İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (Türk Ceza Kanunu’nun 184. Maddesi)

Bireylerin yaşamlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri, sağlıklı bir çevrede ve koşullarda yaşayabilmelerine bağlıdır.

1.Giriş

Bireylerin yaşamlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmeleri, sağlıklı bir çevrede ve koşullarda yaşayabilmelerine bağlıdır. Bu yönüyle sağlıklı çevrenin oluşturulabilmesi içinde çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin korunması gereklidir. Bu gereklilik açısından çevrenin korunması, günümüzde hayati öneme sahip olmuştur. Bu nedenle, birçok ülkede çevrenin etkin bir şekilde korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye de mevzuatında başta Anayasa’nın 56. Maddesinde ve 2872 sayılı Çevre Kanunu olmak üzere çeşitli normlarla çevre sağlığının temin edilmesine yönelik düzenlemeler yapmış; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 181-184 hükümleri arasında çevre sağlığına zarar veren bazı eylemleri suç olarak kabul etmiş ve bu eylemlerin işlenmesi karşılığında bazı yaptırımları öngörmüştür.

Çalışmamızda, sözü edilen hükümlerden Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenmiş bulunan “İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu” tüm yönleriyle inceleme konusu yapılacaktır.

  1. TCK 184. Madde kapsamında “İmar Kirliliği Suçu” Nedir? Hangi eylemler madde kapsamına göre “İmar Kirliliği Suçunu” oluşturmaktadır?

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenmiştir.

TCK’nın “İmar Kirliliğine Neden Olma” başlıklı 184. maddesine göre ;

(1) Yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya ayaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatı olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz “

Yasa maddesinden de anlaşılacağı öncelikle belirtmek gerekir ki; 12.10.2004 tarihinden önce bu eylemlerde bulunan kişi imar kirliliği suçundan cezalandırılmayacaktır. Çünkü, imar kirliliğine neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu’na ilk defa 12.10.2004 tarihinde yürürlülüğe girmiş olduğundan ceza hukuku ve kanunlarında yer bulan evrensel ilke olan Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi” gereği, hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; hiç kimse bir fiil için kanunda gösterilen ceza dışında bir ceza ile veya kanunda gösterilen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz. Dolayısıyla bu tarihten önce bitirilmiş binalarla ilgili imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır.

Madde kapsamına göre suç olarak düzenlenen fiiller şunlardır:

  • Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak;
  • Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek;
  • Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmek;

şeklinde belirlenmiştir. Dikkat edilirse madde kapsamında imar kirliliğine neden olma suçu, yukarıda da ifade edildiği gibi üç farklı suçu (eylemi) bünyesinde düzenlemektedir. Üç suç bakımından yapılacak inceleme bakımından bazı noktalarda suçun konusu, bazı noktalarda ise fiilin bir parçası olarak müşterek kavramlar kullanılmıştır. Bu bağlamda öncelikle, imar kirliliğine neden olma suçu bakımından müşterek kavramlar ele alınacak, sonrasında ise her bir suç yapısal unsurları çerçevesinde ele incelenecektir.

2.A-) Suç Tipinde Kullanılan Kavramlar Nelerdir?

Yapı ve Bina:

Yapı kavramı, İmar Kanunu’nun 5. Maddesinde “karada ve suda, daimî veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisler “olarak tanımlanmıştır.

Bina kavramı da yine İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tanımlanmış olup, “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılar” olarak ifade edilmiştir.

Tanımlardan görüldüğü üzere, yapı kavramının bina kavramını da içine alan daha kapsamlı bir alanı ifade ettiği; bu anlamda her bina yapı olmasına rağmen, her yapının bina olarak nitelendirilmeyeceği açıktır. Örneğin, bahçe duvarı, yüzme havuzu, su kuyusu, köprü, elektrik ve telefon direkleri, çadır, futbol sahası gibi tesisler yapı olmasına rağmen bina değildir. Bina yapımı için yer altındaki temel inşaatı yapı olmakta iken, bina kolon ve duvarları, merdivenleri, balkonu, çatısı gibi her bir bölüm yapı niteliğinde iken bu yapılar bir bütün olarak değerlendirildiğinde bina niteliğine haiz olmaktadır.

Bu kavramlar, eylemin şu teşkil edip etmemesi açısından önem taşmaktadır. Şöyle ki; imar kirliliğine neden olmak suçu bakımından suçun konusu; yapı değil binadır. Nitekim düzenlemede açıkça binadan söz edilmektedir. Yapılan tanım çerçevesinde kümes, çadır gibi araçların bina olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Yine bir inşai faaliyet sonucu tesis edilmeyen boş sahaların da suç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir . Ancak sökülebilir olsa dahi yukarıda yer alan tanıma uygun, belirli biçimde tesis vasfı gösteren prefabrik konutlar yapı kategorisi içinde değerlendirilmektedir. (1),(2)

Şantiye:

Şantiye binaları, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 35. maddesinde, lüzum ve ihtiyaca göre inşaatın devamı süresinde kullanılıp yıkılmak üzere yapılacak olan binalar olarak tanımlanmıştır.

Yapı Ruhsatiyesi (Yapı Ruhsatnamesi):

İmar Kanunu’nun 21. maddesinde belirtildiği üzere, yine bu kanunda belirtilen istisnalar dışında, bu kanun kapsamına giren bütün yapıların inşasına bağlanabilmesi için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması zorunlu tutulmuştur. İmar mevzuatı açısından yapı ruhsatı, yapılması kanunen izin almaya bağlı tutulan bir yapının yapılabilmesi için yetkili idareden izin verilmiş bulunduğunu gösteren belge anlamındadır.

Yapı ruhsatı, bir yapının inşasına başlanabilmesi için esaslı şart olup, bu ruhsat alınmadan yapının inşasına başlanamayacaktır. Aksi halde yapı, kaçak yapı halini alacaktır. Ruhsatı alınmış yapılarda değişiklik yapılmasının istenmesi halinde ve İmar Kanunu’nun 29/1. Maddesinde öngörülen sürelerin dolması halinde (Yapıya başlama müddeti ruhsat tarihinden itibaren iki yıldır. Bu müddet zarfında yapıya başlanmadığı veya yapıya başlanıp da her ne sebeple olursa olsun, başlama müddetiyle birlikte beş yıl içinde bitirilmediği takdirde verilen ruhsat hükümsüz sayılır. Bu durumda yeniden ruhsat alınması mecburidir.) yeniden yapı ruhsatı alınması gereklidir. Aksi halde yapı yine kaçak yapı halini alacaktır. Nitekim, Yargıtay, “3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesine göre, tüm yapılar için -aynı yasanın 26. maddesinde belirtilen istisnalar dışında belediyeden ruhsat alınması zorunludur. Bu husus kamu düzeniyle ilgili olup, mahkemece re’sen gözönünde bulundurulması gerekir. Ruhsat alınmadan inşaata başlanamaz.”(3); “3194 sayılı İmar Kanununun hükümleri kamu düzeni ile ilgili olup, bu yasa gereğince her türlü inşaatın yapımı yetkili mercilerden ruhsat alımına bağlı olup ruhsatsız yapılan ve ruhsata bağlanamayan yapıların yıkılması zorunludur.”(4). şeklinde kararlar vermiştir.

Yapı İzin Kullanma Belgesi (İskan):

İskân izni olarak da ifade edilebilecek olan yapı kullanma izni, İmar Kanunu’nun 30/1. maddesinde17 belirtildiği üzere, mal sahibinin başvurusu üzerine, yapı ruhsatı alınmış olan yapının inşasının tamamlanması üzerine, tamamının veya kısmen tamamlanmış ise kullanıma müsait kısımların fiilen kullanılabilmesi için yapı ruhsatını veren makamdan alınan izindir.

Yapı kullanım izni, yapının kullanım amacını belirtmektedir. İzin hangi kullanım amacı ile verilmiş ise, yapı sadece o iznin kapsamında yani o amaçla kullanılabilecektir. Örneğin; Konut olarak kullanım izni alınan yapı, işyeri olarak kullanılamayacaktır

Sınai Faaliyet:

Sınai faaliyet, madenler, toprak ürünleri ve hayvansal ürünler gibi hammaddeleri, makine, işgücü ve diğer araçlardan yararlanılarak insan gereksinimlerini karşılayacak ürün durumuna getirmek amacıyla yapılan çalışmalar olarak tanımlanmaktadır.

Belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerler:

Türk Ceza Kanunun 184/4. Fıkrasında imar kirliliğine neden olma suçu bakımından yapılan düzenlemenin ilk iki fıkrasının yani ruhsat almaksızın veya ruhsata aykırı bina yapmak veya yaptırmak suçu ile Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek fiillerinin sadece belediye sınırları ve özel imar rejimine tabi yerler bakımından uygulama alanı bulacağını ifade etmiştir. (5)

Belediye sınırı, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilmiş olan esaslara göre belirlenen ve bir rapor ile krokiye dayanan sınırdır. Mücavir alanlar ise, İmar Kanunu’nun 5. maddesine göre, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır. Bir bölge, mücavir alan içine alınmasının sonucu olarak ilgili belediyenin kontrol ve sorumluluğu altına girer ve dolayısıyla mücavir alan sınırı içinde yapılmak istenen yapılar için de yapı ruhsatiyesi alınması gerekli ve zorunlu olacaktır.

Bu bağlamda İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, sadece belediye sınırları içinde veya özel imar alanlarında işlenebilen bir suçtur. Yani diğer bir ifade ile Türk Ceza Kanunu’nun 184/4. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için, taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi olması zorunludur. Nitekim Yargıtay Ceza genel Kurulu bir kararında TCK’nın 184/4. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi olması gerektiği, Belediye Başkanlığı’nın 29.03.2011 tarihli yazısında suça konu binanın bulunduğu yerin mücavir alan sınırlarında kaldığının belirtildiği anlaşıldığından, taşınmazın özel imar rejimine tabi olup olmadığı belirlenmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına karar vermiştir. (6)

TCK 184’ün 4. Fıkrasında, suça konu inşai faaliyetler ancak belediye sınırlarında ve özel imar rejimine tabi yerlerde gerçekleşmesi durumunda cezalandırılabilecektir.

”Mücavir alanlar” belediye sınırı kapsamında olmadıklarından mücavir alanlarda kaçak bina yapanlar bu suçun faili olmazlar. Köylerde yapılan ”bina” niteliğindeki yapılar da suça konu olmazlar.

“..Samsun Büyükşehir Belediyesinin 20/09/2007 tarihli yazısına göre suçun işlendiği demirci köyünün belediye sınırlarında değil, mücavir alanda kaldığının belirtilmesi ve Tck’nın 184/4. Maddesinin; “üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır” hükmü uyarınca mücavir alanda anılan maddenin 1.Fıkrasının uygulanamaması karşısında, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması…(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 20/12/2010, 2008/12395 E., 2010/21166 K)”

Kanun metninde geçen, ”özel imar rejimine tabi yerler” ile Organize Sanayi Bölgeleri, Kıyı Kanunu, Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Boğaziçi Kanunu gibi özel kanunlarla imar rejimleri düzenlenen yerler ifade edilmiştir.

2.B- İmar Kirliliği Suçunda Korunan Değer Nedir?

İmar Kirliliği Suçunun, TCK’da düzenlendiği yer dikkate alındığında, çevreye karşı suçlar bölümünde düzenlendiği; aynı bölümde düzenlenen “Çevrenin Kirletilmesi” ve “Gürültüye Neden Olma” suçlarının da ortak olarak aynı kapsamda ele alındığı düşünüldüğünde, kanun koyucunun amacının, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlamak olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda TCK’nun çevreye karşı suçlar başlık altında düzenlenen imar kirliliğinde neden olma suçunda korunan hukuksal değer; çevre hakkıdır.

2.C- Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçu

Türk Ceza Kanunun 184. Maddesinin ilk fıkrasında yapı ruhsatı olmaksızın veya ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak fiili suç olarak düzenlenmektedir.

(A) Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Maddi Unsuru:

1)Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Konusu Nedir?

TCK’nun 184/4. Fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere; “Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçu”nun konusu; belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerlerde yapılan yapı ruhsatına aykırı ve ruhsatsız bir şekilde yapılan “Bina”dır.

Bu bağlamda madde açıkça bina yapmaktan söz ettiğinden öncelikle yapı ruhsatiyesi alınarak yapılması gereken bir binanın varlığından söz edilmesi zorunludur. Ruhsatiyeye tabi olmayan binalar ve yerlerde yapılan binalar bakımından suçun oluşumundan söz edilemeyecektir.

Bu anlamda bir yapının bina kategorisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, öncelikle yapının bina sayılıp sayılamayacağı, ardından ruhsata tabi olup olmadığı hususlarının tespiti ve varlığı suçun oluşup oluşmadığı açısından oldukça önem taşımaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/176 E. 2018/503 K. Sayılı kararında, İmar Kirliliğine Neden Olma suçunun oluşabilmesi için gereken şartlar tartışılmış ve kaçak yapıların bina niteliğinde olması ve bina kabul edilebilmesi için de:

1-Binanın taşıyıcı unsurlarını etkilemesi veya,

2-Kapalı alan kazanma niteliğinde olması gerektiğine hükmedilmiştir.

”Kapalı alan kazanımı” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini birkaç yargı kararıyla açıklayalım.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/9298 E. 2012/6669 K. Sayılı kararında : Apartman dairesinin teras balkonunun pvc ve camla kapatılması olayında, binanın mevcut bir alanının kapatılmasının yeni bir alan kazanımı olarak nitelendirilemeyeceği ve pvc ile balkon kapatmanın ”bina” niteliğinde olmadığı gerekçesiyle suçun oluşmadığına karar vermiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/12489 E. 2012/15384 K. Sayılı kararında : İşçilerin yatması için basitçe tuğla duvar örülüp üzeri sac ile kapatılan birkaç metrekarelik bir imalatın ”bina” niteliğinde olduğuna ve suçun oluştuğuna hükmetmiştir.

Mevcut alanı kapatmak yada metrelerce duvar örmek ”bina” tanımına uymadığından suç oluşmamakta fakat 4 tarafı ve üstü kapalı bağımsız olarak kullanılabilen çok basit yapılar ”bina” sayılarak cezalandırılmaktadırlar.

İmara aykırı inşai faaliyetin kendisinin ”bina” niteliğinde olmadığı ancak ruhsatlı bir bina üzerinde gerçekleştiği durumlarda alan kazanımı söz konusu olmasa da ”binanın taşıyıcı unsurlarının etkilenmesi” hallerinde de suçun oluşacağına hükmedilmiştir.

Bu durumda, inşa edilen bir bina yoktur fakat var olan hukuka uygun bir binada yapılan işlemler nedeniyle binanın taşıyıcı unsurlarının olumsuz etkilenmesi neticesinde binanın taşıyıcı unsurları, başka bir ifadeyle statiği zayıflamıştır. Yeni bir bina inşa edilmeyip var olan hukuka uygun bir binanın zayıflatılmasının da suçu oluşturduğu kabul edilmiştir. Kolonların kesilmesi ya da yasal olarak gerekli tüm izinler alınarak başlanan bir binanın statik projeye aykırı olarak daha zayıf kolonlarla inşa edilmesi bu duruma örnektir.

Yargıtay, “teras kat yapılmasını” bina kapsamında değerlendirdiği gibi (7); mevcut bina içerisinde herhangi bir “taşma olmaksızın binanın bölümleri ayrılarak değişiklikler yapılmasını” da bina vasfını taşımayan değişikler yapılması olarak değerlendirmiştir. (8) Yine yüksek mahkememiz “su basmanın” bina olarak nitelendirilmemesini “sanığın ruhsatsız bina yapmak suretiyle imar kirliliğine neden olma suçundan hükümlülüğü yerine, su basmanı seviyesindeki yapının bina olmadığı biçimindeki yasal olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi” şeklindeki kararı ile hukuka aykırı bulmuştur. (9)

Görüleceği üzere suçun varlığı aşısından veya suçun oluşup oluşmadığının tespiti noktasında yapılan imalatın veya eylemin yapı veya bina kavramlarından hangisine girdiğinin tespiti oldukça önem taşımaktadır.

TCK m. 184/1 hükmünün uygulanabilmesi için, yapılan binanın insan yaşamı için özgülenmiş olması gerekmemektedir. Hayvanlar için yapılan bir barınak da, ruhsata tabi olmak koşulu ile TCK m. 184/1 kapsamındadır. Zira İmar Kanunu m. 5’de hayvanlar için yapılan yerlerin de bina kavramına dâhil olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir.

Bir yerin bina olarak kabulü, fiilen kullanılıyor olması şartına bağlı değildir. TCK m. 184/1 bakımından önemli olan suça konu yerin fiilen kullanılıyor olup olmaması değil; ruhsatsız/ruhsata aykırı olarak inşa edilip edilmemesidir. Bina ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıldıktan sonra fiilen kullanılmasa bile, imar kirliliğine neden olma suçu oluşacaktır.

TCK m. 184/1’den söz edilebilmesi için; yapı ruhsatı alınmadan ya da yapı ruhsatına aykırı bina yapılması/yaptırılması gerekmektedir. Dolayısıyla, yapı ruhsatiyesi alınmış yapının; kullanma iznine aykırı kullanılması halinde TCK m. 184/1 oluşmayacaktır. Örneğin; A, ilgili kuruma başvurarak bir ev yaptırmak istediğini belirtmiş ve kendisi tarafından sunulan proje kabul edilmiş olsun. A, binayı ilgili kuruma sunduğu projeye tam anlamıyla uygun bir şekilde yapsa ve fakat o binayı ev olarak değil de, örneğin avukatlık bürosu olarak kullansa TCK m. 184/1 hükmünden söz edilemeyecektir. Zira burada yapı ruhsatiyesine herhangi bir aykırılık bulunmamaktadır.

2) Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Faili Kimdir?

Maddenin birinci fıkrasında, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya alınan ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişinin cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere sadece binayı inşa eden yüklenici, taşeron, usta, kalfa ve işçiler “bina yapan” kişi olarak sorumlu olmayacak, bina sahibi kişi de “bina yaptıran” olarak sorumlu tutulabilecektir.

3) Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Mağduru (Suçtan Zarar Göreni) kimdir?

İmar kirliliğine neden olma suçu TCK’nun topluma karşı suçlar bölümünde yer almaktadır. Bu suçun mağduru da sağlıklı ve düzenli bir çevrede yaşama hakkına sahip olan toplumun tüm bireyleridir. Suç mağdurunun ancak gerçek kişiler olabileceğini dikkate alarak, belediyelerin mağduriyetlerini değerlendirmek gerekirse, tüzel kişiler suç mağduru olamayacağından bu kurumların ancak suçtan zarar gören olarak nitelendirilebilmeleri mümkündür. İmar konusunda yetkili kurum olan belediyelerin de imar uygulamaları ile imar izni verme veya iptal etme, denetleme gibi hak ve görevleri olduğundan, belediyelerin suçtan zarar gördükleri uygulamada kabul edildiğinden bu tür davalarda katılan olarak davaya kabul edilmektedirler.

4)Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Fiili nedir?

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak suçunda fiil maddi unsurunu bina yapmak veya yaptırmak fiilleri oluşturmaktadır.

Yargıtay, bina ifadesini inşai faaliyetleri de kapsar biçimde yorumlamakta ve suçun oluşabilmesi için binanın inşaatının tamamlanmasını aramamaktadır. Bu anlamda Yüksek mahkeme uygulamasına göre kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bir bina yapmaya ya da yaptırmaya yönelik her türlü inşai faaliyeti, binanın inşası tamamlanmasa bile tamamlanmış suç olarak nitelendirmektedir.

Buna karşın, Yargıtay, yapılan inşai faaliyetin bina niteliğinden olup olmadığı hususunu ve ruhsata tabi olup olmadığının tespitinin yapılarak, bu tespite göre karar verilmesi gerektiğini de bir çok kararında ifade etmektedir. “Sanığın, ruhsatsız olan binasının çatısını, çelik konstrüksiyon malzeme kullanarak ve üstünü alüminyum örtü ile kapatarak inşa ettiğinin 04.01.2006 tarihli tutanak kapsamından anlaşılması karşısında, yapılan bu imalatların mevcut bir binanın tadilat ve tamiratı niteliğinde mi, yoksa bina yapma veya tamamlamaya yönelik esaslı bir yapım faaliyeti olup olmadığı ve bu işlerin yapılmasının ruhsata tabi olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınan tutanak düzenleyen görevliler de dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerekir”(10) Emsal mahiyette bir başka kararında da “binanın bitirilmesinin suçun tamamlanması için gerekli olmadığı, ayrıca suçun müdatemadi bir suç vasfı gösterdiğini” ifade etmiştir.(11)

(B) Yapı Ruhsatına Aykırı ve Ruhsatsız Bina Yapmak ve Yaptırmak Suçunun Manevi Unsuru Nedir?

İmar Kirliliğine neden olma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Fail fiilinin icrası sırasında, suçun maddi unsurlarını bilerek ve neticeyi isteyerek hareket etmelidir. Bu bağlamda maddi unsur kapsamında fail, gerek bina yapmak fiilinin icra edildiği sahanın TCK’nun 184. Maddesi kapsamında yer aldığını, gerekse ruhsat alınmadığını veya ruhsata aykırı yapıldığını bilmelidir. Suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir. Ancak olası kastla işlenebileceğini kabul etmek gerekir.

2.D. Yapı Ruhsatiyesi Olmadan Başlatılan İnşaatlar Dolayısıyla Kurulan Şantiyelere Elektrik, Su veya Telefon Bağlantısı Yapılmasına Müsaade Etmek Suçu:

(A.) Maddi Unsurları Nedir?

TCK’nun 184/2. Fıkrasında yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek suç olarak tanımlanmıştır. Madde metninde sayılan elektrik, su veya telefon bağlantısının yapılmasını sağlamak herkesin imkanı ve görevi dahilinde olmayıp, ancak belli sıfatlara sahip ve bu konuda yetkilendirilmiş kişiler tarafından gerekli müsaadenin verilmesi halinde bu bağlantılar yapılabildiğinden bu fıkrada düzenlenen suç özgü suç niteliğini taşımaktadır.

TCK m. 184/2’de yer verilen suçun oluşması için, elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılan yerin şantiye olması gerekmektedir. Bu nedenle, şantiye niteliğinde olmayan binalara elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılması TCK m. 184/2 kapsamında değildir. Hükümde sadece elektrik, su ve telefondan söz edildiği için; bunlar dışında kalan doğalgaz, yol yapımı, alt yapı kurulması gibi çalışmalara müsaade etme eylemleri, TCK m. 184/2 kapsamında kabul edilemeyecektir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere; TCK m. 184/2’de düzenlenen suçun faili, bağlantı yapılmasında kontrol, imza ve onay safhasında görevli olan kişilerdir. Dolayısıyla fiilen bağlantı yapan kişilerin eylemleri TCK m. 184/2 kapsamında değildir.

TCK m. 184/2 hükmünde, m. 184/1’den farklı olarak sadece yapının ruhsatsız olmasından söz edilmiştir. Bu nedenle, yapı ruhsatiyesi alınmış binalarda, bina alınan ruhsata aykırı yapılsa bile, ruhsata aykırı yapılan binanın şantiyesine elektrik, su veya telefon bağlantısına müsaade etme eylemi suç oluşturmayacaktır.

(B) Manevi Unsuru Nedir?

Suç kasten işlenebilen bir suçtur. Fail, belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi bir yerde yer aldığını bildiği ve yapı ruhsatı olmadan başladığını bildiği bir inşaat dolayısıyla kurulmuş olan şantiyeye bilerek ve isteyerek elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına izin vermesi halinde suç oluşacaktır.

2.E. Yapı Kullanma İzni Alınmamış Binalarda Herhangi Bir Sınai Faaliyetin Yapılmasına İzin Verilmesi Suçu :

(A.) Maddi Unsurları Nedir?

Maddenin üçüncü fıkradaki düzenlemesinde ise, yetkili idare tarafından, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin yapılmasına izin verilmesi suç olarak tanımlanmış olup, bu şekilde bir faaliyetin gerçekleştirilmesine izin veren yetkili kişinin sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Sonuç olarak fıkrada düzenlenen suç da bir özgü suç niteliğindedir.

TCK m.184/3’de düzenlenen suç ile yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyette bulunulmasına müsaade etmek fiili yasaklanmıştır. Birinci ve ikinci fıkralardaki suçların oluşabilmesi için dördüncü fıkrada yer alan, fiilin belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde gerçekleştirilmesi koşulu, üçüncü fıkrada düzenlenen suçta aranmamaktadır.

İstisnası bulunmaksızın yapı kullanım izni bulunmayan binalarda sınai faaliyetin gerçekleştirilmesine izin verilmesi suç olarak düzenlenmiştir.

Bir kimsenin suçun faili olabilmesi için izin verdiği sınai faaliyete ilişkin yetki ve görevinin bulunması gerekir. Sınai faaliyet için izin verme yetkisi bulunmayan kimsenin suçun faili olması mümkün değildir.

TCK m.184/3’de düzenlenen suç, yapı kullanma izni bulunmayan binada sınai faaliyeti yürütecek iş sahibine müsaade edilmesi fiili ile oluşmaktadır.

Suçun faili, bu müsaadeyi vermeye yetkili olan – ki işyeri açma ve çalışma ruhsatını veren görevli, söz konusu iş yerinin yapı kullanma izninin bulunup bulunmadığını tespit edecektir – kamu görevlisidir.

(B) Manevi Unsuru Nedir?

Suç ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Fail, yapı kullanım izni olmadığını bildiği bir binada sınai faaliyet yapılmasına, bu durumu bilerek ve isteyerek izin vermesi gerekmektedir.

3) İmar Kirliliği Suçunda Etkin Pişmanlık Var Mıdır? Etkin Pişmanlıkta Bulunan Fail Ne Tür Hukuki Sonuçlarla Karşılaşır?

Etkin pişmanlık, kişinin kanuna aykırı işlediği fiilin meydana getirdiği olumsuzlukları ve hukuka aykırılığı gidermesi halinde, cezalandırılmaması veya ceza indirimi yapılmasını sağlayan bir ceza hukuku kurumudur.

İmar kirliliğine neden olmak suçunun düzenleyen Türk Ceza Kanunun 184. Maddesinin 4. Fıkrasında cezayı kaldıran şahsi bir sebep olarak etkin pişmanlık düzenlemesine yer verilmiştir.

Düzenleme sadece maddenin ilk fıkrasında düzenlenen suça ilişkindir. Hükme göre “Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.” Etkin pişmanlık hükmü, benzer diğer düzenlemelerden farklı olarak mahkûmiyet sonrasında da sonuç doğurmaktadır.

Failin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için suça konu binayı ruhsata veya imar planına uygun hale getirmesi gerekmektedir.

Yüksek mahkememiz haklı olarak imar kirliliğine neden olmak suçunda CMK’nun 231. Maddesi anlamında kamunun bir zararı bulunmadığı, bu şekilde etkin pişmanlık hükmü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını bir arada uygulamaya çalışan kararların hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. (12)

TCK MADDE 184/5’te: ”Birinci ve ikinci fıkralar yönünden ruhsatsız ya da ruhsata aykırı binaların imar planına ve ruhsata uygun hale getirilmesi ile kamu davası açılamaz, açılmış bulunan dava düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.” denmektedir.

Buna göre imara aykırılık soruşturma evresinde giderildiğinde ”kovuşturmaya yer olmadığı”, kovuşturma evresinde giderildiğinde ”düşme” kararı verilecektir.

İmar Kirliliğine Neden Olma suçundan dolayı cezaya mahkum olan bir kimse hakkındaki karar kesinleşse ve hatta cezanın bir kısmı ya da tamamı infaz edilse dahi imara aykırılığı giderirse, hakkında hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacak ve bu suç bakımından adli sicili de temizlenecektir.

İmar Kirliliğine Neden Olma suçunun faili hakkında ”Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” kararı verilip verilemeyeceği konusunda Yargıtayın çelişkili kararları bulunması sebebiyle bu konu tartışmalara neden olmuştur. Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine hükmedilen kararlarda gerekçe olarak TCK 184/5 etkin pişmanlık hükümleri belirtilmektedir.

Yargıtay çok sayıda kararında, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda ”Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” kararının verilebileceğine hükmetmiştir. Ancak aksi yönde de kararlar çıkmaya devam etmektedir.

”T.C.Y.’nın 184/5 maddesinde yer alan etkin pişmanlık ve C.Y.Y.’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin uygulama olanağının, birbirinden bağımsız olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Biri diğerinin ön koşulu sayılamayacağı gibi uygulanmasına engel de oluşturmamaktadır.” (Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 7.10.2009 tarih, 2009/19787 esas, 2009/15763 karar) Benzer (Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 21.02.2012 tarih , 2011/14279 E. , 2012/6701 K)

Yargıtay bir başka kararında, HAGB kararı verilip kesinleşmesinden sonra gerçekleşen etkin pişmanlık başka bir ifadeyle imara aykırılığın giderilmesi durumunda HAGB kararının kesinleşmesi ve hükmedilen 5 yıllık denetim süresinin ortadan kaldırılmasına ve davanın düşürülmesine karar vermiştir. (Yargıtay 4.Ceza Dairesi 2009/17546 Esas ve 2009/17330 Karar)

CMK Madde 231’de Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı verilebilmesi için kamunun uğradığı zararın giderilmesi koşulu getirilmiştir. Yargıtay İmar Kirliliğine Neden Olma suçunda ”kamunun değil toplumun zararına hareket edileceği gerekçesiyle, zararı giderme koşulunun bu suç bakımından bir öneminin bulunmadığı” görüşündedir.(Yargıtay 4. Ceza Dairesi 02.02.2010 tarihli 2008/28222 E. ve 2010/1218 K.) Bu suçta HAGB kararı vermek için zararın giderilmesi şartı aranmaz.

İmara aykırılıkların giderilmesi etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilir. Hatta yapının belediye tarafindan yıkılması durumunda fail belediyenin yıkım masraflarını öderse etkin pişmanlıktan yararlanabileceği kabul edilmektedir. (Yargıtay 4 Ceza Dairesi 04/11/2014 2013/21621 E. 2014/31660K.) (Yargıtay 4 Ceza Dairesi 4.11.2014, 2013/21668 E. 2014/31659K.) (Yargıtay 4 Ceza Dairesi 4.11.2014 2013/21664 E. 2014/31658 K.) (Yargıtay 4 Ceza Dairesi 10.11.2014 2014/5197 E. 2014/32937 K. )

Yıkım masraflarının ödenmesi durumunda etkin pişmanlıktan faydalandırılmanın tartışıldığı Yargıtay içtihatlarında, idarenin yaptığı yıkım masrafını cebri icra ile tahsil ettiği durumlarda, failin bedeli ödemek zorunda kaldığı, cebren ödeme yapmanın etkin pişmanlıktaki ”pişmanlık” şartını gerçekleştirdiğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandırılmaması gerektiğine hükmetmektedir. (Yargıtay 4 Ceza Dairesi 2014/37436E. 2014/35867 K.)

Suça konu kaçak binanın yıkılıp eski haline getirilmesi ya da ruhsatlandırılması neticesinde etkin pişmanlık hükümlerine göre ceza davasının düşmesine karar verildiğinde, sanık aleyhine vekalet ücretine ve yargı giderlerinin ödetilmesine hükmedilmez. Ancak suçtan mahkum olunursa yargılama giderleri sanığa yüklenecektir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/4-415 E. 2012/92 K. )

Yıkım idarenin bizzat kendisi tarafından yapılabileceği gibi, ruhsata aykırı yapı sahibince de yapılabilir. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilirliği bakımından yıkım idarece yapılmışsa iki önemli kıstas Yargıtay kararları doğrultusunda aranmaktadır; “Yıkım idarece yapılmışsa, failin yıkıma karşı gelip gelmediğinin, failin iradesi doğrultusunda yıkım masraflarının karşılanıp karşılanmadığının araştırılarak etkin pişmanlık hükümleri uygulanmalıdır.”

4) Hangi Tür Tadilat ve Tamiratlar Ruhsata Tabi Değildir? Her Yapılan Tadilat ve Tamirattan Suç İşlenmiş Olunur Mu?

Ruhsata uygun olarak yapılan binada sonradan ruhsatsız değişiklik yapılmasının TCK m. 184/1 kapsamında olmadığı doktrinde ileri sürülmektedir. Kanaatimizce, bu tür durumlarda suçun oluşup oluşmadığı, binada sonradan yapılan değişiklik göz önünde bulundurularak farklı ihtimaller çerçevesinde belirlenmelidir.

Diğer bir açıdan, her hangi bir inşaatın basit tamir ve tadilat kapsamında olduğunu; basit tamir ve tadilatın ruhsat gerektirmediğini, basit tamir ve tadilat, onarımların suç oluşturmadığını nasıl ortaya koyabiliriz?

Plânlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4/y bendinde, hangi değişikliklerin basit tamir ve tadilat kapsamında olduğu sayılmıştır. Buna göre;

  • Yapılarda esaslı tadilat kapsamında olmayan, taşıyıcı sistemi, bağımsız bölümün dış cephesini, ıslak hacimlerin yerini ve sayısını değiştirmeyen; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhî tesisat tamirleri ile,
  • Bahçe duvarı, duvar kaplamaları, baca, saçak, çatı onarımı ve kiremit aktarılması gibi her türlü tamir ve tadil işlemleri

Basit tamir ve tadilat olarak sayılmıştır.

Yönetmeliğin 59. maddesinin 1. fıkrasında ise;

  • Basit tamir ve tadillerin,
  • Balkonlarda yapılan açılır kapanır katlanır cam panel uygulamaları, korkuluk, pergola, çardak/kameriye ve benzerlerinin yapımı ile,
  • Bölme duvar, bahçe duvarı, duvar kaplamaları, baca, saçak, çatı ve benzeri elemanların tamiri ve pencere değişiminin

Ruhsata tabi olmadığı düzenlenmiştir.

İmar Kanunu m. 21/3 gereğince ise “ derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi olmadığından” yapılan değişikliğin bu kapsamda kalması halinde suç oluşmayacaktır.

Nitekim Yargıtay da kararlarında bu hususa özellikle işaret etmektedir. “Ruhsatlı binanın çatısının çelik konstrüksiyon malzeme kullanarak kapatması olayında da, yapının bina vasfında olmaması ve yapıda kullanılan hafif malzemelerin taşıyıcı unsurları etkilememesi nedeniyle suçun oluşmadığı kabul edilmiştir.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2010/4436 E. 2010/3966 K.)

“…Bina balkonunu alüminyum doğrama ve cam ile kapatan sanığın eyleminin, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak suretiyle imar kirliliğine neden olmak suçunu oluşturmayacağı gözetilerek beraatına karar verilmesi gerekir…” (Yargıtay 4. CD’nin 01.06.2011 tarih ve E. 2009/3046 K. 2011/7468 sayılı Kararı);

“… Sanığın, ruhsatsız olan binasının çatısını, çelik konstrüksiyon malzeme kullanarak ve üstünü alüminyum örtü ile kapatarak inşa ettiğinin tutanak kapsamından anlaşılması karşısında, yapılan bu imalatların mevcut bir binanın tadilat ve tamiratı niteliğinde mi, yoksa bina yapma veya tamamlamaya yönelik esaslı bir yapım faaliyeti olup olmadığı ve bu işlerin yapılmasının ruhsata tabi olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınan tutanak düzenleyen görevliler de dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerekir… ” (Yargıtay 4. CD’nin 13.12.2010 tarih ve E. 2008/19284 K. 2010/20575 sayılı kararı).

Yukarıda yer verdiğimiz ilgili mevzuat hükümleri ve emsal yüksek mahkeme kararı ışığında ve mahkeme ve bilirkişi heyeti ile mahallinde yapılacak keşif tetkiki neticesinde suça konu eylemlerin basit tadilat niteliğinde olduğu ortaya konulabilirse imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının oluşmadığından bahisle beraat hükmü kurulması gerekecektir.

Nitekim Yargıtay da kararlarında bu hususa özellikle işaret etmektedir;

Sonradan yapılan değişikliğin İmar Kanunu m. 21/3 hükmünde belirtilen sınırlamalar dışında kalması ihtimalinde ise, söz konusu değişikliklerin İmar Kanunu m. 5 karşısında bina olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim Yargıtay, “…Yapı tatil tutanağında ikinci bodrum katta bulunan ortak alanların dükkâna çevrildiğinin açıklanması karşısında, bu değişikliklerin binanın taşıyıcı sistemini etkileyip etkilemediği, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesindeki bina tanımına uygun bir alan artışı sağlayıp sağlamadığı, idari para cezasını gerektirir projeye aykırı bina içi tadilat niteliğinde olup olmadığı konularında bilirkişiden ek rapor alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi…”, (Yargıtay 4. CD,’nin 09.09.2014 tarih ve E. 2013/20778 K. 2014/24683 sayılı kararı); “…Sanığın, mevcut ruhsatlı yapının balkonunu 10 metre kare kapatarak odaya dahil etme ve ilave kapalı alan oluşturma biçiminde gerçekleştirdiği eyleminin, konuta ruhsatta belirtilenin dışında yeni bir alan kazandırmaması ve bina niteliğinde olmaması karşısında, imar kirliliğine neden olma suçunun öğelerinin oluşmadığı ve idari yaptırımın konusunu oluşturabileceği gözetilmelidir…” (Yargıtay 4. CD’nin 18.06.2013 tarih E 2012/24491. K. 2013/19279 sayılı kararı).

Eğer binada gerçekleştirilen değişiklikler, İmar Kanunu m. 5 anlamında bina değilse, İmar Kanunu m. 21/2 hükmüne aykırı davranılmış olunduğundan sadece İmar Kanunu m. 42 hükmünde belirtilen yaptırımın uygulanmasıyla yetinilmelidir.28 Ancak, yapılan değişiklikler İmar Kanunu m. 5 anlamında bina vasfını taşıyorsa, TCK m. 184/1’de ruhsata aykırı bina yapma eylemi de ayrıca cezalandırıldığından, fail imar kirliliğine neden olma suçundan sorumlu tutulmalıdır.

İmar Kanunu ve Yönetmeliği gömme balkonların camekanla kapatılması için inşaat ruhsatı alınmasını öngörmediği gibi, işin niteliği de bunu zorunlu kılmamaktadır. Nitekim Danıştay’a göre; “gömme balkonun kapatılması suretiyle taban alanı dışında yeni ve fazladan bir alan kazanılmadığı, çekme mesafesinin ihlal edilmesinin söz konusu olmadığı, tadilatın taşıyıcı unsurları etkilemediği, cephe görünümünde meydana gelen değişikliğin ise ruhsat gerektirmediği anlaşıldığından, anılan tadilatın yıktırılmasına ve para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır” (Danıştay 6. Daire, 18.2.2005, 4166/977). Bunun doğal sonucu olarak, camekanla gömme balkonların kapatılması imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmaz.

5-) İmar Kirliliği Suçuna Teşebbüs Var mıdır?

TCK m. 184/1’deki suç açısından teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Doktrinde savunulan baskın görüşe göre, TCK m. 184/1 hükmündeki suça teşebbüs mümkün değildir. Azınlıkta kalan ikinci görüş ise, TCK m. 184/1 açısından teşebbüs kurallarının uygulanmasını engelleyen bir kuralın bulunmadığını ve dolayısıyla teşebbüs hükümlerinin bu suç açısından da tatbik edilebileceğini savunmaktadır.

Yargıtay ise, TCK m. 184/1 hükmünde düzenlenen suç bakımından, inşaata başlanmasıyla suçun tamamlanacağını kabul etmektedir.

6-İmar Kirliliği Suçunda İştirak Hükümleri Uygulanır mı?

TCK m. 184/1 hükmü açısından binayı yapan kişi sayısının birden fazla olması durumunda, bu kişilerin iştirak halinde suçu işlediği kabul edilmelidir. Ancak, kanunda binayı yapan ve yaptıranın eylemleri birbirinden bağımsız olarak düzenlendiği için, binayı yapan kişi ile yaptıran kişinin iştirak halinde hareket ettiği kabul edilemeyecektir. Binanın yapımına ekonomik olarak destek veren kişiler ise yardım eden olarak sorumlu tutulabilecektir. Yine TCK m. 184/1 açısından bina yapanı/yaptıranı azmettiren kişi de suça iştirak etmiş sayılacaktır.

TCK m. 184/1 hükmünde ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapma/yaptırma cezalandırıldığından, bina yapıldıktan sonra ruhsatsız/ ruhsata aykırı yapılan bu binada kiracı olarak oturan kişiler imar kirliliğine neden olma suçundan sorumlu tutulamayacaktır.

TCK m. 184/1 ile bağlantılı olarak sorumluluğu tayin edilmesi gereken bir diğer kişi, kat karşılığı arsa satan kişidir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibi, her durum ve koşulda “yaptıran” olarak görülemez. Arsa sahibi ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşaat yapımı için yükleniciye emir ve talimat vermediği, desteklemediği, bilerek ve isteyerek göz yummadığı, kısaca kastının bulunmadığı durumlarda, yaptıran olarak kabul edilmeyecek ve hakkında. 184/1 madde uygulanmayacaktır. Arsa sahibi, arsasına ruhsatsız/ruhsata aykırı bina yapılacağını bildiği halde, kendisine verilecek daire/daireler karşılığında bu arsasını bina yapan kişiye tahsis ederse, veya yapmasına göz yumar veya isterse bina yaptırmış olacağından, TCK m. 184/1 hükmünden sorumlu tutulmalıdır. Nitekim, Yargıtay emsal kararında arsa sahibinin beraat kararını hukuka aykırı bularak cezalandırılmasına karar vermiştir., “…Arsa sahibiyle müteahhit arasında kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin bulunması ve imar kirliliğine neden olmak suçunda yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina “yapan” veya “yaptıran” kişinin cezalandırılacağının belirtilmesi karşısında, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek arsa sahibi sanık hakkında beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır…” (Yargıtay 4. CD’nin 19.09.2012 tarih ve E. 2012/1537 K. 2012/18064 sayılı kararı).

7-) İmar Kirliliği Suçunda İçtima Hükümleri Uygulanır mı?

Ruhsatsız/ruhsata aykırı yapılan binanın birden fazla katlı olması veya tek katlı olmakla birlikte birden fazla bölüme sahip olması, suçun da birden fazla olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak, araya zaman ve mekân farklılığının girdiği durumlarda, diğer şartlar da mevcutsa zincirleme suç hükümleri uygulanabilir.

Eylemin “imar kirliliği” suçuyla birlikte daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçunda oluşmasına sebebiyet vermesi durumunda; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu gibi özel Kanunlara tabi olan alanlarda ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı yapılması durumunda hem imar kirliliğine enden olma hem de ilgili özel Kanuna muhalefet suçu oluşmaktadır. Böyle bir durumda, TCK’nın 44. maddesindeki “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmü uyarınca fikri içtima hükümlerine göre daha ağır cezayı içeren özel Kanun hükmündeki ceza verilmektedir.

Yargıtay ise, bu konuda herhangi bir ayrım yapmadan, binanın mühürlenmesinden sonra inşaata devam edilmesi halinde, failin mühür bozma suçundan dolayı da cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir. “…Sanığın ruhsatsız yaptığı inşaatın, 30.03.2010 tarihli tutanakla, mühürlenerek durdurulmasından sonra, 11.05.2010 tarihinde yapılan kontrolde mühre rağmen inşaata devam edildiğinin belirlenmesi ve ayrıca 30.03.2010 tarihli tutanağın, İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca, sanığın yapı yerinde bulunmaması nedeniyle, yapı yerine asılıp bir suretinin muhtara bırakılması karşısında, kanuni olmayan ve yetersiz gerekçeyle mühür bozma suçundan beraat kararına hükmedilmesi…” (Yargıtay 4. CD’nin 13.11.2014 tarih ve E. 2013/42206 K. 2014/32856 sayılı kararı).

Bununla birlikte, mühür bozma suçu ile ilgili olarak yukarıda yer verilen ifadeler binanın ruhsata uygun hale getirilmesi için yapılan işlemler bakımından geçerli değildir. Zira 3194 sayılı İmar Kanunu m. 42/9 hükmüne göre, “Yapının bu Kanuna, ilgili diğer mevzuata, plana, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere uygun hale getirilmesi için idarenin yazılı izni dâhilinde yapılan iş ve işlemler mühür bozma suçu teşkil etmez”.

Örneğin, verdiği karar üzerine, her sene binanın bir katını çıkan kişinin TCK m. 184/1 hükmünü zincirleme şekilde ihlal ettiği söylenebilir. Yine doktrinde, ruhsatsız bina yapıldığının ilgili görevlilerce fark edilmesi ve binanın mühürlenmesi üzerine, inşaata devam edilmesi durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı ve fakat ilk tespit sonrasında fail hakkında dava açıldıktan sonra inşaata devam edilmesi ihtimalinde birden fazla suç oluşacağı, yani gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmektedir.

Bu suç için özel bir içtima hükmü düzenlenmediğinden, genel hükümler uygulanır.

Aynı suç işleme kararıyla, birden fazla kez İmar Kirliliğine Neden Olma suçu işlenirse zincirleme suç hükümleri uygulanır ve faile her suç için ayrı ayrı ceza verilmeyip, tek suç üzerinden artırılarak ceza uygulanır.

Kaçak binanın ilgili idare tarafindan tespit edilip mühürlenmesinden sonra inşaata devam edilmesi durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek bir suçtan artırılarak ceza verilir. Ancak iddianamenin düzenlenmesi hukuki kesinti sayılır ve iddianame tarihinden sonra inşaata devam edildiği tespit edilirse iddianameden sonraki inşai faaliyetler ayrı bir suç oluşturur ve iki ayrı suçtan ceza verilir. (Yargıtay 4. Ceza Dairesi. 27/04/2011, 2009/5936 E., 2011/5795 K.)

Yargıtay, yüklenicinin aynı anda birden fazla komşu parsel sahibiyle anlaşma yapıp inşaata başlaması durumunda, her malik ile ayrı ayrı yapılan sözleşmelerin her birinin bağımsız bir suç işleme kastı ve ayrı bir Imar Kirliliğine Neden Olma suçu oluşturduğunu kabul etmektedir. (Yargıtay 4 Ceza Dairesi T. 10.11.2014, 2013/20641 E. 2014/33202 K.)

Kaçak inşai faaliyet 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında olan sit alanlarında veya korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının koruma alanlarında gerçekleşmişse TCK 184 ve 2863 Sayılı Kanunun 65. maddesi birlikte gündeme gelecektir. Bu durumda özel kanun olan olan 2863 sayili kanunun hükümlerinin uygulanmasi gerekir. Yargıtay TCK 184 kapsamındaki eylemlerin koruma alanlarında gerçekleşmesi durumunda TCK 44 fikri içtima kurallarının uygulanmasına ve sadece daha ağır ceza gerektiren 2863 Sayılı Kanuna göre cezalandırma yapılmasına hükmetmektedir. (Yargıtay 4 Ceza Dairesi T.10.11.2014, 2013/22194 E. 2014/32306 K.) Benzer (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2011/9631 Esas 2012/23122 Karar)

Kaçak yapının mühürlenmesinden sonra inşaata devam edilmesi durumunda mühür bozma suçu da gündeme gelecektir. Bu durumda mührün bozulması ayrı bir suç oluşturur ve gerçek içtima kuralları uygulanarak her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilir. (Yargıtay 4.Ceza Dairesi. 2006/10351 E. 2008/20186K. ) Benzer (Yargıtay 4.Ceza Dairesi 2007/13103E. Ve 2009/13642 K.)

Mühür Bozma suçunda şekle değil esasa göre değerlendirme yapılmaktadır. Başka bir ifadeyle; ilgili idare tarafından kaçak yapıya asılan mühürün koparılması suçu oluşturmamakta ancak mührün bozulmadan muhafaza edilmesine rağmen inşaata devam edilirse suç oluşmaktadır. Yine kaçak yapıyı ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler de mühür bozma suçunu oluşturmaz. Kısacası sadece mührün konuluş amacına aykırı hareket edilmesiyle suç oluşur.

Burada kaçak yapıyı ortadan kaldırmaya yönelik yıkım gibi eylemlerin izin-ruhsat gerektirmesi durumunda, gerekli izinler alınmadan yapılan eski hale getirme eylemlerinin başkaca cezai sorumluluklar getireceği dikkat etmek gerekir.

Mühür Bozma suçu sıklıkla İmar Kirliliğine Neden Olma Suçuyla birlikte anılır. Mühür Bozma suçunun oluşabilmesi için yasal dayanağının doğru olarak tespit edilmesi gerekir. Belediye 3194 Sayılı İmar Kanununa göre yapması gereken bir mühürlemeyi Gecekondu Kanunu vs. başka bir yasal dayanakla gerçekleştirirse mühürleme işlemi iptale tabi olacaktır. (Danıştay 14.Dairesi 2012/6085 E. 2013/1997K.) İptal durumunda da suç oluşmayacaktır.

8- İmar Kirliliği Suçundan Yargılanıp Da Ceza Alırsanız, Daha Önceden İlgili Kuruma Ödemiş Olduğunuz Ya Da Henüz Daha Ödememiş Olduğunuz İdari Para Cezasını Geri Alabilir Misiniz? Veya Cezayı İptal Ettirebilir Misiniz?

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 7. fıkrasında yer alan; “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmü çerçevesinde, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı inşa eden kişiye hem İmar Kanunu’na göre idari para cezası hem de Türk Ceza Kanunu’na göre mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda;
İdari para cezası ödenmişse geri alınır; ödenmemişse idari para cezası kaldırılır veya iptal edilir. Şöyle ki;

  1. İdari Para Cezasının İadesi Veya Kaldırılmasının Şartları

Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapmak fiili nedeniyle hakkında idari para cezası verilenlerin, aynı fiil kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenen “İmar Kirliliğine Neden Olma” suçu nedeniyle yapılan ceza yargılaması neticesinde mahkûm edilmesi halinde, tahsil edilen idari para cezasına ilişkin tutarın kendilerine iade edilmesi, tahsil edilmeyen para cezasının ise kaldırılması gerekmektedir. (Danıştay İDDK., 28.06.2018 tarih ve E.:2016/3155, K.:2018/3741; Danıştay 14. D., 24.05.2018 tarih ve E:2015/4933, K:2018/4060; İstanbul BİM 5. İDD., 31.10.2019 tarih ve E:2019/2463, K:2019/3144 sayılı kararları)

Bu kapsamda, idari para cezasının iadesi veya kaldırılması için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

  • 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. Maddesi’nin Yürürlüğe Girdiği Tarihten Sonra Verilmiş Bir İdari Para Cezası Olmalıdır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin birinci fıkrasının “…500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para cezası verilir” bölümü Anayasa Mahkemesi’nin 17.04.2008 günlü, E:2005/5, K:2008/93 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
İptal Kararı sonrasında, 17.12.2009 günlü, 27435 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5940 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle tamamen değiştirilen 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 7. fıkrasında;

“Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir”’

Hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun 7. maddesinde ise bu değişikliğin yayımlandığı tarihte yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir.
İlk defa getirilen bu düzenlemenin geçmişe dönük uygulanacağına ilişkin bir düzenleme de getirilmemiştir.


Danıştay kararlarında da, bu düzenlemenin sadece 17/12/2009 tarihinde yürürlüğe giren 42. madde uyarınca verilen idari para cezaları hakkında uygulanacağı, bu tarihten önce kesinleşmiş olaylara uygulanamayacağı kabul edilmektedir. (Danıştay 14. Dairesinin, 1.4.2015 tarih ve E:2013/10845, K:2015/2472 sayılı kararı)

  • İdari Para Cezası Verilen Kişi Hakkında TCK’nın 184. Maddesi Uyarınca “Mahkûmiyet” Kararı Verilmiş Olmalıdır:

Hapis Cezası, Adli Para Cezası ve Erteleme Kararı; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ”Cezalar” başlıklı 45. maddesinde; “Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır.” “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinin 8. fıkrasında ise; “Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır.

  • Buna göre; Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi kapsamında “mahkûm” olmuş sayılabilmek için, hapis cezası, adli para cezası veya bu iki cezadan birinin verilip TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmiş olması ve bu kararın kesinleşmesi gerekmektedir. Diğer bir ifade ile mahkemece verilen imar kirliliğinden ceza (mahkûmiyet) kararına Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararı uygulanmamış olmalıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 230. maddesinin 5. fıkrasındaki; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” düzenlemesi uyarınca, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişi “mahkûm” olmuş sayılmaz.

Danıştay içtihatlarında, HAGB kararı verilmesi durumunda, İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 7. fıkrası uyarınca para cezasının iadesi veya kaldırılması talep edilemeyeceği kabul edilmektedir.

Fakat, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin 14.11.2017 tarih ve E:2017/1294, K:2017/1630 sayılı kararında; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmeden önce, sanığın sabit bulunan eylemine uygun bir ceza belirlendiği ve mahkûmiyet hükmü kurulduğu, sanığın ceza yargılaması sonucunda mahkum edildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, dolayısıyla 3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 7. fıkrası uyarınca idari para cezasının iadesinin gerektiğine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin söz konusu kararının istisna nitelikte olduğunu belirtmek gerekir. Yerleşik içtihatlarda HAGB kararının mahkûmiyet kararı niteliğinde olmaması nedeniyle idari para cezasının iadesinin talep edilemeyeceği kabul edilmektedir.

Bununla birlikte, 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanması durumunda sanık mahkûm olmuş sayılacağından, para cezasının iadesi veya kaldırılmasının talep edilmesi mümkün hale gelecektir.

Para Cezasının İadesi veya Kaldırılması İçin Başvuru Yapılması Gerekmektedir:

Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapmak fiili nedeniyle hakkında idari para cezası işlemi tesis edilenlerin, aynı fiil kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenen “İmar Kirliliğine Neden Olma” suçu nedeniyle yapılan ceza yargılaması neticesinde mahkûm edilmesi halinde, tahsil edilen idari para cezasına ilişkin tutarın kendilerine iade edilebileceği açıktır.
Bununla birlikte, mahkûmiyet kararı verilmiş olması, idari para cezası verilmesine ilişkin encümen kararının iptali istemiyle açılan davada da iptal kararı verilmesi gerektiği sonucunu doğurmamaktadır.

Diğer bir ifadeyle, mahkûmiyet kararı, anılan ceza mahkemesi kararından çok önce tesis edilmiş olan para cezası verilmesine ilişkin encümen kararını tek başına hukuka aykırı hale getirmeyeceği gibi “idari para cezası verilmesine ilişkin encümen kararının iptali” istemiyle açılan davanın konusunu da teşkil etmemektedir. (Danıştay İDDK., 28.06.2018 tarih ve E:2016/3155, K:2018/3741 sayılı kararı)

Bu nedenle, ceza yargılaması sonucu verilen mahkûmiyet kararı kesinleştikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi kapsamında idareye başvuru yapılarak; İdari para cezası ödenmişse iadesi,
ödenmemişse kaldırılması talep edilmelidir.

Başvurucunun talebine rağmen İdarenin para cezasını iade etmemesi veya kaldırmaması halinde o takdirde ne yapılabilir?

Yukarıda sayılan şartların gerçekleşmesi durumunda, para cezasını veren belediye veya il özel idaresine yapılacak başvuru neticesinde, para cezası ödenmiş ise iadesi, ödenmemiş ise kaldırılması zorunludur.

Bu noktada idarelerin takdir hakkı bulunmamaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi kapsamında yapılan başvuru reddedilir veya 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilirse, sonraki 60 gün içerisinde İdare Mahkemesinde dava açmak gerekmektedir.

Bu davada, yukarıda aranan şartların birlikte gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde, başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline ve para cezası ödenmiş ise davacıya iadesine karar verilir. (Danıştay İDDK., 28.06.2018 tarih ve E:2016/3155, K:2018/3741; İstanbul BİM 5. İDD., 31.10.2019 tarih ve E:2019/2463, K:2019/3144 sayılı kararları)

Eylemin “imar kirliliği” suçuyla birlikte daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçunda oluşmasına sebebiyet vermesi durumu; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu gibi özel Kanunlara tabi olan alanlarda ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı yapılması durumunda hem imar kirliliğine enden olma hem de ilgili özel Kanuna muhalefet suçu oluşmaktadır.

Böyle bir durumda, TCK’nın 44. maddesindeki “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmü uyarınca fikri içtima hükümlerine göre daha ağır cezayı içeren özel Kanun hükmündeki ceza verilmektedir.

Bu durumda karşımıza kişinin imar kirliliğine neden olma suçunda mahkûm olup olmadığı ve dolayısıyla İmar Kanunu’nun 42/7. fıkrası kapsamında para cezasının iadesinin veya kaldırılmasının mümkün olup olmadığı sorunu çıkmaktadır.
Bu konu yargı kararlarında tartışılmış ve iki farklı görüş ileri sürülmüştür:
Birinci görüşe göre; ceza mahkemesince 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan mahkumiyetine karar verildiği, davacının imar kirliliğine sebebiyet vermekten dolayı TCK’nın 184/1. maddesi nedeniyle bir mahkûmiyet kararı verilmediği, bu nedenle 3194 sayılı Kanunun 42/7. maddesi kapsamında ödenmiş olan tutarın iade edilmesinin veya para cezasının kaldırılmasının söz konusu olamayacağı ileri sürülmektedir. (İzmir BİM, 4. İDD, 18.04.2017 tarih ve E:2017/682 K. 2017/593 sayılı kararı ve Danıştay 14. D., 24.05.2018 tarih ve E:2015/4933, K:2018/4060 sayılı kararındaki muhalefet şerhi)

Danıştay 14. Dairesince kabul edilen ve bizim de katıldığımız ikinci görüşe göre ise; ceza mahkemesi kararında sanığın imar kirliliğine neden olma suçu ve ayrıca 2863 sayılı Kanun veya 2960 sayılı Kanun gibi özel Kanuna muhalefet etme suçu da sabit görülmektedir. Her iki suç yönünden TCK’nın 44. maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerine göre cezalandırılması gerektiğinden ve daha ağır cezayı içeren özel Kanun uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesinin, imar kirliliğine enden olma suçundan da mahkumiyeti kapsadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle, 3194 sayılı Kanunun 42/7. maddesi kapsamında ödenmiş olan tutarın iade edilmesi veya para cezasının kaldırılması gerektiğine karar verilmiştir. (İzmir BİM, 4. İDD, 21.02.2017 tarih ve E:2017/100, K:2017/166; Danıştay 14. D., 24.05.2018 tarih ve E:2015/4933, K:2018/4060 sayılı kararları)

Netice olarak; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 7. fıkrasında; “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmü nedeniyle, ruhsatsız veya ruhsata aykırı para cezası verilen kişinin aynı zamanda imar kirliliğine neden olma suçundan dolayı mahkum olması durumunda, para cezası verilen kişi tarafından yapılacak başvuru üzerine, idari para cezası ödenmişse iadesi, ödenmemişse kaldırılması gerekmektedir.

Bu kapsamda yapılacak başvurularda İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında öngörülen idari başvurudaki usul hükümlerinin doğru bir şekilde işletilmesi önem arz etmektedir. Başvuru usulünde yapılacak olan bir hata, açılacak olan davanın kaybedilmesi veya ödenmiş olan para cezasının tahsilinin çok uzun sürmesine neden olacaktır.

9-) İmar Kirliliği Suçu İle İlgili Yargılamada Hangi Mahkeme Görevli Ve Yetkilidir?

İmar Kirliliği Suçunda yargılamada görevli ve yetkili mahkeme; imar mevzuatına aykırı olan yapının bulunduğu veya imar kirliliği eylemlerinin gerçekleştiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

10-) İmar Kirliliği Suçlarında şikâyet süresi var mıdır? İmar Kirliliği Suçunda Zamanaşımı süreleri ne kadardır?

İmar kirliliğine neden olma suçutakibi şikâyete bağlı suçlar arasında değildir. Bu nedenle, savcılık tarafından resen soruşturma yapılarak kamu davası açılır.

TCK Madde 66/1’e göre ”dava zamanaşımı” 8 yıldır. TCK Madde 68/1’e göre ”ceza zamanaşını” 10 yıldır.

Zamanaşımı gerçekleşmesine rağmen ceza verilir ve bu ceza temyiz edilmeden kesinleşirse; ”Kanun Yararına Bozma” yoluna başvurularak, kararın bozulması, davanın düşürülmesi ve eğer infaz edilmemişse cezanın infazının engellenmesi sağlanabilir.

11-) İmar Barışının veya Yapı kayıt Belgesinin İmar Kirliliği Suçuna etkisi nedir?

İmar barışından faydalanan, ruhsata aykırı olan yapının ruhsata uygun hale getirilmesinden sonra hâlihazırda derdest (görülmekte) olan ceza dosyasının etkisi ne olacaktır? Yapı kayıt belgesinin tek başına mevcudiyeti kamu davasının açılmasına engel midir?

Normal şartlar altında İmar barışı doğrultusunda geçerli yapı kayıt belgesinin olması sonucunda TCK 184 kapsamında kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Ancak; bu durum Yapı kayıt belgesinin 31.12.2017 öncesinde yapılmış yapılar için verilmiş olması halinde mümkündür.

Her ne kadar yapı kayıt belgesi olsa dahi yapının 2017 sonrası yapıldığına ilişkin idarece yapılan bir tespit sonucu Savcılığa şikâyet bildiriminde bulunulmuşsa, bunun sonucunda yapı kayıt belgesi olsa dahi iddianame yazılacaktır. Yargılama esnasında geçerli bir yapı kayıt belgesi olsa dahi bilirkişi raporu alınacak yapılacak olan değerlendirme sonucunda TCK 184 şartlarının oluşup oluşmadığına bakılacaktır.

Burada önemle belirtmek istediğimiz bir diğer nokta ise idarenin yapmış olduğu tespitlerin hukuka uygun olup olmadığı hususudur. Bu noktada da yukarıda belirttiğimiz gibi idare hukukundaki mevzuat doğrultusunda bir değerlendirilmenin yapılmış olması yargılamanın sonucu bakımından son derece önemlidir. Nitekim yapılacak olan bilirkişi değerlendirilmesinde idare hukuku bakımından değerlendirmeyi, yani işlemin hukuka uygun olup olmadığının tespiti bilirkişinin hukukçu olmaması sebebiyle yapılmamaktadır. Hâkim hukuku bizzat uygulayacağından bu iki hukuk alanını doğrudan ilgilendiren mevzuda sanık/şüphelilerin hukuksal yardım alması yargılamanın akıbeti bakımından son derece önemlidir. Yine belirtmek gerekir ki ceza hukukundaki terimsel yapı ile idare hukukundaki yapı kavramları dahi farklıdır. Burada suçun oluşup oluşmadığı yönünden sonradan yapılan eklentilerin dahi imar mevzuatı, idari mevzuat bakımından yasal sınırlar içinde kalıp kalmadığının değerlendirilmesi suçun cezalandırılabilirliği bakımından son derece önemlidir.

12-) İmar Kirliliğine neden Olma Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar verilir mi?

Ceza yargılaması neticesinde suçlu bulunan sanık hakkında, eğer sanığın sabıkası yoksa ve mağdurun veya kamunun uğradığı zararı giderirse hakkında verilecek mahkûmiyet hükmünün açıklanması ertelenebilir.

Ancak imar kirliliği suçu nedeniyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi mümkün değildir. Çünkü, TCK md. 184/5’te bu suçun faili açısından özel bir etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir.

Bu etkin pişmanlık hükümlerine göre, sanık, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirirse hakkında ceza davası açılmaz, açılmış ise de dava düşer.

Bu özel düzenleme nedeni ile sanık hakkında HAGB verilemez. Ancak koşulları varsa hapis cezasının ertelenmesine karar verilebilir.

13- İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu Cezası Nedir?

İmar kirliliğine neden olma suçunun cezası, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. Bu suçtan suçlu bulunan sanık hakkında adli para cezası verilmeyeceği gibi sadece verilen hapis cezası paraya çevrilebilir.

İmar Kirliliğine Neden Olma suçunun faili bir yıl veya daha kısa süreli bir hapis cezası alırsa 65 yaşından büyükse ve daha önce hapis cezasına mahkum edilmemişse TCK m. 50/3 gereği aldığı cezanın, adli para cezası gibi seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunludur.

14-İmar Kirliliği Suçlarında Verilen Cezanın Ertelenmesi Mümkün mü?

Uygulamada verilen cezaların ertelemesi kararı; Kişinin bir suçtan ceza alması durumunda şartları varsa cezasının infazının ertelenmesidir. Bu kararın mahkemelerce verilebilmesi için belli şartların varlığı gerekir. Şöyle ki; Öncelikle ceza alan kişi hakkında 2 yıl veya daha az olan hapis cezası verilmiş olması ve önceden kasıtlı bir suç işlememiş olması gerekmektedir. Bu şartlar sözkonusu ise imar kirliliğine neden olma suçundan ceza ertelenmesi kararının verilmesi mümkündür.

15- İmar Kirliliği Suçlarında Uzlaşmak Mümkün mü?

Türk ceza yargılaması hukukuna yeri giren bir uygulama olarak uzlaşma müessesesi; suçtan mağdur olan kişi ile suç şüphelisi olarak şikayet ettiği kişinin anlaşması halinde ceza yargılamasının soruşturma yada mahkeme aşamasında sona ermesidir. Adalet Bakanlığı nezdinde tarafsız kişiler aracılığıyla şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması ile uyuşmazlık çözümlenmeye çalışılır.

Uzlaştırma hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması gerekmektedir. Kamu tüzel kişilerinin aleyhine işlenen suçlarda uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. Soruşturulması veya kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için kanunda açık hüküm bulunması gerekmektedir. (CMK md. 253/2)

İmar kirliliğine neden olma suçu, uzlaşmaya tabi suçlar kapsamında sayılmadığından ayrıca suçun genel niteliği ve suçtan korunmaya değer toplum olması ve suçun da kamu tüzel kişiliği aleyhine işlenmiş olması nedenleriyle imar kirliliğine neden olma suçu uzlaşmaya tabi suçlardan değildir. Bu nedenle uzlaşma hükümleri uygulanmayacaktır.

16- İmar Kirliliği Suçunun Diğer Özel Kanunlarla Korunan Yerlerde İşlenmesi veya Gerçekleşmesi Durumunda Ceza Belirlenirken Özel Kanunlarda Düzenlenen Ceza Hükümlerinin Belirlenmesi ve Uygulanması Nasıl Olmaktadır?

İmar Kirliliğine Neden Olma suçunu oluşturan inşai faaliyetlerin; kıyı, orman, sit alanı vb. özel kanunlar kapsamında korunan yerlerde gerçekleşmesi durumunda ceza belirlenirken özel kanunlarda düzenlenen ceza hükümlerinin de dikkate alınması ve somut olaya veya suça konu eyleme uygulanması gerekmektedir. Kısaca özel kanunlarda düzenlenen ceza hükümlerine değinmek gerekirse;

a-) İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNUN 3194 SAYILI İMAR KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

İmar Kirliliğine Neden Olma suçunu oluşturan inşai faaliyetlerin veya eylemlerinin, İmar Kanuna kapsamında tanımlanan imara aykırılık sonucunu oluşturması durumunda, ilgili İdare -ki genellikle belediyeler- bu suçu işleyenlere ayrıca i̇dari para cezası da uygulamak durumundadır. Ancak bu ceza, ceza yargılaması kapsamında verilen bir ceza değil, idare tarafından yapılan bir idari işlemdir ve başka kurallara tabii olduğuna söylemek gerekir. Yani diğer bir ifade ile İmar Kanunu’na aykırı bir eylem veya faaliyet karşısında kişi gerek fail olarak Türk Ceza Kanunu’nun 184 maddesine göre ceza alırken, aynı zamanda da İdare tarafından ayrıca ceza yargılamasının öncesinde veya sonrasında İmar Kanunu’nun 32 maddesi uyarınca “yıkım cezası” ve aynı kanunun 42. Maddesi uyarınca da “Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır.” hükmü gereği “imar para cezası” alabilir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 7. fıkrasında; “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmü uyarınca, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina inşa etmesi nedeniyle para cezası verilen kişinin aynı zamanda imar kirliliğine neden olma suçundan dolayı mahkum olması durumunda, para cezası verilen kişi tarafından yapılacak başvuru üzerine, idari para cezası ödenmişse iadesi, ödenmemişse kaldırılması gerekmektedir. Bu düzenleme; “aynı suçtan iki kez ceza verilemez (non bis in idem)” ilkesi kapsamındadır. Kişilerin tek eylem nedeniyle mükerrer olarak cezalandırılması engellenmek istenmiştir. Ancak ilgili idarenin vermiş olduğu “yıkım kararı” TCK 184 kapsamında değerlendirilmeyeceği gibi, bu karar verilen ceza ile ortadan kalkmayacaktır.

b-) İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNUN KABAHATLER KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Bir fiil veya eylem aynı zamanda Kabahatler Kanunu’nun konusu ve yaptırımına aynı zamanda da Türk Ceza Kanunu’nun konusuna ve yaptırımına konu olabilir. Bu durumda hangi kanun uygulanır? Kabahatler Kanunu Madde 15/3 maddesi konuya açıklık getirmektedir.Şöyle ki; ”Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır.” Bu düzenleme; “aynı suçtan iki kez ceza verilemez (non bis in idem)” ilkesi kapsamındadır. Kişilerin tek eylem nedeniyle mükerrer olarak cezalandırılması engellenmek istenmiştir.

c-) İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNUN 2863 SAYILI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve ilgili yönetmelikler ile korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımlar yapılmış, koruma için gerekli işlem ve faaliyetler düzenlenmiştir. 2863 Sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu;“korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve uygulama kararlarını” belirleyen özel nitelikli bir kanundur. Bu Kanunun 16. maddesinde “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanlarında ruhsatsız olarak inşaat yapmak yasaktır. Buralarda ruhsatsız olarak yapılacak inşaatlar ile, koruma amaçlı imar planlarında, plana; sitlerde, sit şartlarına aykırı olarak inşa edilen yapılar hakkında imar mevzuatına göre işlem yapılır” hükmüne yer verilmiştir.

2863 Sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65. Maddesinde ise; İmar Kirliliğine Neden Olma suçunu oluşturan” ruhsatsız bina ve esaslı tadilat yapma eylemi” için 1.fıkrada 2 yıl ila 5 yıl arasında ceza verilmesi düzenlenmiştir.

Aynı eylem ile hem TCK’nun 184 hem de 2863 Sayılı Kanun’un 65/1 maddesinin ihlal edilmesi durumunda ne olur? Hangi kanun hükümleri uygulanacaktır? Aynı eylem ile hem TCK’nun 184 hem de 2863 Sayılı Kanun’nun 65/1 maddesinin ihlal edilmesi durumunda; “fikri içtima” hükümleri uygulanarak “daha ağır cezayı gerektiren” özel nitelikteki 2863 Sayılı Kanun’nun 65/1 maddesi uygulanır. Ancak 2863 Sayılı Kanun’nun 65/4 fıkrasında TCK 184 anlamında suç oluşturmayan” basit tadilatlarında” cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Koruma alanlarında gerçekleşen bina ve esaslı tadilat niteliğinde olmayan “ruhsat gerektirmeyen basit tadilat” niteliğindeki imalatlar özel kanun hükümlerine göre cezalandırılacaktır.

Koruma alanlarındaki inşai ve fiziki müdahalelerin suç oluşturmaması için, Koruma Bölge Kurullarından izin alınması gerekli ve zorunludur.

Nitekim YARGITAY şu emsal iki kararında da aynı eylem ile hem TCK’nun 184 hem de 2863 Sayılı Kanun’nun 65/1 maddesinin ihlal edilmesi durumunda; “fikri içtima” hükümleri uygulanarak “daha ağır cezayı gerektiren” özel nitelikteki 2863 Sayılı Kanun’nun 65/1 maddesi uygulanacağı belirtmiştir.

“…12.01.2010 tarihli İ… Belediyesi Encümen Kararında suça konu yerin imar planında 3. derece Arkeolojik sit alanı olduğunun belirtilmesi, ayrıca TCK’nın 184/4. maddesinin; “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır” hükmü uyarınca, mücavir alanda anılan maddenin 1. fıkrasının uygulanamaması nedeniyle, mahallinde keşif yapılarak ve ilgili kurumdan sorulmak sureti ile suça konu yerin sit alanı olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre 2863 sayılı Kanun’a aykırılıktan suç duyurusunda bulunulması, açılması halinde davaların birleştirilmesi, TCK’nın 44. maddesi gereğince daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması, sit alanı olmayıp mücavir alan içerisinde olması ya da özel imar rejimine tabi olmaması halinde de imar kirliliğine neden olma suçunun unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,…”(18. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/13802 Karar: 2015/11763 Tarih: 24.11.2015 )

“Binanın yapıldığı yerin, belediye sınırları içinde ya da özel imar rejimine tabi yerlerden olması durumunda ve iddianamede de 2863 sayılı Kanun’un uygulanmasına yönelik bir anlatımın bulunmaması karşısında, anılan Kanuna muhalefet eyleminden suç duyurusunda bulunularak, açılması halinde davalar birleştirildikten sonra; TCK’nın 44. maddesi gereğince TCK’nın 184/1. maddesinde düzenlenen suç ile 2863 sayılı Kanun’un 65/b maddeleri arasında somut uygulama yapılarak en ağır ceza tespit edilerek uygulamanın ağır olan cezaya göre yapılması, belediye sınırları dışında ya da özel imar rejimine tabi olmayan yerde bulunması durumunda ise binanın üçüncü derece arkeolojik sit alanında olması nedeniyle 2863 sayılı Kanun’un 65/b maddesine göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle hüküm kurulması,” YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/28996 Karar: 2014/26575 Tarih: 22.09.2014

d-) İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNUN 3621 SAYILI KIYI KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

3621 sayılı Kıyı Kanunu ile, Devletin hüküm ve tasarrufunda olan deniz, göl, akarsu kıyıları ile sahil şeritlerinde ve kıyılarda doldurma suretiyle elde edilen arazilerde doğal ve kültürel özelliklerin korunması, herkesin kıyılardan eşit ve serbest olarak yararlanabilmesine yönelik usul ve esaslar düzenlenmiştir. Kanunla sınırları belirlenen kıyı, kıyı kenar çizgisi ve sahil şeritlerinde kural olarak yapı yasağı varsa da, uygulama imar planı kararıyla ve kullanımda kamu yararı gözetilerek iskele, liman, tersane, su ürünleri üretim tesisleri, toplum yararlanmasına açık hizmet tesisleri vb. yapılabilecektir. Bu tesislerin yapılması için Maliye Bakanlığından izin alınması zorunlu kılınmış, yapı ruhsatı verilmesinde bu izin yeterli sayılmıştır. Kanunun 13.maddesi ile uygulamaların denetlenmesi yetki ve görevi belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye, dışında valiliğe verilmiştir. 14. madde ile de ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı açıklanmıştır. Görüldüğü üzere Kıyı Kanununun kapsadığı alanların tespiti ve bu alanlardaki yapılaşmalarda genel 104 imar uygulaması dışında özel hükümler benimsenmiştir.

3621 Sayılı Kıyı Kanununun 15. Maddesinde kıyılarda imara aykırılık hususunu düzenlenmiştir. Maddede TCK 184’e atıf yapılmış ve İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunu oluşturan şartların Kıyı Kanunu kapsamındaki yerlerde gerçekleşmesi halinde cezanın 2 kat olarak uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Aynı maddede kıyılardaki kaçak yapılar için belirlenecek imar para cezalarının da bir kat artırılarak uygulanmasına hükmedilmiştir.

Yani İmar Kirliliğine Neden Olma niteliğindeki eylem kıyıda gerçekleşmişse iki kat ceza verilmelidir. (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/149 E. 2018/1611 K.)

Kıyı Kanununun 15. Maddesinde: kıyıda ve uygulama imar planı bulunan sahil şeritlerinde duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engelleri oluşturanlara da ceza verileceği düzenlenmiştir. Yani TCK 184 kapsamında” bina” niteliğinde olmayan imalatlar hakkında Kıyı Kanununda da yaptırım öngörülmektedir.

Etkin pişmanlık bakımından, keşif yapılarak aykırılığa konu imalat ortadan kaldırılırken kıyının doğal yapısını bozup bozmadığı incelenmekte, aykırılık kıyının doğal dokusuna zarar verilmeden kaldırılmışsa beraat kararı verilmektedir. ( Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2013/11384 E. 2013/17735 K.)

d-) İMAR KİRLİLİĞİ SUÇUNUN 2960 SAYILI BOĞAZİÇİ KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu’na göre yaptırım uygulayabilmek için kaçak imalatın ”bina” niteliğinde olması şartı aranmamış ve ”yapı” tanımındaki imalatlar içinde ceza uygulanabileceği düzenlenmiştir. Kanun metninde” yapı” ”bina” ayrımının yapılmaması ve sadece ”yapılar” ifadesine yer verilip, kanuna tabi yerlerde kaçak yapı yapanlara ”1 aydan 6 aya kadar hapis cezası” düzenlenmesi uygulamada karışıklığa neden olabilmektedir. Bina sayılmayan” yapı” niteliğindeki imalatlar için 2960 sayılı kanunun, ”bina” niteliğindeki inşai faaliyetler için fikri içtima hükümlerine göre ”1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası” düzenleyen TCK 184’ün uygulanması gerekir. (Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2013/22409 E. 2014/13766 K. Sayılı ve 23.06.2014 tarihli ilamı)

17.) Türk Ceza Kanunu’nun 184 Maddesi Kapsamında Düzenlenmiş Olan İmar Kirliliği Suçlarında Soruşturma Ve Kovuşturma Aşamaları, Usulü Nasıldır?

Türk Ceza Kanunu’nun 184 Maddesi Kapsamında Düzenlenmiş Olan İmar Kirliliği Suçlarında, kanunda suç olarak tanımlanan haksız eylem işlendiğinde kural olarak başka bir işleme gerek kalmadan yetkili mercilerce takibe başlanır. İmar kirliliğine neden olma suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olmayıp resen takibi gereken suçlardadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 184 Maddesi Kapsamında Düzenlenmiş Olan İmar Kirliliği Suçunun konusuna gire bir eylem üzerine resen o eylemin işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı ama ilgili idarenin şikâyet başvurusu üzerine ama herhangi bir nedenle öğrenme halinde imara aykırılık veya imar kirliliği eylemini işleyen kişi hakkında re’sen soruşturmayı başlatır. Failin kamu görevlisi olduğu durumlarda, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 4483 sayılı yasa hükümleri gözetilerek soruşturma usulü bu yasa maddesine göre yapılır.

Cumhuriyet başsavcılığınca yapılan soruşturma evresinde eylemi işleyen kişi veya faillerin ifadesi alınır. İlgili kurumlardan soruşturma konusu ile ilgili belgeler getirttirilir. Soruşturmayı yürüten savcılık makamı tarafından konusunda uzman bilirkişilerce keşif yapılarak suçun unsurlarının teknik manada oluşup oluşmadığı hususlarında rapor aldırılır. İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda, bilirkişi incelemesinin çok önemli bir yeri vardır. Suçun unsurlarının oluşumu, etkin pişmanlık, failin kim olduğu gibi hususların tespitinde bilirkişi incelemesi belirleyici bir rol oynamaktadır. Suçun tarihinin tayini, inşa edilen binanın yer olarak nerede inşa edildiği, kast unsurunun oluşup oluşmadığı, yapılan inşaatın bina özelliği taşıyıp taşımadığı, bir zararın olup olmadığı ve varsa bu zararın giderilip giderilmediği bilirkişi raporuyla ortaya koyulacaktır. Bu konularda Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin yol gösterici bir çok emsal kararı da mevcuttur. Şöyle ki;

İmar Kirliliği Suçlarında “Kast Unsurunun” Belirlenmesi Açısından Emsal Yargıtay Kararı:

“Bilirkişi raporunda, suça konu yapının, yapı ruhsatına aykırı görünmesine karşın, ruhsat ekindeki belediyece onaylanmış projeye uygun olduğunun belirtilmesi, savunmanın da aynı yönde olması karşısında; bu hususun belediyeden sorulup denetime olanak verecek şekilde bir sureti de dosya arasına konulduktan sonra suç kastının ve sanığın hukuki durumunun tartışılması gerektiği” (Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 30.01.2012 tarih , 2010/18393 E. , 2012/1283 K.)

İmar Kirliliği Suçlarında “Suç Yerinin Belirlenmesi “Açısından Emsal Yargıtay Kararı:

“Suça konu yer ile ilgili bilirkişi raporunda, Osmangazi Belediyesinin mücavir alanında kaldığının belirtilmesine karşın, belediyenin 12/05/2005 tarihli yazısında belediye sınırlarında bulunduğunun bildirilmiş olması karşısında, TCY.nın 184/4. maddesinin; “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır” hükmü uyarınca mücavir alanda anılan maddenin 1. fıkrasının uygulanamaması nedeniyle, suça konu yapının belediye mücavir alanında ya da özel imar rejimine tabi yerler içinde kalıp kalmadığının kuşkuya yer vermeyecek biçimde saptanarak, mücavir alanda veya özel imar rejimine tabi yerler dışında kaldığı takdirde atılı suçun oluşmayacağı gözetilmeden, eksik soruşturma ile hüküm kurulması gerektiği” (Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 30.01.2012 tarih , 2010/26932 E. , 2012/1291 K.)

İmar Kirliliği Suçlarında “Suç Tarihinin Belirlenmesi “Açısından Emsal Yargıtay Kararı:

“Sanığın inşaatı 2004 yılında tamamladığını savunması karşısında, yapı tatil tutanağını düzenleyenler tanık olarak dinlenerek, TCY.nın 184. maddesinin yürürlüğe girdiği 12.10.2004 tarihinden tutanak tarihine kadar binanın 1.katının yapımına devam edilip edilmediğinin araştırılması ve bilirkişi raporunda inşaatın yapım tarihinin tespitinde hangi teknik verilere dayanıldığının açıklatılması gerektiği” Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 01.02.2012 tarih , 2011/4440 E. , 2012/1735 K.

İmar Kirliliği Suçlarında “Suçun Tamamlanmasının Belirlenmesi “Açısından Emsal Yargıtay Kararı:

“İmar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için binanın tamamlanmış bulunması koşul olmayıp, bina yapılmasına yönelik inşa faaliyetine başlanılmakla suç oluşacağının göz önünde bulundurulması gerektiği” Yargıtay 4.Ceza Dairesi, 06.02.2012 tarih , 2010/2551 E. , 2012/1980 K.

İmar Kirliliği Suçlarında “Bina Vasfının Belirlenmesi “Açısından Emsal Yargıtay Kararı:

“Sanığın, ruhsatlı binanın dış mimarisine zarar vermeden zemin katında bulunan bitişik nizamdaki üç dükkan ve bir meskenin arasındaki duvarları açarak tek iş yerine dönüştürmek biçimindeki eyleminde, duvarların kaldırılmasının binanın taşıyıcı unsurlarını etkileyip etkilemediğinin yöntemince alınacak bilirkişi raporuna göre tespit edildikten sonra , sonucuna göre; taşıyıcı unsurlara etkisi olmayan bitişik nizamdaki iş yerlerinin duvar kaldırılarak birleştirilmesinin 5237 sayılı yasanın 184/1 maddesi kapsamında bina yapımı niteliğinde olmadığı gözetilmesi gerektiği” Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 29.02.2012 tarih , 2011/17335 E. , 2012/4212 K.

İmar Kirliliği Suçlarında “Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması ve Etkin Pişmanlığın Belirlenmesi “Açısından Emsal Yargıtay Kararı :

“Sanığa atılı imar kirliliğine neden olma suçunun kişilere ve kamu idaresine karşı doğrudan bir zarara yol açıp açmadığı dosyadaki yüksek şehir plancısı olan bilirkişi raporu da değerlendirilerek belirlenip sonucuna göre; Ruhsatsız yapının eski hale getirilmesinin ancak TCY’nın 184/5 maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması bakımından gözetilerek, sanık hakkında CYY.’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunun uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının bu doğrultuda değerlendirilmesi gerektiği” Yargıtay 4.Ceza Dairesi , 21.02.2012 tarih , 2011/14279 E. , 2012/6701 K

İmar Kirliliği Suçlarında “İmar Barışı Kapsamında Geçerli Yapı kayıt Belgesinin Olup Olmadığı, İmara Aykırılı Kapsayıp Kapsamadığının Belirlenmesi” Açısından Emsal Yargıtay Kararı :

“Sanıkların taşınmazı 2010 yılında satın aldıktan sonra çatı katında tadilat yaptıkları yönündeki savunmaları ile bilirkişi raporlarında bilimsel yeterlilikten uzak değerlendirmelerde bulunulması nedeniyle yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, suça konu dairenin tapu kayıtları getirtilip taşınmazın sanıklarca hangi tarihte satın alındığının belirlenmesi, binaya dair yapı ruhsatı ile iskan belgesinin temin edilmesi, tasdikli projesinin ilgili belediyeden getirtilmesi, taşınmazın bulunduğu yere dair suç tarihi ve öncesini kapsar bir şekilde yıllara göre güncellenmiş hava fotoğraflarının belediye veya diğer ilgili kuruluşlardan temin edilmesi, çatı katındaki imalatların yapım tarihine dair kolluk araştırması yapılması, bina sakinleri ile komşuları kamu tanığı olarak dinlenerek çatı katındaki imalatın yapım tarihi ile kim veya kimler tarafından yapıldığı konusunda görgülerinin sorulmasından sonra yapı hakkında eskime, yıpranma, kabarma, dökülme ve korozyon durumları gibi yıpranma oranını içeren teknik verilere göre bilirkişiden ek rapor alınarak, suça konu imalat ile binanın yapım tarihlerinin kesin olarak tespit ettirilmesi, bu incelemeler neticesinde çatı katındaki imalatların bina niteliğinde olduğunun ve sanıklar tarafından yapıldığının anlaşılması halindeyse, hükümden sonra 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7143 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun belirlenmesi…” T.C Yargıtay 18.Ceza Dairesi Esas: 2019/ 2038 Karar: 2020 / 4658 Karar Tarihi: 19.02.2020.

Yukarıda emsal Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere suçun vasıf ve mahiyeti, oluşup oluşmadığı huşularında teknik ve uzman bilirkişi raporuna göre yapılacak etkin soruşturma sonucunda soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı Ceza yargılaması Kanunu’nun 170 ve devamı maddelerine göre “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler”

Davasız yargılama olmaz ilkesinin bir anlam ifade edebilmesi için, suç isnadının iddianamede açıkça ve etraflıca açıklanması ve mahkemenin de iddianamedeki fiil ve fail ile bağlı olması gerekir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil veya fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmelidir. “Bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir.”

İddianamenin görevli ve yetkili mahkeme tarafından kabulü halinde eylemi işleyen fail hakkında ceza yargılamasının kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma aşamasında mahkemece sanığın ifadesi (savunması) alınarak delillerin değerlendirilmesi neticesinde mahkûmiyet, beraat ve şartların varlığı halinde düşme kararı verilir. Kovuşturma evresinde “düşme”, ceza hükmünün kesinleşmesinden sonra ise ek kararla “cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması” kararı verilmelidir.

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. (CMK172)

İmar Kirliliğini Düzenleyen TCK’nun 184 maddesinin birinci ve ikinci fıkralar yönünden ruhsatsız ya da ruhsata aykırı binaların imar planına ya da ruhsata uygun hale getirilmesi ile kamu davası açılamaz, açılmış bulunan dava düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

Keza yine Mahkeme tarafından yapılan yargılamada, 3194 sayılı İmar Kanunu’na 7143 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile eklenen geçici 16. Maddesine göre geçerli ve yasal koşulları sağlayan bir yapı kayıt belgesi alındığına kanaat edilmesi halinde, Soruşturma aşamasında ise savcılıkça “kovuşturmaya yer olmadığına” kovuşturma(yargılama ) aşamasında ise TCK’nın 184. maddesi gereğince açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilebilecektir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2018 tarihli, 2018/1552 E. ve 2018/2981 K. sayılı kararında; “…imara aykırı ve kaçak yapılar için yapı kayıt belgesi alınarak yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olmak üzere geçici de olsa yasal hale getirilmesi imkanı getirildiğinden maddedeki süre içinde başvurulup gerekli işlemler tamamlanarak yapı kayıt belgesi alınmak suretiyle yapının yasal hale getirilip getirilmediği saptanmak suretiyle…” denilerek, yapı kayıt belgesi alınan taşınmazların hukuka uygun hale geleceği ifade edilmiştir.

Av. Umut Güneş

Kurucu Avukat

Dipnotlar:

  • Serdar Talas – Ar. Gör. Sertaç Işıka/Çevrenin Korunması Bağlamında İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu
  • Osman YA$AR, Hasan Tahsin GÖKCAN, Mustafa ARTUÇ, Yorumlu – Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt IV, Ankara, 2010, s.5069; Meran, a.g.e., s. 7
  • Yargıtay 15.HD, 09.12.1997 tarih ve 1997/4557 E.,1997/5306 K. sayılı kararı.
  • Yargıtay 15.HD, 03.12.2001 tarih ve 2001/3718 E., 2001/5575 K. sayılı kararı.
  • Serdar Talas – Ar. Gör. Sertaç Işıka/Çevrenin Korunması Bağlamında İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu ,sayfa 14.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2018 Tarihli 2015/71 Esas ve 2018/540 karar sayılı ilamı
  • CD., E. 2008/7912, K. 2010/1544, T. 8.2.2010 (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası)
  • CD, E. 2010/9713, K. 2012/7321, T. 28.3.2012 ile onanan Yerel Mahkeme Hükmü. (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası)
  • 2008/2606, K. 2009/17255 ve 27.10.2009. (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası)
  • CD., E. 2008/19284, K. 2010/20575, T. 13.12.2010. (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası)
  • CD, E. 2009/8715, K. 2011/6187, T. 4.5.2011 (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası)
  • CD., E. 2010/4000, K. 2010/3780, T. 10.3.2010; Aynı yönde 4. CD., E. 2009/28162, K. 2010/695, T. 26.1.2010; 4. CD., E. 2009/14976, K. 2009/11762, T. 10.6.2009; 4. CD., E. 2009/11611, K. 2009/9307, T. 13.5.2009. (Kazancı !çtihat Bilgi Bankası

UYARI VE BİLGİLENDİRME

  • Web sitemizdeki bilgi ve açıklamalar yalnızca bilgilendirme amaçlı olup hukuki öneri, yönlendirme veya danışmanlık hizmeti olarak kabul edilemez.
  • Hukuk Büromuz ile üçüncü kişiler arasında hiçbir şekilde avukat müvekkil ilişkisi yaratmamaktadır. Tarafınızla avukatlık hizmet sözleşmesi imzalanmadığı veya tarafımızca yazılı biçimde vekalet ilişkisi teyit edilmediği müddetçe Avukatlık Kanunu’ndan doğan hak ve sorumluluklar doğmayacaktır.
  • Her türlü soru ve bilgi talepleriniz için hukuk büromuza ait iletişim kanallarından, sosyal medya hesaplarımızdan veya info@gunesgunes.com e-posta adresinden bizimle temasa geçerek bilgi alabilirsiniz.
  • Bu yazı ve makale içeriği konuya göre genel bilgiler içermektedir. Oysa ki, her ceza davasında sonucu etkileyen objektif veya sübjektif konular olabileceği gibi, her eylemin ve olayın barındırdığı özellikler de farklılıklar gösterebilir. Bütün bu hususlarda yargılamayı ve yargılama neticesinde mahkemenin vereceği kararı doğrudan etkileyebilecek, sonuç duruma göre farklılık gösterebilecektir. Dolayısıyla, cezai bir soruşturma veya kovuşturma dosyasına veya davasına maruz kalmanız durumunda hukuki savunma haklarınızın tam manasıyla gerçekleşmesi (tecelli etmesi) ve herhangi bir hak mahrumiyetine maruz kalmamak için konusunda uzman ve deneyime sahip bir ceza (savunma) avukatından veya ceza davalarında deneyimli bir hukuk bürosundan hukuki destek almanız son derece önemlidir. Gerek mağdur gerekse şüpheli açısından ceza yargılaması sürecinde bir konusunda uzman ve deneyime sahip bir ceza avukatı tarafından temsil edilmek önem taşır. Suç tipinin doğru belirlenmesi ve savunulması, alınacak cezayı ve yaptırımları büyük ölçüde etkileyeceğinden ayrıca gerek usul haklarının doru ve adil kullanımı gerekse de herhangi bir hak mahrumiyetinin gerçekleşmemesi açısından alanında uzman bir ceza (savunma) avukatı ile temsil edilmek size fayda sağlayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bize mesaj gönderin!
Whatsapp
Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?