İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

HASAN BİRLİK VE DİĞERLERİ (2020/11424)

  • Yaşam hakkı
  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru; terörle mücadele operasyonu sırasında kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, ölen kişinin cesedine yapılan muameleler nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Yaşam hakkıGüvenlik güçlerinin ölümcül güç kullanmasıİhlal Olmadığı—
Yaşam hakkıKoruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialarİhlalYeniden soruşturma, Manevi tazminat
Kötü muamele yasağıDiğer kötü muamele iddialarıİhlalYeniden soruşturma, Manevi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HASAN BİRLİK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/11424)

 

Karar Tarihi: 7/1/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucular

:

1. Hasan BİRLİK

2. Hüseyin BİRLİK

3. Mehmet BİRLİK

Vekilleri

:

Av. Ramazan DEMİR

Av. Büşra DEMİR

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terörle mücadele operasyonu sırasında kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, ölen kişinin cesedine yapılan muameleler nedeniyle de insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. PKK/KCK terör örgütü tarafından 12/8/2015 tarihinde Silopi, Cizre, Nusaybin ilçeleri ile Şırnak il merkezinde öz yönetim ilan edildiği açıklanmıştır. İlerleyen süreçte Siirt ve Batman ile Yüksekova, Varto, Bulanık, Edremit (Van), İpekyolu, Sur, Silvan, Lice, Doğubayazıt ve Hizan ilçelerinde, ayrıca İstanbul'un Gülsuyu ve Gazi Mahallelerinde benzer açıklamalarla öz yönetim ilan edilmiş; böylece öz yönetim ilan edilen yerleşim merkezi sayısı 18'e yükselmiştir (PKK terör örgütünün devrimci hâlk savaşı stratejisi ve öz yönetim çağrıları hakkında detaylı açıklamalar için bkz. Seyid Narin [GK], B. No: 2018/20156, 18/5/2022, § 24).

5. Öz yönetim ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur. İlerleyen süreçte bu eylemlere kırsal alandan gelen üyelerin de katılmasıyla PKK terör örgütü YDG-H yapılanmasını lağvederek öz yönetim ilan edilen bölgelerdeki silahlı birliklerini YPS (Sivil Savunma Birlikleri) çatısı altında topladığını ilan etmiştir. Öz yönetim ilan ettiği tüm bölgelerde benzer bir strateji ile barikat ve hendeklere patlayıcı döşeyen, yolları patlayıcı düzenek kurmak suretiyle tuzaklayan ve karargâh olarak kullandığı binaları tünel kazarak birbirine bağlayan örgüt, bu şekilde ulaşımı engellediği bölgelerde güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan saldırılar düzenlemiştir. Yollar, köprüler, okul ve hastaneler dâhil kamu binaları, ambulanslar dâhil kamuya ve özel kişilere ait araç ve eşyaların terör saldırılarına maruz kalması, bir kısmının tahrip edilmesi neticesi eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu hizmetlerine erişim durma noktasına gelmiştir (Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, § 27).

6. İçişleri Bakanlığının 23/1/2017 tarihli açıklamasına göre 22/7/2015 tarihinden itibaren;

i. 247 kamu binasına, 6 baraja, 231 özel ticari işletmeye, 19 ambulansa ve 1.643 araca terör saldırısı düzenlenmiştir.

ii. Güvenlik güçleri PKK terör örgütü tarafından bu saldırılarda kullanılan 45 Bixi, 44 Kanas, 997 Kalaşnikof, 22 M16, 2 Lançer, 2 G3, 3 Zağros, 1 Doçka, 1 M1 olmak üzere toplam 2.166 ateşli silah, 3 havan, 115 roketatar, 1.445 roketatar mermisi, el yapımı 3.046 patlayıcı, 1.341 el bombası, 342.016 mühimmat, patlayıcı yapımında kullanılan 33.546 kg malzeme ele geçirmiştir.

iii. Sokağa çıkma yasağı uygulanan yerleşim merkezlerinde 3.630 çukur-barikat kaldırılmış ve tuzaklanan 6.187 bomba düzeneği imha edilmiştir.

iv. PKK terör örgütünün saldırılarında 335 sivil vatandaş hayatını kaybederken 2.106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 4.711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu saldırılarda Derik kaymakamı da terör örgütü mensuplarınca şehit edilmiştir (başvuru konusu olayların arka planına dair ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 16-28).

7. 3/10/2015 tarihli kolluk tutanağına göre PKK terör örgütünce sözde öz yönetim ilan edilen Şırnak'ta gerçekleşen somut başvuruya konu olaylar ise şöyle gelişmiştir:

i. 3/10/2015 günü saat 00.20 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi ara sokaklarına girişi engellemek amacıyla terör örgütü üyelerince hendek kazıldığı ve barikat oluşturulduğu, buralarda silahlı şahısların nöbet tuttuğu bilgilerinin alınması üzerine bölgeye polis ekipleri sevk edilmiştir. Bölgeye intikal eden ekiplere teröristlerce uzun namlulu silahlar ve roketatar kullanılarak ateş edilmiş, Demir-6 kodlu kobra tipi zırhlı polis aracına roketatar mermisi isabet etmiştir. Görevlilerin ateşle karşılık vermesi üzerine roketatar kullanan terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiştir. Demir-6 kodlu ekipten bir görevli roketatar silahını ve etkisiz hâle getirilen şahsı almak için araçtan indiğinde keskin nişancı atışına ve el yapımı patlayıcı kullanılarak yapılan saldırılara hedef olmuştur.

ii. Araçtan inen görevli, roketatar silahını bulunduğu yerden almış ancak belirtilen saldırılar nedeniyle etkisiz hâle getirilen şahsa ulaşmak mümkün olmamıştır. Bunun üzerine bölgeye takviye kolluk ekipleri çağrılmıştır. Takviye olarak gelen ekiplerden Endiz-2 kodlu ekibe mensup bir özel harekât personeli zırhlı kalkan yardımıyla etkisiz hâle getirilen şahsa yaklaşmış ve şahsın ölü olduğunu tespit etmiştir. Üzerinde tuzaklanmış patlayıcı olması ihtimaline karşı bu şahıs halatla zırhlı polis aracına bağlanmış ve en yakın güvenli bölge olarak belirlenen polis merkezi amirliğine çekilerek götürülmüştür. Zırhlı araç polis merkezi amirliğine ulaşana kadar da terör örgütü mensuplarının keskin nişancı atışına maruz kalmıştır.

iii. Zırhlı aracın polis merkezine ulaşmasının ardından olay yerinden çekilerek getirilen şahıs aracın içine alınmış ve Şırnak Devlet Hastanesine götürülmüştür. Hastanede devam eden adli işlemler sırasında çatışmada ölen şahsın kimliği H.L.B. olarak belirlenmiştir. Burada yapılan incelemede H.L.B.nin üzerinden kılıf içinde yarı otomatik bir tabanca ile bu tabancaya ait olup içlerinde toplam 22 mermi bulunan iki şarjör ve bir el bombası ele geçirilmiştir.

A. Olaya İlişkin Ceza Soruşturması Süreci

8. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olayla ilgili olarak derhâl başlatılan soruşturma kapsamında H.L.B.nin cesedi üzerinde 3/10/2015 tarihinde otopsi yapılmıştır. Otopsi işlemine kimlik tanığı olarak katılan başvurucu Mehmet Birlik, cesedin kardeşi H.L.B.ye ait olduğunu, kardeşinin gerilla olduğunu, olayın nasıl meydana geldiğini bilmediğini beyan etmiştir. Aynı tarihte düzenlenen otopsi raporunda cesede 17'si öldürücü nitelikte olmak üzere toplam 28 ateşli silah mermi çekirdeği veya parçası isabet ettiği, boyun sol yan tarafta ve sol el ikinci parmakta yer alan yaralanmaların uzak mesafeden gerçekleştirilen atış sonucu meydana geldiği, diğer atışların elbiseli bölgelere gelmesi nedeniyle atış mesafesi tayini için elbiselerin atış artıkları yönünden incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu raporda ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmalarına bağlı kot, ekstremite, mandibula, pelvis ve vertebra kırıklarıyla birlikte çoklu iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama ve modüler şok sonucu meydana geldiği ifade edilmiştir.

9. Soruşturma kapsamında olaya ilk olarak müdahale eden ve H.L.B. ile çatışmaya giren Demir-6 kodlu ekipte görevli L.K. ve H.D.nin ifadeleri kimlik bilgileri gizli tutulmak suretiyle müşteki sıfatıyla alınmıştır. Anılan görevliler 3/10/2015 tarihli kolluk ifadelerinde olay günü Cumhuriyet Mahallesi ara sokaklarında terör örgütü mensuplarınca barikat kurulduğu, hendekler kazıldığı ve bölgede uzun namlulu ve roketatarlı kişiler bulunduğu ihbarı üzerine olay yerine intikal ettiklerini, biber gazı sıkarak kalabalığı dağıttıklarını, bu sırada bir kişinin elindeki roketatarı kendilerine doğru ateşlediğini, roketin araçlarına isabet ettiğini, bunun üzerine bu kişiye karşılık vererek etkisiz hâle getirdiklerini beyan etmiştir. Görevliler ayrıca etkisiz hâle getirilen kişiyi ve roketatarı almaya çalıştıkları sırada kendilerine karşı yoğun bir keskin nişancı ateşi açıldığını ve el yapımı bomba atıldığını, güvenlik sağlanınca Endiz-2 kodlu ekipten birinin kalkan yardımıyla cesede yanaşarak bombalı tuzak olma ihtimaline binaen koltuk altından halatla bağlamak suretiyle güvenli bir yere kadar çektiğini, sonrasında da cesedin araca bindirilerek hastaneye götürüldüğünü ifade etmiştir.

10. Olay yeri inceleme görevlileri olaya müdahale eden Demir-6 kodlu ekibin kullandığı zırhlı araç üzerinde inceleme yaparak araçta meydana gelen zarara ilişkin tespitlerde bulunmuştur. 3/10/2015 tarihli rapora göre aracın sol ön çamurluk fiber kısmında geniş çaplı çatlak, sol ön sis far lambasının ve muhafaza demirinin kısmen kırık olduğu görülmüştür. Raporda ayrıca aracın çeşitli yerlerinde çok sayıda sert cisim ve mermi izleri tespit edildiği belirtilmiştir.

11. Soruşturma kapsamında H.L.B.den alınan el svapları, H.L.B.nin üzerinden çıkan elbiseler, otopsi sırasında elde edilen mermi çekirdeği parçaları, H.L.B.nin üzerinde bulunan el bombası ile tabanca, şarjör ve fişekler, olay yerinden ele geçirilen roketatar silahı, roketatar mermisinin isabet ettiği zırhlı araçtan alınan patlayıcı madde ve roketatar mermisi kalıntıları üzerinde kriminal incelemeler yapılarak raporlar düzenlenmiştir. Şırnak Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğünün 18/11/2015 tarihli raporuna göre zırhlı polis aracına saldırıda RPG-7 model roketatar ve anti tank mühimmatı kullanılmıştır. Mühimmat RDX denilen patlayıcı ihtiva etmektedir. H.L.B.nin üzerinden çıkan el bombası ise F1 savunma tipi el bombasıdır. Anılan materyaller üzerinde herhangi bir vücut izi tespit edilememiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 22/10/2015 tarihli raporuna göre H.L.B.den ele geçirilen tabanca ise G... marka yarı otomatik bir tabancadır ve çalışır vaziyettedir. Aynı Müdürlüğün 5/11/2015 tarihli raporuna göre H.L.B.nin sol el avuç içi, sol el üstü, sağ el avuç içi ve sağ el üstü svaplarında atış artıkları tespit edilmiştir. Aynı raporda H.L.B.nin kıyafetleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde atış mesafesi konusunda görüş bildirmenin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

12. H.L.B.nin ölümünden kısa süre sonra sosyal medyada cesedinin zırhlı araca bağlanarak polis merkezine götürülmesiyle ilgili görüntüler yayılmış, sonrasında aynı yöndeki görüntüler ile olaya dair haberler yazılı ve görsel medyada yer almıştır. Başvurucular Hasan Birlik, Mehmet Birlik ile ölenin yakınları N.B. ve L.B. olaya ilişkin olarak kamu görevlilerince kasten öldürme, işkence, kötü muamele, kişinin hatırasına hakaret, görevi kötüye kullanma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi çok sayıda suç işlendiğinden bahisle Başsavcılığa 5/10/2015 tarihli şikâyet dilekçesi sunmuş, H.L.B.nin güvenlik güçlerince yapılan bir operasyon sırasında ayağından yaralandığını, bu kişinin yaralı olarak yakalanma imkânı varken önce araçla üzerinden geçilip sonra ağır silahlarla yakın mesafeden ateş edilerek infaz edildiğini ileri sürmüştür. İlk görüntülerde H.L.B.nin yüzünde mevcut olan doku bütünlüğünün hastaneye getirildiğinde bozulmuş olmasının kişinin infaz edildiğini gösterdiğini, H.L.B.nin cesedinin zırhlı bir araca bağlanarak sürüklendiğini, bu sırada cesede sinkaflı küfredildiğini, sürecin kamera ile kayıt altına alınarak H.L.B.nin yakını L.B.ye sosyal medya üzerinden gönderildiğini iddia etmiştir.

13. Başsavcılık, H.L.B.nin ölümüyle ilgili yürüttüğü soruşturmayı kişinin hatırasına hakaret suçuyla ilgili olarak genişletmiş; 6/10/2015 tarihinde Şırnak Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere göndererek cesedi zırhlı araca bağlayarak götüren, görüntüleri çeken ve yayan kişilerin tespit edilmesini, H.L.B.nin anne ve babasının müşteki sıfatıyla ifadelerinin alınabilmesi için müracaatlarının sağlanmasını istemiştir. Ayrıca H.L.B.nin cesedinin görüntülerinin medyada yer almasının ardından Şırnak ve Diyarbakır Baro Başkanlıkları ile çok sayıda sivil kişi olayla ilgili olarak Başsavcılığa şikâyette bulunmuştur. Bu şikâyetlerle ilgili soruşturmalar, H.L.B.nin ölümü nedeniyle yürütülen soruşturma ile birleştirilmiştir.

14. Olaya müdahale eden zırhlı polis aracına ait kamera kayıtları kolluk görevlileri tarafından incelenerek 6/10/2015 tarihli görüntü inceleme tutanağı düzenlenmiştir. Tutanakta olay yerinde bulunan duvarın arkasındaki bir kişinin elindeki roketatar silahını zırhlı polis aracına doğrultarak ateş ettiği, bunun üzerine polis aracından kişiye doğru atış yapıldığı, polis aracının daha sonra olay yerine yaklaştığı, bu sırada roketatarı ateşleyen kişinin yerde yatar vaziyette olduğu ve hemen yanında roketatar silahının durduğu belirtilmiştir.

15. Sosyal medyada dolaşıma girdiği tespit edilen 47 saniyelik bir video kaydına ilişkin olarak düzenlenen 7/10/2015 tarihli görüntü izleme tutanağında boynundan iple bir araca bağlı erkek cesedinin video süresi boyunca sürüklendiği ve bu sırada araçta bulunan kişiler tarafından sinkaflı küfredildiği belirtilmiştir.

16. H.L.B.nin cesedinin götürüldüğü polis merkezi amirliğine ait kamera kayıtlarının incelenmesi sonucu düzenlenen 7/10/2015 tarihli görüntü izleme ve tespit tutanağına göre karakol önündeki cesedin görüntülerini çeken, polis memuru H.C.Y.dir.

17. 20/10/2015 tarihli kolluk tutanağına göre olay günü güvenli olmaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen fotoğraf çekimi ve basit kroki düzenlenmesi gibi işlemler için olay yerine gidilmiş ve işlemler tamamlanmıştır.

18. Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünün 3/11/2015 tarihli yazısıyla, H.L.B.nin cesedini halatla çeken ekipte görevli polis memurlarının isimleri bildirilmiştir. Buna göre ekipte görevli polis memurları A.G., E.K., Mu.K., İ.A.A., Y.Ö. ve O.Ç.dir. Bu yazı ile birlikte olaya ilişkin telsiz görüşme kayıtları, olay tarihinde görevli zırhlı araç ve polis merkezi amirliğine ait kamera kayıtları, konuya ilişkin olarak internette yayımlanan görüntüler ve basında çıkan haberler soruşturma dosyasına sunulmuştur.

19. Başvurucular, Başsavcılığa sundukları 1/12/2015 tarihli dilekçede telsiz görüşmelerine göre cesedin sürüklenmesi talimatının polis memurlarının üstü konumundaki bir görevli tarafından verildiğinin anlaşıldığını ileri sürmüş ve emri veren görevlinin tespitini talep etmiştir.

20. Başsavcılık, İl Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 24/12/2015 tarihli müzekkere ile belirli telsiz kodlarının tahsis edildiği görevlilerin kimlik bilgilerinin bildirilmesini ve H.L.B.nin cesedini tahkir eden görevlilerin müracaatlarının sağlanmasını istemiştir.

21. Polis memuru A.G.nin ifadesi 23/2/2016 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınmıştır. A.G. ifadesinde olay günü bir zırhlı araca roketli saldırı olduğu bilgisi üzerine olay yerine gittiklerini, burada zırhlı aracın sağ ön tarafında hareketsiz yatan bir kişi ile yanında bir roketatar gördüklerini, telsizden gelen talimat üzerine saldırıya uğrayan araçtaki bir görevlinin roketatarı aldığını, sonrasında yerde yatan kişinin alınması talimatı geldiğini söylemiştir. Söz konusu talimatta kişinin özellikle aracında halat olan ekip tarafından alınmasının istendiğini, bunun nedeninin ölü veya yaralı şekilde ele geçirilmeleri sırasında örgüt mensuplarının kendilerini bomba veya patlayıcı maddelerle tuzakladıklarını, böyle somut olaylar olduğunu, bu kapsamda 13/9/2015 tarihinde tuzaklanmış bir örgüt üyesi ile karşılaştığını, bu durumu gözeterek H.L.B.nin cesedine zırhlı araçla geri geri yaklaştığını, diğer araçların da sağ ve sol tarafı kapatarak güvenliklerini sağladığını, araçtan sadece kendisinin indiğini, bu sırada teröristlerin silahla ateş etmeye başladıklarını, şahsın yanına giderek nabzını yokladığını, yeniden ateş edilmesi üzerine şahıstan uzaklaşarak duvarın dibine geçtiğini, burada bir süre ateş edilmesinin durmasını beklediğini, sonrasında şahsın yanına tekrar gittiğini, tuzaklama ihtimaline karşı halatı şahsın omuz bölgesinden bağladığını, etraftan ateş edildiği için ayak ucuna geçmesinin mümkün olmadığını, halatın diğer ucunu da ekip aracının arkasına bağladıktan sonra araca bindiğini, şahsı en yakın yer olan karakola götürdüklerini, cesedi aldıkları yer ile karakol arasında 50 metre olduğunu, devamlı ateş edilmesi nedeniyle halatı yolda çıkarıp cesedi araca alma imkânlarının olmadığını ifade etmiştir. Olay sürecinde adını bilmediği bir müdürünün talimatı ile hareket ettiğini, cesette tuzaklama olmadığını anlayınca cesedi araca alarak hastaneye götürdüğünü beyan etmiştir.

22. Aynı gün şüpheli İ.A.A. ekip amiri olan A.G. ile benzer şekilde ifade vermiştir. Ayrıca İ.A.A. durumu kayda alan, internette paylaşan kişinin kim olduğunu bilmediğini ve isnat edilen suçları kabul etmediğini söylemiştir.

23. Başsavcılığın 29/12/2016 tarihli talebine istinaden zırhlı araç kamera görüntülerini inceleyen kolluk görevlileri tarafından düzenlenen CD inceleme tutanağında omzunda roketatar olan kişi zırhlı araca ateş etmek üzereyken zırhlı araçtan ateş açıldığı, bu sırada roketin patladığı, şahsın isabet alarak sütre (düşman gözünden ve ateşinden korunmaya yarar doğal veya yapma siper) arkasına elindeki roketatarla birlikte düştüğü, bu aşamada kişinin kamera açısından çıktığı, aracın olay yerine yaklaşması sonrasında şahsın sütrenin hemen arkasında yanında roketatar bulunduğu hâlde yüzüstü yattığı, aracın bir süre etrafı ve şahsı gözetledikten sonra görüntünün sona erdiği ve kamera açısına başka kimsenin girmediği tespitlerine yer verilmiştir.

24. Şüpheli Mu.K. 29/3/2017 tarihli ifadesinde, şüpheli E.K. ise 13/4/2017 tarihli ifadesinde A.G.nin ifadesi ile uyumlu şekilde beyanlarda bulunmuştur. Şüpheli O.Ç. 3/4/2017 tarihli ifadesinde olay günü aracın içinde olduğu için H.L.B.nin araca bağlı olarak gezdirildiğini görmediğini ancak araç durduğunda arka tarafa bağlı olduğunu gördüğünü, neden cesedin bağlandığını sorduklarında kendilerine tuzaklama ihtimalinden söz edildiğini, teröristlerin olay yerinde devamlı ateş etmesi nedeniyle dışarı çıkma imkânı bulamadığını açıklamıştır. Öte yandan şüpheli Y.Ö. 2/6/2017 tarihli ifadesinde olay yerine gittiklerinde şahsı ölü olarak gördüklerini, kendilerine telsizden bu kişinin alınarak hastaneye götürülmesi talimatı verildiğini, teröristlerin sürekli ateş etmesi nedeniyle araçtan inemediklerini ve bu kişiyi alamadıklarını, 5-10 metre kadar araçla ilerleyerek güvenli bölgeye geçtiklerini, burada cesedi alarak hastaneye götürdüklerini, araca bağlamadıklarını ve yerde sürüklemediklerini belirtmiştir.

25. Polis memuru şüpheli H.C.Y. 4/4/2017 tarihli kolluk ifadesinde zırhlı aracın cesedi halatla çektiği sırada önünden geçtiğini, uzun süredir çatışma bölgesinde görev yapmanın verdiği buhranla herhangi bir amaç gütmeden birkaç kare fotoğraf çektiğini ve bazı arkadaşlarına gönderdiğini, bu fotoğrafları sosyal medyada paylaşmadığını beyan etmiştir.

26. Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında ifadesi alınan Jx185035 kodlu gizli tanık ifade tutanağı soruşturma dosyasına girmiştir. 2/8/2017 tarihli ifade tutanağına göre H.L.B. Siyabent kod adıyla örgütün silahlı yapılanmasında siyasi ve ideolojik eğitim sorumlusu olarak yer almaktadır.

27. Başsavcılık 26/12/2017 tarihinde kamu görevlileri hakkında yürütülen idari soruşturmanın akıbetini sormuştur. Olaya ilişkin olarak yürütülen disiplin soruşturması dosyasının bir örneği 25/1/2018 tarihinde ceza soruşturması dosyasına girmiştir.

28. Başsavcılığın H.L.B.nin terör örgütü ile ilişkisinin araştırılması yönündeki talimatı üzerine düzenlenen 7/1/2019 tarihli araştırma tutanağında H.L.B. hakkında terörle bağlantılı eylemler kapsamında yürütülen soruşturmalara ilişkin arşiv bilgileri ve bu kişiyi silahlı faaliyetlerde bulunan terör örgütü mensubu olarak fotoğraf üzerinden teşhis eden Keşiş kodlu gizli tanık ile tanıklar S.B., F.A., V.Ç. ve M.E. beyanlarına yer verilmiştir.

29. Başsavcılığın 30/7/2019 tarihinde iki farklı işyerine ait kamera görüntülerinin çözümünün yapılması yönündeki talebi üzerine kolluk tarafından düzenlenen 26/9/2019 tarihli görüntü inceleme tutanağında bir zırhlı aracın arkasına bağlı cesedin Orman Caddesi üzerinden polis merkezi amirliğine getirildiği, burada bir süre bekletildikten sonra zırhlı araca alındığı ve aracın polis merkezinden ayrıldığı belirtilmiştir.

30. Başvurucular, Başsavcılığa sundukları 2/9/2019 havale tarihli dilekçelerinde daha önce ibraz ettikleri dilekçelere rağmen mutlak zorunlu olmayan ve orantısız güç kullanımı sonucu ölen H.L.B.nin ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediğini, soruşturmanın cesedin zırhlı araçla çekilmesiyle sınırlandırıldığını ileri sürmüştür. Anılan dilekçede soruşturma kapsamında olay yeri incelemesi yapılmadığı, olay yerinden delil temin edilmediği, görgü tanıklarının dinlenmediği, kullanılan silahların araştırılmadığı ve güvenlik güçlerinin ifadelerine başvurulmadığı belirtilmiştir. Dilekçeyle ayrıca operasyon planı, telsiz görüşmelerinin üzerinde oynama yapılmamış ham hâli, mobese ve operasyonda kullanılan araçların kamera kayıtları ve askerî haritanın temin edilmesi, operasyona katılan güvenlik görevlileri ile tanıkların ifadelerinin alınması, olay yerinde ele geçirilen silah ve mühimmat üzerinde parmak izi ve balistik inceleme yapılması talep edilmiştir.

31. Başsavcılık 4/2/2020 tarihli müzekkere ile kamu görevlileri hakkında verilen soruşturma izni verilmemesi kararının kesinleşip kesinleşmediğini İl İdare Kurulundan sormuştur.

32. 11/2/2020 tarihinde soruşturma dosyasının bir örneğini alan başvurucular 6/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucular vekilleri, başvuru dosyasına H.L.B.nin zırhlı polis aracından açılan ateşle vurulduğu anı gösteren, aracın gece görüş kamerasıyla çekilen görüntüsü ile H.L.B.nin cesedinin zırhlı araca bağlanıp götürülürken görüldüğü görüntüyü sunmuştur. İlk video kaydında zırhlı araç kamerasının tarihine göre olay günü tam olarak saat 00.24.13'te H.L.B.nin alçak bir duvarın arkasına çömelmiş vaziyette, kameraya sadece baş ve göğüs bölgesi görünecek şekilde roketatar silahla nişan aldığı sırada zırhlı araçtan açılan ateşle vurulduğu görülmektedir. Aynı görüntüden H.L.B.nin ilk ateş anında vurularak duvarın ardına düştüğü ve kamera açısından çıktığı, zırhlı araçtan bu bölgeye doğru bir süre daha ateş edildiği, sonrasında aracın duvara yaklaşmasıyla H.L.B.nin saat 00.24.45'te yeniden kamera açısına girdiği, bu sırada kişinin sokakta hareketsiz şekilde yüzüstü yattığı, saat 00.25.02'de zırhlı araçtan yeniden ateş edildiği anlaşılmaktadır. Daha önce 7/10/2015 tarihli görüntü izleme tutanağına konu edilen ikinci video kaydında ise H.L.B.nin cesedi bir ip marifetiyle zırhlı araca bağlı olarak çekilirken arka kapısı açık olan aracın içinden alındığı ve araç içinde bulunan kişi ya da kişilerin H.L.B.nin cesedine sinkaflı sözler sarf ettiği gözlemlenmiştir.

33. H.L.B.nin babası olan başvurucu Hasan Birlik'in ifadesi müşteki sıfatıyla 15/9/2020 tarihinde kolluk görevlilerince alınmıştır. Başvurucu Hasan Birlik ifadesinde olay tarihinde oğlunun örgüt içinde olduğunu ve nerede olduğunu bilmediğini, o dönemde oğluyla irtibatı bulunmadığını, H.L.B.nin öldürülmesi olayında devletten şikâyetçi olmadığını ancak cesedini sürükleyerek polis merkezine kadar getiren görevlilerden şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.

34. Başsavcılık 11/12/2020 tarihli müzekkereyle kolluktan olaya ilişkin tanık araştırması yapılması ve tespit edilecek tanıkların beyanlarının alınmasını istemiştir. Kolluk, yapılan araştırma neticesinde herhangi bir tanık tespit edilemediği yönünde cevap vermiştir.

35. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/1/2021 tarihli kararıyla, dosyada henüz delillerin toplanmadığı ve dosya içeriğinin incelenmesi ile belgelerden örnek alınmasının yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanması kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın reddi ile kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

36. Başsavcılık, İl Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 4/10/2022 tarihli müzekkereyle hendek olayları döneminde Şırnak il merkezi ve ilçelerinde yaralı veya ölü ele geçirilen örgüt mensuplarının vücutlarında bombalı tuzaklama tespiti yapılıp yapılmadığını sormuştur. İl Emniyet Müdürlüğü, Şırnak İl Merkezindeki bir ikamette 2/6/2016 tarihinde ele geçirilen bir örgüt mensubunun üzerinde tuzaklanmış hâlde el yapımı patlayıcı tespit edildiğine ilişkin belgeleri Başsavcılığa göndermiştir.

37. Başsavcılıkça yürütülen adli soruşturmaya dair dosya son yapılan işlemler bakımından incelendiğinde 29/5/2023 tarihinde H.L.B.nin PKK terör örgütü ile bağlantısı bulunup bulunmadığına yönelik araştırma yapılması için Şırnak İl Jandarma Komutanlığına müzekkere yazıldığı, 2/10/2023 tarihinde Şırnak Valiliğine ön inceleme sonucunda verilen soruşturma izni verilmemesi kararına itiraz edilip edilmediğinin sorulduğu, 13/11/2023 tarihinde Başsavcılık anayasal düzene karşı suçlar ve terör suçları soruşturma bürosuna soruşturma dosyasının hâlen derdest olduğuna dair bilgi verildiği, 11/3/2024 tarihinde yine aynı birime dosyada bulunan emanetler hakkında verilmiş yeni tarihli bir karar olmadığının bildirildiği görülmüştür. Başsavcılık son olarak 18/12/2024 tarihinde İl Emniyet Müdürlüğünden H.L.B.nin örgüt ile olan ilişkisi ve bu kapsamda herhangi bir örgütsel eyleme katılıp katılmadığına ilişkin araştırma yapılmasını talep etmiştir.

38. İnceleme tarihi itibarıyla soruşturma dosyası derdesttir.

B. Olaya İlişkin Yürütülen Disiplin Soruşturması Süreci

39. İçişleri Bakanlığı, H.L.B.nin cesedinin polis aracına bağlanarak çekilmesi, bu olaya ilişkin görüntülerin kaydedilmesi ve yayılması hususuyla ilgili olarak 5/10/2015 tarihinde bir disiplin soruşturması başlatmıştır. Bu kapsamda Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünden temin edilen listeye göre olay günü Demir-6 kodlu ekipte görevli polis memurları L.K. ve H.D., Endiz-2 kodlu ekipte görevli polis memurları ise A.G., E.K., Mu.K., İ.A.A., O.Ç. ve Y.Ö.dür. Soruşturma kapsamında H.L.B.nin cesedini zırhlı araçla çektiği tespit edilen polis memuru A.G. ile bu sırada video kaydı alan polis memuru İ.A.A.nın görevden uzaklaştırılmalarına 12/10/2015 tarihinde karar verilmiştir.

40. Disiplin soruşturmasını yürütmekle görevli polis başmüfettişleri olaya ilişkin kamera kayıtlarını, sosyal medya, gazete ve televizyonlarda yer alan haber ve görüntüleri, olay yerinde görev alan ve takviye olarak giden personel listelerini, müdahale sırasında gerçekleşen telsiz görüşmelerinin dökümlerini temin etmiş; çok sayıda görevlinin sözlü ve yazılı savunmalarını almıştır.

41. Telsiz ses kayıt çözümü isimli belgeye göre 00.22.35 sıralarında 2263 kodlu kullanıcı araçlarına roket isabet ettiği, herhangi bir sorunun olmadığı ve roket atan kişinin gayrifaal olduğu bildirilmiştir. Yine aynı kullanıcı 00.24.47'de roketli şahsı malzemesiyle beraber ele geçirdiklerini bildirmiştir. 2110 kodlu kullanıcı tarafından cesedin kanca kullanılarak çıkartılması talimatı verilmiştir. Bu sırada 2166 kodlu kullanıcı kendilerinde halat bulunduğunu beyan ederek cesedi çeke çeke götürebileceğini bildirmiştir. 2110 kodlu kullanıcı "Bi güvenli bölgeye çektikten sonra karakol veya çevik kuvvet ondan sonra müdüriyete intikal ettiricez." şeklinde talimat vermiştir. 2412 kodlu kullanıcı "Bu çeken ekip karakolun önünde alalım, bunu alalım, etrafa görüntü vermeyelim, arkanda duruyorum kapatıyorum, bunu alalım, öyle içeride götürelim." şeklinde talimatlar vermiştir. 2263 kodlu kullanıcının karakol önüne geldiklerini bildirmesinden kısa süre sonra 2412 kodlu kullanıcı, cesedi araca aldıklarını ve hastaneye götüreceklerini bildirmiştir. Anılan tutanakta olay sırasında güvenlik güçlerine yönelik olarak devam eden ateşli silah kullanımına ilişkin bir ifade yer almamaktadır.

42. Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünün 2/2/2017 tarihli yazısına göre 2263 telsiz kodu polis memurları L.K. ve H.D., 2110 telsiz kodu Özel Harekât Şube Müdürü Me.K., 2166 telsiz kodu polis memurları Mu.K., İ.A.A., Y.Ö. ve O.Ç., 2412 telsiz kodu ise terörle mücadele şube müdürü tarafından kullanılmaktadır.

43. Disiplin soruşturması kapsamında Demir-6 isimli zırhlı aracın ekip amiri olan L.K.nın ifadesi alınmıştır. L.K. anılan ifadesinde Cumhuriyet Mahallesi'nde kurulan bir barikata gazla müdahale ederek kalabalığı dağıttıklarını, sonrasında aracın kulesindeki termal kameradan bir kişinin elindeki roketatarı kendilerine doğrulttuğunu gördüğünü, bunun üzerine bu kişiye makineli tüfek ile ateş ettiğini, roketatar mermisinin araçlarına isabet ettiğini, ateş eden kişinin yere düştüğünü, bu sırada çevreden kendilerine uzun namlulu silahlarla ateş edildiğini, bunun üzerine takviye kuvvet istediğini, olay yerine dört zırhlı araç geldiğini, örgüt mensuplarınca cesedin ve roketatarın alınacağı düşüncesiyle zırhlı araçtan uzanarak roketatarı aldığını beyan etmiştir. L.K. ayrıca olay yerine takviye olarak gelen Endiz-2 ekibinin amiri olan A.G.nin yoğun ateş altında zırhlı kalkan ile yaya olarak cesede yaklaştığını, bombalı tuzak ihtimali nedeniyle cesedi koltuk altından bağlayarak en yakın güvenli bölgeye kadar araçla çektiklerini ifade etmiştir. Aynı araçta şoför olarak görev yapan polis memuru H.D. ise alınan savunmasında L.K.nın beyanlarını doğrular mahiyette açıklamalarda bulunmuştur.

44. Polis memuru A.G. savunmasında Endiz-2 kodlu ekibin amiri olduğunu, Demir-6 kodlu araca roket saldırısında bulunulması üzerine olay yerine gittiklerini, bu sırada yerde yatan bir kişi ile yanında bir roketatar gördüğünü, sonrasında Demir-6 aracını perdelediklerini, bu sırada L.K.nın araçtan uzanarak roketatarı elindeki bez ile aldığını beyan etmiştir. A.G. devamında telsizden cesedin kanca ve halat kullanılarak olay yerinden güvenli bölgeye alınması talimatı geldiğini, bunun üzerine kendi aracında halat olduğu ve cesedi çekebileceği yönünde karşılık verdiğini, sonrasında zırhlı kalkan kullanmak suretiyle araçtan inerek cesedin nabzını kontrol ettiğini, kişinin öldüğünü anlayınca tekrar araca binerek halat istediğini, bu sırada çevreden devamlı kendilerine ateş edildiğini, yeniden kalkan vasıtasıyla cesedin başına gittiğini, tuzaklama ihtimali ve çevreden gelen yoğun ateş nedeniyle cesedi koltuk altlarından halat vasıtasıyla araca bağladığını ve en yakın polis merkezi amirliğine götürdüğünü ileri sürmüştür. A.G. merkeze vardıktan sonra cesedi kendi araçlarına alarak hastaneye götürdüklerini, polis memuru İ.A.A.nın cesedin görüntülerini çektiğini sonradan öğrendiğini, bu görüntüleri de merakından izlediğini, sonrasında birkaç arkadaşına gönderdiğini ancak herhangi bir mecrada paylaşmadığını iddia etmiştir.

45. Disiplin soruşturması kapsamında olay gecesi Özel Harekât Şube Müdürlüğünde hem koordinasyon için hem de gelişebilecek ani olaylara karşı yedek kuvvetleri yönlendirmek amacıyla bulunan Emniyet Müdürü Me.K.nin ifadesi alınmıştır. Me.K. alınan ifadesinde Demir-6 isimli araca roket saldırısında bulunulduğunu telsiz anonslarından öğrendiğini, saldırganın etkisiz hâle getirilmesi üzerine olay yerine Endiz-2 kodlu ihtiyat ekibinin intikal ettiğini, saldırganı ve silahını alıp almadıklarını Demir-6 ekibine sorduğunu, görüş alanında olmalarına rağmen alamadıklarını bildirmeleri üzerine hem roketatarı hem de cesedi almaları yönünde talimat verdiğini, Demir-6 ekibinin roketatarı aldıklarını ancak cesedi alamadıklarını belirtmeleri üzerine ceset üzerinde bombalı tuzak olabileceği değerlendirmesiyle olay yerine ceset çekme kancası göndereceğini söylediğini beyan etmiştir. Me.K., Endiz-2 ekibinin cesedi iple çekebileceklerini söylemesi üzerine ipin riskli olduğunu, ceset çekme kancası göndereceğini söylediğini, ekiplerin üzerine ateş edilmesi nedeniyle Demir-6 ekibinin sağlayacağı korumayla Endiz-2 ekibinden A.G.nin araçtan kalkanla inerek cesedi iple bağlayıp çıkacaklarını söylemeleri üzerine cesedi en yakın güvenlik birimine çekmeleri talimatı verdiğini ifade etmiştir. Me.K. ayrıca olaya ilişkin video ve fotoğrafların çekilmesi veya sosyal medyada paylaşılmasına yönelik bir talimatının bulunmadığını, kamera kaydındaki sinkaflı sözler söyleyen sesin polis memuru İ.A.A.ya ait olduğunu belirtmiştir.

46. Olay sırasında Endiz-2 kodlu ekipte görevli polis memuru İ.A.A. alınan savunmasında A.G.nin cesedin zırhlı araca bağlanmasına ilişkin olarak dile getirdiği hususlarla uyumlu şekilde beyanda bulunmuştur. İ.A.A. ayrıca araç içindeki mazgaldan dışarıya baskı ateşinde bulunduğunu, araç güvenli bölgeye yaklaştığında boş bulunup cesedin görüntülerini çektiğini, bu görüntüleri dört arkadaşı ile paylaştığını, bunun dışında herhangi bir paylaşım grubu veya sosyal medyada paylaşmadığını ifade etmiştir.

47. Polis memuru H.C.Y. alınan savunmasında olay günü cesedin zırhlı araca bağlı olarak karakol önüne getirildiği sırada birkaç kare fotoğraf çektiğini, sonrasında cesedin araca yüklenerek hastaneye götürüldüğünü, bölgede uzun zamandır devam eden çatışmanın yarattığı psikoloji ve son zamanlarda kaybettiğimiz şehitler nedeniyle böyle bir fotoğraf çekme ihtiyacı hissettiğini beyan etmiştir. H.C.Y. ayrıca bu fotoğrafları bazı meslektaşlarına gönderdiğini ancak herhangi bir internet sitesinde paylaşmadığını ileri sürmüştür.

48. Polis memuru F.K. alınan savunmasında olayın ertesi günü M.D. isimli meslektaşının kendisiyle olaya ilişkin üç fotoğraf paylaştığını, kendisinin de bu fotoğrafları iş arkadaşlarından oluşan bir gruba attığını, bu fotoğrafları sosyal medyada veya farklı paylaşım gruplarında paylaşmadığını beyan etmiştir.

49. Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülen disiplin soruşturması neticesinde 58 emniyet personeli hakkında 26/1/2016 tarihli disiplin soruşturma raporu hazırlanmıştır. Söz konusu raporun sonuç kısmında H.L.B.nin cesedinin zırhlı araca bağlanarak çekilmesi olayında kamu görevlilerinin kusurlarının bulunmadığı ve bu nedenle ceza tayinine yer olmadığı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca cesedin görüntülerinin kayda alınması ve çeşitli mecralarda yayılması olayında kusurlu olduğu tespit edilen polis memurları A.G., İ.A.A., H.C.Y. ve F.K.nın cezalandırılması gerektiği görüşüne yer verilmiştir.

50. Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Disiplin Kurulu (Kurul) 13/9/2017 tarihinde disiplin soruşturmasını karara bağlamıştır. Bu kapsamda Kurul, H.L.B.nin cesedinin zırhlı araca bağlanarak çekilmesi olayında kamu görevlilerinin kusurlarının bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Bomba Uzmanları (IED) Müdahale Yöntemleri Yönergesi ve Özel Harekat Dairesi Başkanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin ilgili hükümleri doğrultusunda, çatışmada ölen PKK/KCK terör örgütü mensubu [H.L.B.nin] üzerinden bir adet el bombası bir adet tabancanın ele geçirilmesi ve olayda görevli Özel Harekat personelinin aldıkları eğitimler de göz önünde bulundurulduğunda; olay yeri civarında çok sayıda barikat/hendek bulunması ve ekiplerin silahlı örgüt mensubu tarafından yoğun ateş altında olması, görevli Özel Harekat personeli tarafından ceset üzerinde bombalı tuzak olma ihtimali de değerlendirildiğinde ve sorumlu müdürler tarafından telsizden aldıkları talimat üzerine, cesedi koltuk altından halatla bağlayarak, en yakın güvenli bölge olan Polis Merkezi Amirliğine kadar çektiklerinin anlaşıldığı,

03.10.2015 günü saat 00.20 sıralarında Özel Harekat Şube Müdürlüğüne ait zırhlı aracın roketatar silahı ile saldırıya uğradığı ve saldırıyı gerçekleştiren PKK/KCK terör örgütü silahlı unsurlarından YDG-H içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren [H.L.B.] isimli örgüt mensubu çıkan çatışma sonrasında roketatar silahı ile birlikte ölü olarak ele geçirilmesi, Özel Harekata ait zırhlı aracın arkasına iple bağlı olarak çekilen cesedin görüntülerinin sosyal medya, paylaşım grupları ve haber sitelerinde yayımlanması üzerine toplumda infial oluşturmasının nedeninin; zırhlı aracın arkasına bağlı cesedin, güvenli bölgeye çekilmesi esnasında, araç içerisindeki atış mazgal deliğinden, cep telefonu ile cesedin görüntüsünün çekilmesi esnasında sinkaflı sözler sarf edilmesine dair kamera görüntülerinin sosyal medyada yayımlanmasından kaynaklandığı, aslında cesedin zırhlı aracın arkasına bağlanarak kinle sokak sokak gezdirilmesi diye bir hususun söz konusu olmadığı, cesedin zırhlı aracın arkasına koltuk altından halatla bağlanmak suretiyle çekilmesinin ise olay mahallendeki EYP (el yapımı patlayıcı), keskin nişancı atışı ve teröristlerin yoğun ateşinden uzaklaştırmak, en yakın güvenli bölge olan, Polis Merkezi Amirliği önüne çekilmesi ve hitamında zırhlı aracın içine alınmak suretiyle Şırnak Devlet Hastanesine intikal ettirmesinden ibaret olduğu,

Bu kapsamda;

PKK/KCK örgüt mensubu [H.L.B.nin] cesedinin çekilmesi olayında, cesedin bağlandığı ekip aracındaki görevli [polis memurları A.G., E.K., Mu.K., İ.A.A., Y.Ö. ve O.Ç.] ile olay yerinden PKK/KCK örgüt mensubu [H.L.B.nin] cesedinin güvenli bir bölgeye çekilmesine dair talimatı veren [emniyet müdürü Me.K.nın] kusurlarının bulunmadığı [kanaatine ulaşılmıştır.]"

51. Öte yandan Kurul, cesedin görüntülerinin çekilmesi ve paylaşılmasında kusuru bulunan bazı emniyet personeli hakkında çeşitli disiplin cezaları uygulanmasına karar vermiştir. Kurul bu kapsamda;

i. Cesedin güvenli bölgeye çekilmesi sırasında araç içindeki mazgal deliğinden kendisine ait cep telefonu ile cesedin görüntülerini sinkaflı sözler söyleyerek çeken ve çektiği bu görüntüleri arkadaşları ile paylaşarak sosyal medya, paylaşım grupları ve haber sitelerine yayılmasına neden olan İ.A.A.nın kademe ilerlemesinin altı ay kısa süreli durdurulmasına,

ii. İ.A.A.nın cesedi görüntülediğinden haberdar olmasına rağmen bu durumu üstlerine bildirmeyen A.G.nin kınama cezası ile cezalandırılmasına,

iii. Cesedin fotoğraflarını çekip arkadaşlarına göndererek görüntülerin sosyal medya, paylaşım grupları ve haber sitelerine yayılmasına neden olan H.C.Y.nin kademe ilerlemesinin altı ay kısa süreli durdurulmasına,

iv. Cesedin fotoğraflarını anlık mesajlaşma gruplarında paylaşarak fotoğrafların sosyal medya, paylaşım grupları ve haber sitelerine yayılmasına neden olan polis memuru F.K.nın kademe ilerlemesinin altı ay kısa süreli durdurulmasına,

v. Denetim görevini yerine getirmeyen Emniyet Müdürü Me.K.nın bir günlük aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına,

vi. Kusur ve sorumlulukları tespit edilemeyen diğer emniyet personeline disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Soruşturma dosyası kapsamında bu cezaların kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

C. Olaya İlişkin Yürütülen Ön İnceleme Süreci

52. Halkların Demokratik Partisi (HDP) 6/10/2015 tarihinde H.L.B.nin öldürülmesi, cesedine yapılan muameleler ve buna ilişkin kayıtların paylaşılması nedeniyle İçişleri Bakanı, Şırnak Valisi, İl Emniyet Müdürü ve olaya karışan diğer emniyet mensupları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

53. Başsavcılık suç duyurusu üzerine başlattığı 2016/559 sayılı soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürü ve diğer kamu görevlileri hakkında ayırma kararı vererek bu kişiler hakkında Şırnak Valiliğinden soruşturma izni talep etmiştir.

54. Başsavcılığın 6/3/2016 tarihli talebi üzerine İl Emniyet Müdürü C.S., Me.K., A.G., Mu.K., O.Ç., Y.Ö., E.K., İ.A.A. ve H.C.Y. hakkında ön inceleme yapılarak 30/5/2016 tarihli bir rapor düzenlemiştir. Şırnak Valisi 20/6/2016 tarihinde tüm görevliler yönünden H.L.B.nin cesedinin çekilmesi olayında sorumlulukları bulunmadığından soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Şırnak Valiliğinin 4/10/2023 tarihli yazısına göre bu karara karşı itiraz edilmemiştir.

55. Başsavcılık 31/1/2018 tarihinde söz konusu soruşturmanın resen başlatılan 2015/2539 sayılı soruşturma ile birleştirilmesine karar vermiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

56. Anayasa Mahkemesinin 7/1/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

57. Başvurucular; yakınları olan H.L.B.nin çatışma sırasında yaralandıktan sonra sağ olarak yakalanabilecek durumda olmasına rağmen gereksiz ve orantısız güç kullanımı sonucu hayatını kaybettiğini, bu kapsamda güvenlik görevlilerinin yaralı hâldeki yakınlarına ateş ettiğini ve üzerinden araçla geçtiklerini öne sürmüştür. Başvurucular ayrıca ölüm olayına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğini, ölümün gerçekleşme koşullarının ve sorumlularının belirlenmediğini, soruşturmanın cesede yapılan muamelelerle sınırlı olarak yürütüldüğünü beyan ederek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Bakanlık görüşünde, maddi olaylar hakkında açıklamada bulunulduktan sonra Anayasa Mahkemesinin Cemil Danışman ([1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014) ve Gazal Kolanç ve diğerleri kararlarında belirttiği ilkelere atıf yapılarak somut başvurunun bu ilkeler çerçevesinde ele alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

59. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

60. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

61. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı ile dördüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.

   ...

(…) meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…) veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

62. Somut başvuruya konu ölümle ilgili derdest bir ceza soruşturması bulunduğundan bireysel başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresi hususlarında da bir değerlendirme yapılmalıdır.

63. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- soruşturmanın ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu [1. B.], B. No: 2014/15732, 24/1/2018, § 86).

64. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunmalıdır. Başka bir deyişle başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru yapmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 87).

65. Ceza soruşturmasının etkili olmadığı iddiasını içeren başvuru, soruşturmanın başlamasından 4 yıl 5 ay sonra yapılmıştır. Soruşturma dosyası incelendiğinde başvurucular vekilleri vasıtasıyla bireysel başvuruda bulunmadan önce 2/9/2019 tarihinde Başsavcılığa verdikleri kapsamlı bir dilekçeyle olaylarla ilgili soruşturmanın etkili soruşturma yükümlülüğü ilkeleri çerçevesinde ele alınarak neticelendirilmesini talep etmiştir. 11/2/2020 tarihinde soruşturma dosyasının bir örneğini alan başvurucular vekillerinin talepleri ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadığı ve soruşturmada bir ilerleme sağlanmadığı kanaatine vararak somut başvuruyu yaptıkları görülmüştür. Bireysel başvurudan sonraki süreçte de ceza soruşturması kapsamında esaslı bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır. H.L.B.nin ölümü ve sonrasında gerçekleşen olaylarla ilgili soruşturmanın kendine özgü şartları dikkate alındığında başvuruculardan bireysel başvuruda bulunmak için etkili olmadığını düşündükleri bir soruşturmanın tamamlanmasını beklemelerinin istenemeyeceği ve başvurucuların özen yükümlülüğüne uygun olarak soruşturmanın etkisiz bir hâl aldığını düşündükleri andan itibaren süresinde bireysel başvuruda bulundukları değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvuruda bireysel başvuru yollarının tüketilmesi ve süre bakımından kabul edilemezliğe karar verilmesini gerektirecek bir neden bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

66. Başvuruda dile getirilen iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.   Esas Yönünden

i.   Genel İlkeler

(1)   Yaşam Hakkının Maddi Boyutuyla İlgili Genel İlkeler

67. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 82). Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevliler, kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, öldürme kastının olmadığı ancak güç kullanımının ölümle sonuçlandığı hâlleri de kapsamaktadır (Cemil Danışman, § 44; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 83).

68. Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasında meşru müdafaa hâli, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması veya olağanüstü hâllerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda yaşam hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi ile birlikte düşünüldüğünde kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin ancak Anayasa'da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda ve orantılı bir biçimde silahlı güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilir (Cemil Danışman, § 50; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 85). Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrası esas itibarıyla bir kişinin kasten öldürülmesine izin verilen durumları değil istenmeyen bir sonuç olarak ölüme sebep olan silahlı güç kullanımına izin verilen durumları açıklamaktadır (Narin Kurt [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 87).

69. Ayaklanma ve isyan kavramları Anayasa'da tarif edilmiş değildir. Buna karşılık belirli bir amaç doğrultusunda hareket eden kalabalık gruplar tarafından şiddet içeren, asayişe aykırı eylemlere başvurulması durumunda Anayasa'nın 17. maddesi anlamında bir ayaklanma ya da isyandan bahsedilebileceği açıktır. Eylemlerin yoğunluğu, eylemlere katılan kişilerin sayısı ve kamu düzeni açısından oluşan tehlike gibi unsurlar dikkate alınarak her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilerek ayaklanma veya isyan olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği konusunda bir sonuca varılmalıdır. Ayaklanma ve isyan kavramları arasında bunları gerçekleştirmek amacıyla başvurulan şiddetin kapsam ve yoğunluğu bakımından bir fark bulunmaktadır. İsyan daha dar bir alanda, daha az kişinin katılımıyla gerçekleşen, gerek kullanılan araçlar gerekse ortaya çıkan sonuçlar bakımından daha az vahamet içeren bir eylemdir. Buna karşılık çok sayıda kişinin vahim silahlar kullanarak gerçekleştirdiği, isyana göre daha uzun süre devam eden, daha geniş bir alanda gerçekleşen ve daha ağır sonuçlar ortaya çıkmasına neden olan eylemler ise ayaklanma olarak nitelendirilmelidir (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 342).

70. Kolluk kuvvetlerinin silah kullanımını düzenleyen kanunlar; yaşam hakkına ancak mutlak bir zorunluluk altında ve orantılı olarak müdahale edilebileceğini düzenlemeli, ayrıca gücün kötüye kullanılmasına, keyfîliğe ve belirli bir ölçüde de olsa kazalara karşı koruma sağlayabilecek düzeyde yeterli ve açık kurallar içermelidir (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 336).

71. Yaşam hakkının sağladığı korumanın önemi dikkate alındığında ölümcül güç kullanımının söz konusu olduğu hâllerde, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığı Anayasa Mahkemesince çok sıkı bir şekilde denetlenmelidir (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 117; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 87). Yapılacak değerlendirmede kamu gücünü kullanan görevlilerin eylemleri, bu görevlilere uygun talimatın ve kullanılan silahlar konusunda yeterli eğitimin verilip verilmediği ve eylemlerin planlanması ile kontrolü de dâhil olmak üzere olayı çevreleyen tüm koşullar gözetilmeli; kendisine karşı güç kullanılan kişinin önceki eylemleri ve kendisinin yarattığı tehlike hesaba katılmalıdır (Cemil Danışman, § 63; Turan Uytun ve Kevzer Uytun [2. B.], B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 62; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 86).

72. Devletin bir bireyin ölümünden sorumlu tutulabilmesi için o kişinin devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü makul şüphenin ötesinde ispat edilmesi gerekir. İdari gözetim, gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen ölüm olaylarında olayın nasıl meydana geldiğine ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişiminde olduğundan meydana gelen ölüm olayına ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü yetkili makamların üzerindedir. Eğer devletin ölüm olayından sorumlu olduğu makul şüphenin ötesinde kanıtlanmışsa öldürme olayının Anayasa'nın 17. maddesinin son fıkrasında izin verilen istisnai durumlardan birinin kapsamına girdiğini ispat yükümlülüğü devlete geçer (İpek Deniz ve diğerleri, § 121; Gazal Kolanç ve diğerleri, § 325).

73. Son olarak ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve kovuşturma makamlarının yerine geçerek ölüm olayına ilişkin delilleri değerlendirmesi söz konusu olamaz. Bu konudaki yetki ve sorumluluk ilk elden olayları inceleyen yetkili mercilerindir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, ikna edici bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede bulunabilir (Cemil Danışman, § 58; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 88).

(2)   Yaşam Hakkının Usul Boyutuyla İlgili Genel İlkeler

74. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bağlamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Cemil Danışman, §§ 43, 95; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 97).

75. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma, şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58). Bu tür soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmesi, soruşturma makamlarının olaya karışan kişilerden bağımsız olması, soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, soruşturmanın veya sonuçlarının gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmesi gerekir. Ayrıca soruşturma sonucunda alınan karar; soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalı ve kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığı hususunda değerlendirme içermelidir (Cemil Danışman, §§ 98-100; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99). Sözü edilen soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında sorumlular ile sorumlulukları tespit etmektir (Cemil Danışman, § 97; Narin Kurt, § 91).

76. Olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi adına mahkemeler kovuşturmaları makul bir süratle yürütmelidir (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 29). Bu gereklilik yaşanan gecikmelerin yargılamaların etkililiği üzerinde bir etki yaratıp yaratmadığı meselesinden tamamen ayrıdır. Bu sebeple kovuşturmada yaşanan aşırı gecikme tek başına yargılamanın etkisizliğine neden olabilir (Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 142). Bu nedenle kovuşturmada sanığın cezadan muaf tutulduğu izlenimi veren bir uygulama yapılmamış olsa bile mahkûmiyetle sonuçlanan yargılama aşırı uzunsa yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilebilir.

ii.   İlkelerin Olaya Uygulanması

(1)   Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

77. Yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü bakımından ihlal edildiğine yönelik iddialar incelenirken öncelikle belirlenmesi gereken husus, ölümün devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelip gelmediğidir. Başta kamera kayıtları ve operasyona katılan kamu görevlilerinin beyanları olmak üzere olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturması kapsamında toplanan delillerden H.L.B.nin ölümünün güvenlik kuvvetlerinin güç kulanımı sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır.

78. Daha önce ifade edildiği üzere başvuru konusu ölüm; kamuoyunda hendek olayları olarak isimlendirilen olaylar sırasında meydana gelmiştir. Anayasa Mahkemesi Gazal Kolanç ve diğerleri kararında, terör olayları nedeniyle 2015 ve 2016 yıllarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği geniş çaplı operasyonlarda meydana gelen ölümler için birden çok başvurunun birleştirilmesi suretiyle yaşam hakkı yönünden yaptığı detaylı değerlendirmede olayın koşullarını, konuya ilişkin yaklaşımını, ilkeleri ve ölçütleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen kararda özetle şu tespitlerde bulunmuştur (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 339-366):

 i. Yaşam hakkına müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için sağlanması gereken ilk ölçüt müdahalenin kanuni bir dayanağının olmasıdır. Güvenlik kuvvetlerinin güç ve silah kullanımını düzenleyen mevzuat kanunilik şartı sağlamaktadır.

 ii. Yaşam hakkına yapılan müdahalenin ihlale yol açmaması için karşılanması gereken ikinci kriter, müdahalenin Anayasa'nın 17. maddesinin dördüncü fıkrasında sayılan istisnai durumlardan biri kapsamında gerçekleştirilmesidir. Somut ölüm olayının kendisine özgü şartlarının ayrıca dikkate alınması gerekmekle birlikte genel olarak bu operasyonlar sırasında güvenlik güçlerinin terörle mücadele çerçevesinde aldıkları emri yerine getirdikleri, kanunun verdiği yetkiyle ve terör örgütü unsurlarının silahlı çatışmaya girmesi durumunda meşru müdafaa hâli kapsamında silahlı güç kullandıkları, ayrıca söz konusu operasyonların gerçekleşme sebebi olan yaygın terör olaylarının ayaklanma olarak nitelendirilmesi gerektiği dikkate alındığında bu operasyonlar sırasındaki güç kullanımının Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan bir ayaklanmanın bastırılması meşru amacına da matuf olduğu kabul edilmelidir.

 iii. Yaşam hakkına yapılan müdahalenin ihlale yol açmaması için karşılanması gereken son kriter, müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi anlamında ölçülülük ilkesine aykırılık taşımamasıdır. Buna göre devlet görevlilerinin ölümle neticelenen güç kullanımlarının, somut olayın şartlarında; gerçekleştirilmek istenen meşru amaca ulaşmak için elverişli, mutlak zorunlu ve ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için orantılı olduğu ortaya konulmalıdır. Bu çerçevede;

- Vahim terör olaylarının önlenmesi ve ayaklanmanın bastırılması için bu operasyonlar sırasında ölümcül güç kullanılması elverişli bir yoldur.

 - Yürütülen operasyon mutlak zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uygun olarak planlanmıştır.

 - Ölümle neticelenen güç kullanımının somut olay şartlarında mutlak zorunlu ve orantılı olup olmadığı incelenmelidir. Bu inceleme yapılırken başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgeler bir bütün hâlinde değerlendirilmelidir.

 - Yaşanan terör hadiselerinin süreklilik arz etmesi ve öngörülemez olması nedeniyle kullanılacak gücün orantılılığı bakımından isabetli bir muhakeme yapmak oldukça güçtür. Son derece karmaşık ve zor koşullar altında gerçekleştirilen güvenlik operasyonlarında yöntem ve araçların seçimi konusunda operasyonu icra eden kamu makamlarının takdir hakları olduğu kabul edilmelidir.

 - Süreklilik arz eden ve öngörülemez nitelikte olan terör saldırılarının devam ettiği bir ortamda güvenlik güçlerinden saldırıda bulunan kişilerle teslim olmaları konusunda müzakere yürütmelerini beklemek kamu makamlarına gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız bir yük yüklemek anlamına gelecektir.

79. Eldeki başvuruya temel olan vaka da tarih ve mekân itibarıyla aynı operasyonlarda meydana geldiğinden ihlal iddiasına konu tekil ölüm olayı ve akabinde olaya özgü yapılan soruşturmanın özel şartları dışında genel operasyon (güç kullanımı) koşullarına yaklaşım bağlamında Gazal Kolanç ve diğerleri kararında yapılan belirlemelerden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır.

80. Kamera kayıtlarına göre H.L.B. güvenlik güçlerine roketatarlı saldırıda bulunduğu sırada öldürülmüştür. H.L.B.nin saldırıda kullandığı roketatar cesedinin hemen yanında bulunmuştur. Ağır nitelikteki bu silah üzerinde yapılan incelemede silahta anti tank mühimmatı kullanıldığı tespit edilmiştir. Olaydan sonra hastaneye götürülen ceset üzerinde bir el bombası, bir tabanca ve 22 mermi ele geçirilmiştir. Yapılan otopsi işlemine kimlik tanığı olarak katılan başvurucu Mehmet Birlik, H.L.B.nin gerilla olduğunu ifade etmiştir. Otopsi neticesinde kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı olarak geliştiği anlaşılmıştır. Otopsi tutanağında cesedin üzerinden zırhlı araçla geçildiğine işarete eden herhangi bir tespite yer verilmemiştir. Cesetten alınan el svaplarının tamamında atış artığı saptanmıştır. Ceza soruşturması sürecinde temin edilen iki gizli tanık ve dört tanık beyanına göre H.L.B. terör örgütünün silahlı kanadında aktif olarak görev almaktadır.

81. Başvurucular, H.L.B.nin zırhlı araçtan açılan ateşle yaralanarak yere düştüğünü, bu aşamada yaralı olarak ele geçirilmesi mümkünken ateşe devam edilerek öldürüldüğünü ileri sürmüştür. Zırhlı araç kamera kaydına göre H.L.B. roketatarla ateş etmek için bir duvarın ardına çömelmiştir ve zırhlı araçtan ilk defa seri şekilde ateş edildiğinde bu kişinin başı ve göğüs bölgesi kameranın görüş açısındadır. H.L.B. zırhlı aracın kulesinden ateşlenen ağır makineli bir tüfekten çıkan ilk mermilerin isabetiyle yüzüstü yere düşmüştür. Anılan bu ilk mermilerin öldürücü niteliği, olaya ilişkin kamera kayıtları ve soruşturma dosyasında toplanan deliller dikkate alındığında H.L.B.nin açılan ilk ateş neticesinde ölmediği ve bir süre yaralı kaldığını ortaya koyan bir emare söz konusu değildir.

82. Soruşturma sürecinde elde edilen bu deliller, H.L.B.nin yaygın terör eylemlerinin engellenmesi ve Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan bir ayaklanmanın bastırılması meşru amacına yönelik olarak yapılan operasyonlar sırasında güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan meşru müdafaa hâli altında öldürüldüğünün kabulü için yeterlidir. Soruşturma sürecinde elde edilen delillerin aksine, delillerin veya tespitlerin yanlış olduğu yönünde emare teşkil edecek herhangi bir bilgi/belge veya bulguya rastlanmamıştır.

83. Bu durumda başvurucuların yakınlarının ölümüyle neticelenen güç kullanımının somut olay şartlarında mutlak zorunlu ve orantılı olup olmadığı incelenmelidir.

84. Olayın yaşandığı bölgede şiddetli çatışmaların olduğu bilinmektedir. Yukarıda da açıklanan delillere göre PKK terör örgütü adına güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet yürüttüğü anlaşılan H.L.B. teslim olma iradesinin olmadığı, silahlı eylemlerine devam edeceği değerlendirmesi neticesinde güvenlik güçlerince öldürülmüştür. Demir-6 kodlu zırhlı aracın gece görüş kamerası kayıtlarına göre H.L.B. zırhlı araca roketatar silahı ile ateş ederken aracın kulesinde bulunan L.K. tarafından açılan ateş sonucu ölmüştür. Anılan kamera kayıtları, güvenlik güçlerinin kendi aralarındaki telsiz konuşmaları ve zırhlı araca ilişkin rapordan H.L.B.nin ateşlediği roketin isabeti üzerine araçta hasar meydana geldiği anlaşılmıştır. Olayın açıklanan koşullarında güvenlik güçlerinin kendilerinin ve başkalarının hayatlarını koruma, silahlı ayaklanmayı bastırma meşru amaçlarına daha hafif bir sınırlama ile ulaşmalarının mümkün olmadığı ve ölümcül güç kullanmalarının mutlak zorunlu olduğu kanaatine varılmıştır.

85. Daha önce açıklandığı üzere son derece karmaşık ve zor koşullar altında gerçekleştirilen güvenlik operasyonlarında yöntem ve araçların seçimi konusunda operasyonu icra eden kamu makamlarının takdir hakları bulunmaktadır. Zira potansiyel terör saldırısının şiddetinin, nereden geleceğinin ve ne şekilde gerçekleşeceğinin güvenlik güçlerince bilinebilmesi neredeyse imkânsızdır (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 366).

86. Hendek olayları olarak bilinen olaylar sırasında terör örgütü tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, § 32). Olayın yaşandığı çatışma bölgesindeki kalabalık terörist gruplar; güvenlik güçlerine keskin nişancı tüfekleri, otomatik tüfekler, el bombaları, patlayıcılar ve roketatarlar kullanarak saldırılar düzenlemektedir (benzer yöndeki karar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, § 367). Bu açıklamalar ışığında başvuruya konu olayda silahlı bir ayaklanma kapsamında roketatar ve anti tank mühimmatı gibi ağır silahlar kullanılarak gerçekleştirilen kesintisiz ve öngörülemez nitelikteki ölümcül terör saldırılarına karşı güvenlik güçlerince ölümcül güç kullanılarak karşılık verilmesinin silahlı ayaklanmayı bastırmak, güvenlik güçleri ve diğer kişilerin yaşamları bakımından ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için orantılı bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

(2)   Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

88. İncelenen olayda kamu makamlarının terörle mücadele operasyonlarında yaşanan çatışmalarda ölen bir kişinin olduğunu tespit etmelerinin ardından kendiliğinden harekete geçerek ceza soruşturması başlattığı görülmüştür. H.L.B.den ele geçirilen silah ve mühimmat üzerinde parmak izi ve balistik inceleme, kıyafetleri üzerinde ise atış mesafesi tayini incelemesi yaptırılmıştır. H.L.B.nin roketatarla saldırıda bulunduğu zırhlı aracın şoförü H.D. ve bu aracın kulesinde görevli L.K.nın ifadeleri olay günü kollukta alınmıştır. Olay anı öncesi ve sonrasını kapsar şekilde güvenlik güçlerinin kendi aralarındaki telsiz konuşmalarının dökümleri temin edilmiştir. Olayın gerçekleşme koşullarının tespiti açısından özel bir öneme sahip zırhlı araç kamera kaydı temin edilerek çözümü yaptırılmıştır. Olaya ilişkin olarak yürütülen ön inceleme ve disiplin soruşturması süreçlerine dair bilgi ve belgeler dosya arasına alınmıştır. Başvurucular, yakınlarının ölümü nedeniyle başlatılan soruşturmada belge örneklerine erişebilmiş ve kendilerini avukatla temsil ettirmiştir. Dolayısıyla başvuruya konu ceza soruşturmasında resmî bir soruşturmanın resen başlatılması, soruşturmanın başvurucuların katılımına gerekli ölçüde açık olması koşullarının yerine getirildiği değerlendirilmiştir.

89. Soruşturma için kritik önemdeki ölü muayene ve otopsi işlemleri Cumhuriyet savcısı ve adli tabibin bizzat katılımıyla, usulüne uygun olarak yapılmıştır. Dolayısıyla olayda etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında soruşturmanın bağımsızlığının zedelenmemesi için imkânlar dâhilindeki tüm tedbirlerin alındığı kanaatine varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, § 373).

90. Başta kamera kayıtları olmak üzere soruşturma kapsamında temin edilen diğer deliller karşısında çatışma bölgesinde olay yeri inceleme ve delil araştırmasının olaydan hemen sonra yapılmaması, kimlik bilgileri tespit edilen polis memurlarının çatışmada kullandığı silahlar üzerinde bir inceleme yaptırılmaması ve ölüm olayına dâhil olan kamu görevlileri L.K. ve H.D.nin ifadelerinin Başsavcılık tarafından şüpheli sıfatıyla alınmaması etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemleri olarak değerlendirilmemiştir (kamu görevlilerinin ifadelerinin alınmaması yönünden benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, § 381). Nitekim yaşam hakkının maddi boyutu bakımından ihlal edildiği iddiaları incelenirken açıklandığı üzere başvuru dosyasındaki deliller H.L.B.nin ayaklanmanın bastırılması ve silahlı saldırıda bulunmasını engellemek amacıyla meşru müdafaa şartları altında öldürüldüğünü göstermektedir. Bu tespitlere ve soruşturmada ulaşılan benzer sonuca göre toplanan deliller olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkarmış; kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu göstermiştir. Soruşturma açısından kritik önemi olan deliller olayın koşullarında özen yükümlülüğüne uygun olarak toplanmıştır yani etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı deliller toplanmıştır.

91. Öte yandan ölüm üzerine resen başlatılan ceza soruşturmasının bireysel başvurunun incelenme tarihi itibarıyla yaklaşık 10 yıl 3 ay 4 gündür devam ettiği ve tanık araştırması işleminin olaydan uzun bir süre sonra yapıldığı (bkz. § 34) görülmüştür.

92. Yapılan bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde -soruşturma sonucunda verilecek karardan bağımsız olarak- başvurucuların şikâyeti hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varılmıştır.

93. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

B. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

94. Başvurucular; H.L.B.nin cesedinin boyun kısmından polis aracının arkasına bağlanarak sürüklendiğini, bu sırada emniyet görevlilerinin cesede hakaret ettiklerini, buna ilişkin görüntülerin sosyal medyada paylaşıldığını, polis karakoluna getirilen H.L.B.nin cesedinin başında görevlilerin hatıra fotoğrafı çektirdiklerini ve bu fotoğrafın da sosyal medyada paylaşıldığını, bu durumun ölümden kaynaklanan kaçınılmaz acının ötesinde elem ve ızdıraba neden olduğunu, H.L.B.nin etnik kimliğinden dolayı gerçekleşen tüm bu olaylar nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmediğini, neticede kötü muamele yasağı ile birlikte özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ve bu haklarla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

95. Bakanlık görüşünde, maddi olaylar hakkında açıklamada bulunulduktan sonra Anayasa Mahkemesinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile ilgili Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk ([2. B.], B. No: 2013/6587, 24/3/2016) ile Serap Tortuk ([1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015) kararlarında belirttiği ilkelere atıf yapılarak somut başvurunun bu ilkeler çerçevesinde ele alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

96. Başvurucuların iddialarının özü, güvenlik güçlerince gerçekleştirilen bir operasyon sırasında öldürülen yakınlarının cesedine uygulanan muamele ile kötü muameleye maruz kaldıkları ve bu konuya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediğine ilişkindir. Ayrıca başvurudaki unsurlar ayrımcılık yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı yönünden ayrı bir mesele ortaya çıkarmamaktadır. Bu sebeple başvurunun kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

97. Başsavcılık, ölüm ve sonrasında cesede yapılan muamelelere ilişkin araştırmasını aynı soruşturma dosyası üzerinden yürütmüştür. Bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları kapsamında başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresiyle ilgili olarak yapılan değerlendirmeler (bkz. §§ 64-66) kötü muamele yasağına yönelik iddialar bakımından da geçerlidir. Başvurucular tarafından cesede yapılan muameleler temelinde dile getirilen iddialar açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi başvuruda başkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmamaktadır. Dolayısıyla kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

98. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

99. Anayasa Mahkemesi kötü muamele yasağına ilişkin benzer şikâyetleri incelediği bireysel başvurularda, yakınlarının kötü muameleye uğradığı ya da hayatını kaybettiği bir olaydan dolayı aile üyelerinin ruhsal çöküntü ve üzüntü duymalarının kaçınılmaz bir sonuç olduğunu, bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları incelenirken somut başvuruda aile üyelerinin yaşadıkları üzüntüye farklı bir boyut kazandıracak özel faktörlerin var olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Engin Gök ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/3955, 14/4/2016, §§ 49-54; Abdulaziz Bengi ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/14048, 10/6/2020, §§ 92-95).

100. H.L.B.nin cesedini zırhlı araca bağlayan ve polis merkezi amirliği önüne kadar çeken ekipte görevli polis memurlarının disiplin ve ceza soruşturmaları kapsamında, söz konusu talimatı veren emniyet müdürü Me.K.nın ise disiplin soruşturması kapsamında alınan ifadelerinde terör örgütü mensuplarınca devamlı olarak ateş edilmesi ve ceset üzerinde bombalı tuzak olma ihtimaline binaen cesedi halatla çektiklerini ve tahkir amaçlarının bulunmadığını ileri sürmüştür. 3/10/2015 tarihli kolluk tutanağında güvenlik güçlerinin ateş altında bulunduğuna ilişkin tespitlere yer verilmiştir. Olaya dair yürütülen disiplin soruşturması neticesinde de cesedin zırhlı aracın arkasında sürüklenmesinde kamu görevlilerinin kusurlarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak görevlilerin kendi aralarındaki telsiz görüşmelerinin çözümüne ilişkin tutanaklarda güvenlik güçlerinin cesedin zırhlı araca bağlanması sırasında veya polis merkezi amirliğine seyir hâlindeyken ateş altında bulunduğuna dair herhangi bir ifadenin olmadığı görülmektedir. Soruşturma kapsamında temin edilen kamera kayıtları ve bu kayıtların çözümlenmesine dair tutanaklarda da bu yönde bir tespite yer verilmemiştir. Demir-6 kodlu zırhlı aracın kamera kayıtlarına göre H.L.B.nin açık alanda etkisiz hâle getirildiği andan itibaren ceset görevlilerinin gözetimi altındadır ve cesedin etrafında üçüncü bir kişi tespit edilememiştir. Dahası polis memuru İ.A.A.nın araç içerisinden çektiği görüntülere göre ceset arka kapısı açık hâlde seyreden zırhlı araca çok yakın şekilde bağlanmıştır. Kaldı ki ceset güvenli bölge olarak kabul edilen karakola getirildikten sonra üzerinde bombalı tuzak araştırması yapılmamış, araç içerisinde hastaneye götürüldüğünde üzerinde tabanca, el bombası ve mermi gibi silah ve mühimmat bulunmuştur. Dolayısıyla kamu görevlilerinin devamlı suretle ateş altında oldukları ve cesedin tuzaklanmış olabileceği yönündeki argümanlarının somut olayın koşullarıyla uyuşmadığı görülmüştür. Bu nedenle güvenlik güçlerinin cesedi en azından ölümün gerçekleştiği alandan uzaklaştırdıktan sonra araç içine almalarına engel bir durum olmadığı hâlde arka kapısı açık zırhlı araç içinden cesede yönelik tahkir edici sözler kullandıkları ve bu süreci cep telefonu ile kayıt altına alarak yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada dolaşıma girmesine neden oldukları anlaşılmıştır. Başvurucular yakınlarının cesedine yapılan ve gerekli olmadığı anlaşılan bu muameleye, yine kamu görevlilerince çekilen görüntüler vasıtasıyla vâkıf olmuştur.

101. Olayda başvurucuların kötü muamele yasağının ihlali iddiaları, yakınları olan H.L.B.nin ölümünden sonra cesedine yapılan muamelelerin ölüm nedeniyle yaşadıkları kaçınılmaz üzüntünün ötesinde bir elem duymalarına neden olduğuna dayanmaktadır. H.L.B.nin cesedinin zırhlı bir araca iple bağlanarak sürüklendiğine, bu sırada güvenlik güçleri tarafından cesede yönelik hakaret içeren sözler sarf edildiğine, cesedin süreklendiği sırada yine güvenlik güçleri tarafından çekilen video ve fotoğraflarının basın yayın organları ile sosyal medyada dolaşıma girdiğine ilişkin bilgi ve belgeler (bkz. §§ 19, 28, 45) bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların iddialarına konu olayların yakınlarının ölümü nedeniyle oluşan kaçınılmaz üzüntünün ötesinde bir elem duymalarına yol açtığı ve Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği asgari eşiğe ulaştığı değerlendirilmiştir.

102. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurucuların yakınının cesedine yönelik muamele, başvurucular yönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilebilir (bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91; S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 84-88).

103. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

ii. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

104. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103).

105. Ölüm olayından hemen sonra durumdan haberdar edilen Başsavcılık konuyla ilgili olarak derhâl bir soruşturma başlatmıştır. H.L.B.nin yakınlarının 5/10/2015 tarihinde yaptığı şikâyet üzerine Başsavcılık soruşturmayı H.L.B.nin cesedinin zırhlı araca bağlanarak sürüklenmesi olayı yönünden genişletmiştir.

106. Cumhuriyet savcısı, olaydan birkaç gün sonra cesedin zırhlı araca bağlanarak götürülmesine ilişkin araştırmalara başlamıştır. Bu kapsamda olaya ilişkin kamera kayıtları temin edilerek çözümü yaptırılmıştır. Olay öncesi ve sonrasına ilişkin telsiz görüşme kayıtları ile telsiz görüşmelerini yapan personelin kimlik bilgileri temin edilmiştir. Cesedin sürüklenmesine ilişkin olarak yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada çıkan haber ve görüntüler tespit edilmiştir. Olaya ilişkin olarak yürütülen ön inceleme ve disiplin soruşturması evrakı soruşturma dosyası arasına alınmıştır. Cesedi sürükleyen ekipte yer alan polis memurlarının ifadeleri alınmıştır. Bununla birlikte cesedin kanca marifetiyle çekilmesi talimatı verdiği anlaşılan emniyet müdürü Me.K.nın olaya ilişkin ifadesinin aradan geçen uzun süreye rağmen alınmadığı görülmüştür.

107. Olayda cesedin sürüklenmesine dâhil olan Endiz-2 kodlu ekipte yer alan personelin ifadelerinin farklı il ve ilçelerdeki Cumhuriyet savcılıkları ve kolluk görevlileri tarafından alındığı, olaya ilişkin soruşturma işlemlerinin Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından yerine getirildiği dikkate alındığında başvuruya konu soruşturmanın yeterince bağımsız olduğu değerlendirilmiştir.

108. Bireysel başvurudan sonraki bir tarihte dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Ancak başvurucuların 27/1/2021 tarihli bu karardan önce soruşturma dosyasından belge alma veya dosyaya belge ibraz etme hususunda herhangi bir engellemeyle karşılaşmamaları, bu tarihten sonra ise esaslı bir soruşturma işlemi yapılmamış olması nedeniyle soruşturmaya gerektirdiği ölçüde katılım sağlayabildikleri kanaatine varılmıştır.

109. Başvuruya konu soruşturmada olay 3/10/2015 tarihinde meydana gelmesine rağmen başvurucuların yakınını zırhlı araçla sürükleyen polislerin ifadeleri ancak 23/2/2016-2/6/2017 tarihleri arasında alınabilmiştir. Kendi aralarında veya meslektaşlarıyla anlaştıklarına ilişkin hiçbir delil olmasa da ifadelerini uyumlaştırmak için gizli anlaşma yapma riskini azaltacak şekilde uygun tedbirlerin alınmayarak ifadelerin belirli bir zamana yayılması nedeniyle soruşturmanın özenli yürütülmesinde eksiklik olduğu sonucuna varılmıştır (Mahpulah Özarslan [2. B.], B. No: 2016/12544, 15/9/2020, § 71).

110. Ayrıca Başsavcılık, H.L.B.nin ölümü sonrasında gerçekleşen olaylarla ilgili bir karar vermemiştir. Ceza soruşturması inceleme tarihi itibarıyla yaklaşık 10 yıl 3 ay 4 gündür derdesttir.

111. Yapılan bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde -soruşturma sonucunda verilecek karardan bağımsız olarak- başvurucuların şikâyeti hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varılmıştır.

112. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

V. GİDERİM

113. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

114. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

115. Ayrıca başvuruculara yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle dolaylı mağdur olarak uğradıkları manevi zararları karşılığında müştereken net 330.000 TL manevi tazminat ödenmesine, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlali nedeniyle doğrudan mağdur olarak uğradıkları manevi zararları karşılığında net 325.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine, iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

4. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2015/2539) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle net 330.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali nedeniyle net 325.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

Başvurucular, terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, ölen kişinin cesedine yapılan muamele nedeniyle insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu ile ihlal edildiği ve yine aynı maddede düzenlenen insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul ve maddi boyutu ile ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

PKK terör örgütü tarafından 12 Ağustos 2015 tarihinden itibaren Şırnak'ın Cizre, İdil, Silopi ilçeleri; Hakkâri'nin Yüksekova ilçesi; Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçeleri; Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçeleri ile Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılarak barikatlar kurulmuş ve buralara patlayıcılar yerleştirilerek bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet kurulmaya çalışılmıştır. Sonrasında hendek olayları olarak bilinen terör saldırıları başlamış, kamu kurumları ve sivillere yönelik saldırılar gerçekleşmiş, yüzlerce sivil ve güvenlik görevlisi şehit olmuş ayrıca binlerce kişi de yaralanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın 23.01.2017 tarihli açıklamasına göre, terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 4711 güvenlik görevlisi yaralanmış, yine 335 sivil vatandaş hayatını kaybetmiş ve 2106 sivil vatandaş da yaralanmıştır.

Dosya kapsamı itibari ile somut olay şu şekilde özetlenebilir: 03.10.2015 günü Şırnak Cumhuriyet Mah. ara sokaklarına girişi engellemek için teröristlerce hendek kazıldığı, silahlı kişilerin nöbet tuttuğu bilgilerinin alınması üzerine bölgeye polis ekipleri sevkedilmiş, bölgeye intikal eden ekiplere teröristlerce uzun namlulu silahlar ve roketatar kullanılarak ateş edilmiş, Demir-6 kodlu kobra tipli zırhlı polis aracına roketatar mermisi isabet etmiştir. Görevlilerin ateşle karşılık vermesi üzerine roketatar kullanan terörist etkisiz hale getirilmiştir. Demir-6 kodlu ekipten bir görevli roketatar silahını ve etkisiz hale getirilen şahsı almak için araçtan indiğinde keskin nişancı atışına ve el yapımı patlayıcı kullanılarak yapılan saldırılara hedef olmuştur. Araçtan inen görevli, roketatar silahını bulunduğu yerden almış ancak zikredilen saldırılar nedeniyle etkisiz hale getirilen şahsa ulaşması mümkün olmamıştır. Bunun üzerine bölgeye takviye kolluk ekipleri çağrılmış, gelen ekiplerden Endiz-2 kodlu ekibe mensup bir özel harekat personeli zırhlı kalkan yardımıyla etkisiz hale getirilen şahsa yaklaşmış ve şahsın ölü olduğunu tespit etmiştir. Üzerinde tuzaklanmış patlayıcı olması ihtimaline karşı bu şahsı halatla polis aracına bağlanmış ve en yakın güvenli bölge olarak belirlenen polis merkezi amirliğine çekilerek götürülmüştür. Zırhlı araç polis merkezi amirliğine ulaşana kadar da terör örgütü mensuplarının keskin nişancı atışına maruz kalmıştır. Zırhlı aracın polis merkezine ulaşmasının ardından olay yerinden çekilerek getirilen şahıs aracın içine alınmış ve Şırnak Devlet Hastanesine götürülmüştür. Hastanede devam eden adli işlemler sırasında çatışmada ölen şahsın kimliği H.L.B. olarak belirlenmiştir. Burada yapılan incelemede H.L.B.nin üzerinden kılıf içinde yan otomatik bir tabanca ile bu tabancaya ait olup içlerinde toplam 22 mermi bulunan iki şarjör ve bir el bombası ele geçirilmiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olayla ilgili olarak derhal soruşturma başlatmıştır.

H.L.B.’nin ölümünden kısa süre sonra sosyal medyada cesedinin zırhlı araca bağlanarak polis merkezine götürülmesiyle ilgili görüntüler yayılmış, sonrasında aynı yöndeki görüntüler ile olaya dair haberler yazılı ve görsel medyada yer almıştır. Başvurucular ile ölenin yakınları N.B. ve L.B. olaya ilişkin olarak kamu görevlileri hakkında Başsavcılığa 5/10/2015 tarihli şikayet dilekçesi sunmuş, H.L.B.’nin güvenlik güçlerince yapılan bir operasyon sırasında ayağından yaralandığını, bu kişinin yaralı olarak yakalanma imkanı varken önce araçla üzerinden geçilip sonra ağır silahlarla yakın mesafeden ateş edilerek infaz edildiğini ileri sürmüştür. İlk görüntülerde H.L.B.’nin yüzünde mevcut olan doku bütünlüğünün hastaneye getirildiğinde bozulmuş olmasının kişinin infaz edildiğini gösterdiğini, H.L.B.’nin cesedinin zırhlı bir araca bağlanarak sürüklendiğini, bu sırada cesede sinkaflı küfredildiğini, sürecin kamera ile kayıt altına alınarak sosyal medya üzerinden paylaşıldığını iddia etmiştir. Başsavcılık, H.L.B.’nin ölümüyle ilgili yürüttüğü soruşturmayı kişinin hatırasına hakaret suçuyla ilgili olarak genişletmiştir.

Çoğunluk gerekçesinde başvurucuların şikayeti hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği, başvurunun inceleme tarihi itibari ile 9 yıldan fazla sürdüğü, tanık araştırma işleminin olaydan çok sonra yapıldığı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği, başvurucunun cesedine yönelik muamelenin insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir muamele olduğu ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği, yine cesedin sürüklenmesi olayına ilişkin ifadelerin geç alındığı, soruşturmanın özenle yürütülmediği ve zamanında sonuçlandırılmadığı gerekçeleri ile insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

a. Yaşam Hakkının Usul boyutunun İhlal Edilmediği

Anayasa Mahkemesi’nin hendek olaylarına ilişkin verdiği çok sayıda karar mevcuttur. Anayasa Mahkemesi, (Nurettin Göndüz [2. B.], B. No: 2019/38701, 14/12/2023) kararında, somut başvuruya konu olayda silahlı bir ayaklanma kapsamında ağır silahlar kullanılarak gerçekleştirilen kesintisiz ve öngörülemez nitelikteki ölümcül terör saldırılarına karşı güvenlik güçlerince ölümcül güç kullanılarak mukabele edilmesinin silahlı ayaklanmayı bastırmak, güvenlik güçleri ve diğer kişilerin yaşamları bakımından ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için orantılı bir müdahale olduğu, somut olayın açıklanan şartları altında güvenlik güçlerinin kendilerinin ve başkalarının hayatlarını koruma ve silahlı ayaklanmayı bastırma meşru amaçlarına daha hafif bir sınırlama ile ulaşmalarının mümkün olmadığı, dolayısıyla ölümcül güç kullanmalarının mutlak zorunlu olduğu kanaatine varıldığını belirtmiştir(§37). Mahkeme söz konusu kararında, yaşam hakkının usul boyutu ile ilgili olarak ise, kamu görevlilerinin güç kullanımı neticesi ölüm olayının meydana geldiği durumlarda kamu makamlarının bu ölüm olayıyla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü ortaya çıktığı, bu yükümlülük yaşam hakkı bağlamında usul yükümlülüğü olarak adlandırıldığı, Anayasa Mahkemesi kamu görevlilerinin güç kullanımları sonucu meydana gelen ölümlerle ilgili ceza soruşturmalarının etkili olduğunun kabul edilebilmesi için olması gereken nitelikleri birçok kararında ayrıntılı olarak açıkladığı, (etkili soruşturma yükümlülüğünde benimsenen temel ilkeler için pek çok karar arasından bkz. Cemil Danışman, §§ 95-100; Gazal Kolanç ve diğerleri, § 369), somut başvuruya konu olayda kamu makamlarının terörle mücadele operasyonlarında yaşanan çatışmalarda İ.G.’nin öldüğünü tespit etmesinin ardından kendiliklerinden harekete geçerek ceza soruşturması başlattıkları, derhâl başlatılan bu soruşturma, olayların karmaşık yapısı, olay tarihinde bölgedeki genel durum ve delil toplanmasındaki güçlükler dikkate alındığında makul bir sürede tamamlandığı, başvurucu, yakınının ölümü nedeniyle başlatılan soruşturmalarda belge örneklerine erişebilmiş; kendisini avukatla temsil ettirmiş ve kararlara itiraz hakkını kullandığı, dolayısıyla somut başvuruya konu ceza soruşturmasında resmî bir soruşturmanın resen başlatılması, soruşturmanın makul bir süratle yürütülüp tamamlanması, başvurucunun soruşturma işlemlerine katılımının sağlanması ve soruşturmanın gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması koşullarının yerine getirildiği değerlendirildiği belirtilmiştir. (§39-40-41).

Anayasa Mahkemesi, (Nurettin Göndüz [2. B.], B. No: 2019/38701, 14/12/2023) kararında, başvurucunun olayda sorumluluğu olduğu iddia edilen kamu görevlilerinin ifadelerinin alınmamasına ilişkin iddiası açısından ise, soruşturmanın amacının, somut olayın ne şekilde gerçekleştiğini ortaya çıkarmak ve böylece kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında meşru olup olmadığını belirleyerek yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak olduğu, dolayısıyla ifade alma işleminin her soruşturmada yerine getirilmesi gereken otomatik bir zorunluluk olarak kabul edilemeyeceği, bilakis ifade alma da dâhil herhangi bir soruşturma işleminin yerine getirilmemesi ancak bu belirtilen amaç doğrultusunda faydalı olacaksa etkili soruşturma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabileceği, nitekim yaşam hakkının maddi boyutu bakımından ihlal edildiği iddiaları incelenirken açıklandığı üzere başvuru dosyasındaki deliller; İ.G.’nin Cizre'deki silahlı terör eylemlerinde yer aldığını ve son olarak eylemlerine devam etmek üzere girişleri barikat ve hendeklerle kapatılmış olan, yoğun silahlı çatışmaların devam ettiği bir bölgede bulunan C-3095 numaralı binanın olduğu alana geldiğini, İ.G.’nin cesedinin bulunduğu bu binadan güvenlik güçlerine ağır silahlarla terör saldırıları yapıldığını gösterdiğini, bu tespitlere ve soruşturmada ulaşılan benzer sonuca göre toplanan deliller olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkardığı ve kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu gösterdiğini, bu nedenle soruşturma açısından kritik önemi olan delillerin somut olayın koşullarında özen yükümlülüğüne uygun olarak toplandığı, çatışmalara katılan görevlilerin ifadelerinin alınmamasının ise etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemi olmadığı kanaatine varıldığını, açıklanan gerekçelerle somut başvuruda yaşam hakkının usul yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir (Nurettin Göndüz, §42).

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Gazal Kolanç ve Diğerleri başvurusunda da [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022) aynı gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, toplanan delillerin olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkardığı ve kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu gösterdiğini, bu nedenle somut olayda çatışmalara katılan görevlilerin ifadelerinin alınmaması etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemi olarak değerlendirilmediğini ifade etmiştir (Gazal Kolanç ve Diğerleri, §381-382).

Somut olayımızda Başsavcılık tarafından derhal soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında H.L.B.’nin cesedi üzerinde 3/10/2015 tarihinde otopsi yapılmış, otopsi işlemine kimlik tanığı olarak katılan başvurucu, cesedin kardeşi H.L.B.’ye ait olduğunu, kardeşinin gerilla olduğunu, olayın nasıl meydana geldiğini bilmediğini beyan etmiş, aynı tarihte düzenlenen otopsi raporunda cesede 17'si öldürücü nitelikte olmak üzere toplam 28 ateşli silah mermi çekirdeği veya parçası isabet ettiği, boyun sol yan tarafta ve sol el ikinci parmakta yer alan yaralanmaların uzak mesafeden gerçekleştirilen atış sonucu meydana geldiği, diğer atışların elbiseli bölgelere gelmesi nedeniyle atış mesafesi tayini için elbiselerin atış artıkları yönünden incelenmesi gerektiği, ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmaları sonucunda ortaya çıktığı belirtilmiştir.

H.L.B.’den alınan el svapları, üzerinden çıkan elbiseler, otopsi sırasında elde edilen mermi çekirdeği parçaları, H.L.B.’nin üzerinde bulunan el bombası ile tabanca, şarjör ve fişekler, olay yerinden ele geçirilen roketatar silahı, roketatar mermisinin isabet ettiği zırhlı araçtan alınan patlayıcı madde ve roketatar mermisi kalıntıları üzerinde kriminal incelemeler yapılarak raporlar düzenlenmiştir. Söz konusu 18.11.2015 tarihli rapora göre zırhlı polis aracına saldırıda RPG-7 model roketatar ve anti tank mühimmatı kullanılmıştır. Mühimmatın RDX denilen patlayıcı ihtiva ettiği, H.L.B.’nin üzerinden çıkan el bombasının ise F1 savunma tipi el bombası olduğu, anılan materyaller üzerinde herhangi bir vücut izi tespit edilemediği belirtilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 22/10/2015 tarihli raporuna göre, H.L.B.den ele geçirilen tabancanın G...marka yan otomatik bir tabanca olduğu ve çalışır vaziyette olduğu belirtilmiştir. Aynı Müdürlüğün 5/11/2015 tarihli raporuna göre, H.L.B.’nin sol el avuç içi, sol el üstü, sağ el avuç içi ve sağ el üstü svaplarında atış artıkları tespit edilmiştir. Aynı raporda H.L.B.’nin kıyafetleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde atış mesafesi konusunda görüş bildirmenin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Yine kolluk aracındaki kameranın görüntü ve ses incelemelerinin tespiti yapılmış, buna göre olay yerinde bulunan duvarın arkasındaki bir kişinin elindeki roketatar silahını zırhlı polis aracına doğrultarak ateş ettiği, bunun üzerine polis aracından kişiye doğru atış yapıldığı, polis aracının daha sonra olay yerine yaklaştığı, bu sırada roketatarı ateşleyen kişinin yerde yatar vaziyette olduğu ve hemen yanında roketatar silahının durduğu belirtilmiştir. İfadesine başvurulan polislerde bu tespitleri doğrulayıcı beyanlarda bulunmuşlardır.

Bu rapor ve ifadelere göre, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen Gazal Kolanç ve Diğerleri başvurusunda ve Nurettin Göndüz başvurularında belirtildiği üzere, toplanan deliller olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkarmış olup, roketatar ile kolluk aracına yapılan saldırıya karşı kolluk kuvvetleri tarafından kullanılan güç Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılıdır. Somut olayda kolluk kuvvetleri kendilerine roketatar ile saldıran kişiyi etkisiz hale getirmiş olup, çatışmalara katılan görevlilerin ifadelerinin alınmaması ya da geç alınması ya da tanık beyanlarına başvurulmaması etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemi olarak değerlendirilemez.

Yine söz konusu kararlarda belirtildiği üzere, olayların karmaşık yapısı, olay tarihinde bölgedeki genel durum ve delil toplanmasındaki güçlükler dikkate alındığında soruşturmanın uzun sürmesi hayatın olağan akışına uygundur. Başsavcılık tarafından H.L.B.’nin terör örgütü ile ilişkisi ve örgüt içindeki konumunun tam olarak belirlenmesi amacı ile yazılar yazıldığı, soruşturma çerçevesinde yazılan yazılara cevap verilmediğinden soruşturmanın tamamlanamadığı görülmektedir.

Belirtilen nedenlerle, Mahkememizin yukarıda yer verilen Gazal Kolanç ve Diğerleri ve de Nurettin Göndüz başvurularında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut olmadığından, somut olayda başvurucuların yaşam hakkının usul boyutu ile ihlal edilmediği kabul edilmelidir.

b. İnsan Haysiyeti ile Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi ve Usul Boyutunun İhlal edilmediği

Başvurucular, öldürülen H.L.B.’nin yüzünde mevcut olan doku bütünlüğünün hastaneye getirildiğinde bozulmuş olmasının kişinin infaz edildiğini gösterdiğini, H.L.B.nin cesedinin zırhlı bir araca bağlanarak sürüklendiğini, bu sırada cesede sinkaflı küfredildiğini, sürecin kamera ile kayıt altına alınarak sosyal medya üzerinden paylaşıldığını iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Gazal Kolanç ve Diğerleri Başvurusunda (GK., B. No: 2017/37897, 5/7/2022) başvurucuların, yakınlarının cesetlerinin durumu ve cesetleri teslim almak için günlerce uğraşmaları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (bkz. § 397-398), bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunlu olduğunu, bir başka deyişle iddia edilen hak ihlalleri için mevcut idari ve hukuki giderim yollarına başvurulmadan doğrudan bireysel başvuruda bulunulmasının mümkün olmadığını, bu iddianın ilk kez Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruda dile getirildiğinin anlaşıldığı, başvurucuların, yakınlarının cesetlerinin durumu ve cesetleri teslim almak için katlandıkları zorluklar, dolayısıyla maruz kaldıklarını iddia ettikleri derin elem ve üzüntü nedeniyle uğradıkları zararların tazmini için herhangi bir dava ya da idari başvuru yoluna gitmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları, kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları bakımından bireysel başvuruda bulunulmadan önce mevcut idari ve hukuksal yolların tüketilmesi şartı yerine getirilmediğini, bu nedenle maruz kalınan üzüntünün kötü muamele için aranan asgari eşiği geçip geçmediği bakımından bu aşamada ayrıca bir değerlendirme yapma gereği de bulunmadığı, bu iddia açısından başvuru yolu tüketilmediğinden kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Somut olayda da başvurucular, yakınlarının cesedinin araca bağlanarak sürüklendiğini, cesedin fiziki durumunun hastaneye geldikten sonra bozulduğunu, cesede küfredildiğini ve görüntülerin sosyal medyada paylaşıldığını ilk kez Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürmüş olup, bu hususta idari başvuru yoluna gitmedikleri gibi herhangi bir tazminat davası da açmamışlardır. Hal böyle olunca, söz konusu iddialar açısından Gazal Kolanç ve Diğerleri Başvurusunda olduğu üzere kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekir.

Kaldı ki, Başsavcılık tarafından H.L.B.’nin ölümüyle ilgili yürütülen soruşturma kişinin hatırasına hakaret suçuyla ilgili olarak genişletilmiş ve Başsavcılık bu kapsamda gerekli yazışmaları yapmış ve delilleri toplamıştır. Buna göre, Başsavcılık, 6/10/2015 tarihinde Şırnak Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere göndererek cesedi zırhlı araca bağlayarak götüren, görüntüleri çeken ve yayan kişilerin tespit edilmesini, H.L.B.’nin anne ve babasının müşteki sıfatıyla ifadelerinin alınabilmesi için müracaatlarının sağlanmasını istemiştir. Olaya müdahale eden zırhlı polis aracına ait kamera kayıtları kolluk görevlileri tarafından incelenerek 6/10/20 l 5 tarihli Görüntü İnceleme Tutanağı düzenlenmiştir. Tutanakta olay yerinde bulunan duvarın arkasındaki bir kişinin elindeki roketatar silahını zırhlı polis aracına doğrultarak ateş ettiği, bunun üzerine polis aracından kişiye doğru atış yapıldığı, polis aracının daha sonra olay yerine yaklaştığı, bu sırada roketatarı ateşleyen kişinin yerde yatar vaziyette olduğu ve hemen yanında roketatar silahının durduğu belirtilmiştir. Sosyal medyada dolaşıma girdiği tespit edilen 47 saniyelik bir video kaydına ilişkin olarak düzenlenen 7/10/2015 tarihli Görüntü İzleme Tutanağında boynundan iple bir araca bağlı erkek cesedinin video süresi boyunca sürüklendiği ve bu sırada araçta kişiler tarafından sinkaflı küfredildiği belirtilmiştir.

H.L.B.’nin cesedin götürüldüğü polis merkezi amirliğine ait kamera kayıtlarının incelenmesi sonucu düzenlenen 7/10/2015 tarihli Görüntü İzleme ve Tespit Tutanağına göre karakol önündeki cesedin görüntülerini çeken, polis memuru H.C.Y. olduğu belirlenmiştir. Başsavcılık tarafından telsiz kodları tahsis edilen görevlilerin kimlik bilgileri talep edilmiş ve araçtaki kişiler ile cesedi sürükleme emri veren görevlinin ifadesi alınmıştır. Yine H.L.B’nin terör örgütü ile irtibatının tespiti hususunda yazılar yazmış ve farklı işyeri görüntülerinin kamera kayıtlarını talep etmiştir. Yine Başsavcılık tarafından kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği sorulmuştur. 11.2.2020 tarihinde soruşturma dosyasının bir örneğini başvuruculara verilmiş ve H.L.B.’nin babasının müşteki sıfatı ile 15.09.2020 tarihinde ifadesi alınmıştır. Başsavcılık kolluktan tanık araştırılmasını talep eden yazıyı yazmış, herhangi bir tanık tespitinin yapılamadığı belirtilmiştir.

H.L.B.’nin cesedini araca bağlanarak çekilmesi olayına ilişkin ifade veren kolluk görevlileri, cesedin üzerinde bomba düzeneği olabileceği, bu nedenle 50 m. ilerideki karakola kadar araca bağlanarak cesedin çekildiğini ileri sürmüşlerdir. Cesedin roketatar mermisi ile kolluk aracına saldıran bir kişiye ait olduğu, yanında çok sayıda mühimmat bulunduğu, yine teröristlerce yapılan keskin nişancı atışları nedeniyle polisin cesedi inceleme fırsat ve imkanının olmadığı yukarıda olaylar başlığı altında yer verilen açıklamalardan açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kolluk kuvvetlerinin yaşamları bakımından ortaya çıkan tehlikeyi bertaraf etmek için cesedin araca bağlanarak çekilmesi orantılı bir müdahale olup, somut olayın açıklanan şartları altında güvenlik güçlerinin kendilerinin ve başkalarının hayatlarını koruma meşru amaçlarına daha hafif bir sınırlama ile ulaşmalarının mümkün olmadığı aşikardır. Kaldı ki, Başsavcılık, İl Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 4/10/2022 tarihli müzekkereyle hendek olayları döneminde Şırnak il merkezi ve ilçelerinde yaralı veya ölü ele geçirilen örgüt mensuplarının vücutlarında bombalı tuzaklama tespiti yapılıp yapılmadığını sormuş, İl Emniyet Müdürlüğü, Şırnak İl Merkezindeki bir ikamette 2/6/2016 tarihinde ele geçirilen bir örgüt mensubunun üzerinde tuzaklanmış halde el yapımı patlayıcı tespit edildiğine ilişkin belgeleri Başsavcılığa göndermiştir. Hal böyle olunca cesedin araca bağlanarak kısa bir mesafede sürüklenmesinin başvurucuların yakınlarının cesedine yapılan kötü bir müdahale olarak değerlendirilemez. Kolluk kuvvetlerinin aracının roketatar ve mermilerden zarar gördüğü ve yaşanan çatışma nazara alındığında, kolluk kuvvetlerinin bu psikolojik baskı altında cesede kötü sözler sarf etmesi de kötü muamele olarak değerlendirilemez. Bu nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ile ihlal edilmediği kabul edilmelidir.

Yukarıda belirtildiği üzere, Başsavcılık soruşturmayı genişletmiş, görüntüler üzerinde inceleme yaptırmış ve olaya karışan kolluk güçlerinin ve öldürülen şahsın yakınlarının ifadelerini almıştır. Başsavcılık tarafından yürütülen adli soruşturmaya dair dosya, son yapılan işlemler bakımından incelendiğinde, 29/5/2023 tarihinde H.L.B.nin PKK terör örgütü ile bağlantısı bulunup bulunmadığına yönelik araştırma yapılması için Şırnak İl Jandarma Komutanlığına müzekkere yazıldığı, 2/10/2023 tarihinde Şırnak Valiliğine ön inceleme sonucunda verilen soruşturma izni verilmemesi kararına itiraz edilip edilmediğinin sorulduğu, 13/11/2023 tarihinde Başsavcılık anayasal düzene karşı suçlar ve terör suçları soruşturma bürosuna soruşturma dosyasının halen derdest olduğuna dair bilgi verildiği, 11/3/2024 tarihinde yine aynı birime dosyada bulunan emanetler hakkında verilmiş yeni tarihli bir karar olmadığının bildirildiği görülmüştür. Başsavcılık son olarak 18/12/2024 tarihinde İl Emniyet Müdürlüğünden, H.L.B.’nin örgüt ile olan ilişkisi ve bu kapsamda herhangi bir örgütsel eyleme katılıp katılmadığına ilişkin araştırma yapılmasını talep etmiştir. Buna göre, Başsavcılık tarafından yürütülen ceza soruşturmasında deliller toplanmış olup, ilgili kurumların cevaplamadığı yazılar ve öldürülen şahsa ilişkin örgütsel araştırmalar nedenleriyle soruşturma tamamlanamamıştır. Bu nedenlerle etkili bir soruşturma yürütülmediğinin kabulü mümkün değildir.

İçişleri Bakanlığı da, H.L.B.’nin cesedinin polis aracına bağlanarak çekilmesi, bu olaya ilişkin görüntülerin kaydedilmesi ve yayılması olayıyla ilgili olarak 5/10/2015 tarihinde bir disiplin soruşturması başlatmıştır. Bu kapsamda Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünden temin edilen listeye göre olay günü Demir-6 kodlu ekipte görevli polis memurları L.K. ve H.D., Endiz-2 kodlu ekipte görevli polis memurları ise A.G., E.K., Mu.K., İ.A.A., O.Ç. ve Y.Ö.’dür. Soruşturma kapsamında H.L.B.’nin cesedini zırhlı araçla çektiği tespit edilen polis memuru A.G. ile bu sırada video kaydı alan polis memuru İ.A.A.’nın görevden uzaklaştırılmalarına 12/10/2015 tarihinde karar verilmiştir. Yine disiplin soruşturması sonucunda cesedin görüntülerinin çekilmesi ve paylaşılmasında kusuru olan görevlilerden bazılarına kınama, bazılarına kademe ilerlemesinin durdurulması, bazılarına ise aylıktan kesme cezaları verilmiştir. Bakanlık tarafından kolluk kuvvetlerinin cesedin fotoğrafının çekilmesi ve paylaşılması ile ilgili olarak gerekli disiplin cezaları uygulanmış olduğundan, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu ile de ihlal edilmediği kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşü uyarınca yaşam hakkının usul boyutu ihlal edilmesi nedeniyle 330.000 TL tazminatın başvuruculara müştereken ödenmesine ve yine insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edilmesi nedeniyle her bir başvurucu için 325.000 TL tazminat tutarının ayrı ayrı ödenmesine karar verilmiş ise de ihlaller yönünden çoğunluk görüşüne katılmadığımdan giderim yönünden de çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu ile ihlal edilmediği, yine aynı maddede düzenlenen insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul ve maddi boyutu ile ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.                     

Üye
Ömer ÇINAR

​

​

​

AYM, HASAN BİRLİK VE DİĞERLERİ, B. No: 2020/11424, 07.01.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 01, sayfa 224–255

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.