İLETİŞİMİN DİNLENMESİ ÜZERİNE…

İletişimin dinlenmesinde kamu yararı mı bireyin özgürlüğü mü ön plandadır? Bu iki önemli unsurun dengesi nasıl kurulmalıdır? Hukuksal bir bakış açısı ile sosyolojik bir analiz yapmak istedik. İyi okumalar dileriz.

Şimdi bu noktada iki açıdan düşünmekte fayda var. Bu durumun iki ayağı var çünkü; biri güvenliğini düşünen ve bu nedenle her türlü önlemi meşru gören devlet ayağı ile kişisel özgürlüğünü korunması amacıyla devrettiği devlet tarafından belki de çağın en özel ve öznel faaliyeti esnasında özgürlüğüne ket vurulacak bir tavır gören birey ayağı.

İşte bu halde esas olan şey ne kadar dinleniyoruz ya da ne zaman dinleniyoruz değil neden dinleniyoruz sorgusu olmalı birey adına. Nihayetinde devlet kurumsal kimliğine ve kamuya dair bir suçu en başından önlemek adına çağın nimetlerinden tabii ki faydalanacaktır. Ancak neden dinlenildiğini bilememektir birey ayağını sıkıntıya sokan kanımca. Kişisel bir sohbetten çıkartılabilecek her türlü sonuç olabilir çünkü. Misal kız arkadaşı profesör düzeyinde bir akademisyen tarafından dersten bırakılan geleceği parlak bir genç birazda kızcağızın moralini düzeltmek adına “Nerede bir profesör varsa keseceksin.” Gibi bir beylik lafı savurur ve bu dinlemeye takılırsa ne yapmalıdır? Bu adam yarın bir sıkıntıdan dolayı mahkemeyle muhatap kaldığında cımbızla çekilen bu sözünü nasıl açıklayabilecektir yada bizler artık her sözümüzü cımbızla çekilme ürküntüsüne kurban mı edeceğiz.

İşte temel sıkıntı devletin bizi neden dinlediğini netleştirmesidir. Yoksa gündelik hayatın tamamında yaptığımız görüşmelerin hepsi kayıt altına alınır ve olası bir suçlama anında ifadeler gerekli görüldüğü gibi seçilirse üstümüze gelen suçlamalara hem de devlet tarafından bu şekilde hukuki olarak elde edilen bant kayıtları ya da bilgiler “belirti delil” (Augenscheinbeweis) olarak kabul edilirken ve bu nedenle keşfin konusunu oluşturabiliyorken karşı koymamız neredeyse imkansızlaşır. Keşif neticesinde bantların “gerçek” konuşmaları yansıttığı ve üzerinde oynama olmadığı, sahtecilik yapılmadığı tespit edildiğinde, bunlar duruşmada delil olarak kabul edilebiliyor. Bu konuşma ya da kayıtların delil olması için “başka maddi bulgularla” desteklenmesine ihtiyaç yok, üstelik elde edilen bu deliller, suçun unsurlarının oluştuğu şeklinde bir kanaat oluşturması halinde, tek başına hâkim tarafından hükme esas dahi alınabiliyor. Şimdi elimizdeki bu cüzi hukuki argüman bile aslında nasıl zor bir durumla karşı karşıya olduğumuzun açık kanıtı oluyor dinleme sonucunda. Biraz sosyal açıdan değerlendirme yaptığımızda Türk toplumu olarak bizler pek de hislerini saklayabilen varlıklar değiliz.

Sadece bir devlet dairesi çıkışında bile düzene alabildiğine verip veriştirebilecek potansiyelimiz var. Hem de bu konuda artık herkese birkaç saniyede ulaşabileceğimiz bir teknoloji de yanı başımızda hatta belki cebimizde iken. Misal askerlik yoklaması için geceden sıraya giren bir genç, işi bir sonraki akşam bittiği vakit şube dışına çıktığında eline geçirebildiği cep telefonundan ilk olarak merakla sonuç bekleyen ebeveynlerine telefon açtığında ifade edilecek unsurları düşünüyorum da zannımca o gencin şahsında her türlü hakaret suçuna hem de devletin resmi kurumlarına hakaret içeren unsurlara delalet edebilecek ifadeler rahatlıkla ileri sürülebilecektir. İşin içine bir de ebeveynleri kattığımız vakit ailecek F Tipi cezaevinde en azından 18 yıl tatile çıkılabilir mesela. Tabi bu işin latifesi sözün özü bireyin gündelik konuşmaları içinden çekilip çıkarılacak ifadelerle bireye karşı suç isnatlarında bulunulması zaten hukuk devleti denilen olguyu temelinden de sarsacaktır. İşte bu anlamda şahsi kanaatim bireyin dinlenme nedenseli konusunda bir sıkıntısı olabilmesidir hele ki Türk toplumu gibi temsil ettiği makam her ne olursa olsun sözünü esirgemeden diyaloga girebilen bir toplumun üyesi ise bahsi geçen birey…

Devlet açısından duruma bakıldığında aslında argümanlar hem net ve kısa hem de bir anlamda dogmatiktir. Çünkü devlet bir suçu daha işlenmeden çözebilecek bir teknolojiden her anlamda faydalanmak isteyecektir. Hem bu anlamda bahsi geçen dinlemeler yukarda bahsettiğimiz kadar masum sohbetlerin tadında da olamayacaktır belki de. İşte burada devlet ayağı durumu keyfiyete dökmeden gerek görüldüğü anda bu teknolojiyi kullanabilme sabrını gösterebilmelidir. Durum ülkemiz adına düşünüldüğünde her yeni uygulamada yaşanılan temel sıkıntı olan yöntem ve üslup sıkıntısını bu konuda da yaşadığımız ve yaşayacağımız muhakkak ama çözümü basit bir konu olabilir bu karşılıklı saygı çerçevesinde bakıldığında. Nihayetinde kamu yararı olgusu bireysel özgürlüklerin önünde olmalıdır ki özgürlüklerimizi korumakla mükellef ettiğimiz devletimiz yeri geldiğinde bizlerinde hakkını savunabilsin.

Av. Ahmet Buğra ÇELİK

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu

Uluslararası Avukat | Uluslararası Hukuk Bürosu | Antalya Arabulucu | Kemer Hukuk Bürosu | Antalya Hukuk Bürosu | Kemer Avukat | Antalya Avukat | Hukuk Bürosu | Avukat, Avukatlık

Aile Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku ve AİHM’ne Başvuru, Bankacılık ve Finans Hukuku, Birleşme ve Devralmalar, Ceza Hukuku, Deniz Ticareti ve Taşıma Hukuku, Doğrudan Yabancı Yatırımlar, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku, Gayrimenkul ve İnşaat Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, İdare Hukuku, İş Hukuku ve, Sendikalar Hukuku, Medeni Hukuk ve Miras Hukuku, Ortak Yatırım Girişimleri (Joint Venture), Otel Kira, Yönetim ve Finansman Sözleşmeleri, Rekabet Hukuku, Sağlık Hukuku, Sigorta ve Reasürans Hukuku, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Sözleşmeler Hukuku, Şirket Borçlarının Yeniden Yapılandırılması, Şirketler Hukuku, Tahkim, Ticaret Hukuku, Uluslararası Ticaret ve Gümrük Hukuku, Vergi Hukuku, Yabancılar Hukuku, Nafaka, Boşanma