İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

NEZİYE KARABIYIK (2020/18601)

  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, temliken tescil davası sırasında depo edilen bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Mülkiyet hakkıÖzel hukuk ilişkileriİhlalMaddi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

NEZİYE KARABIYIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/18601)

 

Karar Tarihi: 6/5/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

Neziye KARABIYIK

Vekili

:

Av. Berk İNKAYA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, temliken tescil davası sırasında depo edilen bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Tekirdağ'ın Saray ilçesinde bulunan taşınmazına komşu parsel malikince haksız şekilde el atıldığı iddiasıyla 23/3/2017 tarihinde müdahalenin men-i ve ecrimisil talepli dava açmıştır. Davalı; öncelikle davanın reddini, olmadığı takdirde ise taşkın kısmın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 725. maddesi uyarınca bedeli karşılığında taşınmazına ilavesini talep etmiştir.

3. Saray (Tekirdağ) Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) 11/7/2018 tarihli duruşmada bilirkişi raporunda tecavüzlü olduğu belirlenen alan nedeniyle başvurucunun taşınmazında meydana gelen değer kaybı bedeli 65.529,70 TL'yi açılacak hesaba depo etmek üzere davalıya bir sonraki celseye kadar süre vermiştir. 19/9/2018 tarihli duruşmada davalı vekili bedeli depo ettiğini ifade etmiştir.

4. Asliye Hukuk Mahkemesi 29/5/2019 tarihinde davanın kabulüne, taşan kısmın başvurucu taşınmazından ifrazı ile davalı adına tapuya temliken tesciline ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 17/3/2020 tarihinde gerekçeli karar yönünden istinaf talebini reddetmiş ancak hüküm fıkrası infazda tereddüt yaratacağından kararı bu nedenle kaldırmıştır. Yeniden kurduğu hükümde başvurucunun, ecrimisil ve men-i müdahale davalarını reddetmiş, davalının temliken tescil talebini kabul ederek taşan kısmın başvurucu taşınmazından ifrazı ile davalı adına tapuya temliken tesciline karar vermiş ve fazlaya ilişkin talebi reddetmiştir. Ayrıca kesin nitelikli kararda davalının depo ettiği 65.529,70 TL'nin kararın kesinleşmesiyle birlikte ve talep hâlinde başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar başvurucu vekiline 15/4/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.

5. Başvurucu vekili 5/5/2020 tarihinde depo edilen bedelin ödenmesini istemiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi 1/6/2020 tarihinde V. Bankasına müzekkere yazmış ve açtırılan hesapta bulunan 65.529,70 TL'nin başvurucu vekilinin hesabına aktarılmak suretiyle ödenmesini istemiştir.

6. Başvurucu, bireysel başvuru formunda nihai kararı 10/4/2020 tarihinde tebliğ aldığını ifade etmiştir. Bu tarihten sonra 19/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

8. Başvurucu, depo edilen bedelin vadesiz hesapta tutulması nedeniyle değer kaybına uğratılarak ödendiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkünün veya somut ve yeterli bir hukuki temele dayalı olarak mülkiyeti elde etme yönünde meşru bir beklentisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği ayrıca depo edilen bedellerin vadeli hesaba yatmış olması hâlinde bu nemaların devlete ait olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevap dilekçesinde bedelin vadeli bir hesapta nemalandırılmasına engel olan bir kanun hükmü bulunmadığını belirtmiştir.

9. Başvurucu, nihai hükmü 10/4/2020 tarihinde öğrendikten sonra 19/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. COVID-19 salgın hastalığı (pandemi) tedbirleri kapsamında yayımlanan ve bireysel başvuru yolunda da uygulanan 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile dava açma sürelerinin 13/3/2020 tarihinden 30/4/2020 tarihine kadar durması öngörülmüş, sürelerin duracağı son tarih daha sonra Cumhurbaşkanı tarafından aynı fıkrada tanınan yetkiye istinaden 15/6/2020 olarak tespit edilmiştir (Senih Özay [1. B.], B. No: 2020/13969, 9/6/2020, § 32). Dolayısıyla başvurunun süresinde olduğu değerlendirilmiştir.

10. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). Somut olayda başvurucunun dava sonunda alacağının varlığı kesinleşmiştir. Kesinleşmiş alacaklar icra edilebilir nitelik kazandığından Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil etmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fatma Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 45).

13. Anayasa Mahkemesi, icra iflas dairelerinin borçlulardan tahsil ettiği paranın durumunu incelediği Fatma Yıldırım kararında borçludan tahsil edilen bedelin alacaklıya ödendiği zamana kadar borçlunun veya alacaklının para üzerinde tasarrufta bulunma, parayı kullanma veya paranın değerinin enflasyon karşısında aşınmasını önleyici tedbirler alma imkânı olmadığına dikkat çekmiştir. Borçludan tahsil edilen bedelin bu süreçte henüz icra müdürlüğünün kontrolü altında olduğunu, dolayısıyla bu paranın enflasyon karşısında kıymet yitirmesini önleyebilecek olanın da para üzerinde tasarrufta bulunma kudretini elinde bulunduran icra dairesi olduğunu belirtmiş; tahsil edilen paranın alım gücünü kaybetmesini engellemenin yolunun da bunun nemalandırılması olduğunu ifade etmiştir (Fatma Yıldırım, §§ 60, 61). Anayasa Mahkemesi, sonuç olarak cebri icra organlarının tahsil ettiği parayı bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle icra sürecinin hızlı işlememesinin borçlu üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirememesinin mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurduğunu kabul etmiştir (Fatma Yıldırım, §§ 60-63).

14. Anayasa Mahkemesi, ön alım bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybına ilişkin şikâyetleri de karara bağlamıştır. Buna göre ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescili davalarında mahkeme, ön alım bedelinde oluşan değer kaybı şikâyeti yönünden dava açıldıktan sonra makul bir süre içinde ön alım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde basit tedbirle yargı sürecinin hızlı işlememesinin kişiler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânına sahiptir. Ancak mahkemenin bu tedbirleri almamış olması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır (benzer bir değerlendirme için bkz. Hüseyin Ak [1. B.], B. No: 2016/77854, 1/7/2020, § 71).

15. Bunun yanında Anayasa Mahkemesince 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 36. maddesinin birinci fıkrasının iptali talebi hakkındaki norm denetimi kararında yoruma açık olmayan ve borçludan tahsil edilen bedelin nemasının Hazineye intikalini öngören bu hükmün Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğu tespit edilmiş ve hükmün iptaline karar verilmiştir. Kararda, borçludan tahsil edilen paranın enflasyon karşısında değer yitirmesini önlemeye yönelik bir tedbir olarak vadeli mevduat hesabına yatırılması neticesinde elde edilen nemanın Hazineye irat kaydedilmesinin karşılıksız yararlanma hükmünde olduğu ve herhangi bir haklı temelinin bulunmadığı vurgulanmıştır. Kararda ifade edildiği üzere devletin zorlayıcı nedenler olmaksızın özel bir kişinin mal varlığından karşılıksız yararlanması düşünülemez. Devletin sunduğu yargı ve takip hizmetleri karşılığında zaten harç alınmakta ayrıca yapılan yargılama ve takip giderleri de ilgili taraflardan tahsil edilmektedir. Bu durumda bankaya yatırılan paranın nemasının Hazineye irat kaydedilmesinin sunulan yargı ve takip hizmetlerinin giderinin kısmen ilgililere yükletilmesi amacı taşıdığı da söylenemez. Kararda netice itibarıyla icra iflas dairelerine tevdi edilen ve özel hukuk kişilerine ait olan paraların nemasının Hazineye intikal ettirilmesinin anayasal açıdan meşru bir amaca dayanmadığı belirtilmiş ve itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğundan iptaline hükmedilmiştir (AYM, E.2023/48, K.2023/72, 5/4/2023, § 19).

16. Son olarak Anayasa Mahkemesi Muharrem Pınarbaşı ([1. B.], B. No: 2020/91, 4/10/2023) ve Alaettin Menteşe ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2020/10979, 3/10/2024) kararlarında nemalandırılan bedellerin Hazineye aktarılmasına ilişkin şikâyetleri incelemiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesince yoruma açık olmayan ve borçludan tahsil edilen bedelin nemasının Hazineye intikalini öngören bu hükmün Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğunun tespit edildiği ve hükmün iptaline karar verildiği belirtilmiştir. İptal kararında icra iflas dairelerine tevdi edilen ve özel hukuk kişilerine ait olan paraların nemasının Hazineye intikal ettirilmesinin anayasal açıdan meşru bir amaca dayanmadığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak ise borçludan tahsil edilen paranın nemasının Hazineye intikal ettirilmesinin meşru bir amacı olmadığından bu durumun Anayasa'nın 35. maddesini ihlal ettiğine karar verilmiştir.

17. Somut olayda Asliye Hukuk Mahkemesince bilirkişi raporu ile belirlenen bedelin bankada açılacak hesaba depo edilmesine karar verilmiştir. Bireysel başvuru formu ve eklerinden bedelin hangi tarihte depo edildiğine ilişkin bir tespit yapılamamış ise de en geç 19/9/2018 tarihli celse öncesinde bedelin depo edildiği değerlendirilmiştir. Bunun yanında bedelin kararın kesinleşmesi ile ödenmesi karara bağlandığından nihai kararın başvurucu vekiline tebliğ edildiği 15/4/2020 tarihinde başvurucu tarafından talep edilebileceği anlaşılmaktadır. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bankaya yazılan müzekkerede depo edilen 65.529,70 TL'nin başvurucu vekili hesabına aktarılması istenilmiştir. Dolayısıyla bedelin nemalandırılmadan başvurucuya ödendiği sonucuna varmak gerekmiştir. Başvurucu, bedelin depo edilmesine rağmen nemalandırılmadığından şikâyet etmektedir. Bu nedenle başvurucunun şikâyeti dikkate alınarak bedelin depo edildiği kabul edilen 19/9/2018 tarihi ile talep edilebileceği tarih olan 15/4/2020 tarihi arasında enflasyon karşısında değer kaybına uğrayıp uğramadığı tespit edilerek sonuca varılacaktır.

18. Somut olayda temliken tescil bedeli 19/9/2018 tarihinden itibaren talep edilmesi mümkün olan 15/4/2020 tarihine kadar bankaya depo edilmesine rağmen nemalandırılmamıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 yılı Eylül ayındaki 100 TL'nin 2020 yılı Nisan ayındaki karşılığı 116,27 TL olup arada geçen sürede gerçekleşen enflasyon oranı %16,27'dir. Bu durumda başvurucuya ödenen 65.529,70 TL'nin 2020 yılı Nisan ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı 76190,62 TL’dir. Yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen 65.529,70 TL tutarındaki alacağının değer kaybını telafi edecek fark 10.660,92 TL'dir. Bedelin nemalandırılmaması nedeniyle değer kaybına uğradığı anlaşılmaktadır.

19. Dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesi, depo edilen bedelin nemalandırılmasını sağlayabilecekken başvurucunun alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğramasına yol açmıştır. Mahkeme, bu tutumu sonucunda basit bir tedbir almayarak enflasyonun başvurucu üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânını kaçırmış ve mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlaline neden olmuştur.

20. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

21. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılamaya hükmedilmesi ile 15.000 TL maddi ve 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

22. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamakta olup başvurucunun uğradığı maddi kaybın tazmin edilmesi yeterli bir giderim oluşturacaktır. Bu kapsamda yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun olarak başvurucuya tazminat ödenmesinden ibarettir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

23. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucunun uğradığı zarar miktarı, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığı değer kaybı bedelidir. Bu kapsamda başvurucuya 10.660,92 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Belirtilen maddi tazminat miktarı yeterli giderim sağladığından tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.660,92 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

Ç. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, NEZİYE KARABIYIK, B. No: 2020/18601, 06.05.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 08, sayfa 401–405

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.