Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
AHMET GEZER (2020/19790)
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru, güven ilişkisinin bozulması temelinde iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | KHK-İHRAÇ (OHAL tedbiri, hakim-savcı dışındaki kamu personeli) | İhlal | Yeniden yargılama |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
AHMET GEZER BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/19790) |
|
|
|
Karar Tarihi: 12/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
İsmail ŞAHİN |
|
Başvurucu |
: |
Ahmet GEZER |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulması temelinde iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuruya konu olayın meydana geldiği süreçteki olağanüstü hal (OHAL) koşullarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.
3. Başvurucu 7/4/1993 tarihinden itibaren ASELSAN Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (işveren) bünyesinde teknisyen olarak çalışmaktayken işveren tarafından 28/3/2017 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiştir. Fesih yazısında başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında gözaltına alındığı, ceza soruşturmasının devam ettiği ve kurumun faaliyet gösterdiği alanın önemi ve stratejik konumu vurgulanarak 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı fıkrası kapsamında güven ilişkisinin bozulduğu ifade edilmiştir.
4. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle 20/4/2017 tarihinde Ankara 11. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkemece 17/7/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan gözaltına alınarak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ve işveren kurumun devlet güvenliği açısından stratejik önemi vurgulanmıştır. Netice itibarıyla başvurucunun terör örgütü ile bağlantısı olduğuna ilişkin salt şüphenin dahi fesih için yeterli olacağı belirtilerek feshin geçerli nedene dayandığı ifade edilmiştir.
5. Anılan karara karşı başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) 30/12/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararda, başvurucu hakkında ceza yargılaması neticesinde beraat kararı verildiği, buna karşın fesih tarihinde başvurucu hakkında soruşturma bulunduğundan şüphenin ortaya çıktığı, davalı işveren kurumun savunma sanayi üzerine çalıştığı ve işin niteliği dikkate alındığında taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği belirtilmiştir.
6. Bu kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 22. Hukuk Dairesi (Yargıtay) 4/6/2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına kesin olarak karar vermiştir.
7. Başvurucu, nihai kararı 19/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 14/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen ceza yargılaması sonucunda Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1/10/2019 tarihinde beraat kararı verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin 8/10/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Karar gerekçesinde; başvurucudan ele geçen materyallerde yapılan incelemede aktifhaber.com isimli uygulamanın indirildiği ve Fetullah Gülen kitapları başlığıyla Play Store uygulamasında arama yapılmış ise de bu hususun tek başına mahkûmiyete yeter delil olarak sayılamayacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan başvurucu hakkında beyanda bulunan tanığın görgüye dayalı beyanının bulunmaması da dikkate alındığında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyete yeterli delil olmadığı kanaatine varılmıştır.
9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
10. Başvurucu; sadece şüpheli durumunda olduğu gerekçesiyle sözleşmesinin feshedildiğini, fesih sebebi olarak gösterilen nedenin ceza yargılaması sonucunda beraat kararı alması nedeniyle ortadan kalktığını, haksız bir şekilde iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, çalışma hakkının ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinin ve başvuruya konu olan kararların OHAL döneminde alınması nedeniyle inceleme esnasında Anayasa'nın 15. maddesinin dikkate alınmasının faydalı olacağı ifade edilmiştir. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede görüşte yer verilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
12. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine yönelik işlem, özel hayata saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamamakla birlikte mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirildiğinden başvuru özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. C.A. (3), §§ 97-101; Ayla Demir İşat, §§ 106-110).
13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
14. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde alınan tedbiri konu edinen somut başvuruda Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi dikkate alınacaktır (Mustafa Önal [2. B.], B. No: 2018/9808, 9/2/2023, § 14).
15. Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme; müdahalenin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı, anılan maddenin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunup dokunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği ve durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespitiyle sınırlı olacaktır (Ayla Demir İşat, § 146).
16. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Ayrıca olaydaki tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırı olduğu da saptanmamıştır (Ayla Demir İşat, §§ 147, 148). Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacak son inceleme, müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.
17. Başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin tedbirin ve bu kapsamda yargılama makamlarınca sonuca bağlanan uyuşmazlığın Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfî olmaması gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken elbette ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349).
18. Ancak işçi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği, dolayısıyla işçi ve işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak alınacak tedbirler bakımından basit bir şüphenin yeterli olmayacağı, bu durumun somut olgularla desteklenmesi gerektiği açıktır. Gerek işveren gerekse yargı organları tarafından açıklanan nedenlerin işveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini ortaya koyacak ve ikna edecek yeterlilikte olması gerekir (C.A. (3), § 125; Ayla Demir İşat, § 133; Mehmet Selim Öcek ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/263, 8/6/2023, § 16; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/336, 10/7/2024, § 22).
19. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenmese de Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere (benzer yönde Yargıtay kararları için bkz. C.A. (3), §§ 46-56; Ayla Demir İşat, §§ 52-62) şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32; Mehmet Selim Öcek ve diğerleri, § 17; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri, § 23).
20. Öte yandan OHAL döneminde uygulanan somut tedbirin başvurucu üzerinde doğuracağı etki de gözönüne alındığında özellikle yargılama sürecinde devletten beklenen yükümlülüklerin OHAL koşullarında da yerine getirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Bu anlamda takdir yetkisinin öngörülen sınırlar dâhilinde kullanılması ve nedenlerinin ikna edici şekilde ortaya konulması OHAL koşullarında da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir. Dolayısıyla terör örgütleriyle irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda çalışandan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin ikna edici gerekçeler ortaya konulmaması hâlinde alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında da söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilebilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayla Demir İşat, § 161; Mehmet Selim Öcek ve diğerleri, § 19; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri, § 24).
21. Özel hayata saygı hakkı, üçüncü kişiler tarafından da olsa hakkın öngördüğü güvencelere keyfî şekilde müdahale edilmesini yasaklamaktadır. Öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesi, kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması, bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Öte yandan darbe teşebbüsü ve terör örgütlerinin özellikleri gözönüne alındığında devletin ve kişilerin güvenliği ile kamu düzeninin korunması amacıyla yasal düzenlemeler yapılmasının ve sakıncalı görülen kişilerin mesleklerinden uzaklaştırılmasına yönelik işlemler tesis edilmesinin gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklandığı açıktır. Ancak söz konusu tedbirlerin muhataplarının sakıncalı olduğu değerlendirilen kişilerden olması ve alınan tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Ayla Demir İşat, § 159). Ayrıca belirtildiği üzere temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınması, kişilerin ölçüsüz veya keyfî müdahalelere karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerden yararlandırılması gerekir (Ayla Demir İşat, § 160; Mehmet Selim Öcek ve diğerleri, § 18; Mehmet Arif Yazıkoz ve diğerleri, § 25 ).
22. İncelenen olayda sözleşme feshinin OHAL dönemi içinde başvurucu hakkında FETÖ/PDY kapsamında ceza soruşturması başlatılması nedeniyle terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu değerlendirilerek yapıldığı anlaşılmaktadır. Yargılama safahatında ise başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma açılmasına ve başvurucunun çalıştığı kurumun konumu ve stratejik yapısına vurgu yapılarak bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Diğer taraftan ceza yargılamasının sonucunda başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiştir (bkz. § 8).
23. Vurgulamak gerekir ki derdest bir ceza davası veya soruşturmanın bulunmasının tek başına yeterli görüldüğü hâllerde özellikle de ilgili kişinin beraatine ya da ilgili kişi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği takdirde mahkemenin ilgili ve yeterli gerekçe gösterme yükümlülüğü çerçevesinde hareket ederek irtibat veya iltisakı gösterir delilleri tartışarak bir sonuca varması ve bunu da gerekçesinde göstermesi beklenir (Süleyman Duman ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/14039, 20/9/2023, § 29). Buna rağmen yargı mercilerince başvurucu hakkında devam eden soruşturma veya kovuşturmada elde edilmiş delillere ve bu delillerin fesih işlemine etkisine yönelik herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin, işçi ve işveren arasındaki güven ilişkisini bozacak nitelikte bir şüphenin varlığı ortaya konulmaksızın, salt soruşturma varlığından hareketle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.
24. Ayrıca nihai kararda başvurucunun hangi görevi ne kadar süredir ifa ettiğinden ve görevinin niteliğinden hareketle gerekçede belirtilen hususlar kapsamında başvurucudan duyulan şüphenin mevcut görevine ne gibi bir olumsuz etkisi olacağına ilişkin bir gerekçe de ortaya konulmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu kararda başvurucunun silahlı terör örgütü ile bağlantısı olduğu için işverenle güven ilişkisinin bozulduğunu gösteren ilgili ve yeterli bir gerekçenin bulunduğu söylenemeyecektir.
25. Bu itibarla terör örgütü ile irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna ilişkin kişiselleştirilmiş ikna edici gerekçeler ortaya konulmadan alınan tedbirin söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucu hakkında alınan ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına etki eden tedbirin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.
III. GİDERİM
27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin 2.000.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 11. İş Mahkemesine (E.2017/225, K.2017/338) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/3/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
1. Başvurucu ASELSAN Elektronik San. ve Tic. A.Ş. (işveren) bünyesinde teknisyen olarak çalışmaktayken; iş sözleşmesinin FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak şüphesi nedeniyle, İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı fıkrası kapsamında güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle tek taraflı feshedilmiştir. Fesih yazısında başvurucunun FETÖ/PDY kapsamında gözaltına alındığı, ceza soruşturmasının devam ettiği ve kurumun faaliyet gösterdiği alanın önemi ve stratejik konumu vurgulanmıştır.
2. Mahkeme çoğunluğunun, “terör örgütü ile irtibatı ya da iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olgulara ilişkin kişiselleştirilmiş, ikna edici gerekçeler ortaya konulmadan alınan tedbirin (feshin) söz konusu yükümlülüklere uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucu hakkında alınan ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına etki eden tedbirin, OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığı, açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine" şeklindeki görüşüne iştirak etmiyorum. Şöyle ki;
3. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında fiilen gözaltına alınmış ve akabinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmıştır. Ceza yargılaması beraatle sonuçlanmış olmakla birlikte, beraat kararının gerekçesinde başvurucudan ele geçen materyallerde bir kısım delillerin elde edilmiş olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bununla beraber bu delillerin tek başına mahkumiyete yeter delil sayılamayacağı belirtilmiştir.
4. Ceza yargılaması sırasındaki bu tespitler, şüphenin tamamen dayanaksız, keyfi ve varsayıma dayalı olmadığını, belirli somut emarelere dayandığını göstermektedir. Ne var ki ceza yargılamasında aranan "makul şüphenin ötesinde kanıt" (delilin şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte olması) standardı ile, iş hukukunda "makul şüphe feshi" bakımından aranan ispat yükü ve şüphenin ciddiyeti bakımından aranan eşik aynı değildir.
5. Standartlar arasındaki bu farklılık gözetildiğinde, ceza muhakemesi bakımından yetersiz kalan bir emarenin, iş hukuku bakımından geçerli fesih nedeninin bir unsuru olarak derece mahkemelerince makul biçimde değerlendirilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
6. Anayasa Mahkemesi, M.A.G. Başvurusunda (B. No: 2018/4268, 25.12.2018) benzer nitelikte bir olayı incelemiştir. Söz konusu başvuruda TÜBİTAK'ta araştırmacı olarak çalışan başvurucunun iş sözleşmesi, 15.7.2016 darbe teşebbüsü sonrasında "hakkında duyulan şüphe" gerekçesiyle feshedilmiş; derece mahkemeleri TÜBİTAK'ın yürüttüğü projelerin millî güvenliği ilgilendirmesi ve mahiyeti açısından gizli nitelik taşıması nedeniyle kurumun güvenlik zafiyetine yol açabilecek kişilerle çalışmasının beklenemeyeceğini, dolayısıyla güven ilişkisinin sarsıldığını kabul etmiştir. Söz konusu başvuruda başvurucu hakkında herhangi bir ceza soruşturması, gözaltı ve somut emareden söz edilmediği hâlde Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin bu değerlendirmesini bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturmadığı gerekçesiyle denetlenemez ve başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez bulmuştur.
7. Eğer Anayasa Mahkemesi, hiçbir somut emare bulunmayan bir olayda dahi "stratejik/hassas kurumlar" niteliğindeki iş yerlerinin fesih değerlendirmesine müdahale etmekten kaçınmışsa, hakkında fiilen soruşturma yürütülmüş, gözaltına alınmış ve beraat gerekçesinde dahi belirli emarelere yer verilmiş somut olaydaki durumda ihlal sonucuna varmak, içtihatlarımıza ters bir durum söz konusudur.
8. Açıklanan nedenlerle, başvurucu hakkındaki şüphenin dayanaksız veya varsayıma dayalı olmadığı, aksine somut emarelere ve fiilen yürütülen bir ceza soruşturmasına dayandığı, olayda Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
|
AYM, AHMET GEZER, B. No: 2020/19790, 12.03.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 85–91
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.