin ortadan kaldırılmasının sosyal güvenlik sisteminin düzgün ve sağlıklı bir şekilde işlemesi amacı bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemez.
99. Memurlar ve kamu görevlileri için emeklilik işleminin tamamlanabilmesi ve emeklilik aylığının bağlanabilmesi için yaş ve sigortalılık süresi koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte, başkaca bir şart aranmamaktadır. Kural, memurların veya kamu görevlilerinin emeklilik hakkından yararlanabilmesi için yeni bir şart öngörmemektedir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme dışında olağanüstü hâl nedeniyle kamu görevinden çıkarılanlarla ilgili olarak emekliliğe hak kazanma koşulları, emeklilik başvurusu, emekli aylığı ve emekli ikramiyesi hesaplanma yöntemi ve benzeri unsurlar yönünden diğer kamu görevlilerinden farklı bir uygulama geliştirilmemiş ve bu kişiler sosyal güvenlik hukuku genel hükümleri çerçevesinde olağan işleme tabi tutulmaya devam edilmiştir.
100. Bunun yanı sıra kural, olağanüstü hâl süresince emeklilik talebinde bulunulamayacağı veya emeklilik işlemlerinin yapılmayacağı anlamına gelmemekte olup sadece bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğu kaldırılmıştır. Bir kamu görevlisi tarafından emeklilik talebinde bulunulması durumunda yetkili amir tarafından emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık süre içinde veya bu süreden sonra emekliye sevk onayı verilmesi mümkündür.
101. Ayrıca emeklilik için gerekli şartları taşıyan memur ve diğer kamu görevlilerinin haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması bulunması ya da ceza yargılaması sonucunda cezaya mahkûm edilmesi emekliliğe engel bir durum değildir. Zira 5510 sayılı Kanun’da ve diğer ilgili mevzuatta bu kişilerin emeklilik haklarının düşmesini ve emekli aylıklarının devamlı olarak kesilmesini gerektiren bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kapsamda bulunan sigortalılardan aylık bağlanmasına müstahak olup talep edenlere, aylık bağlanmakta ve yine ilgili mevzuatta yer alan diğer ödeme ve haklar verilmektedir.
102. Bu itibarla olağanüstü hâlin devamı süresince ve olağanüstü hâlin gerektirdiği şartlar nedeniyle emekliye sevk onayı için öngörülen bir aylık sürenin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldıran kuralın, olağanüstü hâlde sosyal güvenlik hakkını durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde sınırlandırdığı söylenemez.
..."
b. Danıştay Kararı
22. Danıştay Onikinci Dairesinin 27/10/2021 tarihli ve E.2018/4053, K.2021/5372 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 26. maddesinde; 5434 sayılı Kanun ve ona ek kanunlara göre Sandıkla ilgilendirilenlerin emeklilik işlemlerinin; istek üzerine veya yaş haddi veya malullük (adi ve vazife malullüğü) hallerinde, iştirakçinin mensup olduğu kurumun en yüksek amirinin onayı ile tekemmül edeceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Her ne kadar İdare Mahkemesince; 5510 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesindeki atıf gereğince hakkında 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması gereken davacı açısından, davanın reddine yönelik gerekçe oluşturulması sırasında 5510 sayılı Kanun'un 28. maddesine yer verilmiş ise de; sözü edilen husus sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır."
c. Bölge İdare Mahkemesi Kararı
23. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesinin 15/3/2023 tarihli ve E.2020/1774, K.2023/675 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"5434 sayılı Kanunun aylıkların başlangıç tarihini belirleyen 91. maddesinin (c) fıkrasında, "Her ne suretle olursa olsun açıkta bulunanlardan emekli aylığına müstahak olanlara veya ölenlere emekli ve adi malüllük aylıkları ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar, son ayrıldıkları kurumlara kendileri veya dul ve yetimleri tarafından yazı ile yapılacak müracaat tarihlerini takip eden ay başından;" başlayacağı belirtilmiştir.
Görüleceği üzere, istifa, istifa etmiş sayılma, idareten veya cezaen vazifelerine son verilme gibi vb. nedenlerle kısacası her ne şekilde olursa olsun görevinden ayrılmaları sonrasında açıkta bulunanların emekli aylıkları; son ayrıldıkları kuruma veya Sosyal Güvenlik Kurumuna kendileri tarafından yazı ile yapılacak başvuru tarihlerini takip eden aybaşından itibaren bağlanacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve yargı mercilerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorumu esas almaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).
26. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
27. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).
28. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklenti bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).
29. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye (k.k), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Anayasa Mahkemesinin 7/1/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
31. Başvurucu; kamu kurumlarının bir bütün olduğunu ve daha önce verdiği dilekçelerin değerlendirilmemesinin kendi kusurundan kaynaklandığının iddia edilemeyeceğini, 673 sayılı KHK'nın 6. maddesinin emeklilik maaş ve ikramiyelerinin ödenmeyeceğini düzenlemediğini, kendisi ile aynı durumda olan Yargıtay üyelerinin emeklilik taleplerinin kurumlarınca kabul edildiğini belirterek gerekçeli karar hakkı, mülkiyet hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüşünde; yargı mercilerinin kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçe olduğu, başvurucunun meşru beklentisinin bulunmadığı, eşitlik ilkesi yönünden iddianın temellendirilmediği belirtilmiştir.
33. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
B. Değerlendirme
34. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü kendisine emekli aylığının geç bağlanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin olduğundan başvuru mülkiyet hakkı kapsamında incelenecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
37. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsar (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallarla bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
38. Mülkiyet hakkının özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlamı ve kapsamı olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 51).
39. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).
40. Meşru beklenti objektif temelden uzak olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut niteliktedir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).
41. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar mülk olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül [2. B.], B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).
42. Anayasa Mahkemesi Şeyhmus Yılma ([GK], B. No: 2018/37995, 11/1/2024) kararında, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun HSYK tarafından meslekten çıkarılmasına karar verilmesi ile yeniden inceleme talebinin reddedilmesine ilişkin dönem arasındaki maaşının yarısının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını değerlendirmiştir. Anılan kararda başvurucunun 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinde öngörülen şekilde olağanüstü tedbir niteliğindeki işlemle meslekten çıkarılmasına karar verildiğinden ve bu kararın adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak derhâl sonuç doğurduğu anlaşıldığından meslekten çıkarma kararı verilmesi ile yeniden inceleme talebinin reddedilmesine ilişkin dönem arasındaki maaşın ödenmesi yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan bir mülkünün veya mülkü elde etme yönünde yeterli hukuki temele dayalı meşru bir beklentisinin bulunmadığı sonucuna varılarak mülkiyet hakkı yönünden konu bakımından yetkisizlik nedeniyle başvuru kabul edilemez bulunmuştur (Şeyhmus Yılma, § 67).
43. Olayda başvurucunun emekli aylığı bağlanabilmesi için yaş ve hizmet süresi şartlarını sağladığı hususunda ihtilaf yoktur. Diğer yandan başvurucu hakkında 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarma kararı verilmesiyle başvurucunun kamu görevi sona ermiştir. Başvurucu HSYK tarafından meslekten çıkarılıp yeniden inceleme talebinin reddedilmesi üzerine SGK'ya emeklilik başvurusunda bulunduktan sonra HSYK 5434 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (ç) bendi uyarınca 30/3/2017 tarihinde emekliye sevk onayı vermiş ve 1/2/2017 tarihinden itibaren başvurucuya emekli aylığı bağlanmıştır.
44. 5434 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (ç) bendinde bu madde kapsamına girenlere yaş ve hizmet yılı şartlarını sağlamaları ve talep etmeleri hâlinde emekli aylığı bağlanacağı; 91. maddesinin (b) bendinde bu kanun kapsamında emekliye ayrılanlara emekli aylıklarının hizmet aylıklarının sona erdiği ayı takip eden aydan itibaren ödeneceği, aynı maddenin (c) bendinde ise her ne şekilde olursa olsun açıkta bulunan ve emekli aylığı almayı hak eden kişilere son ayrıldıkları kuruma yapacakları başvuru tarihini takip eden ay başından itibaren emekli aylıklarının ödeneceği açıkça ifade edilmiştir. Somut olayda başvurucunun görevine 24/8/2016 tarihinde idari işlemle son verilmiş olup başvurucu bu tarihten sonra 29/8/2016 tarihinde ikinci kez emeklilik dilekçesi vermiştir. Bu durumda emeklilik için gerekli şartları taşıyan başvurucunun görevine son verildikten, emeklilik talebinde bulunduktan ve hizmet aylığı da kesildikten sonra kendisine emeklilik aylığı bağlanması yönünde açık kanun hükümlerine dayanan meşru beklentisi bulunduğunu kabul etmek gerekir.
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
45. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
46. Başvurucunun meşru beklentisi bulunduğu emekli aylıklarının ödenmemesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
47. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
48. İncelenen olayda başvurucuya emeklilik başvurusunda bulunduktan sonra emekli aylığı bağlanmaması dolayısıyla başvurucunun meşru beklentisine bir müdahale söz konusu olduğundan süresinde emekli aylığı bağlanmamasının mülkiyetten barışçıl yararlanma biçimindeki genel kural kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
49. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
50. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesi de gözönünde tutulmalıdır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
51. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).
52. Başvurucunun emekli aylığının geç bağlanmasına kanuni dayanak olarak 5434 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (c) bendi, 5510 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile 673 sayılı KHK'nın 6. maddesi gösterilmiştir. Başvurucuya emekli aylığının geç bağlanmasının kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı hususunun sorunlu olduğu söylenebilir ise de başvurunun kapsam ve mahiyeti itibarıyla bu durumun "Ölçülülük" başlığı altında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
ii. Meşru Amaç
53. Başvurucuya emekli aylığının son olarak SGK'ya yaptığı başvuru üzerine bağlanmasının temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bu nedenle müdahalenin sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amacı olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
54. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
55. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin maliki, ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında olağandışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
56. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
57. Mülkiyet hakkına kamu otoriteleri tarafından yapılan müdahaleye ilişkin hukuka aykırılık iddialarının öne sürülebileceği idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların var olup olmadığı ve bu mekanizmaların keyfîliğe karşı güvenceler içerecek araçlarla donatılıp donatılmadığı hususu müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulacaktır. Bu bağlamda bu tür mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya keyfîliği önleyecek nitelikte olmaması durumunda müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılabilir.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
58. Eldeki olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu itibarla uygulanan tedbirle başvurucuya aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.
59. Başvurucu, kamu görevinden 24/8/2016 tarihinde çıkarılmış; başvurucuya hizmet aylığı en son 2016/Ağustos döneminde yarı oranında verilmiştir. Başvurucu 18/8/2016 ve 29/8/2016 tarihlerinde en son çalıştığı kurum olan Danıştay Başkanlığına emeklilik dilekçeleri vermiş ancak başvurucuya emekli aylığı bağlanmamıştır. Başvurucu son olarak 30/1/2017 tarihinde SGK'ya sunulmak üzere emeklilik dilekçesi vermiş, bunun üzerine 1/2/2017 tarihi itibarıyla başvurucuya emekli aylığı bağlanmıştır.
60. Başvurucunun verdiği ilk emeklilik dilekçelerinden önce emekli aylığı bağlanması bakımından yaş ve hizmet süresi şartını taşıyıp taşımadığı hususunda bir ihtilaf yoktur. Uyuşmazlığın özünün başvurucunun emekli aylığının SGK'ya başvuru tarihini takip eden ay başı olan 1/2/2017 tarihi yerine 18/8/2016 ve 29/8/2016 tarihli dilekçe tarihlerini takip eden ay başından itibaren bağlanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin olduğu görülmüştür.
61. İlgili yargı kararlarında da belirtildiği üzere 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesinde bu Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 5434 sayılı Kanun'a tabi olarak çalışmakta olanlara emeklilik aylıklarının bağlanmasında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (bkz. § 22). 5434 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (b) bendinde ise emekliye ayrılanlara hizmet aylıklarının kesildiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli aylığının ödenmeye başlanacağı açıkça ifade edilmiştir. Yine 5434 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (c) bendine göre ne şekilde olursa olsun görevinden ayrılmaları sonrasında açıkta olan kişilere emekli aylıkları son ayrıldıkları kuruma kendileri tarafından yapılacak başvuru tarihlerini takip eden ay başından itibaren bağlanacaktır (bkz. § 23).
62. Başvurucunun emekli aylığının geç bağlanması nedeniyle oluşan hak kaybının ödenmesi talebiyle açtığı dava İdare Mahkemesi tarafından başvurucunun 18/8/2016 ve 29/8/2016 tarihlerinde emeklilik dilekçelerini kurumuna verdiği, davalı SGK'nın ise başvurucunun kurumunun bildirimde bulunmaması ve emeklilik onayı vermemesi nedeniyle emeklilik talebinin işleme konulmamasında sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna karşılık başvurucunun son olarak görev yaptığı kurumun gerekli işlemleri tesis ederek emeklilik dilekçelerini SGK'ya bildirmemesinin başvurucuya yüklenebilecek bir kusur olmadığı açıktır. Kaldı ki başvurucu, SGK'ya 30/1/2017 tarihinde verdiği emeklilik dilekçesinde daha önce verdiği emeklilik dilekçelerinden bahsederek bu emeklilik dilekçelerini verdiği tarihlerden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığının bağlanmasını istemiştir. Dolayısıyla başvuruya konu işlem tesis edilirken davalı idare, başvurucunun önceki emeklilik dilekçelerinden haberdar olmuştur.
63. Diğer yandan kamu görevinden çıkarıldıktan sonra 29/8/2016 tarihinde emeklilik dilekçesi veren başvurucunun emekliye sevk onayının sonradan yapılması, emeklilik dilekçesini verdiği tarihin aylık bağlanmasına esas alınmasına engel değildir. Nitekim başvurucunun 30/1/2017 tarihli dilekçesi üzerine 30/3/2017 tarihinde başvurucu hakkında emekliye sevk onayı verilmiş ancak emekli aylığı SGK'ya başvuru tarihini takip eden ay başı olan 1/2/2017 tarihinden başlatılmıştır. Ancak benzer bir yaklaşım başvurucunun 29/8/2016 tarihinde verdiği emeklilik dilekçesi için gösterilmemiştir. İdare Mahkemesi başvurucunun emeklilik aylığının geç bağlanması işlemini hukuka uygun bularak verdiği kararda idarenin bütünlüğü ilkesi kapsamında bir değerlendirme yapmamış ve kamu makamlarına kişilerin verdikleri dilekçeleri doğru idari makamlara ulaştırma yükümlülüğünü yükleyen 3071 sayılı Kanun'un 5. maddesinin neden somut olayda dikkate alınmadığını tartışmamıştır. Başvurucunun 29/8/2016 tarihli emeklilik dilekçesini verdiği esnada kamu görevinden çıkarıldığı, 2016/Ağustos döneminden sonra bir hizmet aylığı almadığı ve davalı idarenin başvurucunun daha önce verdiği emeklilik dilekçelerinden haberdar olduğu gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun mülkiyet hakkını sınırlayan müdahalenin orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.
64. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
65. Başvurucu ihlalin tespiti ile 200.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
66. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2017/2844, K.2018/1124) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, İHSAN ULUCA, B. No: 2020/19902, 07.01.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 01, sayfa 256–270
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.