İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm

R.K. (2019/3783)

  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, yakalama ve gözaltında kolluk görevlileri tarafından yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kötü muamele yasağıYakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımıİhlalYeniden soruşturma

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

R.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/3783)

 

Karar Tarihi: 29/1/2026

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

 KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

R.K.

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama ve gözaltında kolluk görevlileri tarafından yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. 1979 yılı doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Ankara'da yaşamakta ve jandarma yüzbaşı olarak görev yapmaktadır.

6. Başvurucunun Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Merkezinde personel subayı olarak nöbetçi olduğu 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsü gerçekleşmiş ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir (darbe teşebbüsüne ilişkin sürece dair detaylı açıklamalar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017).

7. Başvurucu 16/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüne katıldığı şüphesiyle görev yaptığı Jandarma Genel Komutanlığında yakalanarak gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınırken başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlenip düzenlenmediği ile ilgili bilgi mevcut değildir.

8. 16/7/2016-24/7/2016 tarihleri arasında gözaltında tutulan başvurucu ile ilgili düzenlenen sağlık raporları başvuruya yansıdığı kadarıyla şöyledir:

i. Ankara Ulus Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 18/7/2016 tarihli genel adli muayene raporunda başvurucunun sağ gözünde ekimotik lezyon, sırtında küçük (1-2 cm) ekimotik lezyonlar olduğu belirtilerek hayati tehlikesinin bulunmadığı açıklanmıştır.

ii. Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi (Gazi Devlet Hastanesi) tarafından düzenlenen 20/7/2016 tarihli genel adli muayene raporunda daha önceki muayenelerden farklılık saptanmadığı belirtilmiştir.

iii. Gazi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 22/7/2016 tarihli genel adli muayene raporunda başvurucunun şikâyetinin olmadığı, muayenesinin daha önceki muayenesiyle uyumlu olduğu, herhangi ek bir patolojinin saptanmadığı ifade edilmiştir.

iv. Gazi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 23/7/2016 tarihli genel adli muayene raporunda başvurucunun şikâyetinin olmadığı, önceki muayene bulgularının geçerli olduğu dile getirilmiştir.

v. Gazi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 25/7/2016 tarihli genel adli muayene raporunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı vurgulanmıştır.

9. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu işlediği şüphesiyle hakkında soruşturma başlatılan başvurucu, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/7/2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) yerleştirilmiş; ardından Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir.

10. İnfaz Kurumuna giriş işlemleri yapıldığı esnada kurum hekimi tarafından başvurucu muayene edilerek hakkında sağlık fişi düzenlenmiştir. Başvuru formuna ekli olarak sunulan 25/7/2016 tarihli sağlık fişi (giriş raporu) şöyledir:

"Her iki kulağının arkasında sıyrıklar, her iki orbitada hematom, sağ omuz köprücük kemiği üzerinde ekimotik lezyon, sağ kol lateralde geniş alanda ekimoz, sol kol yan ve orta kısımda ekimotik lezyonlar, sırtta yaygın bir alanda yüzeysel sıyrıklar ve ekimotik lezyonlar, her iki dirsekte ve her iki el bileğinde yüzeysel sıyrıklar, sol yanda geniş ekimotik alan, her iki uyluk ön ... [okunamadı] ve yan kısmında ekimotik alanlar, sol diz lateralde 2x2 cmlik sıyrık, tibia ön yüzde yüzeysel sıyrık, sol ... [okunamadı] altında 1x2 cmlik, sağ malleous üzerinde 1x2 cmlik, her iki gluteal bölgede geniş bir alanda ekimotik lezyonlar mevcut. Başkaca travmatik lezyon saptanmadı."

11. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma neticesinde anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü üyesi olmak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, askerî komutanlıkların gasbı, kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma suçlarından cezalandırılması istemiyle 23/6/2017 tarihinde kamu davası açılmıştır.

12. Başvurucu hakkında açılan ceza davasının yargılaması devam ederken 13/12/2017 ve 29/12/2017 tarihli dilekçeleriyle gözaltında işkence gördüğünü iddia ederek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur.

i. Başvurucu 13/12/2017 tarihli dilekçesinde gözaltında bulunduğu sırada işkenceye maruz kaldığını ifade ederek sağlık raporlarını temin edemediğini belirtmiştir.

ii. Başvurucunun 29/12/2017 tarihli dilekçesi başvuru formuna eklediği sağlık raporlarıyla birlikte şöyledir:

"Ekte sunmuş olduğum dokuz sayfadan ibaret yazı ve sağlık raporu doğrultusunda gerekli soruşturmanın yapılarak ilgili kamu görevlileri hakkında işkence suçundan kamu davası açılmasını arz ederim."

13. Başvurucunun şikâyeti üzerine Başsavcılıkça soruşturma başlatılmış, başvurucunun ifadesi Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla alınmıştır. Başvurucunun ifadesi şöyledir:

"Ben 16 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişiminden sonra, Jandarma Genel Komutanlığı Beştepe Karargahından gözaltına alınarak, Ankara Emniyet Müdürlüğü bahçesinde bulunan bir spor salonuna getirildim. Cumhuriyet Savcılığına sevk edildiğim 24 Temmuz 2016 tarihine kadar burada kaldım. Burada kaldığım süreç içerisinde, değişik günlerde, isimlerini, simalarını ve fiziksel özelliklerini hatırlayamadığım çok sayıda polisin şiddetine maruz kaldım. Bana tekme ve yumruklarla vurdular. En son raporum Sincan T Tipi Cezaevinde alındı. Ben, beni darp eden şahıslardan şikayetçiyim.

23. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan, açık kimlik bilgilerini bilmediğim, esmer, uzun boylu, iri yarı, ismini A. olarak hatırladığım uzman erbaş olan şahıs da, çök, kalk, sürün şeklindeki fiziksel aktivitelerle bize kötü muamelede bulunan şahıstan da şikayetçiyim. Bize ayrıca hakaret ediyordu. Ancak hakaretleri şu anda hatırlayamıyorum. Bu şahsın 28. Mekanize Tugay Komutanlığında görevli olduğunu biliyorum. Şu anda tahliye edilmiş olabilir. Bu şahıs da Fethullahçı Terör Örgütü üyeliğinden yargılanıyordu. Ben bu şahıstan da şikayetçiyim. Başka bir diyeceğim yoktur."

14. Başsavcılık, başvurucu hakkındaki yakalama tutanağı ile gözaltı süresince aldırılan sağlık raporlarını başvurucunun yargılandığı ceza mahkemesinden talep etmiştir. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) istenen belgeleri CD içinde iletmesi nedeniyle ilgili belgelerin UYAP'a kayıtlı olmadığı anlaşılmış, Ağır Ceza Mahkemesinin soruşturma dosyasına gönderdiği sağlık raporlarına ulaşılamamıştır.

15. Başvurucu 3/9/2018 tarihli üç sayfadan oluşan Başsavcılığa ilettiği dilekçesinde; şikâyet dilekçesine ve SEGBİS ile alınan ifadesine ek olarak on bent hâlinde yakalama ve arama anından itibaren görevli tüm kolluk memurları ve amirleri ile hakkında rapor düzenleyen sağlık görevlilerinin tamamından şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda yakalamaya katılan, gözaltı işlemleri yapan, kendisini spor salonuna götüren, gözaltı süresince spor salonunda görevli olan, sorguya çıkarılmak üzere adliyeye ve tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumuna sevk işlemleri sırasında görevli olan tüm görevlilerden şikâyetçi olan başvurucu, kamera kayıtlarının ve sağlık raporlarının Başsavcılıkça temin edilmesini talep etmiştir.

16. Ağır Ceza Mahkemesine yeniden müzekkere yazılması üzerine bu kez 24/9/2018 tarihinde Başsavcılığa 194 sayfadan oluşan yargılamaya ilişkin evrak gönderilmiştir. Yapılan araştırmada bu belgelerin içinde başvurucunun yakalanmasına ilişkin bir tutanak olduğu görülmüştür. Buna göre başvurucunun da aralarında bulunduğu on altı kişi darbe girişiminde yer aldıkları şüphesiyle polis, halk ve darbe girişiminde yer almayan askerler tarafından ikna edilerek veya zor kullanılarak yakalanmış; Ankara Emniyet Müdürlüğü darbe girişiminden sonra kullanılamaz hâle geldiğinden bu kişiler gözaltına alınarak spor salonlarına götürülmüştür.

17. Yine yargılama evrakları içinde bulunan 15/3/2017 tarihli başka bir tutanakta darbe girişimi sonrası başvurucu ile birlikte yakalanıp gözaltına alınan bir kısım darbeci askerin Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne teslim edilmek amacıyla getirildiği sırada bütün engelleme çabalarına rağmen İl Emniyet Müdürlüğü önünde toplanan öfkeli sivil halk tarafından darbedildiği belirtilmiştir. Aynı tutanakta; gözaltında tutuldukları kapalı spor salonunda üst rütbeli askerlerin alt rütbeli askerlerle bir arada bulunamayacaklarını beyan ederek kolluk görevlilerine sözlü ve fiziki olarak direnmeleri sonucu kendilerine orantılı güç kullanılarak dirençlerinin kırıldığı, alt ve üst rütbeli askerler arasında çıkan arbedede gözaltındaki askerlerin bir kısmının yaralandığı ifade edilmiştir.

18. Başsavcılık 16/11/2018 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları, A. isimli uzman çavuş, başvurucu ile ilgili rapor tanzim eden sağlık görevlileri hakkında işkence yapma ve görevi kötüye kullanma suçlarını işlediklerine ilişkin yeterli şüphe olmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca darbe teşebbüsünde bulunulduğu, TBMM, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve bir çok kamu binasının bombalandığı, halka ateş edildiği, çok sayıda sivil ve resmi şahsın ölümüne neden olunduğu, darbenin bastırılması sırasında darbecilerin çoğu yerde direndikleri, zor kullanma durumunda kalınıldığı, devletin varlığını devam ettirebilmesi açısından kendisine karşı yapılan bu teşebbüsü bastırma yetkisinin bulunduğu, bunu yerine getirmeye çalışan kamu görevlilerinin kanunun kendilerine verdiği yetkiyi kullandıkları, halen Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/30 esas sayılı dava dosyasında sanık sıfatıyla yargılanan şikayetçi [R.K.nin] Jandarma Genel Komutanlığında meydana gelen olaylar sırasında, dosya arasında bulunan yakalama tutanağında da belirtildiği şekilde, polis, sivil halk ve darbe teşebbüsü içinde yer almayan askerler tarafından ikna ve zor kullanılmak suretiyle etkisiz hale getirildikten sonra yakalandığı, yakalama işlemleri sırasında yaralanmış olabileceği, bu nedenle yasada belirtilen işkence suçunun unsurlarının oluşmadığı,

Doktor raporları içeriği ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Ankara Emniyet Müdürlüğünde sorguda bulunduğu sırada işkence ve kötü muameleye maruz kaldığına dair soyut iddiası dışında dilekçelerinde belirtilen iddialar ile ilgili görevliler hakkında kamu davası açmak için yeterli şüphenin olmadığı tüm dosya kapsamı ile anlaşılması karşısında;

Şikayetçinin iddiası hakkında  kovuşturmaya yer olmadığına... "

19. Başvurucunun, Başsavcılık kararına itirazı Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 31/12/2018 tarihli kararıyla "Başsavcılık kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle reddedilmiştir.

20. Başvurucu nihai kararı 15/1/2019 tarihinde öğrenmiştir.

21. Başvurucunun gözaltı sürecinde işkence gördüğüne ilişkin benzer şikâyetlerini içerir 2018/2217 ve 2018/30316 numaralı bireysel başvuruları başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle sırasıyla 10/5/2018 ve 10/12/2019 tarihlerinde Anayasa Mahkemesince kabul edilemez bulunmuştur.

22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda 26/6/2020 tarihinde başvurucu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 30 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmış olup anılan karar hâlihazırda kesinleşmemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" başlıklı 86. maddesinin başvuru tarihi itibarıyla ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine dair içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

27. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35, 37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

28. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87).

29. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM'in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov (Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Anayasa Mahkemesinin 29/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.   Adli Yardım Talebi Yönünden

31. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından gözaltına alındığı 16/7/2016-24/7/2016 tarihleri arasında görevlilerce tekme, yumruk, tokat ve cop ile dövülerek işkence gördüğünü ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüşünde; başvurucunun kötü muamele iddiasını destekleyecek nitelikte bir bulguya rastlanmadığı, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki iddialarının kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğu, Başsavcılığın soruşturma işlemlerini özenle yerine getirdiği ancak kötü muamelenin varlığı hususunda herhangi bir emareye ulaşılamadığı, Başsavcılıkça verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki gerekçeden ayrılmayı gerektirecek maddi ve hukuki bir neden bulunmadığı ifade edilmiştir.

34. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında sağlık raporlarını bir yılda temin ettiğini, öldürülme kastıyla hareket edilerek işkenceye maruz kaldığını, korktuğu ve gerekli belgeleri temin etmesi zaman aldığı için şikâyetini geç dile getirdiğini, gözaltından çıkış raporunda darp ve cebir izi bulunmadığı belirtilmesine rağmen infaz kurumuna giriş raporunda darp edildiğinin rapora yansıdığını iddia etmiş ve hak ihlallerinin tespit edilmesini talep etmiştir.

2.   Değerlendirme

35. Başvuru, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

36. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

37. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i.    Genel İlkeler

39. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

40. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).

41. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

42. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

43. Sözü edilen açıklama yükümlülüğü, mağdurun anlatımına şüphe düşüren delillerin ortaya konulması suretiyle yerine getirilebilir. İspat külfetinin yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesinde sadece yaralama olayı hakkında yürütülen soruşturma sonunda verilen karar değil, tüm soruşturma evrakı dikkate alınır. Yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda Anayasa Mahkemesi, yaralanmanın devlet görevlilerinin güç kullanmasından ileri geldiği sonucuna varabilir (Tahsin Aycan [1. B.], B. No: 2021/51576, 2/10/2025, § 27).

44. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

ii.   İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Başvurucu, askerî darbe teşebbüsüne katıldığı gerekçesiyle 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 24/7/2016 tarihinde tutuklanarak İnfaz Kurumuna konulmuştur. Başvurucu gözaltına alınırken, gözaltı süresince ve gözaltından çıkarıldıktan sonra kolluk görevlilerinin sözlü ve fiziki şiddetine maruz kaldığını belirtmiş; ayrıca yaralanmasına rağmen sağlık görevlilerinin bu durumu tespit etmemesi nedeniyle de tüm sağlık görevlilerinden şikâyetçi olmuştur.

46. Başvurucunun da aralarında bulunduğu on altı kişinin yakalanmasıyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta bu kişilerin darbe girişiminde yer aldıkları şüphesiyle polis, halk ve darbe girişiminde yer almayan askerler tarafından ikna edilerek veya zor kullanılarak yakalandıkları açıklanmıştır. Bu durumda başvurucunun ikna edilmek suretiyle mi yoksa zor kullanılarak mı yakalandığı belli değildir. Diğer taraftan Başsavcılığın karar gerekçesinde başvurucunun yakalanma sırasında yaralanmış olabileceğinin belirtildiği, dolayısıyla başvurucunun yakalanma veya gözaltına alınma anında direnip direnmediği, direndiyse direncinin kırılması amacıyla güç kullanılıp kullanılmadığı ya da kullanıldıysa tam olarak ne şekilde güç kullanıldığı açıklığa kavuşturulmamıştır.

47. Başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporları incelendiğinde başvurucunun gözaltına alındığı gün veya ertesi gün sağlık kontrolü yapıldığına ilişkin bilgi bulunmadığı gözlemlenmiştir. Başvurucunun gözaltına alındığı tarihten iki gün sonra düzenlenen sağlık raporunda göz çevresinde ve sırtında küçük çaplı morluk tespit edilmiştir. Dokuz gün gözaltında tutulan başvurucunun gözaltı süresince yapılan sağlık kontrollerinde öncesinden farklı fiziki bir bulgunun tespit edilmediği anlaşılmıştır.

48. Öte yandan başvurucunun gözaltından çıkarıldığı gün hakkında düzenlenen iki sağlık raporu arasında ciddi farklılıkların göze çarptığı belirtilmelidir. Başvurucunun gözaltından çıkarılırken Gazi Devlet Hastanesi tarafından yapılan sağlık kontrolünde vücudunda darp ve cebir izi bulunmadığı ifade edilmiş ancak aynı gün infaz kurumu hekimliği tarafından düzenlenen sağlık fişinde başvurucunun vücudunda çok sayıda lezyon (ekimoz, hematom ve sıyrık) olduğu tespiti yapılmıştır. Bu iki rapor arasındaki çelişki soruşturma makamlarınca araştırılmamış, bu bağlamda raporları düzenleyen sağlık görevlilerinin konuya ilişkin bilgisine başvurulmamıştır. Sağlık raporları arasında bu uyumsuzluk, başvurucunun sağlık raporlarının gerçeğe aykırı düzenlendiği iddiasının da dayanaksız olmadığını ortaya koymaktadır.

49. Sağlık raporlarındaki çelişkilerin giderilmemesinin yanı sıra Başsavcılıkça maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan herhangi bir delil toplanmamıştır. Şikâyet edilen kolluk veya sağlık görevlilerinin kimliklerinin tespitine yönelik bir çaba sarf edilmemiş, bu amaçla başvurucunun ifadesinde geçen ve ismini belirttiği kolluk görevlisine (asker) ulaşılması için özen gösterilmemiştir. Şüpheliler belirlenmemiş ve şüphelilerin savunmaları alınmamıştır. Kısaca soruşturma makamlarının maddi gerçeğe ulaşmak için yeterli çaba göstermediği değerlendirilmiştir.

50. Delil toplamada eksiklik veya gecikmeler kadar soruşturmada temelden yoksun sonuca varılması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun teşkil edebilmektedir. Kararda başvurucunun yakalanması sırasında kamu görevlilerince veya üçüncü kişiler tarafından yaralanmış olabileceği belirtilmiş ise de yakalanmasından dokuz gün sonra infaz kurumu hekimliği tarafından tespit edilen yaralanma bulgularının fazlalığı gözönüne alındığında yakalanma anında kullanılmış olabileceği kabul edilen olası gücün hangi veriye dayanılarak orantılı olduğunun değerlendirildiği anlaşılamamıştır. Kaldı ki gözaltından çıkarılan başvurucuda tespit edilen yaralanma bulgularının gözaltı sürecinde oluşma ihtimalinin ne şekilde dışlandığı soruşturma makamlarınca ortaya konulmamıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

52. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya olanak verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Olayın aydınlatılması ise ihlal iddiaları ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmasına bağlıdır. Başvuruya konu olayda olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığından bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.

VI. GİDERİM 

53. Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.

54. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

55. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

C. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

D. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

E. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2018/16908) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

Başvuru gözaltı sürecinde kolluk görevlileri tarafından hukuka aykırı güç kullanımı neticesinde yaralanma meydana gelmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, kötü muamele yasağının usul boyutu ile ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başvurucu, 16 Temmuz 2016 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığında darbeci askerler ile birlikte yakalanarak gözaltına alınmıştır. 24 Temmuz 2016 tarihinde de sevk edildiği Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından da tutuklanmıştır. Başsavcılık tarafından hakkında 23 Haziran 2017 tarihinde açılan ceza davası sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 30 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir.

Başvurucu, gözaltında tutulduğu süre zarfında kolluk görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğuna ilişkin olaylardan yaklaşık bir buçuk yıl sonra 29 Aralık 2017 tarihinde şikâyette bulunmuştur. Başvurucunun şikâyeti üzerine Başsavcılık tarafından derhal soruşturma işlemlerine başlanılmış, bu kapsamda 24 Ocak 2018 ile 21 Eylül 2018 tarihlerinde başvurucunun yargılamasının yapıldığı Ağır Ceza Mahkemesi’ne müzekkere yazılarak başvurucunun dava dosyası içerisinde bulunan yakalama, gözaltı tutanakları sevk/bırakma formları ile doktor raporları istenilmiştir. İstenilen belgeler Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Başsavcılığa gönderilmiştir. Ayrıca Başsavcılık tarafından 28 Mart 2018 tarihinde başvurucunun barındırıldığı Sincan 1 No’lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne talimat yazılmış, başvurucun ifadesi 2 Nisan 2018 tarihinde SEGBİS ortamında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı tarafından bizzat alınmıştır. Diğer taraftan Başsavcılık tarafından yine Ankara Emniyet Müdürlüğüne talimat yazılarak başvurucunun gözaltında tutulduğu süre zarfında düzenlenen sağlık raporları ile diğer belgelerin varsa güvenlik kamera kayıtlarının gönderilmesi istenilmiş, 16 Kasım 2018 tarihinde gönderilen cevabi yazı ekinde yer alan tutanakta, kamera sistemlerinin bulunduğu merkez ile bağlı olduğu tesisatın darbe girişimi sırasında zarar gördüğü ve kullanılamaz durumda olduğu belirtilmiştir.

Başvurucunun maruz kaldığını iddia ettiği ve fakat özen yükümlülüğüne aykırı olarak bir buçuk yıl kadar sonra dile getirdiği kötü muamele şikayetine ilişkin Başsavcılık, başvurucunun raporları ile toplanan bilgi ve belgeler üzerinde yaptığı incelemede başvurucunun gözaltında tutulduğu süre zarfında kötü muameleye tabi tutulduğuna ilişkin delil bulunmadığını tespit etmiş, yaralanmaların başvurucunun yakalanması sırasında meydana geldiği kanaatine varmıştır. Başsavcılık tarafından, şikayete konu olayın gerçekleştiği darbe girişiminin organize edilme şekli, katılan şüpheli sayısı, darbeci askerlerin gerek kamu kurumlarına gerekse sivil vatandaşlara karşı saldırgan tutumu, başvurucu ile birlikte yakalaması yapılan diğer şüphelilerin Jandarma Genel Komutanlığı içerisinden ele geçirilmeleri, bu kapsamda darbe girişiminde bulunan askerlerin dirençlerinin kırılması ve yakalanmaları için artan oranda ve orantılı olarak yapılan müdahale sırasında başvurucuda oluşmuş olabileceği değerlendirilen hafif nitelikteki yaralanmalarının işkence suçunun unsurlarını oluşturmayacağı, başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada işkenceye maruz kaldığına ilişkin de delil bulunmadığı değerlendirilerek 16 Kasım 2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı (KYOK) kararı verilmiştir. Bu kapsamda Başsavcılık, yaşanan darbeye teşebbüs olayı karşısında kullanılan gücün kolluğun zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığı sonucuna varmıştır. Dosya kapsamından, Başsavcılık tarafından soruşturmanın 11 ay gibi kısa bir sürede tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesine göre, yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. (Cezmi Demir ve diğerleri, Başvuru Numarası: 2013/293, Karar Tarihi: 17/7/2014, R.G. Tarih-Sayı: 22/10/2014-29153, §114). Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Anayasa’nın 17. maddesinde devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin usuli boyutunu oluşturan etkin soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil araç yükümlülüğüdür. Buna göre, Anayasa’nın 17. maddesi, hiçbir şekilde başvurucuların üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkının olduğu, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, §113; Yıldız Cingöz başvurusu, Başvuru Numarası: 2019/16011, K. Tarihi: 19/1/2022, § 41).

Anayasa Mahkemesi, olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevi olduğunu (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). belirterek, Anayasa Mahkemesinin ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine doğrudan geçecek şekilde delillerin değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesinin söz konusu olmadığını, Anayasa Mahkemesinin bu husustaki görev ve yetkisinin ilgili yargısal sürecin Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan hakların güvencelerinde aranan hususların sağlanıp sağlanmadığının incelemesinden ibaret olduğunu ifade etmiştir (Yıldız Cingöz başvurusu, § 43).

Yukarıda belirtildiği üzere soruşturma açısından önem arz eden husus, kararın niteliği değil, başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan inancını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır. Somut olayda Başsavcılığın gerekli yazışmaları yaptığı, belge ve bilgileri topladığı, başvurucunun soruşturma sürecine etkili biçimde katıldığı, hukuki bir gerekçe ile soruşturma açmadığı ve soruşturmanın hızlı bir şekilde sonuçlandırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla soruşturma işlemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Başsavcılıkça yapılan soruşturmanın etkili ve hızlı bir biçimde yürütülmediği söylenemeyecektir.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu ile ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye
Ömer ÇINAR

​

​

​

AYM, R.K., B. No: 2019/3783, 29.01.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 02, sayfa 492–504

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.