İçeriğe geç
+90 531 883 33 88

Karar yılı 2026 · Birinci Bölüm

MUSTAFA KOÇYİĞİT (2018/35625)

  • Kötü muamele yasağı

AYM kayıt alanı

Başvuru konusu

Başvuru, gözaltı sürecinde hukuka aykırı fiziksel müdahaleye maruz kalınması ve bu olaya ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.

Hak bazında

İncelenen haklar ve sonuç

HakMüdahaleSonuçGiderim
Kötü muamele yasağıYakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımıİhlalYeniden soruşturma, Manevi tazminat

Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.

Resmî metin

Resmî kararın tam metni

Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA KOÇYİĞİT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/35625)

 

Karar Tarihi: 11/2/2026

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

​

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Mustafa KOÇYİĞİT

Vekilleri

:

Av. Senem DOĞANOĞLU

Av. Hatice Kübra DİRİ

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı sürecinde hukuka aykırı fiziksel müdahaleye maruz kalınması ve bu olaya ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. 2019/23339 numaralı başvuru incelenen başvuruyla birleştirilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

3. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

4. 1979 doğumlu olan ve Ankara'da yaşayan başvurucu, beyanına göre Başbakanlıkta uzman olarak görev yapmaktayken 19/7/2016 tarihinde (o günün ilk saatlerinde) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olduğu şüphesiyle kolluk görevlileri tarafından gözaltına alınmıştır.

5. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) avukatıyla birlikte verdiği savunmasının ardından yeniden kolluk merkezine götürülmüştür. Başvurucu, gözaltına alındığı tarihten beş gün sonra 24/7/2016 tarihinde tutuklamaya sevk edilmiştir.

6. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince (Sulh Ceza Hâkimliği) Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi'yle (SEGBİS) başvurucunun 24/7/2016 tarihinde sorgusu yapılmıştır. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliği önünde üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş; gözaltında tutulduğu esnada kendisine işkence yapıldığını iddia ederek vücudunda bulunduğunu iddia ettiği izleri göstermek üzere karın ve boyun bölgesini hâkime göstermiştir. Sorgu hâkimi tarafından başvurucunun kollarındaki kelepçe izi dışında herhangi bir iz görülmediği SEGBİS Çözüm Tutanağı'nda belirtilmiştir.

7. Başvurucu, aynı tarihte tutuklanarak saat 23.40'ta Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) yerleştirilmiş; 10/8/2016 tarihinde Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir.

A. Sağlık Raporları

8. Başvurucunun gözaltı ve tutukluluk sürecinde hakkında genel adli muayene/sağlık raporları düzenlenmiştir. Ankara Ulus Devlet Hastanesi Hekimi A.U. tarafından düzenlenen ve tarihi belirtilmeyen 55 No.lu adli muayene raporunda başvurucunun "karnının ön cildinde 13 cmlik cilt altı yüzeyel lineer (çizgisel) ekimoz (morluk, çürüme), boyun arka kısımda 5 cmlik yüzeysel cilt altı ekimoz bulunduğu" tespit edilmiştir.

9. Ankara Ulus Devlet Hastanesi Hekimi Ş.A. tarafından düzenlenen ve tarihi belirtilmeyen 64 No.lu adli muayene raporunda başvurucunun "karnında yaklaşık 10 cmlik yüzeyel abrazyon (sıyrık), boyun arka kısımda 8 cmlik ve 7 cmlik yüzeyel abrazyon bulunduğu" tespit edilmiştir.

10. Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi tarafından 20/7/2016, 21/7/2016 (01.00 ve 14.17 saatlerinde olmak üzere iki defa), 22/7/2016, 23/7/2016, 24/7/2016 tarihlerinde farklı hekimlerce düzenlenen genel adli muayene raporlarında başvurucunun "bir şikayeti olmadığı, bir önceki muayene bulgularıyla bir farklılık/ ek bir bulgu bulunmadığı, vücudunda darp ve cebir izine rastlanılmadığı" ifade edilmiştir.

11. Başvurucunun İnfaz Kurumuna yerleştirilirken İnfaz Kurumu Hekimliğince 25/7/2016 tarihinde hakkında düzenlenen raporda başvurucunun "şikayetinin bulunmadığı, sırtında çok sayıda ekimotik alan, göğsünde iyileşmekte olan ekimoz, sağ gluteal bölgesinde 15 cmlik ekimotik alan, sağ bacağının lateral bölgesinde geniş ekimoz" bulunduğu tespit edilmiştir.

12. Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi tarafından 27/9/2016, 20/10/2016, 14/11/2016 tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarında "başvurucunun depresif epizodlar, uyum bozukluğu tanısıyla medikal tedavi hazırlandığı" belirtilmiştir. Yine aynı Hastane tarafından düzenlenen 22/11/2016 tarihli raporda "intervertebraldisk bozuklukları, deri hipoestisi tanısıyla medikal tedavi hazırlandığı", 1/6/2017 tarihli raporda "4-5 gündür melena tarif ettiği, tuşede melena görüldüğü, GİS kanama açısından gastroentoloji olan bir merkeze sevkinin uygun olacağı" ifade edilmiştir.

13. Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün (Adli Tıp Kurumu) 11/7/2017 tarihli sağlık raporunda başvurucunun gözaltında bulunduğu süre içinde alınan adli muayene raporları incelenerek başvurucunun yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu ve yaşamını tehlikeye sokmadığı belirtilmiştir.

14. Adli Tıp Kurumu 1/6/2018 tarihli raporunda başvurucunun tutukluluk döneminde Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinden alınan ve ayrıntılarına yukarıda (bkz. § 12) yer verilen sağlık raporlarını incelemiş, yeni travmatik bulguların tarif ve tespit edilmediği ancak başvurucuda raporlanan depresif bozukluğun kötü muamele sonucu gelişip gelişmediğine başvurucunun muayenesi sonucunda karar verilebileceği açıklanmıştır.

B. Kolluk Görevlileri Hakkında Yürütülen Soruşturma Süreci

15. Başvurucunun eşi D.K.nın 16/8/2016 tarihli ve başvurucunun gözaltında darbedildiği iddiasını içeren şikâyet dilekçesine istinaden Başsavcılık, kolluk görevlileri hakkında soruşturma başlatmıştır.

16. Başsavcılık, başvurucunun eşini şikâyetçi olarak dinlemiştir. D.K.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...ayrıntılarını şikayet dilekçemde belirttiğim üzere eşim Mustafa KOÇYİĞİT 19/07/2016 tarihinde gözaltına alınmış olup, halen Kırıkkale F Tipi Ceza İnfaz Kurumu' nda tutuklu bulunmaktadır. Eşim ile yaptığım görüşmede kendisine gözaltı süresince işkence yapıldığını, bu kapsamda soğuk tazyikli su ile ıslatıldığını, hortumla dövüldüğünü, 3 gün ayakta bekletildiğini, cinsel organının darp edildiğini söyledi. Eşime bu şekilde işkence yapan ve kötü muamelede bulunan ancak hangi birimde olduğunu bilmediğim Ankara İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde görevli Polis Memuru, Amirlerinden (Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ' nde görevli olabilirler) davacı ve şikayetçiyim dedi.

Ayrıca 15/08/2016 günü Kırıkkale F Tipi Ceza İnfaz Kurumuna eşimi ziyarete gitmiştim. Görüş sırasında (saat: 15: 00 sularında) iki kişinin eşimin yanında olduğunu gördüm. Eşimle görüşmeye başladıktan sonra bu şahıslar gitti. Eşime bu kişilerin kimler olduğunu sorduğumda 'Emniyet Müdürlüğü'nden geldiklerini, itirafçı olmam için baskı yaptıklarını,bu tarz görüşmenin iki günde bir yapıldığını' bana söyledi. Eşimin can güvenliğinden endişe etmekteyim, can güvenliğinin sağlanmasını talep ediyorum."

17. Başvurucunun şikâyet ve delilleri SEGBİS aracılığıyla 29/5/2017 tarihinde Başsavcılık tarafından tespit edilmiştir. Başvurucunun beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe veren D.K. benim eşim olur. Avukat S.d. de benim avukatımdır. Ben bu konuda avukatıma yaşadığım olayları ayrıntılarıyla anlattım. Ben 18 Temmuz 2016 tarihinde beni yakalayan şahısların kaç kişi olduğunu tam olarak bilmiyorum. Konya yolu üzerinde Makromarket önünde 3-4 sivil şahıs beni yakalayarak sivil bir otomobile bindirdiler. Ben ısrarla kim olduklarını sordum. Ancak bana cevap vermediler. Yakalama ve gözaltı kararı olup olmadığını sordum. Avukatıma haber verilmesini söyledim. Ancak hiç bir talebime cevap verilmedi. Daha sonra beni götürdükleri yerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığına ait bir yer olduğu kanaatindeyim. Ancak bana bir bilgi verilmedi.

Bana okuduğunuz avukatın yazdığı dilekçedeki beyanlarımı aynen tekrar ediyorum. Bu beyanları Avukat S.D.ye ben anlattım. Ben maruz kaldığım olaylarla ilgili şikayetçiyim. Eşim D.K.nın verdiği şikayet dilekçesi ve beyanı da doğrudur. Ben eşim ve avukatım dilekçe verdiği için ayrıca dilekçe verme gereği duymadım.

Gerek İstihbarat Daire Başkanlığı olarak tahmin ettiğim yerde, gerekse TEM Şube Müdürlüğünde gözlerim kapalı olduğu için bana kötü muamelede bulunan şahısları görmedim. Ancak seslerini duydum."

18. Başsavcılık, başvurucunun gözaltında tutulduğu yeri gösteren kameraların görüntülerini İl Emniyet Müdürlüğünden istemiş; Emniyet Müdürlüğü 19/6/2017 tarihli yazı cevabında 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY üyelerince gerçekleştirilen bombalı saldırılar sonucunda nezarethanelerin kullanılamaz hâle geldiğini, dolayısıyla şüphelilerin nezaret işlemlerinin Emniyet Müdürlüğünün spor salonu ve Başkent Spor Salonu'nda yapıldığını, kamera kaydının bulunmadığını bildirmiştir.

19. Başvurucunun yakalanması ve gözaltına alınmasına dair belgelerin ilgili kolluk birimlerinden gönderilmesi istenmiş ise de başvurucunun yakalanmasına veya gözaltına alınmasına ilişkin bir belgenin mevcut olup olmadığına dair bilgi verilmeksizin sadece 15 Temmuz 2016 tarihi gecesi ile ilgili olarak tutulan genel tutanak Başsavcılığa gönderilmiştir. 15/3/2017 tarihli tutanakta başvurucuyla ilgili bilgi olmadığı, olay günü darbe girişiminde bulunan askerî personelin bir kısmının vatandaşlar ve diğer askerî personel tarafından yakalanarak İl Emniyet Müdürlüğüne teslim edildiği, bu sırada kalabalık tarafından darbedildikleri, direnç gösteren üst rütbeli askerlere usulüne uygun güç kullanıldığının açıklandığı görülmüştür.

20. Başsavcılıkça 2/8/2018 tarihinde ilgili polis memurları hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Müştekidekinin ruhsal durumu ve depresif bozukluğunun maruz kaldığı işkence ve kötü muamele sonucu olduğuna dair delil bulunmadığı, 15 Temmuz darbe girişiminde Ankara ilinde hava saldırıları, askerlerin darbe için sokağa çıkmasının normal vatandaşın da ruhsal durumunu etkilediği, kaldı ki Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması içerisinde yer alan müştekinin, yakalandıktan sonra bu şekilde depresif bozukluğunun olabileceği, müştekinin tutuklu bulunduğu Keskin Ceza İnfaz Kurumundan İstanbul'a sevkinin güvenlik gerekçesiyle gerçekleşemeyeceği, müştekinin vücudundaki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüdeki izlerin işkence ve kötü muamele sonucu olduğuna dair delil bulunmadığı,

...

Görevlilerin şüphelilere baskı, taciz ve başka bir amaç ile bu işlemi gerçekleştirdiklerine dair bir delilin bulunmadığı, kanalizasyon, elektrik ve su şebekelerinin büyük zarar görmesi sebebi ile doğal ihtiyaçların karşılanmasında güçlük çekildiği, bunun da görevlilerin kasti davranışından kaynaklanmadığı, binanın zarar görmesinden ötürü olduğu, şüpheli sayısının çokluğu sebebiyle CMK'nın 93. Maddesi uyarınca şüphelilere kelepçe takıldığı, iaşe işlemlerinin eksiksiz karşılandığı, şikayetçinin gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı, doğal ihtiyaçlarının karşılanmadığına dair iddialarının soyut iddia dışında delillendirilmediği, dilekçesinde belirtilen iddialar ile ilgili görevliler hakkında kamu davası açmak için yeterli delil olmadığı anlaşılmakla..."

21. Başvurucu, Başsavcılık kararına itiraz etmiş; başvurucunun itirazı Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/10/2018 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 16/10/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 13/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C.   Sağlık Görevlileri Hakkında Yürütülen Soruşturma Süreci

23. Başvurucu; gözaltı sürecinde düzenlenen sağlık raporlarının gerçeği yansıtmadığını, darbedilme olayını anlatmasına rağmen raporlarda şikâyetçi olmadığının yazıldığını, ayrıca raporların usulüne uygun düzenlenmediğini belirterek raporları düzenleyen doktorlar hakkında görevi kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik ve suçu bildirmeme suçlarını işledikleri isnadıyla 20/3/2019 tarihinde Başsavcılığa şikâyette bulunmuştur.

24. Başsavcılık 28/3/2019 tarihinde, hakkında şikâyetçi olunan hekimlerle ilgili kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"Müştekinin daha önce işkence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığımıza müracaatta bulunduğu, Cumhuriyet Başsavcılığımızın ... soruşturma no, ... karar no ve 02/08/2018 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, Cumhuriyet Başsavcılığımızın ... soruşturma nolu dosyası kapsamında şikayete konu doktor raporları esas alınarak soruşturma yürütüldüğü, soruşturma devam ederken raporların içeriğine yönelik herhangi bir itirazda bulunmayan müştekinin raporların tanzim edilmesinin üzerinden yaklaşık 2,5 yıl geçtikten sonra hiçbir delil ve belge ibraz etmeden söz konusu raporların gerçeğe/usule aykırı olarak tanzim edildiğini iddia ettiği ancak iddiasını destekler nitelikte herhangi bir delil veya belge ibraz edemediği,

Aynı konuyla ilgili olarak daha önce Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma yürütülerek Cumhuriyet Başsavcılığımızın ... soruşturma no, ... karar no ve 02/08/2018 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması, söz konusu kararın kesinleşmiş olması, bu soruşturma kapsamında herhangi bir sahtecilik iddiası dile getirilmemiş veya bu yönde herhangi bir saptama yapılmamış olması hususları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde müştekinin soyut iddiaları dışında atılı suçların işlendiğini gösterir şüpheliler hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli delil elde edilemediği anlaşılmakla..."

25. Başvurucu, Başsavcılığın kararına itiraz etmiş; başvurucunun itirazı Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 9/5/2019 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 25/6/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.   Başvurucu, nihai kararı 28/5/2019 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.

26. Başvurucu 24/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine dair içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

31. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

32. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin serbest bırakıldığı sırada yaralanması hâlinde bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama yapmanın devletin yükümlülüğünde olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87).

33. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Anayasa Mahkemesinin 11/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; gözaltında bulunduğu süreçte kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini, çıplak bırakıldığını, hortumla dövüldüğünü, tazyikli soğuk su sıkıldığını, cinsel organının sıkıştırıldığını, waterboarding (su tahtası) işkence yönteminin uygulandığını, bu olayları tutuklamaya sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğinde dile getirmesine rağmen soruşturma başlatılmadığını, daha sonra İnfaz Kurumundayken bu olayı avukatı ve eşine söylediğini, kendisini muayene eden doktorlara kötü muameleyi anlatmasına rağmen doktorların gerçeğe ve usulüne aykırı rapor düzenlediklerini, şikâyetçi olmasına rağmen raporlara şikâyetinin olmadığının yazıldığını ileri sürmüştür.

36. Başvurucu, ayrıca kolluk görevlileri ve doktorlar hakkındaki şikâyetlerinin etkili şekilde soruşturulmadığını, bu kapsamda ifadesinin SEGBİS aracılığıyla alındığını, kamera kayıtlarına ulaşılamadığını, yakalama ve gözaltına alma belgelerinin temin edilmediğini, kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmediğini, kendisi ile birlikte gözaltında tutulan kişilerin tanık olarak ifadelerinin alınmadığını iddia etmiş; kötü muamele yasağı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde, soruşturma kapsamında başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği gözaltında bulunduğu tarihlerdeki tüm genel adli muayene raporlarının temin edildiği, muayene raporlarında başvurucunun iddia ettiği ağırlıkta bir muamele gördüğüne dair bir tespit olmadığı, başvurucunun vücudundaki hafif nitelikteki ekimozların tespit edildiği muayene raporlarında tarih olmadığı, dolayısıyla ekimozların gözaltına alındıktan sonra kolluk kuvvetlerinin muamelesi sonucu oluştuğuna dair somut bir delil olmadığı belirtilmiş; başvurucunun kötü muamele iddialarını soruşturma ve yargısal makamlar önünde gerekli özeni göstererek ileri sürmediği belirtilerek şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvurunun reddedilmesi gerektiği bildirilmiştir.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru formunda dile getirdiği hususları yinelemiş; sağlık raporunda yaralanmasının tespit edildiğini, sorgusu sırasında maruz kaldığı kötü muameleyi dile getirdiğini, etkili soruşturma yapılmadığını ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

40. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

43. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

44. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).

45. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

46. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95). Zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

47. Sözü edilen açıklama yükümlülüğü, mağdurun anlatımına şüphe düşüren delillerin ortaya konulması suretiyle yerine getirilebilir. İspat külfetinin yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesinde sadece yaralama olayı hakkında yürütülen soruşturma sonunda verilen karar değil tüm soruşturma evrakı dikkate alınır (tüm soruşturma evrakı nazara alınarak kötü muamele yasağının maddi boyutunun değerlendirildiği karar için bkz. K.K.). Yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda Anayasa Mahkemesi yaralanmanın devlet görevlilerinin güç kullanmasından ileri geldiği sonucuna varabilir (Tahsin Aycan [1. B.], B. No: 2021/51576, 2/10/2025, §22) .

48. Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler, olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı; soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delilleri toplamalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Başvurucu terör örgütüne üye olma isnadıyla darbe teşebbüsünden birkaç gün sonra gözaltına alınarak yaklaşık beş altı gün gözaltında tutulduktan sonra tutuklanmıştır. Başvurucunun gözaltına alındığı 19/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında düzenlenen bir sağlık raporu olmadığı görülmüştür. Başvurucunun gözaltında kaldığı süre boyunca ve gözaltından çıkarılırken alınan sağlık raporlarında darp veya cebir izi bulunmadığı belirtilmiştir.

50. Buna karşın tarihi belli olmayan iki sağlık raporunda başvurucunun yaralanma bulgularının tespit edildiği, ayrıca başvurucunun İnfaz Kurumuna giriş işlemleri sırasında yapılan fiziki muayenesinde vücudunda bir kısım izlerin bulunduğunun raporlandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla tarihi belli olmayan sağlık raporlarının başvurucunun gözaltına alınırken düzenlendiği öngörülebilirse de bu duruma ilişkin veri bulunmadığı nazara alındığında söz konusu varsayımın gerçekliği net değildir.

51. Başvurucunun gözaltına alınmasıyla ilgili resmî belgelerin başvuru ve soruşturma dosyasına yansımaması nedeniyle başvurucunun ne şekilde gözaltına alındığı tespit edilememiştir. Bu bağlamda somut olayda yakalama yapılıp yapılmadığı, yakalama mevcutsa yakalama anında başvurucunun buna direnip direnmediği veya kolluk güçlerince zor kullanılıp kullanılmadığı belli değildir.

52. Başvurucunun kolluk görevlilerinin kötü muamelesine maruz kaldığı iddiasıyla ilgili yapılan soruşturma sonunda Başsavcılık, yeterli delil olmadığından kolluk görevlileri hakkında ceza davası açılmamasına karar vermiştir. Başsavcılık, gerekçesinde başvurucunun hangi şartlarda gözaltına alındığı hususunda bir değerlendirme yapmamıştır.

53. Yakalanan veya gözaltına alınan kişilerin kötü muameleye maruz kalıp kalmadığının tespiti amacıyla alınan sağlık raporları, bu hususta bir şikâyet bulunması hâlinde değerlendirmeye esas oluşturacak en önemli kanıtlardan biri olmakla birlikte devletin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğüne aykırı davranmadığını ispatlayabilecek nitelikte belgedir. Bu nedenle gözaltına alınırken, gözaltı süresi boyunca makul aralıklarla ve gözaltından çıkarılırken bireyler hakkında alınan raporlar kötü muamele iddialarında maddi gerçeğe ulaşmak için düzenlenmesi zorunlu kılınan araçlardır.

54. Kamu makamlarının yükümlülükleri arasında sayılan başvurucunun gözaltına alındığı tarihte hakkında düzenlenmesi gerekli raporun düzenlenmemesi veya mevcut raporun soruşturma dosyasına yansımaması başvurucunun iddialarını savunulabilir olmaktan çıkarmayacaktır. Dahası, rapor bulunmaması nedeniyle başvurucunun gözaltına alınmadan önce yaralanmış olabileceği ihtimalinin kamu makamlarınca bertaraf edilmemesinin başvurucu aleyhine yorumlanamayacağı açıktır.

55. Diğer taraftan gözaltından çıkarıldığı gün başvurucu hakkında düzenlenen raporda (24/7/2016 tarihli rapor) başvurucuda darp izi bulunmadığı belirtilirken aynı gün İnfaz Kurumuna saat 23.40'ta teslim edilen başvurucunun giriş işlemleri sırasında başka bir doktor tarafından hazırlanan raporda (Saat itibarıyla rapor tarihi 25/7/2016'dır.) vücudunun farklı yerlerinde morluk ve sıyrıkların tespit edilmiş olması karşısında başvurucunun gözaltı sürecinde vücudunda darp izi olmadığının belirtildiği diğer sağlık raporlarının gerçeği yansıtmadığı iddiasının temelsiz olmadığı değerlendirilmiştir.

56. Bu durumda başvurucunun yaralanma bulgularının tespit edildiği sağlık raporları da dikkate alındığında somut olayda başvurucunun gözaltı süresi içinde yaralandığı hususunda güçlü bir karine mevcuttur. Artık kamu makamlarından -söz konusu karinenin aksini ortaya koymadıkları sürece- sağlıklı olarak gözaltına alındığı varsayılan başvurucunun burada ne şekilde yaralandığını tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklamaları beklenir. Somut olayda başvurucunun yaralanmasına açıklık getiren tutanak, belge, tanık beyanı veya başka bir delilin soruşturma dosyasında bulunmadığı görülmüştür. Soruşturma makamlarınca da başvurucunun iddialarının aksine yaralanma biçimi ve nedenine yönelik makul bir açıklama getirilmemiştir. Dolayısıyla kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden ihlal sonucuna ulaşılmıştır.

57. Diğer yandan kabul edilen kötü muamelenin nitelendirilmesi de gerekir. Somut olayda başvurucunun iddia ettiği olaylar vahim nitelikte olmakla birlikte bu olayların gerçekliği veya kolluk görevlilerinin bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla kötü muamelede bulundukları yönünde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporları dikkate alındığında şikâyet konusu olayın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi uygun görülmüştür.

58. Bu durumda Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Muhterem İNCE bu görüşe katılmamıştır.

59. Öte yandan deliller toplanırken titizlikle araştırma yapılmalı, bu bağlamda maddi gerçeğe ulaşılması amacıyla soruşturma makamlarınca çaba gösterildiği objektif şekilde ortaya konulmalıdır. Somut olayda Başsavcılık, kolluk görevlileriyle ilgili soruşturma kapsamında şüpheli kolluk memurlarının kimlik tespitine yönelik herhangi bir işlem yapmamış, iddia edilen olayla ilgili olarak kimsenin beyanına başvurmamıştır. Soruşturma makamı başvurucunun şikâyetini tespit etmekle yetinmiş ve soruşturma sonunda sadece başvurucu hakkında alınan sağlık raporlarını değerlendirerek bir sonuca ulaşmıştır. Ancak Başsavcılık, mevcut sonuca ulaşırken hangi tarihte alındığı belli olmayan ve bir kısım yaralanmayı tespit eden raporları ilgili hastanelerden temin ederek rapor tarihlerini belirlememiştir. Bu bağlamda başvurucunun yaralandığı zaman aralığı dahi tespit edilmeksizin başvurucunun şikâyetiyle ilgili delil bulunmadığına yönelik incelemede beklenen özenin gösterilmediği sonucuna ulaşmıştır.

60. Bununla birlikte kolluk görevlileri hakkında ceza davası açılmamasına ilişkin karardan sonra başvurucunun sağlık görevlileri hakkında yaptığı şikâyet ile ilgili olarak soruşturma makamınca herhangi bir delil toplanmadan doktorlar hakkında da ceza davası açılmamasına karar verilmiştir.

61. Belirtmek gerekir ki Başsavcılığın verdiği söz konusu kararın dayanağı, başvurucunun olaydan yaklaşık 2,5 yıl sonra şikâyetçi olmasıdır. Başvurucunun uzun süre sonra şikâyetçi olması nedeniyle iddiaları soyut kabul edilmiş ise de özellikle İnfaz Kurumuna giriş raporundaki yaralanma bulgularıyla birlikte yapılan şikâyet değerlendirildiğinde başvurucunun şikâyet tarihinin tek başına iddialarını savunulabilir olmaktan çıkarmadığı, dolayısıyla olayda kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünün ortadan kalkmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca Başsavcılık, şüpheli doktorların savunmasını almamış; dolayısıyla yaralanmanın tespit edildiği raporlar ile yaralanmaların tespit edilmediği raporlar arasındaki çelişki giderilmemiştir.

62. Açıklanan gerekçelerle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun da ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI.   GİDERİM

63. Başvurucu; ihlalin tespiti ile ilk başvurusu için 500.000 TL, ikinci başvurusu için 400.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma makamının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

65. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 380.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara   Cumhuriyet   Başsavcılığına   (Sor.   No:   2016/118169   ve   Sor.   No:   2019/53092) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 380.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığın bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75).

Kötü muameleye ilişkin iddiaların gerçekliği makul bir şüphenin ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Özellikle kişinin sağlıklı olarak gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğünün kamu makamlarına ait olduğu belirtilmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 94, 95).

Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu da bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının, sorumluluğunda meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir, § 110; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002, § 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, § 72).

Kötü muamele yasağına ilişkin pozitif yükümlülüklerin usuli boyutunu oluşturan etkin soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü olduğu hatırda tutulmalıdır. Bu cümleden olarak, Anayasa'nın 17. maddesinin başvurucuya üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkumiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği şeklinde yorumlanamayacağı hususunun dikkate alınması gerekmektedir. (Cezmi Demir ve diğerleri, § § 113).

Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına dair hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir (Cezmi Demir, § 114; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 103; Batı ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96-57834/00, 3/6/2004, § 136).

AİHM, Daşlık/Türkiye, (B. No: 38305/07, 13/6/2017) kararında özetle, olaya konu olan gözaltında işkence ve kötü muamele iddialarına dayanak olarak ileri sürülen raporlar ile beyan edilen şikayetler arasındaki uyumsuzluklara işaret ederek, ilgili ekimoz ve lezyonların bizatihi kamu görevlilerinin eylemlerinden kaynaklandığına dair tıbbi kanıtlar dahil herhangi bir somut verinin bulunmaması, anlatımlar ile bulgularının çelişkili bulunması ve iddiaların yeterli ölçüde birbirini desteklemediği polislerin kötü muameleleri bu kişiye yaptıklarının tespitine imkan sağlayacak hiçbir unsurun elinde bulunmadığı bulguları karşısında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. Maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Başvuru konusu olayda başvurucu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştır. Başvurucunun eşi 16/8/2016 tarihinde ceza infaz kurumunda eşiyle görüşmesi sonrasında Başsavcılığa ilettiği şikâyet dilekçesinde eşinin gözaltında kaldığı süre içerisinde kolluk görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Başvurucunun eşinin şikâyeti üzerine Savcılık tarafından iddiaya konu olaya ilişkin soruşturma işlemlerine derhal başlanıldığının hatırdan uzak tutulmaması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi Deniz Yazıcı (B. No: 2013/6359, 10/12/2014) kararında tamamıyla devletin hüküm ve kontrolü altında bulunulan bir zaman dilimde maruz kalınan davranışlar nedeniyle yapılan şikâyetler yönünden ancak tüm dosya kapsamındaki verilerin birlikte incelenmesi hâlinde bir sonuca ulaşılabileceğini belirtmiştir.

Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde kanıtlanması şartını aramaktadır. Kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur olduğunu ileri süren kişilerin kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emareleri ve delilleri sunmaları gerekmektedir.

Soruşturma kapsamında başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği gözaltında bulunduğu tarihlerdeki tüm genel adli muayene raporları temin edilmiştir. Temin edilen sağlık raporları arasında Ankara Ulus Devlet Hastanesince düzenlenen 55 no’lu adli muayene raporunda başvurucunun vücudunun iki yerinde yüzeysel ekimozlar tespit edilmiştir. Benzer şekilde aynı hastane tarafından düzenlenen 64 no’lu raporda benzer şekilde yüzeysel abrazyon (sıyrık) tespit edilmiştir. Her iki raporlar arasında bir uyumsuzluğundan varlığından söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. 20/7/2016, 21/7/2016, 22/7/2016 ve 24/7/2016 tarihlerinde alınan raporlarda ise önceki bulgulardan farklı bir bulgu olmadığı, başvurucunun aktif/güncel şikâyetinin bulunmadığı, darp cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun vücudundaki ekimozların tespit edildiği raporun gözaltına alınmadan önce mi alındıktan sonra mı alındığı dosya evrakından anlaşılamamaktadır. Başvurucunun iddiaları üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ve Ankara Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüklerinden de kesin raporlar talep edilmiştir. Ankara Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü başvurucunun vücudundaki izlerin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir.

Bunun yanında, kişilerin işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları bakımından yetkili makamlara zamanında başvurmaları gibi bir özen yükümlülüklerinde bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu kapsamda olmak üzere, somut olayda başvurucu Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 21/7/2016 tarihli ifadesinde, kolluk güçleri tarafından kendisine şiddet uygulandığına dair bir şikâyetinin bulunmadığının vurgulanması gerekmektedir. Başvurucu bu ifadesinde, daha sonra iddia ettiği gibi kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir beyanatta bulunmamıştır. Bunun yanında, dosya kapsamında yer alan hiçbir adli muayene raporunda ayrıca İnfaz Kurumuna ilk kabul sırasında yapılan tıbbi tetkiklerde başvurucunun işkence ve/veya kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin bir beyanın bulunmadığı da açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, başvurucunun iddialarına bakıldığında korktuğu veya çekindiği için bu evrede herhangi bir şikâyet veya beyanda bulunamadığına veya bu iddiaları ileri sürdüğü hâlde muayene yapan doktorlar veya Başsavcılık tarafından dikkate alınmadığına ilişkin bir iddianın bulunmadığının da altının çizilmesi gerekmektedir. Başvurucunun kötü muameleye ve işkenceye maruz bırakıldığına dair ilk iddiasının sorgusu esnasında öne sürmüş olup bu evre öncesinde kendisinin herhangi bir iddiada bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu ancak sorgu esnasında, karın ve boyun bölgesini göstererek ilgili hâkim önünde iddialarını dile getirmiştir. Sorguyu yapan hâkim bu iddialar karşısında, başvurucunun vücudunda kollarındaki kelepçe izi dışında bir iz görememiştir. SEGBİS ile kayıt altına alınan sorgusuna dair çözüm tutanağında bu husus belirtilmiştir.

Başvurucu 24/7/2016 tarihinde Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilmişse de kötü muamele iddiaları ilk kez 16/8/2016 tarihinde başvurucunun eşi tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı önünde şikâyet konusu edilmiştir. Başvurucunun ilk kez 19/7/2016 tarihinde gözaltına alındığında 16/8/2016 tarihine kadar açıkça ve ayrıca şikâyetinin bulunmadığının bir diğer ifadeyle açık şikâyetin ancak ilk gözaltına alınmadan itibaren yaklaşık bir ay sonra yapıldığı göz önünde bulundurulması gereken bir husustur.

Tüm bu açıklamalar sonrasında, özet olarak somut olaydaki muayene raporlarında başvurucunun iddia ettiği ağırlıkta bir muamele gördüğüne dair bir tespitin bulunmaması, başvurucunun vücudundaki hafif nitelikteki ekimozların tespit edildiği muayene raporlarında tarih olmadığına ve dolayısıyla ekimozların gözaltına alınma sırasında veya gözaltına alındıktan sonra kolluk kuvvetlerinin muamelesi sonucu oluştuğuna dair somut bir delilin bulunmaması karşısında, Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediğini değerlendirdiğimden; çoğunluğun aksi yönündeki kararına katılamadım.

Üye
Muhterem İNCE

​

​

​

AYM, MUSTAFA KOÇYİĞİT, B. No: 2018/35625, 11.02.2026. Resmî kaynak.

Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 03, sayfa 378–392

Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.

İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.

Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.