İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

LEYLA YILMAZ VE DİĞERLERİ (2020/15880)

  • Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)
  • Mülkiyet hakkı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; kanun yoluna başvurulamaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, asli müdahale talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle karar hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Mahkemeye erişim hakkı (hukuk)İhlalYeniden yargılama
Mülkiyet hakkıÖzel hukuk ilişkileriİncelenmesine Yer Olmadığı—
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler)Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk)Başvuru Yollarının Tüketilmemesi—

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

LEYLA YILMAZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/15880)

 

Karar Tarihi: 10/2/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucular

:

1. Leyla YILMAZ

2. Asiye ÜNAL

3. Orhan GÖRGÜL

4. Zuhal KOYUNCU

Vekilleri

:

Av. Altan BALANTEKİN

Av. Ömer Emrah ÇAKIROĞLU

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kanun yoluna başvurulamaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, asli müdahale talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle karar hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvuruculardan Leyla Yılmaz, Ankara'nın Altındağ ilçesi Giçik Mahallesi'nde bulunan 60.760 m² yüz ölçümlü tarla vasıflı taşınmazın 373/15624 hissesini (1.450,56 m²) 1/8/2013 tarihinde 2.578,13 TL bedelle satın almıştır.

3. Taşınmazın paylı maliklerinden olduğunu ileri süren Y.Ö. 3/2/2015 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) yasal ön alım hakkından kaynaklı tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Davalı başvurucu; bu davada dava açma süresinin geçtiğini, dava konusu taşınmazı fiili taksimli olarak 2013 yılında aldığını, satış tarihinde el birliği şeklinde taşınmaza malik olan davacının anılan tarihte paylı mülkiyetten doğan ön alım hakkının söz konusu olmadığını ve taşınmaz için 37.714,30 TL ödediğini ancak tapuda satış bedelinin düşük gösterildiğini belirterek davanın reddine, olmadığı takdirde payın dava tarihindeki değerinin şufa bedeli olarak hesaplanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

4. Başvuruculardan Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu muhabere yoluyla gönderdikleri 26/2/2015 tarihli dilekçelerle 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesi uyarınca asli müdahil olarak davaya katılmak istediğini belirtmiştir. Taşınmazda hissedar olduklarını ve açılan davadan sonradan haberdar olduklarını belirterek davaya konu kısmın tapu kaydının iptal edilmesini ve adlarına tescil edilmesini talep etmiştir. Ayrıca asli müdahale başvurusuna ilişkin 27,70 TL başvuru harcı ile 46 TL peşin harcı yatırmıştır.

5. Asliye Hukuk Mahkemesi tanıkları dinlemiş ve taşınmaz üzerinde keşif yapmıştır. Alınan 17/3/2016 tarihli kadastro teknisyeni bilirkişi raporunda satışı yapılan kısmın bedelinin emlakçılardan edinilen bilgiye göre 58.022,40 TL olduğu ve taşınmazın tamamında rızai taksim yapılmadığı ifade edilmiştir.

6. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/6/2016 tarihli duruşmada davaya konu yere ilişkin açılan benzer nitelikteki davaların temyiz incelemesinde bulunduğu gerekçesiyle bu dosyaların sonuçlanmasının beklenmesine karar vermiştir. Ayrıca 9/3/2020 tarihinde V. Bankasına yazdığı yazıda 2.658,13 TL satış bedelinin (tapu satış, harç ve masrafları toplam bedeli) depo edilmesini, bedel için birer aylık vadeli mevduat hesabı açılmasını ve bir ayın sonunda yazışmaya mahal vermeksizin birer aylık dönemler hâlinde vadenin uzatılmasını istemiştir.

7. Asliye Hukuk Mahkemesince 12/3/2020 tarihli son duruşmada asli müdahiller vekilinin mazeret dilekçesi sunduğu ifade edilmiş, mazeret hakkında bir karar verilmemiş, tahkikatın bittiği belirtilmiş ve sözlü yargılamaya geçerek hazır olan davacı ve davalı vekillerine söz verildikten sonra yargılama sonuçlandırılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davanın kabulü ile taşınmazdaki davalı başvurucu Leyla Yılmaz'ın 373/15624 payının iptali ile davacı Y.Ö. adına tapuya kayıt ve tesciline, depo edilen bedelin davalı Leyla Yılmaz'a ödenmesine miktar yönünden kesin olarak karar verilmiştir. Gerekçeli karar başlığında başvuruculardan Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu asli müdahil olarak yer almış ancak başvurucuların asli müdahale dilekçesinde yer verdikleri talepleri hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Kararın gerekçesinde; davalı başvurucu Leyla Yılmaz'ın taşınmaz payını satın aldığında davacıya ihtar göndermediği, davacının haricen pay satışını öğrenerek şufa hakkını kullanmak üzere süresi içinde dava açtığı vurgulanmıştır. Aynı yere ilişkin başkalarının açtığı şufa davalarının farklı mahkemelerde görüldüğü, bazı mahkemelerce fiili taksimin varlığı kabul edilerek davanın reddine, bazı mahkemelerce de fiili taksim olmadığından davanın kabulüne karar verilmiş ise de her iki kararın temyizi üzerine Yargıtayca dava konusu taşınmazda fiili taksim olmadığına karar verildiği açıklanmıştır. Bu kapsamda taşınmazda fiili taksim olmadığına ilişkin verilmiş olan kararların bu dosya açısından kesin delil olduğu, dava konusu taşınmazda her bir paydaşın kullandığı belli bir yer bulunmadığından fiili taksim olmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir.

8. 2020/15880 numaralı başvurunun (başvurucu Leyla Yılmaz tarafından yapılan) kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

9. 2020/16940 numaralı başvuruda (başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu tarafından yapılan) makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

10. Ayrıca başvurucular, bilirkişi raporu ile saptanan dava değerinin kesinlik sınırı üzerinde olduğunu ve dolayısıyla kararın kesin olmadığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

11. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) 13/7/2020 tarihinde istinaf başvurusu reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde; dava değerinin tapudaki satış bedeli ve masraflarından oluştuğu ve 2.658,13 TL olduğu, ilk derece mahkemesine ait karar tarihi itibarıyla 6100 sayılı Kanun'un 341. maddesinde öngörülen kesinlik sınırının 5.390 TL olduğu ve dava değerine göre davalı ve asli müdahil davacıların istinaf kanun yoluna başvurma hakkının bulunmadığı ifade edilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Aralarında bağlantı bulunması nedeniyle süresi içinde yapılan 2020/16940 numaralı başvurunun süresinde yapılan 2020/15880 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucular, bilirkişi raporuyla belirlenen bedelin dava değeri olarak kabul edilmemesi nedeniyle kanun yoluna başvuramadığından şikâyet etmiştir.

14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) başvurucu Leyla Yılmaz yönünden görüşünde, başvurunun süresinde olup olmadığının, başvurucunun taşınmaza karşılık ödediği bedel ve tapu masraflarının başvurucuya iade edilmesine karar verilmesinin mağdur sıfatının devam edip etmediği yönünden yapılacak kabul edilebilirlik değerlendirmesinde dikkate alınması ve başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlandığını, kararlarda yer verilen tespit ve gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığını ve başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin mevcut olduğunu belirtmiştir. Bakanlık, diğer başvurucular yönünden görüşünde ise başvuru süresinin değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir. Ayrıca bütün başvurucular yönünden yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiğini dile getirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları beyanlarında önceki şikâyetlerini tekrar etmiştir.

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

16. Anayasa Mahkemesinin yasal ön alım hakkının kullanılmasına ilişkin Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. ve Tic. Ltd. Şti. ([1. B.], B. No: 2017/37791, 29/1/2020) başvurusuna konu olayda tapu satış bedeli 1.000 TL gösterilmiş ve başvurucu da süresi içinde satış bedeli ve devir masraflarından oluşan miktarı alıcıya ödemeye hazır olduğunu belirterek kanuni şufa hakkını kullanmak istemiştir. Mahkeme taşınmazın fiili taksime konu edildiğini ve fiili taksim sonucu oluşan kullanımına diğer hissedarlarla birlikte itiraz etmeyen başvurucunun yapılan satışa karşı ön alım hakkını kullanmasının iyi niyet kurallarına aykırı olduğu kanaatine varmış ve davayı reddetmiştir. Başvurucunun istinaf talebi 6100 sayılı Kanun'un 341. maddesi uyarınca dava değeri itibarıyla ilk derece mahkemesi kararının kesin olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir (Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. ve Tic. Ltd. Şti., §§ 12, 13, 58).

17. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun paydaş olup taşınmazın keşif sonucunda belirlenen değerine yaklaşık bir değeri bilebilecek durumda olduğunu ve 3.059,32 m²'lik bir taşınmazın 2016 yılı itibarıyla 1.000 TL'den çok daha fazla bir değere sahip olacağının açık olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan 2016 yılı itibarıyla ilk derece mahkemelerinin kesinlik sınırının Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği üzere 3.114,90 TL olduğunu, anılan kesinlik sınırının 6100 sayılı Kanun'un 342. maddesinde açıkça belirtilmiş olduğunu ve vergi mevzuatı uyarınca yeniden değerleme oranı gereğince 2017 yılında 3.114,90 TL olarak uygulanacağı hususunda da bir tereddüt bulunmadığını belirtmiştir. Taşınmazın hissedarı olan başvurucunun satılan payın gerçek değerinin resmî satışta belirtilen miktardan önemli miktarda fazla olduğunu bilebilecek durumda olduğunu ve taşınmazı gerçek değerinden satın alma yerine resmî satış değerinden satın alma yolunu seçtiğini ve istinaf talebinin bu seçimi esas alarak incelendiğini açıklamıştır. İstinaf isteğinin reddedilmesinin öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunu, başvurucuya aşırı bir külfet yüklemediğini vurgulamış ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. ve Tic. Ltd. Şti., §§ 62-64).

18. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin Fatma Mutlu ([1. B.], B. No: 2021/46030, 23/10/2024) kararına konu olayda başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmazın 1/6 hissesini 5.000 TL bedelle tapuda satın almış ve 100 TL tapu harcı ödemiştir. Taşınmazın paydaşı olan davacı, başvurucu aleyhine ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescil davası açmış; dava dilekçesinde dava değerini resmî senetteki satış bedeli olan 5.000 TL olarak belirtmiştir. Mahkeme bu bedelin depo edilmesine karar vermiştir. Başvurucu, yargılama sırasında tapudaki satış bedelinin gerçek bedeli yansıtmadığını ve 100.000 TL ödediğini ileri sürmüş ve bunun ispatı için banka dekontları sunmuştur. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda davacının payının değeri dava tarihi itibarıyla 370.000 TL olarak belirlenmiş, başvurucu kendi hissesinin 225.139,52 TL olduğunu belirterek ve bu değer üzerinden eksik harcın davacıya tamamlatılması gerektiğini iddia etmiştir. Mahkeme başvurucunun 1/16 oranındaki payının iptali ile bu payın davacı adına tapuya tesciline ve 5.100 TL ön alım bedelinin karar kesinleştiğinde başvurucuya ödenmesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Ancak bölge adliye mahkemesi, dava değeri olan 5.100 TL'nin karar tarihi itibarıyla 6100 sayılı Kanun'un 341. ve ek 1. maddeleri uyarınca istinaf kesinlik sınırının altında kaldığını ve 1/1/2021 tarihi itibarıyla istinaf kesinlik sınırının 5.880 TL olduğunu belirterek başvurucunun istinaf dilekçesinin reddine kesin olarak hükmetmiştir.

19. Anayasa Mahkemesince Fatma Mutlu kararında 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrasında değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas alınacağı, müdahalenin meni, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değerinin nazara alınacağı, dördüncü fıkrasında noksan tespit edilen değerler hakkında 30. madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir. Başvuru konusu davanın gayrimenkulün aynına ilişkin tapu iptal ve tescil davası olduğu, değerin belirlenmesinin ödenecek nispi harcın miktarı açısından önemli olduğu gibi davanın temyize tabi olup olmaması bakımından da önemli olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda belirlenen gerçek değer üzerinden harcın tamamlanması gerektiği, aksi hâlde yargılamaya devam edilemeyeceğinin yasal düzenleme olduğu açıklanmıştır. Olayda bölge adliye mahkemesinin istinaf talebini dava dilekçesindeki dava değeri üzerinden değerlendirirken ileri sürülen daha yüksek dava değerine ilişkin hususların neden kabul edilebilir olmadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmadığı dile getirilmiştir. Oysa başvurucunun satın aldığı pay için 100.000 TL ödediği ve bu ödemeye ilişkin banka dekontlarını ibraz ettiği, payını devraldığı paydaşın taşınmazdaki geriye kalan payının bir kısmını üçüncü bir kişiye 200.000 TL'ye sattığı, bilirkişi raporunda davacının payına 370.000 TL değer biçildiği iddialarının dava değerinin net olmadığını gösterdiği; başvurucunun da rapordaki m² birim bedeli üzerinden kendi payının değerinin, dolayısıyla dava değerinin 225.139,52 TL olduğunu savunduğu vurgulanmıştır. Resmî senetteki yazılı satış bedeli ile 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrası gereğince taşınmazın gerçek değeri arasında aşırı bir dengesizlik bulunduğu ve bu dengesizlik nedeniyle dava değerindeki belirsizliğin başvurucunun istinaf talebinin incelenmemesine sebebiyet verdiği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla ön alım hakkına konu payın gerçek değerinin mahallinde yapılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi raporuyla tespit edilmesi ve söz konusu değer üzerinden harcın tamamlatılması gerekirken bölge adliye mahkemesince dava dilekçesindeki dava değeri esas alınmak suretiyle dava değerinin istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle istinaf dilekçesinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Fatma Mutlu, §§ 16, 17, 23, 24).

20. İncelenen olayda başvurucu Leyla Yılmaz, taşınmazdaki payı (1.450,56 m²) 1/8/2013 tarihinde tapuda 2.578,13 TL bedelle satın almıştır. Ancak başvurucu Leyla Yılmaz; aslında satışın 37.714,30 TL üzerinden yapıldığını, tapuda belediye rayici üzerinden satışı gerçekleştirdiklerini ifade etmiştir. Bir başka ifadeyle başvurucu, satış bedelinin daha yüksek olduğu hâlde tapuya gerçeğe uygun olmayan beyanda bulunduklarını belirtmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi yapılan keşif sonrası düzenlenen kadastro teknisyeni bilirkişi raporunda satışı yapılan kısmın bedelinin emlakçılardan edinilen bilgiye göre 58.022,40 TL olduğunu açıklamıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi tapudaki satış bedeli ve masraflar toplamı 2.658,13 TL üzerinden depo kararı vermiş ve davayı da bu bedel üzerinden kabul etmiştir. Başvurucular tarafından yapılan istinaf başvurularını inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi dava değerinin tapudaki satış bedeli ve masrafları olan 2.658,13 TL olduğunu, ilk derece mahkemesine ait karar tarihi itibarıyla 6100 sayılı Kanun'un 341. maddesinde öngörülen kesinlik sınırının 5.390 TL olduğunu ve dava değerine göre davalı başvurucu Leyla Yılmaz ve asli müdahil başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'nun istinaf kanun yoluna başvurma hakkının bulunmadığını vurgulamış ve istinaf talebini reddetmiştir.

21. Fatma Mutlu kararında yer verilen ilkeler dikkate alındığında resmî senetteki yazılı satış bedeli ile 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrası gereğince taşınmazın gerçek değeri arasında aşırı bir dengesizlik bulunduğu ve bu dengesizlik nedeniyle dava değerindeki belirsizliğin başvurucunun istinaf talebinin incelenmemesine sebebiyet verdiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla ön alım hakkına konu payın gerçek değerinin mahallinde yapılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi raporuyla tespit edilmesi ve söz konusu değer üzerinden harcın tamamlatılması gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince dava dilekçesindeki dava değeri esas alınmak suretiyle dava değerinin istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle istinaf dilekçelerinin reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'nun Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvuruculardan Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu usulüne uygun şekilde harcını yatırarak davaya asli müdahale talebinde bulundukları hâlde Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediğini ileri sürmüştür. Asli müdahil oldukları aynı parseldeki başka bir kısım yönünden ise mahkemenin davalarını kabul ederek davacı ve üç asli müdahil lehine taşınmazın 1/3 oranında tesciline karar verdiğini belirtmiştir. Sonuç olarak zarara uğramalarına yol açan kararın adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Bakanlık görüşünde; inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu, Bakanlık görüşüne karşı sundukları beyanlarında önceki şikâyetlerini tekrar etmiştir.

24. Başvurucuların asli müdahale talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediğine ilişkin şikâyetleri karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

26. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

27. Anayasa'nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı şeklinde genel bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını da içerdiğini ifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu [GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019, § 54).

28. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl amacı davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili olarak bir karar elde edebilmektir. Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (İbrahim Demiroğlu, § 55).

29. Mahkemenin önündeki uyuşmazlığın esasını incelememesi, sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz; aynı zamanda davanın konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer maddi hak ve özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine de yol açabilir. Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlükle bağlantılı uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir. Kişiler, dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarak yargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevap vermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia ve savunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerinin anayasal yükümlülüğüdür (Nurettin Yıldız [1. B.], B. No: 2018/6496, 6/10/2021, § 33).

30. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin şeklen kanuna dayanmasının gerekmesi yanında kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunilik unsuru yönünden değerlendirme yapılırken yargı mercilerince müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin yorumu ve bu hükümlerin olaya uygulanması bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içermediği sürece bu alanda bir inceleme yapılması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Ancak yargı mercilerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun hükmünü açık bir biçimde hatalı yorumladıklarının ve uyguladıklarının tespiti hâlinde müdahalenin kanunilik temelinden yoksun olduğu sonucuna ulaşılabilir (Ramazan Atay [1. B.], B. No: 2017/26048, 29/1/2020, § 29).

31. Eldeki olayda başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescili davasının yargılaması sırasında asli müdahale talebinde bulundukları hâlde talepleri hakkında bir karar verilmediğinden şikâyet etmiştir.

32. Asli müdahaleye ilişkin hükümleri düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrası bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişinin, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceğini ifade etmiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise asli müdahale davası ile asıl yargılamanın birlikte yürütüleceği ve karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

33. Yargılama sonunda Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne, davaya konu kısmın tapu kaydının iptaline, davacı adına tapuya tesciline, depo edilen bedelin davalıya ödenmesine kesin olarak karar verilmiştir. Bunun yanında gerekçeli kararda asli müdahil olarak gösterilen başvurucuların davanın esası ile ilgili talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir karar verilmediği görülmüştür. Başvurucuların istinaf kanun yolu başvurusu, kararın kesin olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

34. Sonuç olarak dava 3/2/2015 tarihinde açılmış, başvurucular muhabere yoluyla gönderdikleri 26/2/2015 tarihli dilekçede 6100 sayılı Kanun'un 65. maddesi uyarınca asli müdahil olarak davaya katılmak istediklerini belirtmiştir. Ayrıca asli müdahale başvurusuna ilişkin harçları da yatırmıştır. Ancak Asliye Hukuk Mahkemesi asıl dava hakkında davanın kabulüne karar vermiş olmasına ve başvurucuların adının gerekçeli kararda asli müdahil olarak yer almasına rağmen asli müdahale talebi hakkında herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Oysa 6100 sayılı Kanun'un 65. maddesinde asli müdahale davasının asıl yargılama birlikte yürütüleceği ve karara bağlanacağı açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların asli müdahale talebi hakkında herhangi bir karar verilmemesi suretiyle yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının olmadığı sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

36. Başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu mazeret dilekçesi sundukları duruşmada tahkikat aşamasına geçileceği bildirilmeden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu Leyla Yılmaz ise davanın tapudaki satış bedeli üzerinden kabul edilmesi, davanın sonucuna etki edecek esaslı iddiaların değerlendirilmemesi ve ödenen ön alım bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Kanun yoluna başvurulamaması ve asli müdahil başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'nun talepleri hakkında karar verilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden başvurucuların diğer şikâyetleri hakkında bu aşamada inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

C. Başvurucu Leyla Yılmaz'ın Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

39. Başvurucu Leyla Yılmaz; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin toplam 200.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu ise ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, her bir başvurucu için ayrı ayrı 50.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Bununla birlikte mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'nun karar hakkının ihlal edildiğinin tespiti ile yetinilmesi gerekir. Karar hakkının ihlalinin kanun yolu incelemesi sırasında dikkate alınması gerektiği açıktır.

41. Öte yandan başvurucuların iddialarının kanun yolunda yeniden değerlendirileceği anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,

B. 1. Başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'nun karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Başvurucu Leyla Yılmaz'ın makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının tüm başvurucular yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine (E.2020/982, K.2020/753) iletilmek üzere Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/195, K.2020/130) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

G. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucu Leyla Yılmaz'a ÖDENMESİNE, 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucular Asiye Ünal, Orhan Görgül ve Zuhal Koyuncu'ya MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM, LEYLA YILMAZ VE DİĞERLERİ, B. No: 2020/15880, 10.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 03, sayfa 129–137

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.