Ticari Amaçla Kiralanan İşyerlerinin COVID-19 Salgını Sürecindeki Durumu

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020 tarihi ile pandemi ilan edilmiştir. Hayatın her alanında etkisini gösteren koronavirüs salgını ticari hayatı da etkilemektedir. İş faaliyetlerini gerektiği gibi yerine getiremeyen işyeri sahipleri, kazanç sağlayamamakta ve işyerlerinin kiralarını ödemekte güçlük çekmektedirler. Kiraların ödenmesi konusunda koronavirüsün mücbir sebep kabul edilip edilmeyeceği ise merak edilen konular arasındadır.

Kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 299.maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre kira sözleşmesi, “kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği” sözleşmedir. Kira sözleşmesinin yapılması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Sözleşmenin emredici hükümler, kamu düzeni ve genel ahlak kurallarına aykırı olmaması şartıyla tarafların irade serbestisi vardır. Mücbir sebep, borçlunun borcu ifa edememesine sebep olabilen öngörülemez ve karşı konulamaz olaylardır. Kira sözleşmesine ilişkin olarak mücbir sebep halleri ve mücbir sebep hallerinin kira sözleşmesine etkileri kiralan taşınmazın işyeri veya konut olmasına göre değişiklik göstermektedir. Bu makalede ticari amaçla kiralanan taşınmazlara ilişkin olarak akdedilen kira sözleşmeleri ele alınacaktır.

Borçlar kanununda mücbir sebebin ne olduğunun tanımı açıkça yapılmamıştır. Mücbir sebep ile ilgili sorunların ortaya çıkmasındaki sebeplerden birisi de budur. Ancak, örneğin, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu gibi bazı özel kanunlarda mücbir halleri örneklenmişdir. 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 10. maddesinde mücbir sebep hallerine örnek olarak doğal afetler, kanuni grev, genel salgın hastalık, kısmî veya genel seferberlik ilânı sayılmıştır. Mücbir sebep, borçlunun borcu ifa edememesine sebep olabilen borçlunun iradesi dışında gelişen, öngörülemez ve karşı konulmaz olağanüstü olaylardır. Mücbir sebep halleri genel kabule göre ölüm, hastalık, iflas, tutukluluk gibi hallerdir. Bazen bu haller daha geniş incelenerek yangın, deprem, sel, savaş, salgın hastalık gibi haller de mücbir sebep olarak değerlendirilmektedir. Bazı ticari kira sözleşmelerinde mücbir hal yer almaktadır. Dolayısıyla çeşitli fesih halleri de sözleşmede öngörülmektedir ya da ifa imkansızlığı halinde zararlara hangi tarafın katlanacağı öngörülebilmektedir. İrade serbestisi gereğince mücbir sebep sözleşmede düzenlenmiş ise taraflar bu mücbir sebep hallerinden yararlanabilirler. Fakat, mücbir sebep halleri veya virüsün etkileri bakımında mücbir sebep hali sözleşmede düzenlenmemiş ise Borçlar Kanunundaki Genel Hükümlere bakmak gerekecektir. Değindiğimiz gibi Borçlar Kanununda mücbir sebepin tanımı yapılmamıştır. Ancak içtihatlar bu konuda genel çerçeveyi çizmektedir. Yargıtay kararlarından hareketle mücbir sebep olarak kabul edilebilecek durumun sahip olması gereken özellikler hakkında bir çıkarım yapılabilir. Bu durumda mücbir sebep kabul edilecek olay; 1. Sözleşmenin imzalandığı tarihte öngörülemez olmalı 2. Sözleşme imzalandıktan sonra ortaya çıkmalı 3. Sözleşmede kararlaştırılan edimin ifasını imkansız hale getirmeli 4. Taraflarca gerekli özen gösterilse dahi önlenemeyecek ve kontrol edilemeyecek olmalıdır.

Koronavirüs’ün Etkileri Azaltmak Amacıyla Yürürlüğe Giren 7226 sayılı Kanun

İşyerlerinin kiralarıyla ilgili olarak içinde bulunduğumuz bu salgın sürecinde bir takım güncel düzenlenmeler getirilmiştir. Öncelikle 26 Mart 2020 tarihli ve 31080 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı“Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”u ele almak faydalı olacaktır. 7226 sayılı kanunun geçici 2. maddesine göre, “1 Mart 2020 tarihinden 30 Haziran 2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenmemesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.” Dolayısıyla 2020 yılının mart ile haziran ayları arasında, kiraya verenlerin iş yeri kira sözleşmesini feshedemeyecekleri ve kiracıyı tahliye edemeyecekleri açıktır. Kiraya veren bu süreç içerisinde kiracıların kira borçlarını ödememelerinden sebeple kiracıları tahliye edemeyecek ve kira sözleşmesini feshedemeyecektir. Bu bakımdan kiraya verenin TBK 315 “Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. “ hükmüne dayanarak kiracının temerrüde düştüğünden bahisle kiracıyı tahliye etmesi veya TBK 352 “Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.” hükmüne dayanarak kira sözleşmesini sona erdirmesi mümkün olmayacaktır. Aynı şekilde kiraya veren bu süreç içerisinde TBK’nın 331. maddesine dayanarak olağanüstü fesih yoluna da gidemeyecektir.

Ancak bu noktada belirtmek gerekir ki bu kanun kapsamında bu süreçte sadece kiralanan taşınmazın tahliyesi ve ve kira sözleşmesinin feshi engellenmiştir. Kiracının kira borcu devam etmektedir. Bu süreçte sadece kiracı borcunu ödemediği için temerrüde düşmez. Benzer şekilde bu süreçte hakkında icra takibi de başlatılamaz. Zaten, 2279 sayılı 22 Mart 2020 tarihli İcra ve İflas Takiplerinin Durdurulması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararı’na göre de icra takipleri 01 Mayıs 2020 tarihinden itibaren başlatılabilecektir. Bu durumda sürenin bittiği 30 Nisan 2020 tarihi itibariyle TBK 315 gereğince kiracıya yapılacak olan ihtarla konut ve çatılı işyeri kiralarında en az 30 (otuz) gün, diğer kiralarda 10 (on) gün süre ile izleyen günden itibaren ödeme emrine bağlı olarak icra takibi yapılanabilecektir. Bu durumda kiracı en geç kendisine bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren sürenin sonuna kadar borcunu ödeyebilecektir. Ancak bu halde dahi bu sürelerde ödenmeyen kira alacaklarından dolayı kiraya veren sözleşmeyi feshedemeyip, kiralanan taşınmazı da tahliye edemeyecektir.

1 Temmuz 2020 tarihine kadar kira sözleşmesinin feshi ve kiracının tahliye edilmesi mümkün değildir. Ancak, koronavirüs salgını sebebiyle alınan tedbirler dolayısı ile işyeri faaliyetleri aksayan ve işyeri kirasını ödeyemeyecek duruma gelen kiracılar ve işyeri kira alacağını tahsil edemeyen kiraya verenler için bundan sonraki süreç için çeşitli çözümler mevcuttur. Bu çözümler incelenirken her somut olay koşulları göz önüne alınarak hakim tarafından karar verilecektir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından koronavirüs 31 Ocak 2020 tarihinde “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan edilmiş, 28 Şubat 2020 tarihi itibariyle risk seviyesi yüksekten çok yükseğe çekilmiş, 11 Mart 2020 tarihi ile ise pandemi ilan edilmiştir. Türkiye’de ulusal düzeyde pek çok düzenleme ve kısıtlama getirilmiş, örneğin yargılamada süreler durdurulmuştur. Henüz koronavirüs salgınının kira sözleşmesine etkileri ile ilgili bir Yargıtay kararı bulunmamakla beraber pandemi ilan edilen bir salgının mücbir sebep oluşturacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak yine de somut olayın değerlendirilmesi gerekmektedir.

TBK’nın 331. maddesinde düzenlenen “Olağanüstü Fesih” Hali:

“Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle

getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.

Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.”

Kira ilişkisinin devamının çekilmez bir hale gelmesi gerekçesiyle kiracı ve kiraya verenin kira sözleşmesini her zaman, yasal fesih bildirim sürelerine uyarak feshedebilme imkanı vardır. Ancak salgın halinin önemli sebep oluşturup oluşturmayacağı her somut olaya göre hakim tarafından tespit edilecektir. Salgın sebebiyle kira ilişkisinin çekilmez hale gelmesi bu noktada önemli olacaktır yani nedensellik bağı aranacaktır. Bu noktada hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Önemli fesih hallerinde yasal sürelere uyulması gerekmektedir dolayısıyla kiracının yapmış olduğu fesih 3 ay sonra etkisini doğuracak ve eğer hakim somut olayın koşullarına göre gerekli görürse kiraya verenin zararlarının karşılanmasına ilişkin bir tazminata hükmedebilecektir.

TBK’nın 138.maddesinde düzenlenen “Aşırı İfa Güçlüğü” Hali:

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen

olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

Sözleşmenin başında öngörülmeyen koronavirüs salgını ve salgın gerekçesiyle işyeri faaliyetlerinin aksaması gibi sebeplerle kiracının kira borcunu ödemesi iyi niyet kurallarınca kiracıdan beklenemeyecek bir hal alırsa kiracının, kira sözleşmesinin uyarlanmasını talep etme veya sözleşmenin feshini talep etme hakkı vardır. Bu durumda borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması gerekmektedir. Hakim tarafından her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirme yapılacaktır. Henüz koronavirüsün sonuçlarına ilişkin bir emsal karar mevcut olmamakla birlikte mücbir sebepe dair önce tarihli verilen kararlara bakılarak hangi hallerde salgın sebebiyle kira sözleşmesinin değişen şartlara uyarlanmasının mümkün olduğu ile ilgili genel bir çerçeve çizilebilir. Buna göre;

1) Sözleşmenin yapıldığı sırada tarihte öngörülemez olağanüstü bir durumun sözleşmenin yapılmasından sonra ortaya çıkması

2) Bu sebeple sözleşmede öngörülen edimin ifasının imkansız hale gelmesi

3) Bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması

Hakim her somut olayı ayrı ayrı inceleyerek bir karar verecektir. Bu durumda kiracının sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını talep etme, uyarlanamıyorsa sözleşmenin feshedilmesini talep etmesi mümkün olabilecektir.

Kiralananın Kullanımına ve Borcun İfasına Başlanmamış Olması:

Eğer kiralananın kullanımına henüz başlanmamış ise TBK 137 ve TBK 27 nin uygulanması söz konusu olabilir. Örneğin turizm bölgesinde turizm faaliyetlerine yönelik, 3 aylık kiralanan bir taşınmaz için henüz edimlerin ifasına başlanmamış ise koronavirüsden dolayı turizm faaliyetlerinin ciddi oranda aksayacağı dolayısıyla turizm faaliyetleri ile gelir elde edip kira bedelinin ödenmesinin mümkün olmayacağı söylenebilir. Kiracıdan bu sözleşmeye devam etmesini beklemek hakkaniyete uygun düşmeyecektir. Dahası kiraya verenin de kiralananı turizm faaliyetleri dışında başka faaliyetlerle gelir elde eden bir kiracıya kiraya vererek gelir elde etmesi mümkün olabilir bu durumda kiracıdan da salgından kaynaklanan bu durumun sonuçlarını katlanmasını beklemek haksızlık olacaktır dolayısıyla;

TBK 137;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.”

Geçici imkansızlık Türk Hukukunda tanımlanmamıştır. Ancak öğretide kıyas yolu ile kısmi imkansızlık geçici imkansızlık olarak yorumlanmaktadır. Bu geçici imkansızlığın, salgının ne kadar süreceği önceden öngörülemediğinden dolayı belirsiz süreli olduğu dikkate alındığında geçici imkansızlığın sürekli imkansızlığa dönüşeceği ifade edilmektedir. Kiralananın kullanılmasına ve borçların ifasına henüz başlanmamış ise koronavirüs salgını sebebiyle işyeri faaliyetlerinin ciddi oranda aksaması sebebiyle kiracının borcu ifa etmesi kısmen yani geçici olarak imkansızlaşacak ise ve kiracı koronavirüs salgınını ve işyeri faaliyetlerinin ciddi oranda sekteye uğrayacağını önceden bilebilseydi böyle bir sözleşmeyi yapmayacak idiyse kira sözleşmesi ve dolayısıyla borç sona erer. Bu durumda TBK 138 ve TBK 331 in aksine mahkemeye ve hakime başvurulması gerekmeksizin borç sona erer.

TBK 27;

“Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.

Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.”

Kiralananın kullanılmasına ve borcun ifasına henüz başlanmamış ise kiralananın özgülendiği amaca uygun olarak kullanılması koronavirüs salgını sebebiyle mümkün değilse ve kiralananın kullanılması durumunda kiracının iş yeri faaliyetlerine devam ederek gelir elde etmesi mümkün olmayacak ise meydana gelen geçici imkansızlık kira sözleşmesinin yapılması amacını konusuz bırakabilir. TBK 27 gereğince bu durumda geçici hükümsüzlük artık sözleşmenin tüm sonuçları bakımından hükümsüz hale gelmeye sebep olacaktır. Dolayısıyla kira sözleşmesi sona erecektir. Bu durumda TBK 138 ve TBK 331 in aksine mahkemeye ve hakime başvurulması gerekmeksizin borç sona erecektir.

Genelgeler İle Kapatılan İşyerlerinin Durumu

Bu noktada işleri karmaşıklaştıran ve değerlendirilmesi zaruri olan bir diğer husus ise İçişleri Bakanlığının genelgeleri ile faaliyetleri durdurulan işyerleridir. İçişleri Bakanlığı’nın koronavirüs salgınından korunulması amacıyla aldığı tedbir nitelikli genelgelerle pek çok işyerinin faaliyetleri de geçici olarak durdurulmuştur. Kapatılan işyerleri arasında “gece kulüpleri, bar, pavyon, diskotek, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezleri” vardır. Böylelikle ülke çapında kapatılan işyerlerinin sayısı yaklaşık 200.000’e ulaşmıştır. Bu genelgelerin kiralanan taşınmazlarla ilgili ortaya çıkarabileceği sorunlarla ilgili olarak;

TBK 301 hükmü ile TBK 136 hükmünün beraber değerlenmesi mümkün olabilir;

TBK 301;

“Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür.”

TBK 136;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.”

Genelgeler ile faaliyetleri durdurulan işyerleri eğer kiralanan taşınmazı hangi amaçla kullanacaklarını sözleşmede önceden öngörmüş ve özgülemiş iseler kiraya verenin kiralananı kiracının kullanımına uygun bir şekilde bulundurma yükümlülüğünün imkansızlaştığı dolayısıyla kiracının kira ödemek borcundan kurtulduğuna TBK 301 ve TBK 136 gereğince dayanabilirler hatta kiracı tarafından bu süreç için ödenmiş bir edim söz konusu ise bu edimlerin sebepsiz zengileşme hükümlerince geri verileceği de iddia edilebilir.

Her ne kadar buradaki ifa imkansızlığı geçici ve kısmi nitelikte olsa da içinde bulunduğumuz koşullarda pandeminin etkilerinin ne kadar süreceği ve bu genelgeler ile belirlenen sürelerin uzatılıp uzaltılmayacağı belli olmadığı için buradaki imkansızlığın belirsiz süreli olduğu söylenebilir. Dolayısıyla imkansızlığın geçici değil sürekli olduğu söylenebilecektir. Emsal yargıtay kararları da bu yöndedir dolayısıyla böyle bir halin varlığı halinde kısmi ifa imkansızlığının düzenlediği TBK 137 hükmüne dayanmak yerine TBK 136’ daki ifa imkansızlığına dayanmak yerinde olacaktır. Ayrıca,

TBK 138 ve TBK 331 in aksine mahkemeye ve hakime başvurulması gerekmeksizin borç sona erecektir.

Bu durumda faaliyetleri genelge yasaklanmayan bir işyeri ile yasaklanan bir işyerinin aynı değerlendirilemeyeceği açıktır. Dolayısyla kiracının bu maddeden faydalanabilmesi için kiralananın genelge ile faaliyeti yasaklanan bir işyeri olması gerekmektedir. Bu da yeterli olmayıp sözleşmede faaliyeti durdurulan işyerinin kiracısının kiralananı faaliyetin durdurulmasına sebep olan işyeri faaliyeti ile özgülenmiş olarak kiralamış olması gerekmektedir.

TBK 138 “Aşırı İfa Güçlüğü” Hali:

Genelgeler ile kapatılan işyerleri TBK 138 hükmünden faydalanabilir. Dolayısıyla TBK 138 gereğince kiracı sözleşmenin kurulduğu sırada varolan koşulların koronavirüs salgını sebebiyle öngörülemez bir şekilde değiştiğini, işyeri faaliyetlerinin genelge ile durdurulduğunu bu sebeple dengenin kendi aleyhine değiştiğini dolayısıyla kira borcunu ödemesinin mevcut koşullarda kendisinden beklenemeyeceğinden bahisle sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını, sözleşmenin uyarlanmasının mümkün değil ise sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Burada kiracının işyeri faaliyetlerinin durdurulduğu göz önüne alındığında bu durum hakim tarafından mücbir sebep olarak değerlendirileceği söylenebilir.

TBK 331 “Olağanüstü Fesih” Hali:

Kiracıların veya kiraya verenin faydalanabileceği bir diğer düzenleme ise TBK 331’ dir. Taraflardan her biri kira ilişkisinin koronavirüs salgını ve işyeri faaliyetlerinin genelge ile kısıtlanması sebebiyle kendileri için imkansız hale geldiğinden bahisle sözleşmeyi feshedebilirler. Taraflar yasal fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Ancak belirtmemiz gerekir ki TBK 331’e dayanarak kira sözleşmesinin feshedilebilmesi ancak 1.7.2020 tarihinden itibaren mümkün olacaktır. Burada da değerlendirmeyi hakim yapacaktır ancak işyeri faaliyetlerinin genelge ile durdurulduğu göz önüne alındığında bu durumun önemli sebep olarak değerlendirileceği söylenebilir.

Alışveriş Merkezleri İçinde Kiralanan İşyerlerinin Durumu

Alışveriş Merkezleri (AVM) gibi büyük satış mağazaları bireylerin bir araya geldikleri ve COVID-19 salgını kapsamında tehlike arz eden sosyal buluşma yerlerindendir. AVM’lerin kapatılması hakkında alınmış resmi bir karar henüz yoktur. Ancak çalışma saatleri ile ilgili Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcılar Derneği (AYD) tarafından bir tavsiye kararı açıklanmıştır. Bu tavsiye kararı ile AVM’lerin çalışma saatlerinin 12:00 ve 20:00 olması gerektiği tavsiye edilmiştir. Ayrıca Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği tarafında AVM’lerin kapatılması da tavsiye edilmiş ve kiracılara gerekli kolaylıkların sağlanacağı da belirtilmiştir. İlerleyen süreçte AVM’lerin kapatılması durumunda genelgelerle işyeri faaliyetleri durdurulan işyerleri için değindiğimiz bilgiler AVM’ler için de geçerli olacaktır. Ancak şu anki mevcut durumda TBK 138 ve TBK 331 in uygulanması ile ilgili belirttiklerimiz AVM’ler için de geçerlidir.

Tuba Kızılkaya / Hukukçu

Güneş & Güneş Hukuk Bürosu
Avukat | Hukuk Bürosu | Arabulucu | Danışman