Karar yılı 2026 · İkinci Bölüm
BAHAREH MOHAMMADTAGHIPOORGOLDOOZ (2018/26768)
- Bireysel başvuru hakkı
- Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı
- Kötü muamele yasağı
- Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
AYM kayıt alanı
Başvuru konusu
Başvuru; sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının, sınır dışı etme sürecinin özenli yürütülmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilen tedbir kararının gereği yerine getirilemeden yabancının menşe ülkesine sınır dışı edilmesi nedeniyle bireysel başvuru hakkının, idari gözetim kararının hukuka aykırı olması ve tutma nedeninin bildirilmemesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru konusu, başvurucunun iddiasını anlatır; AYM’nin ihlal bulduğu anlamına gelmez. Sonuç için ilgili hakka ait hükmü okuyun.
Hak bazında
İncelenen haklar ve sonuç
| Hak | Müdahale | Sonuç | Giderim |
|---|---|---|---|
| Bireysel başvuru hakkı | Bireysel başvuru hakkı | İhlal | Manevi tazminat |
| Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı | Sınırdışı-Yurda giriş yasağı | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Kötü muamele yasağı | Kötü muamele riskine rağmen sınır dışı | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
| Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı | İdari gözetim | Açıkça Dayanaktan Yoksunluk | — |
Bu tablo AYM’nin kayıt alanlarından aktarılmıştır. Bir kararda birden fazla hak ve farklı sonuç bulunabilir; kesin sonuç için kararın hüküm bölümü esastır.
Resmî metin
Resmî kararın tam metni
Kaynak: Anayasa Mahkemesi. Okunabilirlik için HTML biçimi düzenlenmiş; kararın metni ve kaynakta varsa ayrı görüşler korunmuştur. Karar, verildiği dönemin hukukunu yansıtır; sonraki mevzuat ve içtihat ayrıca incelenmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
|
|
BAHAREH MOHAMMADTAGHIPOORGOLDOOZ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2018/26768) |
|
|
|
Karar Tarihi: 8/4/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
|
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Selahaddin MENTEŞ Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR |
|
Raportör |
: |
Sinan ARMAĞAN |
|
Başvurucu |
: |
Bahareh MOHAMMADTAGHIPOORGOLDOOZ |
|
Vekili |
: |
Av. Tutku KURT BAYYURT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının, sınır dışı etme sürecinin özenli yürütülmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilen tedbir kararının gereği yerine getirilemeden yabancının menşe ülkesine sınır dışı edilmesi nedeniyle bireysel başvuru hakkının, idari gözetim kararının hukuka aykırı olması ve tutma nedeninin bildirilmemesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/9/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, aralarında kişi ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle süresinde yapılan 2018/30569 numaralı bireysel başvuruyla ilgili dosyanın 2018/26768 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2018/30569 numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına, incelemenin 2018/26768 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve incelemeye konu işbu başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Bölüm, başvuru yapılan günde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 73. maddesi uyarınca sınır dışı etme işleminin tedbiren durdurulmasına karar vermiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
6. Başvurucu 1987 doğumlu bir kadın olup İran İslam Cumhuriyeti (İran) vatandaşıdır.
7. Ankara Esenboğa Havalimanı'nda uluslararası risk analizi yapan polisler 16/9/2018 günü yaptıkları denetimde dört İran vatandaşını durdurmuş, bu kişilerin ifadelerini almıştır. Polisler tarafından düzenlenen risk analiz mülakat formuna göre bu kişilerden biri olan başvurucu, kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinden PKK/KCK terör örgütüyle bağlantılı kişilerle irtibat kurmaktadır.
8. Başvurucu 16/9/2018 tarihli polis ifadesinde bir tur şirketinde çalışan arkadaşlarıyla buluşmak üzere havalimanına gittiğini, kendisi gibi İranlı olan üç arkadaşıyla buluştuktan sonra sivil giyimli polislerin yanlarına geldiğini ve telefonunu alarak incelediklerini söylemiştir. Başvurucu; ifadesinde tur şirketine ara sıra yardımcı olması nedeniyle şirket tarafından telefonun kendisine verildiğini, telefonu iki üç aydır kullandığını, yaptığı görüşmelerin tamamen işle ilgili olduğunu, görüştüğü kişileri iş dışında tanımadığını, terör örgütleriyle bir bağlantısı olmadığını beyan etmiştir.
9. Ankara Esenboğa Havalimanı Şube Müdürlüğü konuyla ilgili olarak düzenlediği evrakı 16/9/2018 tarihinde Ankara İl Göç Müdürlüğüne (Göç İdaresi) göndermiştir. Bunun üzerine Ankara Valiliği 17/9/2018 tarihinde, 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi (kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar) ve (e) bendi (vize ihlali) uyarınca başvurucunun sınır dışı edilmesine karar vermiştir. Başvurucu hakkında Ankara Valiliği tarafından aynı gerekçelerle ertesi gün yine 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca sınır dışı etme ve ayrıca idari gözetim kararları verilmiştir. Sınır dışı etme ve idari gözetim kararları başvurucuya kendi dilinde (Farsça) 18/9/2018 tarihinde saat 08.00 civarında bildirilmiş fakat başvurucu herhangi bir sebep göstermeksizin her iki tebligat evrakını da imzalamaktan imtina etmiştir.
10. Başvurucu, idare mahkemesinde açılan iptal davasının işlemin yürütmesini doğrudan durdurmayacağını belirterek 18/9/2018 tarihinde sınır dışı etme işlemi nedeniyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Anayasa Mahkemesi tedbir kararı verdikten sonra (bkz. § 3) aynı gün başvurucudan bireysel başvurusuyla ilgili tüm bilgi ve belgeleri istemiştir. Başvurucu 21/9/2018 tarihli dilekçesiyle Türkiye'de T.S. ile 22/7/2017 tarihinde yaptığı evliliğe ilişkin evlilik cüzdanının bir örneğini sunmuştur.
12. Başvurucu, avukatı aracılığıyla 18/9/2018 tarihli sınır dışı etme kararının iptali talebiyle aynı zamanda Ankara 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) de dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde yardımcı olduğu şirket tarafından verilen telefonla yapılan görüşmeler nedeniyle terör örgütüyle bağlantılı kişilerle iletişim hâlinde olduğunun kabul edilerek hakkında sınır dışı etme kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ülkesinde yaşadığı sorunlar nedeniyle kaçarak Türkiye'ye geldiğini ve uluslararası koruma talebinde bulunduğunu, kendisine verilen mülakat randevusunu beklediğini, Türkiye'ye geldikten sonra burada başka bir yabancı ile evlendiğini, başka bir yabancı ile İran dışında evlenmesi nedeniyle ülkesine döndüğü takdirde ölüm tehlikesi ile birlikte kötü muameleye maruz kalma ihtimali olduğunu iddia etmiştir.
13. Başvurucu, dava dilekçesinde hâlen havalimanı polis merkezinde tutulduğunu, sınır dışı etme kararı kapsamında 18/9/2018 günü saat 11.00'deki uçağa bindirilerek ülkesine gönderileceğini söyleyerek yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir.
14. İdare Mahkemesi aynı gün savunma ve ara kararına cevap verebilmesi için idareye on gün süre tanıyarak -uygulanması hâlinde telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunması nedeniyle davalı idarenin savunması ve ara kararı cevabı alınıp ya da savunma ve ara kararına cevap verme süresi geçip yeni bir karar verilinceye kadar- sınır dışı işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Başvurucunun avukatı, verilen kararın saat 10.41'de imzalanarak kendilerine ulaştırıldığını İdare Mahkemesine sunduğu 4/10/2018 tarihli dilekçeyle ifade etmiştir.
15. Başvurucunun avukatı, söz konusu 4/10/2018 tarihli dilekçesinde ayrıca mahkeme kaleminden aldığı kararın fotoğrafını çekerek Göç İdaresinde bekleyen başvurucunun başka bir avukatı olan Tutku Kurt Bayyurt'a gönderdiğini fakat oradaki memurların kararın aslı olmadan bir işlem yapamayacaklarını söylediğini belirtmiştir. Bunun üzerine kararı elden tebliğ alarak Göç İdaresindeki memurlara vermek üzere mahkeme kaleminden ayrılmıştır. Başvurucunun avukatının anılan dilekçesindeki beyanına göre bu sıralarda yürütmenin durdurulması kararı başvurucu ile birlikte sınır dışı edilen ve başvurucunun yanında bulunan H.A.nın telefonuna gönderilmiş ve uçaktaki yetkililere göstermesi istenmiştir. Uçakta bulunan yetkililer kararı görmeleri sonrasında Göç İdaresini aramış fakat oradaki memurlar böyle bir karardan haberdar olmadıkları yönünde bilgi vermiştir. Ayrıca başvurucunun avukatı, kararı Göç İdaresine götürmesine ve H.A.yı telefonla arayarak uçağın kapılarının henüz kapanmadığını öğrenmesine rağmen görevli memurların başvurucunun uçaktan indirilmesi için -uçaktaki yetkililerle görüşeceklerini söyledikleri hâlde- gereğini yapmadıklarını, saat 11.26'da bulundukları odadan çıktıklarını ve karar kendilerine ulaştığında uçağın zaten havalandığını söylediklerini bildirmiştir.
16. Başvurucunun avukatı söz konusu dilekçesinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararının saat 10.50'de kendilerine ulaştığını belirtmiştir. Başvurucunun beyanının aksine bir bilgi elde edilememiştir.
17. Davalı idare 5/10/2018 tarihli savunma dilekçesinde başvurucunun 18/9/2018 tarihinde Esenboğa Havalimanı'ndan İran'a kalkan aktarmasız bir uçakla çıkışının sağlandığını bildirmiştir.
18. İdare Mahkemesi 17/10/2018 tarihinde bu kez yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar vermiştir.
19. Başvurucu 17/10/2018 tarihinde bir kez daha bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Başvurucu, ikinci savunmaya cevap olarak verdiği 25/1/2019 tarihli dilekçesinde şu hususları da belirtmiştir:
"...[M]üvekkil Uluslararası Koruma Başvurusu bulunduğundan ve bunun için kendisine verilmiş olan 18.02.2020 gününü beklediği için vize ihlali de yapmış olmayacaktır. Bütün bunların yanında müvekkil Hristiyan Dinini seçmiş ve bunu benimsemiş bir insandır. Hristiyan dinini benimseyen bir insan olan müvekkili, İran İslam Cumhuriyeti'ne geri göndermek, sınır dışı etmek ne kadar mantıklıdır, bu hususu sayın Başkanlığınızın takdirlerine sunarız.
Müvekkil hakkında verilmiş olan sınır dışı etme kararının açıkça hukuka aykırı olduğu ve davalı idarenin keyfi uygulamaları neticesinde alındığı açıkça ortadadır. Müvekkil şu anda İran İslam Cumhuriyetinde bir Hristiyan olarak yaşamaya çalışmaktadır. Yaşantısının ne denli zor olduğu hususunu da takdirlerinize bırakırız. Müvekkil Türkiye'de evlenmiştir. Müvekkilin eşi de Uluslararası Koruma Başvurusu Sahibi olarak ülkemizde bulunmaktadır ve müvekkil ile eşi de görüşememektedir. Bu nedenle müvekkilin aile hayatı da inanılmaz bir sıkıntı içerisine düşmüştür.
..."
21. İdare Mahkemesi 20/2/2019 tarihli kararla davanın kesin olarak reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... Bu durumda davacı hakkında Ankara Esenboğa Havalimanı Emniyet Şube Müdürlüğü'nün 17/9/2018 tarih ve ...602-2018/İd:84 sayılı yazısında davacının kullanmış olduğu telefon hattı üzerinden PKK/KCK örgütü ile bağlantısı bulunan şahıslar ile irtibatlı olduğunun teknik olarak anlaşıldığı ve ülke güvenliği için tehdit oluşturacağı değerlendirilerek davalı idareye bildirilmesi üzerine dava konusu işlemin tesis edildiği göz önünde bulundurulduğunda, davacının 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesindeki 'Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar' kapsamında olduğu ve anılan Kanunun 55. maddesindeki 'Sınır Dışı Etme Kararı Alınmayacaklar' kapsamında da bulunmadığı anlaşıldığından, davacının aynı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca sınır dışı edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
B. Bireysel Başvuru Sürecindeki Gelişmeler
22. Anayasa Mahkemesi 6/12/2019 tarihli ve 7196 sayılı Kanun ile 6458 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikler sonrasında sınır dışı etme ve idari gözetim altına alma işlemlerini konu alan o dönemdeki yüzlerce bireysel başvuru dosyasını değerlendirirken başvurucuların iddialarına ilişkin risklerin güncelliğini ve haklarında tesis edilen işlemlerin ne durumda olduğunu, hâlihazırda bu işlemlere ilişkin etkili bir yol hâline gelen idare mahkemelerinde açılmış davaları olup olmadığını öğrenmek istemiş; bu amaçla başvuruculardan bilgi ve belge talep etmiştir.
23. Başvurucudan da bu amaçla bilgi talep edilmiştir. Başvurucunun avukatı 14/2/2020 tarihli dilekçenin ilgili kısmında şu şekilde açıklama yapmıştır:
"Müvekkil, İran İslam Cumhuriyetine sınır dışı edilmiştir. Müvekkil ile çok sağlıklı iletişim kuramamaktayız. Ancak müvekkilin kendi ülkesine sınır dışı edilmiş olması, kendisi açısından sorunlara sebep olmuş, ülkesinde yaşamaya çalışmakta problem yaşamıştır. Müvekkil sınır dışı edildiğinde eşi, uluslararası koruma başvurusunda bulunduğundan Türkiye'de kalmış ve hiçbir şekilde bir araya gelememişlerdir. Evlilik hayatları bozulmuş bu da bir çok soruna da beraberinde getirmiştir. Müvekkil, eşi ile boşanma aşamasında olduğuna dair duyumlarımız bulunmaktadır. Müvekkil ile şu anda iletişim kuramadığımızdan, hayatını ne şekilde sürdürdüğü konusunda bir beyanda bulunamamaktayız. Ancak, yukarıda bahsettiğimiz gibi, müvekkil sınır dışı edildikten sonra manevi bütünlüğü konusunda tehlike ile karşılaşmış bir süre, kendi ülkesinde bir suçlu muamelesi görmüştür. Müvekkil Hristiyanlık dinini benimsediğinden, İslam Cumhuriyeti olan bir ülkede, bir kadın olarak hali ile büyük zorluklar yaşamaktadır. Öncelikle barınma konusunda yaşadığı sıkıntıların yanı sıra, sokağa çıkmakta dahi zorluklar yaşamıştır, her an öldürülme ve göz altına alınma korkusu yaşamıştır. Bu nedenle de hayatını idame ettirmekte zorluk çekmektedir."
IV. İLGİLİ HUKUK
24. Sınır dışı etme işlemi zamanında geçerli olan mevzuatı da içeren ilgili hukuk için bkz. A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, §§ 28-38; Bılal Abdulsattar El Ravıye ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27603, 15/5/2020, §§ 12-14; İbrahim Muhammed Ali [GK], B. No: 2025/10406, 8/7/2025, §§ 18, 19.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Anayasa Mahkemesinin 8/4/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Sınır Dışı Etme Kararı Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu 18/9/2018 tarihli bireysel başvurusunda Türkiye'de bir yabancı ile evlenmesi nedeniyle ülkesinde hayatının tehlikede olacağını, kötü muamele görebileceğini iddia etmiştir. Başvurucu; ikinci bireysel başvurusunda ise ülkesinden belli sebeplerle kaçtığını, kaçan kişilere ülkesinin bakışının belli olduğunu belirterek hayatının tehlikede olacağını söylemiştir. Başvurucu 14/2/2020 tarihli dilekçesinde (bkz. § 23) ise Hristiyanlığı benimsediğinden ülkesinde bir kadın olarak büyük zorluklar yaşadığını dile getirmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağına ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucuna göre bu yasakla bağlantılı etkili başvuru hakkı kapsamında ayrıca inceleme yapılıp yapılmayacağına karar verilecektir.
28. Başvurucu, ilk bireysel başvurusunda zulüm görme tehlikesiyle ülkesinden Türkiye'ye geldiğini, burada başka bir yabancı ile evlendiğini dile getirmiş; ülkesine döndüğü takdirde evliliğinin tanınmayacağını, evli olmayan bir kadının ise yaşam hakkının açıkça tehlikede olacağını, fiziksel ve psikolojik şiddete uğrayacağını iddia etmiştir.
29. Başvurucunun söz konusu bireysel başvuruyu yaptığı sırada İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasındaki dava dilekçesinde de ülkesinde maruz kalacağını iddia ettiği riski Türkiye'de başka bir yabancı ile evlenmiş olması temelinde açıkladığı görülmüştür (bkz. § 12). Başvurucu, dava dilekçesinde bireysel başvuru formunda olduğu gibi neden uluslararası koruma başvurusu yaptığına veya hangi sebeple ülkesinden kaçarak Türkiye'ye gelmek zorunda kaldığına ilişkin bir açıklama yapmamıştır.
30. İran vatandaşı olan başvurucu, ülkesi dışında bir yabancı ile evliliğinin tanınmayacak olmasının neden kendisi için bir risk oluşturduğunu, bu riskin kaynağının kamu makamları olup olmadığını belirtmemiştir. Başvurucunun kötü muamele riskine ilişkin iddiasının fazlasıyla izaha muhtaç olduğu, nasıl bir riski tarif ettiğini anlamanın adli merciler için oldukça zor olduğu anlaşılmıştır.
31. Diğer taraftan başvurucu, Türkiye'de başka bir yabancı ile evlendiğine ilişkin iddiası dışında Hristiyanlık temelindeki beyanını ilk kez İdare Mahkemesine sunduğu 25/1/2019 tarihli dilekçede dile getirmiştir (bkz. § 20). Buna rağmen başvurucu din değişikliği sonucu mu yoksa baştan beri mi bu dine mensup olduğunu, bu sebepten ötürü nasıl bir riske maruz kalacağını belirtmemiştir. Başvurucunun açıklaması ülkesindeki riski veya riskin kaynağını anlaşılabilir kılmaktan oldukça uzaktır.
32. Sınır dışı etme nedeniyle kötü muameleye maruz kalacağını iddia eden başvurucu, geri gönderileceği ülkede var olduğunu iddia ettiği kötü muamele riskinin ne olduğunu makul şekilde açıklamalı; varsa bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri sunmalı; bu iddialar belirli bir ciddilik seviyesinde olmalıdır (A.A. ve A.A., § 63). Sonuç itibarıyla başvurucunun ülkesindeki riski açıklama konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiği söylenemez.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
34. Diğer taraftan İdare Mahkemesi veya Anayasa Mahkemesi sınır dışı etme işleminin durdurulması amacıyla geçici nitelikte kararlar vermiş ise de bu kararlar tek başına gerçek riskin tespit edilmesine ilişkin bir veri olarak kabul edilemeyeceği gibi riskin gerçekliğinin başvurucu tarafından ortaya konulamadığı sonucunu değiştirmemektedir. Geri gönderilen ülkedeki riske ilişkin değerlendirmeler nedeniyle kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkından ayrıca bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.
B. Sınır Dışı Etme Kararı Nedeniyle Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu; evli olduğunu, eşinin Türkiye'de yaşadığını, eşinin de uluslararası koruma başvurusu bulunduğunu, bu nedenle yurt dışına çıkamadığını belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
36. Aile hayatına saygı hakkının yalnızca vatandaşlar tarafından değil hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancılar tarafından oluşturulan aile birliklerini de koruduğunun kabulü gerekir. Ancak göç kontrolü ve kamu düzeninin korunması için söz konusu olan gereklilikler nedeniyle aile hayatına saygı hakkının sınırlandırılmasında devletin geniş takdir yetkisi vardır. Bu bakımdan aile yaşamının gelişim gösterdiği şartlar, aile hayatındaki ilişkilerin ne ölçüde kesildiği ya da kesileceği, ülkedeki bağların ne ölçüde olduğu, başka bir yerde aile yaşamını sürdürmek için aşılamaz nesnel engeller olup olmadığı, göç kontrolünün gereklerinin veya sınır dışı edilmenin ağır bastığı kamu düzenine ilişkin değerlendirmelerin olup olmadığı gibi kriterler dikkate alınarak inceleme yapılmaktadır (Peri Kırık [2. B.], B. No: 2015/19795, 9/1/2019, § 26).
37. Başvurucu, İdare Mahkemesindeki iptal davasında yabancı biri ile evli olduğu dışında somut bir açıklama yapmamış veya bir belge sunmamıştır. Evliliğini gösteren belgeyi bireysel başvuru yaptıktan sonra ilk kez Anayasa Mahkemesine göndermiştir (bkz. § 11). Bununla birlikte başvurucunun iddialarında belirttiği gibi eşinin de uluslararası koruma başvurusu yaptığına ilişkin herhangi bir belge dosyada bulunmamaktadır.
38. Anayasa Mahkemesi, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ortaya konulan somut bilgi ve belgelerin niteliğine bağlıdır. Başvurucunun öncelikle başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları yapması zorunludur (Veli Özdemir [1. B.], B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23; Ünal Yiğit [1. B.], B. No: 2013/1075, 30/6/2014, § 22).
39. Başvurucu, evliliği konusunda somut bilgi ve belgeleri ilk başta İdare Mahkemesine sunmamıştır. Diğer taraftan eşinin ülkesine dönmesine mani olduğunu iddia ettiği uluslararası koruma başvurusu sahibi olduğunu gösteren evrakı bireysel başvuru aşamasında dahi ibraz etmemiştir. Başvurucunun eşinin başvurucuyla birlikte neden İran'a gidemeyeceği, sınır dışı etme kararından yaklaşık 1 yıl 2 ay önce başlayan evlilik hayatlarının orada devam etmesini olanaksız kılan sebeplerin neler olduğu dosya içeriğinden anlaşılamamıştır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
41. Başvurucu; Anayasa Mahkemesinin tedbir ve İdare Mahkemesinin yürütmenin durdurulması kararlarına rağmen kaçarak geldiği ülkesine sınır dışı etme işlemi kapsamında geri gönderildiğini, sahip olduğu hakları etkili bir şekilde kullanamadığını belirterek adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
42. Başvurucunun iddiaların özü sınır dışı edilmesini engelleyen tedbir kararına rağmen ülkesine geri gönderilerek Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurunun anlamsız hâle gelmesidir. Bu bağlamda başvurucunun iddiasının bireysel başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
44. Bireysel başvuru hakkı, Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
45. Bireysel başvuru, kamu gücü kullanan otoritelerin işlem ve eylemleri sonucu bazı anayasal hakları ihlal edilenler tarafından gerekli olağan hukuk yolları tüketildikten sonra ihlalin tespiti ve giderilmesi amacıyla Anayasa Mahkemesine başvuru imkânı tanıyan anayasal bir haktır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun anayasal hak ve özgürlüklerin kapsamını belirlemenin yeknesak bir hak ve özgürlükler hukukunun tüm ülkeye egemen olmasını sağlamanın yanı sıra bireysel mağduriyetleri giderme işlevi de vardır (Ruhi Abat [2. B.], B. No: 2014/4724, 7/3/2019, § 48).
46. Bireysel başvuru, hak ve özgürlüklerin korunmasının en önemli araçlarından biridir. Bu nedenle idari ve yargısal kuruluşlar, temel hak veya özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen kişilerin bu yola başvurmalarını engelleyici veya zorlaştırıcı tutum ve davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Öte yandan bu negatif yükümlülüğün yanında somut olayın koşullarının gerektirmesi hâlinde kamu otoritelerinin bireylerin bu haktan yararlanmalarını kolaylaştırma pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. İdari ve yargısal otoritelerin aldıkları idari veya fiilî tedbirlerle kişilerin bireysel başvuru yapmalarını engellemesi veya zorlaştırması bu hakkın ihlaline yol açabileceği gibi engelleyici veya zorlaştırıcı bir tutum sergilemeseler bile somut olayın koşulları çerçevesinde kolaylaştırıcı tedbirler almalarının kendilerinden beklenmesinin makul görüldüğü hâllerde kamu otoritelerinin hareketsiz kalması dahi bu hakkın zedelenmesi sonucunu doğurabilir (Ruhi Abat, § 50).
47. Özellikle idarenin fiilî kontrolü altında bulunan ve bu nedenle diğer insanlar kadar serbest hareket etme imkânına sahip bulunmayan, nispeten kırılgan konumda olan kişilerin idarenin kolaylaştırıcı rolüne daha fazla muhtaç oldukları gözönünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla bu kişilerin anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunabilmeleri hususunda destek sağlayacak kişi veya materyallere erişimlerinin tamamen engellenmesi bireysel başvuru hakkının ihlaline neden olabilir. Bu engelleme ilgili mevzuatın yetersizliğinden kaynaklanabileceği gibi somut olay kapsamında yetkili makamların keyfî tutumlarına bağlı olarak da gerçekleşebilir (Ruhi Abat, § 51).
48. Eldeki olayda başvurucu hakkında 17/9/2018 ve 18/9/2018 tarihlerinde iki ayrı sınır dışı etme kararı alınmıştır. Her iki sınır dışı etme kararının sebepleri arasında 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi bulunmaktadır. Başvurucu, ikinci kez sınır dışı etme kararı alındığı gün yani 18/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş ve tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Olayın gerçekleştiği dönemde sınır dışı etme kararının iptali için etkili bir yol olmadığını değerlendiren (bu konudaki benzer bir değerlendirme için bkz. Bılal Abdulsattar El Ravıye ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27603, 15/5/2020, § 33) Anayasa Mahkemesi 18/9/2018 tarihinde sınır dışı etme kararının durdurulmasına ilişkin tedbir kararı vermiştir. İdari gözetim altında tutulan başvurucu, aynı gün saat 13.00'de kalkan uçağa bindirilerek ülkesine geri gönderilmiştir.
49. İdari makamlar, sınır dışı etme kararına karşı açılan iptal davası işlemin yürütmesini durdurmasa da başvurucunun bireysel başvuruda bulunma hakkının bulunduğunu gözetmeden, sınır dışı etme sürecini özensiz ve alelacele yürütmüştür. Bu durum Anayasa Mahkemesince verilen tedbir kararının uygulanamamasına yol açmış ve sonuç olarak başvurucu, tedbir kararı da verilmesine rağmen bireysel başvuru yolunun sağladığı korumadan yararlanamamıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
51. Başvurucu; hakkında verilen idari gözetim kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, sebebi bildirilmeden haksız yere polis merkezinde tutulduğunu, idari gözetim kararının kendisine tebliğ edilmediğini, bu nedenle tutulmasına karşı itiraz edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
52. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının yakalanıp idari gözetim altına alınmasının hukuki olmadığına ve tutma sebebinin kendisine bildirilmediğine yönelik olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenle ilk iddia Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası, ikinci iddia ise aynı maddenin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmiştir.
53. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman [2. B.], B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42). Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale, temel hak ve özgürlüklerin olağan dönemde sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir (Halas Aslan [1. B.], B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
54. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Yine Anayasa'nın 16. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralına yer verilmiştir. Anayasa'nın 13. maddesiyle tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin getirilen kanunilik şartının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden 19. maddede ayrıca belirtildiği görülmektedir. Bu bağlamda birbirleriyle uyumlu olan Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkin müdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının olması zorunludur (Murat Narman, § 43).
55. Öte yandan Anayasa'nın 16. maddesine göre yabancıların temel hak ve hürriyetleri milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir. O hâlde kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğuran idari gözetimin kanunla düzenlenmesi, kanunla getirilen usul ve esasların da milletlerarası hukuka uygun olması gerekmektedir (Rıda Boudraa [1. B.], B. No: 2013/9673, 21/1/2015, § 76).
56. İdari gözetim altına alma yetkisi Anayasa'nın 19. maddesi ile kabul edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre bir yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi kararının yürütülmesi sürecinde şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak kişinin yakalanması veya tutuklu durumda bulundurulması mümkündür (Rıda Boudraa, § 73). Bu gibi durumlarda bir kişinin suç işlemesinin veya kaçmasının önlenmesi gibi gerekçelere ihtiyaç bulunmamaktadır (Şekip Karkur [2. B.], B. No: 2020/7458, 2/6/2020, § 54).
57. Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hakkında sınır dışı etme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması açısından gerekli olan şey sınır dışı etme işlemlerinin yürütülmesidir. Dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında kişinin sınır dışı edilmesine ilişkin kararın ulusal hukuka ya da sözleşme hukukuna göre haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığı önemli olmayacaktır (Şekip Karkur, § 55).
58. Anayasa'nın 19. maddesi uyarınca sınır dışı etme veya iade işlemleri gerekli özen içinde yürütülmezse kişi özgürlüğünden ve mahrumiyetin meşruiyetinden artık söz edilemez (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 123).
59. İdari gözetim istisnai bir yol olduğu ve kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için hukuka uygun olması ve keyfî muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Bu tedbirin demokratik hukuk devletinin gerekli ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi, idari gözetim altında tutulanlara temel, usule ilişkin hakların ve güvencelerin sağlanması gerekir (K.A., § 124).
60. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38). Bu kapsamda yetkili makamlarca idari gözetimin ulaşılmak istenen hedefle orantılı olup olmadığının veya gözetim altına almanın alternatifi olacak daha az kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanması ile sınır dışı edilmenin başarıyla uygulanıp uygulanamayacağının gözönünde bulundurulması gerekir (Şekip Karkur, § 58).
61. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası yakalanan veya tutuklanan kimseye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması yönünden de geçerlidir (İbrahim Muhammed Ali, § 80).
62. Kişinin yakalanmasına ve tutulmasına esas hukuki ve maddi gerekçelerin teknik olmayan basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde açıklanması, hürriyeti kısıtlanan kişinin uygun gördüğü takdirde Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın hukuka aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurabilmesine imkân sağlayacaktır. Bu yönüyle Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasındaki bilgilendirilme hakkı, bu madde kapsamında sağlanan diğer güvencelerin bir nevi taşıyıcısı mahiyetindedir. İletilen bilginin içeriğinin ve bilgilendirmenin derhâl yapılıp yapılmadığının her somut olayın özel koşullarına göre değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Fatih Yiğit ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/16838, 9/9/2015, § 58; A.V. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1649, 20/1/2016, § 137).
63. Ankara Esenboğa Havalimanı'nda 16/9/2018 tarihinde denetim yapan polisler, başvurucunun da aralarında olduğu dört İran vatandaşını durdurmuş, yaptıkları denetim sonucunda başvurucunun terör örgütüyle bağlantılı olabileceğini değerlendirmiştir. Bunun üzerine kolluk düzenlediği evrakı 16/9/2018 tarihinde Ankara Göç İdaresine göndermiştir. Dolayısıyla başvurucu, kolluk görevlilerince 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesi kapsamında olduğu değerlendirilerek aynı Kanun'un 57. maddesine göre yakalanıp tutulmuştur. 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesine göre 54 üncü madde kapsamındaki yabancılar, kolluk tarafından yakalanmaları hâlinde haklarında karar verilmek üzere derhâl valiliğe bildirilir. Bu kişilerden, sınır dışı etme kararı alınması gerektiği değerlendirilenler hakkında, sınır dışı etme kararı valilik tarafından alınır. Değerlendirme ve karar süresi kırk sekiz saati geçemez. Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye'ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye'den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır veya 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir.
64. Başvurucu 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesi kapsamında yakalanmış ve idari gözetim kararı verilinceye kadar geçen sürede bu düzenleme uyarınca tutulmuştur. Sonrasında Ankara Valiliği tarafından 17/9/2018 tarihinde -diğer sebepler yanında- kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilerek başvurucu hakkında 6458 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca sınır dışı etme kararı alınmış ve Kanun'un 57. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayanılarak başvurucunun idari gözetim altına alınmasına karar verilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun yakalanıp tutulmasına ve idari gözetim altına alınmasına ilişkin işlemlerin kanuni dayanağının bulunduğu açıktır.
65. Başvurucu hakkında uygulanan idari gözetim tedbirinin sınır dışı işlemiyle doğrudan bağlantılı olduğu ve kamu düzeninin korunması amacını taşıdığı değerlendirilmiştir. Bu itibarla başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalenin meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır. Kanuni dayanağı ve meşru amaca dayandığı belirlenen idari gözetim kararının, somut olay kapsamında yaklaşık iki gün sürdüğü ve sonucunda başvurucunun ülkesine geri gönderildiği dikkate alındığında ölçülü olmadığı söylenemez.
66. Öte yandan dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden 18/9/2018 tarihli idari gözetim kararının anladığı dilde ve yazılı şekilde aynı gün başvurucuya bildirildiği, başvurucunun tebligat evrakını imzalamaktan imtina ettiği görülmüştür (bkz. § 9). Dolayısıyla tutma nedeninin başvurucuya bildirildiği sonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
68. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
69. Kötü muamele yasağı ve aile hayatına saygı hakkıyla ilgili iddialar açıkça dayanaktan yoksun bulunduğundan ve başvurucu ülkesine geri gönderildiğinden başvuruda tespit edilen bireysel başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmamaktadır.
70. İhlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebine bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Sınır dışı etme kararı dolayısıyla aile hayatına saygı hakkı ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Sınır dışı etme işleminin durdurulması yönünde verilen tedbir kararının SONLANDIRILMASINA,
D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 589,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.589,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
AYM, BAHAREH MOHAMMADTAGHIPOORGOLDOOZ, B. No: 2018/26768, 08.04.2026. Resmî kaynak.
Bu kararı içeren okuma derlemesi (PDF) · Bölüm 06, sayfa 541–552
Arşiv kesiti: 12 Ekim 2026. Kararlar tarihsel bağlamlarıyla aktarılır.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirelim.
İlk iletişimde konunuzu kısaca iletebilirsiniz.
Hukuki hizmet alanlarımızı inceleyin
Bu yayınlar genel bilgilendirme amacı taşır. Somut olayınızın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.