ALDATILAN EŞ 3. KİŞİDEN MANEVİ TAZMİNAT İSTEYEMEYECEK

Aldatılan Eşin, Diğer Eşin Sevgilisinden Tazminat İsteyemeyeceğine Dair İçtihadı Birleştirme Kararı Yayınlandı.

Uzun zamandır Hukuk gündeminden düşmeyen, aldatılan eşin diğer eş ile birlikte olan kişiden tazminat isteyip isteyemeyeceğine ilişkin belirsizlik 08.12.2018 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile ortadan kaldırıldı. Karara göre aldatılan eş, kendisini aldatan eşin birlikte olduğu kişiden, sadece bu birlikteliğe dayanarak herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacak.

Yargıtay Hukuk Daireleri arasında çelişkili kararlar verilmesine sebep olan bu konu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı ve 06.07.2018 tarihli kararı ile çözüme kavuştu. 08.12.2018 tarihinde yayınlanan kararı gelin birlikte inceleyelim.

Boşanma davalarının en önemli sebeplerinden biri olan sadakatsizlik, özellikle zina ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında görülür. Zinanın ispatının zorluğu, boşanma davası açacak tarafı “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” ya da halk içerisinde bilinen adıyla “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle boşanma davası açmaya yönlendirmektedir.

Sadakat, Türk Medeni Kanunu’nun 185. Maddesinde kendine yer bulan ve Kanun tarafından eşlere yüklenen bir yükümlülüktür. İlgili maddeye göre “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Bu yükümlülüğe uyulmaması, boşanma davasına ve bu davaya bağlı olarak maddi ve manevi tazminata sebep olabilir. Aldatan eşten tazminat alınabileceği konusu açık olmakla birlikte, aldatan eşin birlikte olduğu kişiye karşı tazminat davası açılıp açılamayacağına karşı bugüne kadar Yargıtay’ın dahi çelişkili kararları mevcuttu.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu ise, yukarıda bahsettiğimiz karar ile aldatılan eşin, aldatan eşin birlikte olduğu kişiye karşı tazminat talep edemeyeceğine karar vermiştir. Kurul’a göre Kanun tarafından eşlere yüklenen sadakat yükümlülüğü, yalnızca eşleri ilgilendirmektedir. “Başka bir anlatımla, evlilik birliğinin tarafı olmayan ve dolayısıyla sadakat yükümlülüğü bulunmayan üçüncü kişinin eşler arasındaki evlilik sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklere uyma zorunluluğu bulunmamaktadır.”

Kurul, daha önce tazminata hükmedilen kararlarda üçüncü kişinin haksız fiilden sorumlu tutulduğunu, ancak, “765 sayılı TCK’dan zina suçunun çıkarılması ve 5237 sayılı TCK’da suç olarak düzenlenmemesinin yanı sıra Medeni Hukuk alanında da evli bir kişiyle birlikte olmayı yasaklayan bir hukuk kuralına rastlanmaması karşısında, üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı bu nedenle sorumlu olduğunu düzenleyen herhangi bir norm bulunmamaktadır.” diyerek, üçüncü kişinin sorumluluğuna ilişkin herhangi bir hükmün hukukumuzda mevcut olmadığını dile getirmiştir.

Öte yandan, üçüncü kişinin, aldatan eşle birlikte olarak aynı zamanda aldatılan eşin kişilik haklarına aykırı hareket ettiği hallerde ise manevi tazminat söz konusu olabilecektir. Ancak Kurul, bu hususun da sınırlarını çizmiştir. “Evli kişiyle birlikte olan üçüncü kişinin sırf diğer eşe zarar verme kastıyla hareket ettiğinden bahsedilemediği takdirde, artık üçüncü kişinin bu fiili TBK 49/2’ye göre tazminatı gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla evli olduğunu bildikleri bir kişiyle ilişkiye giren tüm üçüncü kişilerin aldatan eşe zarar vermeyi bilerek ve isteyerek hareket ettiklerine dair bir ön kabul yerinde değildir.” Kurul’un belirttiği bu duruma göre, aldatılan eşin, aldatma fiili nedeniyle üçüncü kişiden manevi tazminat istemesinin tek yolunun üçüncü kişinin aldatılan eşe zarar verme kastının bulunmasıdır ki bu kastı her olay için ayrı ayrı değerlendirmek gerekecektir.

Kurul, aldatmadan bağımsız olarak bir kişilik hakkı ihlali söz konusu olduğunda ise kişilik hakkı ihlale uğrayan kişinin tazminat talep edebileceğinin de şu şekilde altını çizmiştir: “Hemen belirtilmelidir ki, üçüncü kişinin katıldığı aldatma eylemi ile bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farklı olarak, bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali durumunda, eş söyleyişle üçüncü kişinin doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunması durumunda manevi tazminat sorumluluğunun doğacağında tereddüt bulunmamaktadır.”

Görüldüğü üzere, aldatılan eş sadece aldatma nedeniyle üçüncü kişiden manevi tazminat talep edemeyecek, ancak üçüncü kişi aldatılan eşe zarar verme kastıyla aldatma eylemine ortak olmuşsa ve bu husus kanıtlanabilirse, o zaman kişilik haklarına saldırı söz konusu olacağı için bu nedenle manevi tazminat talep edilebilecektir. Aldatma fiilinden ayrı olarak üçüncü kişi, aldatılan eşin herhangi bir sebeple kişilik haklarına aykırı bir davranışta bulunduysa bu sefer de manevi tazminat talebi gündeme gelebilecektir.

Karar: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 2017/5 Esas, 2018/7 Karar sayılı ve 06.07.2018 tarihli kararı

Beste AYDOS / Avukat-Editör / Güneş & Güneş Law Firm